
TANIKLARIN GÖZÜYLE KERKÜK KATLİAMI
Halim KAYA
İnstagram üzerinden kitabını göndereceğini söyleyerek paylaşması üzerine okumak istediğimi belirttiğim kitabını nezaket gösterip gönderen Tunahan Hazır’a her şeyden önce teşekkür ederim. Kendisinin ismini daha önce yayın camiası yazarlar arsında duymadım. Ancak yazmış olduğu kitabın konusu inandığım davanın önemli gördüğü Dış Türkler mevzusunun en başında gelen problemlerinden biri olan Kerkük Meselesi hususundaydı. Hem de belki bu mevzuda en bilgili kesim olan bizim bile hakkında çok az şey bildiğimiz Kerkük Katliamı hakkındaydı. Yazar Tunahan Hazır da kitabı gönderince “Tanıkların Gözüyle Kerkük Katliamı” kitabını okumak artık farz olmuştu.
Tunahan Hazır, Ömer Halis Demir üniversitesinde Yüksek Lisan öğrencisi olan genç bir Tarih araştırmacısıdır. Kitabın hazırlanmasında Kerkük Vakfı’nın yardımlarını görmüştür. Tunahan Hazır’ın yazmış olduğu “Tanıkların Gözüyle Kerkük Katliamı” adlı kitap 1.baskı olarak Şubat 2023 tarihinde Karina Yayınevi tarafından 238 sayfa olarak yayınlanmıştır. Kitap “Ön Söz”den sonra “Özet” ve “Giriş” bölümleriyle başlıyor. Kitabın asıl mevzu olan Kerkük katliamı ile ilgili metnini oluşturan ana kısmını yazar Birinci, İkinci, Üçüncü bölüm diye ayırmış. Birinci Bölümün başlığı “Irak’ta Türkmen Varlığı, Güvenlik Sorunu ve Kerkük Meselesi”, İkinci Bölümün başlığı “Yazılı Kaynaklarda 14 Temmuz 1959 Öncesi Gelişmeler ve Kerkük Katliamı”, Üçüncü Bölüm ise “Tanıkların Anlatımıyla 14 Temmuz 1959 Kerkük Katliamı” adlı başlıklardan oluşmaktadır. Tabi yazar tarafından her başlık alt başlıklarla desteklenmiş, konular daha da detaylanarak vurgulanmaya çalışılmıştır. Kitap “Sonuç”, “Kaynakça” ile devam edip görüşme yapılan şahitlere sorulan sorular ve şahitlerin verdiği cevaplar ile birkaç resmin verildiği “Ekler” ile sonlanmaktadır.
Yazar Tunahan Hazır bu “Tanıkların Gözüyle Kerkük Katliamı” adlı kitabını hazırlarken Türkiye’de henüz daha yeni olan “Sözlü Tarih” metodu kullanılarak olayları tanıkların ifadesiyle değerlendiren ve yazılı tarihin kaydettiklerini test edip boşluklarını sözlü tarih yoluyla anlamaya çalışan bir yol izlediğini ifade etmektedir.
14 Temmuz 1959 tarihinde Irak Komünist Partisi IKP ve Kürdistan Demokratik Partisi KDP ile genel Başkanı olan Molla Mustafa Barzani tarafından yapılan Türkmen katliamı “Türkmenlerin kendilerini güvende hissedememelerindeki en büyük etken olan Irak Hükümeti’nin Türkmenleri katliam esnasında yalnız bırakması, Irak Devleti’ne karşı bir aidiyet zaafının ortaya çıkmasına da neden olabilecek bir etkendir.” (S:13) Arap ayaklanmasını bastırmak için Barzani’den yardım alan Irak Devlet Başbakanı Abdulkerim Kasım Molla Mustafa Barzani’ye bağlı Peşmergelerin Türkmen katliamı yapmasına göz yummuşlardır. Tunahan Hazır 14 Temmuz 1959 yılında yapılan Kerkük Türkmen katliamı “Türkmenler açısından dönüm noktası olmasının yanı sıra gelecek nesillerin de bu katliam psikolojisinden etkilendikleri” (S:14) Türkmenler açısında devlete güven bakımından dönüm noktası, gençler üzerinde de psikolojik bir baskı olarak kendini güvende hissetmeme yönünden bir etkisi olduğunu ifadeye çalışmaktadır.
William R. Polk tarafından yazılan ve Nurettin Elhüseyni tarafından Türkçeye “Irak’ı Anlamak” olarak tercüme edilen kitapta Irak’ın etnik yapısıyla ilgili “Kuzeyde Kürtçe konuşan Şii ve Sünni Müslüman Kürtler, orta kesimde Arapça konuşan Sünni Müslüman Araplar, güneyde ise Arapların her iki mezhepten de topluluğu bulunmaktadır.” (S:25) şeklinde bilgi verirken bile Irak Kerkük Musul Türkmenleri yok sayılmaktadır. Araştırmacı birisi tarafından yok sayılan Türkmenlerin katliam yapanlar ve katliam yapılan ülkenin yazılı tarihi mi katliama uğradığından bahsedilecektir?
Irak gibi çatışma ortamına sahip, katliamların yapılıp halkın göçe zorlandığı ülkelerde sağlıklı bir nüfus bilgisi almak ve nüfus sayımı yapmak mümkün görülmediğini söyleyen Tunahan Hazır Irak nüfus yapısı hakkından Avrupa Parlamentosunun Şubat 2015 tarihli raporuna dayanarak “437 bin kilometrekarelik yüz ölçüme sahip Irak ülkesinde, 24 milyon Arap, 5 milyona yakın Kürt ve 3 milyon Türkmen”in (S:26) yer aldığını ifade etmektedir. Tunahan Hazır aynı raporda geçen Irak devletinin Mezhepsel yapısı hakkında da “Şii olan Arapların sayısının 15 milyon (…) Ülkenin %95’i Müslüman olup bunun yüzde 60-65’lik kısmı Şii mezhebinden vatandaşlar oluşturmaktadır.” (S:26) bilgilerini vermektedir.
Tunahan Hazır, Kerkük’te ve Musul’da daha yoğun olmak üzere Irak’ta yaşan Türklere ‘Türkmen’ denildiğini belirterek Türkmenlerin Oğuz olduğunu da ifade eder. Yani Anadolu Türklüğü ile aynı boydandırlar. Türkmenler 7.yüzyılda Irak’a gelmeye aşlamışlardır. Tunahan Hazır’ın Erşat Hürmüzlü’nün 2006 yılında yazmış olduğu ve Kerkük Vakfı tarafından yayınlanan “Irak’ta Türkmen Gerçeği” adlı kitaptan aktardığına göre Türkmenler “Özellikle Abbasiler döneminde, önemli makam ve mevkilere getirilerek iktidarda söz sahibi olmuşlar, hatta çeşitli devlet ve beylikler kurmuşlardır.” (S:27)
“Türkmenler, bulundukları coğrafyada konuşulan dilleri bildikleri halde kendi aralarında Türkçe konuşmuş ve kendilerinden olanlarla evlenmişlerdir.” (S:27) diyen Tunahan Hazır, Türkmenlerin bu yüzden dillerini ve kültürlerini koruduklarını benliklerini kaybetmediklerini ileri sürmektedir.
Tunahan Hazır, Orhan Çeltikçinin 2007 yılında yazdığı “Yaşar Kalafat’ın Eserlerinde Türk Dünyası Kültür ve Halk İnançları” adlı kitabından Türkmeneli’nin sınırlarını “Irak Türkmenlerinin coğrafyası, Talafer’den Mendeli’ye kadar uzanan bölge ve Dayele Nehri’nin eteklerinden başlayıp, Himran Dağı’ndan bugünkü Habur Sınır Kapısı’nın altındaki Efkini kasabasına kadar olan yerlerdir.”(S:28) diyerek geniş bir coğrafi sınır çizer.
T.C. başbakanlık Devlet Arşivleri genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivleri Dairesi Başkanlığı Kerkük Musul Arşivlerine göre “Kerkük bölgesinde ilk nüfus sayımı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmıştır ve 1560’lı yıllarda Kerkük, Dakuk ve Nilkaz nahiyelerinden meydana gelen Kerkük Sancağı halkının %90’nının Türklerden oluştuğu görülmektedir.” (S:30) Irakta alt etnik kimlikleri dikkate alan son sağlıklı nüfus sayımı 1957 de yapılmış ve 1958 de yayınlanmıştır. 1957 deki nüfus sayımına göre de (Türkmenlerin nüfusu 567.000 olarak gösteril”diğini (S:30) Tunahan Hazır, Scott Taylor’un 2004 tarihinde yazdığı “Among The Others” adlı Türkmenleri anlatan kitabından nakletmektedir. Prof. Dr. Davut Hut tarafından İngiliz belgelerine dayanılarak 2006 yılında yazılmış “Kerkük ve Türkmenler” adlı kitabından aktarılan bilgiye göre de “1960 yılına kadar Irak’ın %9’unu, Kerkük şehir nüfusunun ise %95’ini Türkmenlerin oluşturduğu bilinmektedir.” (S:30) yapılan baskılar ve katliamlar sonucu kalan nüfus göçe zorlanarak Kerkük Türkmen nüfusu Kürtlerin nüfusundan aşağıya düşürülmüş ve Kerkük Kürt bölgesinin parçası sayılmaya başlanmıştır.
1920 isyanından sonra siyaset değiştiren İngiltere Arap milliyetçiliği siyaseti ile buraları yönetmek ister ve sahte bir halk oylaması ile Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı kral olarak Irak’a atar. Türkmenlerden oy alması içinde Kerkük’e Türkmen olan Ferhat Paşa’yı vali olarak atar. “İngiltere, bu durumu bir halk oylaması ile meşrulaştırmak istese de başta Kerkük olmak üzere Süleymaniye, Erbil ve Musul [Türkmen] halkları buna ret oyu vermişlerdir.” (S:32) 1921 kral ilan edilen Emir faysal babası Şerif Hüseyin gibi Türk düşmanı olduğundan Türkmen ileri gelenlerine baskı uygulamış olmasına rağmen Liora Lukitz’in 1995 yılında yazdığı “Iraq: The Search for National Identity” adlı kitaptan Tunahan Hazır tarafından alıntılandığına göre 1923 yılında Irak Başbakanı Muhsin el Sa’dun Kerkük ileri gelenlerinden bir heyete “Kerkük yönetiminin Türk karakterinin korunması ve Türkçenin bölgede resmi dil olması yönündeki görüşlerin Bakanlar Kurulu tarafından kabul edildiğini Türkçe yazılmış bir telgraf ile bildirmiştir.” (S:33) Yani kendisini kral seçilmesinde bile desteklemeyen Kerkük Türkmen bölgesinin talepleri gayrimeşru kral hükümeti tarafından da kabul edilmiştir. Oysa Faysal’a krallık oylamasında destek vermeyen ve hayır oyu veren Kerkük Türkmen bölgesi Irak egemenliği dışına çıkarılarak ayrı bir devlet olması gerekirdi, ancak o zamanın işgalci devletine karşı koyacak yeterli silah ve asker sayısına sahip olmaması dolayısıyla Türkmenlerin bu mücadeleleri ancak İngiliz işgal kuvvetlerinin bir adım geri atmalarını sağlaya bilmiştir.
Kerkük Türkmenlerine yönelik ilk katliam 4 Mayıs 1924 yılında bir Ramazan Bayramı arifesinde Levy (Toplama Asker) denilen Teyyari (Asurî) toplama askerlerinin (S:35) yol açtığı yağma ve katliamda Mahir Nakip’in Yazdığı “Kerkük’ün Kimliği” adlı kitaba göre “50’ye yakın Müslüman ve 9 Hristiyan ölmüştür. 102 esnaf zarar görmüştür. Dükkân ve iş yeri yananların sayısı da 84 olup, 13 aileye ise tazminat ödemesi yönünde karar alınmıştır.” (S:36)
Irak İngiltere’nin Manda yönetiminden kurtulup 3 Ekim 1932 yılında Birleşmiş Milletler Cemiyetine kabul edilip bağımsız olduktan sonra “Türkmenlere, Iraklılık kavramı üzerinden yaklaşma stratejisine başvurmuştur. Irak devlet okullarında 1935-1936 yıllarından itibaren Türk dili ve yazısına göre eğitim yapılması yasaklanmıştır.” (S:39)
1920 yılında Telafer de yaşanılan olayda ve 1924 yılında yapılan Kerkük katliamından sonra 3 Temmuz 1946 yılında Irak Komünist Partisi IKP’nin organizasyonu ile İngiliz Petrol Şirketinde çalışan işçilerin yüksek ücret talepleri ve çalışma şartlarının iyileştirilmesi, kötü muamelelere son verilmesi isteğiyle greve gitmişler daha sonra çıkan olayları bahane ederek 12 Temmuz 1946 tarihinde geri adım atmayıp Gavurbağı meydanında eyleme devam eden işçiler ile polis arasında çıkan çatışmada tamamı Türkmen olan “5 işçi hayatını kaybetmiş, 14 işçi ve 6 yerli polis de yaralanmıştır.” (S:40) Tunahan Hazır’a göre bu ikinci katliam Türkmenler arasında birlik mesajlarının verilmesine, Milli Kimliğin ve Kültürün korunması bir takım faaliyetlerin yapılması gerektiği düşüncesinin gelişmesi yönde şuurlanmaya sebep olmuştur. Bu düşünceyi körükleyen etken de 1950 yılında bir çok bölgede Türkçe eğitim yasaklanmasıdır..
19.yüzyılda Almanlar tarafından Musul’da petrolün keşfedilmesiyle petrol adına siyasi rekabetin başladığını ifade eden Tunahan Hazır, Irak petrollerinin %80’ninin Kerkük’te bulunduğunu ve keşfedilmemiş petrol yatakları ile bu dünyanın en büyük petrol rezervi olacağını ve dolayısıyla bu yüzden petrolün çokluğunu bilen dünya süper güçleri arsındaki rekabetin Kerkük’ün önemini de artırdığını (S:42-44) söylemektedir. Kerkük’te bulunan zengin petrol kaynağının Kerkük demografik yapısını değiştirdiğine işaret eden Kahlil Fadıl Osman bu düşüncesini şöyle ortaya koymuştur. (S:45) petrolün bulunmasının hemen ardından “başta Süryani, Keldani ve Ermeni Hristiyanlar olmak üzere Kürtler, Araplar vb. dâhil olmak üzere özellikle binlerce Kuzey Iraklı” (S:45) Kerkük’te bir araya gelmişler ve nüfusun Türkmen vasıflarını değiştirmişlerdir.
Irak krallığına karşı 18 Temmuz 1958 yılında ihtilal yaparak Cumhuriyeti ilan eden General Kasım (S:51) 22 Temmuz 1958 tarihinde bir gazeteye verdiği demeçte “İhtilal, Irak halkını iç işlerindeki şiddet ve yolsuzluklardan kurtarmak için yapılmış bir harekettir. Krallık idaresi, memleketin iktisadi gelişimini sağlayamadığı gibi kanun ve adalete de riayet etmiyordu. İhtilalin amacı Irak halkının hayat seviyesini yükseltmek ve bir hukuk devleti kurmaktır.” (S:52) şeklinde ihtilalin gerekçesini açıklıyor. Türkiye “Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, 19 Temmuz 1958’de Daily Mail gazetesine yaptığı açıklamada; darbeyi yapanları ‘siyaset eşkıyası’ olarak nitelem”ek (S:53) gibi çok sert tepki göstermesine rağmen “Türkiye cumhuriyeti, pakt üyeleri arasında bu darbeye en sert tepkiyi ülkelerin başında gelmiştir lakin ABD ve İngiltere’den istediği tepkileri alamayınca 31 Temmuz [1958]’da mecburen cunta yönetimini kabul etmiştir.” (S:53) Türkiye’nin Irak’a askeri müdahale için ABD’den destek istemesine rağmen ABD bu desteği vermemiş, Türkiye’nin askeri müdahale isteği SSCB’yi de harekete geçirerek muhtıra vermesine yol açmıştır. General Kasım yerini sağlamlaştırmak için komünistler, Kürtler ve solcularla ittifak yapmış, Cumhuriyet rejimi geldi diye müspet bir duygu taşıyan Türkmenleri hayal kırıklığına uğratacak politikalar uygulamaya başlamış, Türkiye ile akrabalık bağını kırmak için “siz Türkmen’siniz” dayatması yapmaya başlamıştır. “Abdülkerim Kasım’ın politikalarının, Türkmenler üzerinde olumsuz etkileri olmuş ve Abdülkerim Kasım, almış olduğu kararlar ile 14 Temmuz 1959’da gerçekleşecek katliamın zeminini oluşturmuştur.” (S:55) Krallık döneminde her ne kadar icraat olarak adımlar atılmasa da Faysal, Anayasaya koyarak Türklerin Irak’taki varlığını kabul etmişti, ancak General Abdülkerim Kasım hazırladığı anayasada Arap ve Kürtlerden bahsederek Irak’ın vatanları olduğundan bahsetmesine rağmen Türkleri anayasan çıkarmıştır.
Tunahan Hazır Irak Komünist Partisinin (IKP) Türkmenleri yanlarına çekme ile ilgili politikalarını “Irak Komünist Partisi, Türkmenler ile bağlantı kurmak istemiş, hatta Türkmenler içersinden önemli kişilerle de iletişime geçmiştir. Netice itibarıyla hedeflerini tutturamamış ve Türkmenleri kendi saflarına katamamışlardır. Komünistlerin, Türkmenleri kendi yanlarına çekme politikası başarısızlıkla sonuçlanmış ve neticesinde Türkmenlere kin ve nefret beslemeye başlamışladır.” (S:59) diyerek ortaya koymaktadır. Aslında Tunahan Hazır daha önce de Türkmenlerin komünizmden uzak durmalarının sebebini “bu ideoloji işle kültürel, sosyal ve yapısal açıdan epey farklıklarının olması(…) Marksist-Leninist düşünceye tamamen uzak olmalarının genel sebep ise; bu düşüncenin aile yapısının parçalanmasına sebep olması, Türkmenlerin dini ve ahlaki değerleri ile çatışması” (S:58) olarak ortaya koymuştur.
SSCB adına Kürtlerle ilişki kuran KGB ajanı Pavel Sudoplatov Ortadoğu’da süper güçler ABD, SSCB açısından 11 yıl Rusya’da kalarak siyasi eğitim almış olan Barzani’nin yerini şu şekilde tanımlamaktadır. “Barzani, Kürt halkının geleceğinin süper güçlerin çıkarları doğrultusunda [ABD ve SSCB’yi] kullanmaktan geçtiğini görebilecek kadar zeki bir adamdı. Hiç kimse zaten Kürt Problemine gerçekçi bir çözüm arama çabasında değildi. Kürdistan’ın geleceği ne Washington’da ne Londra’da ne de Kremlin’de bir insani sorun olarak görüldü. Petrol yataklarına ulaşma, kontrol altına alma hem Batı’nın hem de Doğu’nun Kürt sorununa eğilmesinin tek ve yegâne nedeniydi.” (S:64)
Afla Irak’a dönen Molla Mustafa Barzani’in dönüşünde onu karşılayan Kürtlerin ellerinde silahlar ve General kasım ile Barzani posterleri vardı. Gelişi Irakta kargaşalara sebep oldu, gergin olan Türkmen Kürt ilişkileri silahlı çatışma halini aldı. Kerkük’te bir gün kalan Barzani’yi karşılayanlar Aziz Kadir el Samancı’nın yazdığı ‘Irak Türkmenlerinin Siyasi tarihi” adlı kitabında yadıklarına göre “kahrolsun Turancılar, kahrolsun Türkiye’nin iş birlikçisi, kahrolsun gericilik, kahrolsun petrol şirketinin işbirlikçileri” şeklinde provokatif sloganlar atıyorlar, Suphi Saatçinin yazdıklarına göre ise “Şehirde yaşayan Türk halkına karşı, ‘buraları terk edin gidin, Kerkük Kürtlerindir’ şeklinde sloganlar atmakta ve tahrik amaçlı Mustafa Kemal Atatürk ve diğer Türk büyüklerinin resimleri yırtmaktalardır.” (S:65) şeklinde tehdit ediyorlardı.
14 Temmuz 1958 yılında gerçekleşen General Abdulkerim Kasım darbesinde sonra Kerkük’teki 2. Tümen Komutanlığına atanan General Nazım Tabakçalı yayınlanmış hatıratında ifade ettiği gibi Kerkük petrollerinin güvenliği ile farklı etnik grupların kardeşliğini sağlamaya çalıştığı ve bu doğrultuda Bağdat’a raporlar yazdığını, bu raporların birinde “Kerkük’te, Kürtlerle Kerkük vilayetinde çoğunluğu oluşturan Türkmenler arasındaki etnik çatışmanın çok belirgin bir durumda ortaya çıktığını” (S:67) ifade ederek Kerkük nüfusunun Türkmen olduğunu ortaya koymuş ve doğabilecek çatışmadan bahisle tedbir için Bağdat hükümetine yazmıştır. Raporda devamla Bağdat hükümetine ikaz babından şu ifadeler de yer almaktadır. “Halkı Kürt olmadığı halde Kerkük, Kürdistan bölgesine dâhil edilmek istenmektedir. Amaç ise ırak’ın milli serveti olan petrole sahip olmaktır. Kerkük’teki eğitim merkezlerinin yönetimine Kürt getirmek kesinlikle doğru değildir. Kerkük’te görev yapacak olan Milli Eğitim Müdürü mutlaka Arap ve tarafsız bir isim olmalıdır.” (S:67-68) General Nazım Tabakçalı Mart 1959 tarihinde Musul’da gerçekleşen “Şevvaf Ayaklanması” gerekçe gösterilerek görevden alınmış, idam cezasına çarptırılmış, (S:69) yerine komünist bir subay olan Tuğgeneral Davud el-Cenabi atanmıştır. Tuğgeneral Davud el-Cenabi tümen komutanlığına getirilmesi ile komünist ve Kürtlerin Tuğgeneral Davud el-Cenabi ile birlikte yaptığı baskı ve şiddet bir üst seviyeye çıkmış Türkçe yayın yapan Beşir, Afak, belediyenin çıkardığı Türkçe Kerkük gazetelerinin (S:71) yayınına son verilmiştir.
14 Temmuz 1959 tarihinde General Kasım darbesi ile krallık yıkılıp Cumhuriyetin kurulmasının 1.Yılı kutlamalarında Kerkük’te yüzlerce tak kurulmuş ve halkın Türkmen olması dolayısıyla caddeler Türkmen kutlayıcılarla dolmuştu. 14 Temmuz kahvesinin önünde silahlar patladı. Askerlerin ve Halkın Mukavemet Teşkilatı HMT mensuplarının ateş açmaları sonucu 14 Temmuz kahvesi sahibi Osman Hıdır öldürülür. Olayları yatıştırmak için sokağa çıkma yasağı uygulanması Kürtlerin ve komünistlerin evleri basarak Türkmenlerin ileri gelenleri ile aydınlarını bulup öldürmelerini kolaylaştırır. Türkmen lider Ata Hayrullah Terzibaşı ve kardeşi Dr. İhsan Hayrullah da vahşice öldürülenler arasındadır. Ayrıca tutuklamalar da sürmektedir. “Böylelikle üç gün üç gece süren katliamda Türkmenlerin lider kadroları tasfiye edilmiş ve Türkmenler lidersiz bırakılarak geleceğe dair cesaretleri de kırılmak istenmiştir. 1959 katliamı onlarca Türkmen ileri geleninin öldürülmesi ve komünist-Kürt paramiliter birimleri tarafından evlerin ve dükkânların yağmalanmasıyla sonuçlanmıştır.” (S:75) Hemen yaptığı bir konuşmasından General Kasım IKP’yi katliam yapmakla suçlamıştır. Katliamı analiz eden Oles M. Smolansky “Başlangıçta Kerkük’ün ticari hayatının çoğunu kontrol eden Türkmenler ile bu zenginliği elde etmek isteyen Kürtler arasında bir çatışmaydı. Kargaşanın başlamasından sonra Irak Ordusu içersindeki birçok asker, Kürt yurttaşlarına katıldılar. Bu durum, komünist birimlerin kontrolü altında bir isyan hareketi gibiydi.” (S:76) diyerek katliamın komünistlerin kontrolünde Kürtler tarafından yapıldığını ifade etmektedir. Ancak burada daha önceden yapılan hazırlıklar ve bu konudaki General Nazım Tabakçalı’nın raporları doğrultusunda tedbir almayan, kendisinin iktidarının yıl dönümünü kutlayan Türkmenleri korumayan General kasım ve Hükümeti de suçludur. Beth Dougherty ve Edmund Ghareeb’in yazdığı ‘Historical Dictionaly of Iraq’ adlı kitabında “1959, komünist ve Kürtlerin Şevvaf’ta çok sayıda Arap’ı ve komünistlerin de çok sayıda Türkmen öldürüdğü yıldır. 14-16 Temmuz 1959 Kerkük katliamı, çoğu Irak Komünist Partisi IKP üyesi Kürtler tarafından gerçekleştirilmiştir. Olayda tamamı Türkmenlerden oluşan 31 ölü ve 130 yaralı mevcuttur.” (S:78) 1959 Kerkük katliamı hakkında bilgi vermektedirler. Ayrıca Tunahan Hazır tarafından Şevvaf ayaklanması sırasında 120 Türkmen evinin yakıldığı, diğerlerinin de yağmaladığı bilgileri aktarılmaktadır. Lucille Pevsner ise Kerkük katliamı için “Aşırılıkları halkta tiksinti yaratı. Devrimin birinci yıl dönümü kutlamalarında halk Direniş Gücü ve komünistlerin hafif ordu birlikleri Kerkük’te ki kutlamaları katliama dönüştürdü. 73 kişi ölürken 39 kişi kayboldu.” (S:79) diyerek katliamın boyutunun daha büyük olduğunu ifade etmektedir. General Kasım yaptığı konuşma sırasında sorduğu şu soru ile “Neden karşı taraftan hiç ölü yok?” (S:89) katliamda sadece Türkmenlerin öldüğü ve silah kullananların da Kürtler, komünistler ve devlet görevlileri olduğu anlaşılabilir.
14 Temmuz 1959 Katliamına Kürt gözü ile baktığımızda Mesut Barzani ve Nuri Talabani Kürtlere toz kondurmazken Komünistleri, Türkmenleri, tedbir almayan devleti ve askerileri suçlamakta olduklarını gördüğümüz Kürt yazarlar için Tunahan Hazır “Nuri Talabani, katliamın sorumluları olarak Baas Partisi ve Türkmenleri gösterirken, Barzani ise komünist grupları hedef almıştır. Oysaki General Kasım, 1958’de iktidar olmuş ve birçok Baas yanlısını özellikle Şevvaf ayaklanmasından sonra etkisiz bırakmıştır. Bu isimler arasında krallığa darbeyi birlikte yaptığı Abdüsselam Arif de vardır. Dolayısıyla Baas Partisi’nin 1959’da özellikle Kerkük gibi stratejik bir noktada gücü ve bu katliamı yapabilecek potansiyeli olmadığı açıktır.” (S:90) diyerek Arap milliyetçilerinin katliamdan sorumlu olmadığını katliamı Komünistler ile Kürtlerin devlet içindeki bağlantılarının da desteğiyle işlediklerini ortaya koymaya çalışmıştır. Komünistler ise Petrol Şirketine ve bu şirketin kullandığı ajanlara katliam sorumluluğunu yüklemekte ve ne Kürtler ne de komünistler katliam ile ilgili hiçbir sorumluluk kabul etmemektedirler.
Türkmenler 1920, 1924, 1946 yıllarında da katliama uğradıkları halde neden 14 Temmuz 1959 katliamından etkilemişlerdi? diye soran Tunahan Hazır, şöyle bir neticeyle olayı açıklamaktadır. 1920, 1924, 1946 yıllarında yapılan katliamlar spontane gelişen olaylardı planlı değil idi, 14 Temmuz 1959 Katliamı is planlı idi ve siyasi bir amaç güdüyordu. Nesilden nesilse sözlü aktarım ile Türkmenler katliamın psikolojik kalıntılarını üzerinde taşımışlardır. Bütün korkuları da “Bize planlı yapılan bu katliam ya bir daha yapılırsa?” (S:93) olmuştur.
İkinci bölümde yazılı kaynaklardan 14 Temmuz Kerkük Katliamını aktaran Tunahan Hazır, yukarıda anlattıklarımızdan daha fazlasını ele almakta ve ayrıca Türkiye Cumhuriyetinin ilgisiz bir tutum takındığını ortaya koyarak katliamın ‘seçilmiş travma’ olarak Türkmenler üzerindeki tesirini de ifade etmeye çalışmaktadır.
Kerkük ve Musul’da yaşanılan olaylara şahit olmuş Türkmen asıllı kişilerle yapılan görüşmelerde şahitler, Krallık rejiminde Türkmenlerin hayatlarını sakin geçirdiklerini, General Kasım ve Mustafa Barzani, IKP, Kürtler ve Komünistlerin etkinlikleri hususunda söyledikleri yazılı tarih ile örtüşürken, Musul Şevvaf ayaklanmasında Kerkük’te Askeri öğrenci olan şahitlerden S****N****T**** harfleri ile gösterilenin “Ben de o zamanlar Kerkük’te 9.sınıfta öğrenciydim.8 Mart 1959 günü Albay Abdülvahap Şavvaf’ı desteklemek amacıyla General Kasım’ın zıddına yürüyüş yaptık. Öğle vakti Musul’da ne olduğunu bilmeden yürümüştük. Herhalde bu, Türkmenlerin hanesine büyük bir negatiflik olarak sayıldı. Hemen o günden sonra Kerkük’te sivil memurların %80’i Kerkük dışına sürüldüler. Memur olmayan kimseler (avukatlar ve tacirler) ise Güney Irak’a gittiler.” (S:103) şeklindeki ifadesinden yazılı tarih bölümünde bahsedilmeyen Şevvaf ayaklanmasının aslında Abdülvahap Şavvaf adlı Albayın General Kasım karşısında yönetime gelmesi için yapılan bir gösteri olduğunu, bu gösteriden sonra Kerkük’teki Türkmen memurların %80’inin sürüldüğünü, memurlar haricinde halktan avukatlar ve tacirler gibi kişilerinde sürgün edildiklerini öğreniyoruz. Şahitlerden S****N****T**** ifadesinden anlaşıldığına göre Mart 1959 tarihinde General Kasım’a yapılan başarısız darbe girişiminden dolayı Türkmen katliamına General Kasım’ın göz yumduğunu ifade etmektedir Tunahan Hazır.(S:106)
Katliam ile ilgili halk arasında bir şüphe oluşmuş ancak Komünistler ve Kürtler katliam yapmayacaklarına Türkmenleri inandırmak için hiçbir şey yapmadan Kerkük’e gelip gitmişler ki katliam yapmayacaklarına Türkmenleri inandırıp onları savunmasız yakalamak istemişlerdir. Güney Irak’a sürgüne gönderilen avukat ve tacirlerin de affedilerek geri döndürülmeleri bu katliamın olmayacağına Türkmenleri tamamen inandırmıştır. Olayların tanıkları genel olarak katliam ile ilgili istihbarat almadıklarını hiçbir bilgilerinin olmadığını ifade etmiştir. (S:104) Tanık N***K*** diğer tanıkların aksine bir ifade olarak katliam anında “Kerkük’te üç gün ezan okunmadı.” (S:104) diyerek komünist ve Kürtlerin engellemesi dolayısıyla mı okunmadığına yoksa o hengâmede can derdine düşen Türkmenlerin ezan okumaya fırsat bulamadığı için mi okuyamadığına değinmeden yazılı tarihin bahsetmediği bir husus dikkat çekmiştir.
“Tanıkların hepsi, [Molla Mustafa] Barzani önderliğindeki Kürt milisleri bu katliamın baş faili olarak görmelerinin yanı sıra, ekseriyetle Komünist Parti ve Kürt iş birliğinden bahsetmektedirler.” (S:105) Ancak General Kasım’ı desteği olduğu yönünde dolaylı olarak suçlamışlardır. Tanıklar katliamı yapanları tanımlarken “Bize bunu yapanlar Kürtçe konuşuyorlardı!” (S:105) faillerin Kürt olduğunu tescilliyorlar. Tanıklardan S***S*** “Tamam, komünistlerin de eli vardı ama Kürt komünistlerdi. Kürtler komünizm maskesini kullandılar.” (S:105) diyerek diğer tanıklar daha çok Kürtlerin petrolü ele geçirmek ve bağımsız devlet olmak gibi niyetlerinden bahsetmişlerdir. Tanıklardan S***S*** ifadesi ile komünizm ve Kürt bağını net olarak ortaya koymuştur.
Kerkük katliamı konusunda Türkiye’nin Türkmenler lehine herhangi bir girişimde bulunup bulunmadığı konusunda görüşülen on kişi mutabakat etmişçesine “Türkiye’nin hiçbir girişimde bulunmadığını” söylemişlerdir. Hatta o gün Türkiye’de olan N***D*** adlı tanık basın bildirisi yaptırılmadığını kendisinin polisler tarafından alınarak Menderes ile görüşmeye götürüldüğünü ancak Menderes’in kabul etmediğini, Fatin Rüştü Zorlu ile görüşmelerinde ise Fatin Rüştü Zorlu’nun kendilerine sert davranarak azarladığını, hatta öldürülen Türkmenlerin sayısı konusunda verdikleri sayıya itiraz ederek siz fazla söylüyorsunuz gibi sözler ettiğini daha sonra “Hadi çıkın dışarı!” (S:108) diyerek kendilerini [kovduğunu] dışarı çıkardığını, radyodan verilen haberin de yazılı kaynaklardaki ile örtüşen “Kerkük’te hadiseler oldu fakat İngilizlere herhangi bir zarar gelmedi” şeklindeki haber olduğunu ifade etmiştir.
Türkmenlerin Türkiye sevgisini dile getiren A***T*** adlı tanık Türkiye’de olan 27 Mayıs 1960 darbesinin,1959 Kerkük katliamına müdahil olmak isteyen askerin Menderes’in askerin bu müdahale isteğini kabul etmemesi yüzünden olduğuna inandığını, Kerküklü bir Türkmen’in herkesin evine buzdolabı aldığı halde kendi evine buzdolabı almamasını “Benim İnançlarım var. Millet buzdolabı aldı, ben almadım. Türk buzdolabı gelmeden alamazdım. Allah duamı kabul etti, çarşıya Türk buzdolabı Arçelik geldi de öyle aldım. Ben Türkiye’ye gelmeyeceğim, Türk askeri buraya gelecek, öyle ben Türkiye’ye gideceğim.” (S:109) şeklinde açıklar. Türkiye ve Türk sevgisi karşılıksızdır.
Devlete aidiyet duygusu ve güven konusunda azalma olmadığını ancak hükümetlere olan Türkmen güveninde azalma olduğunu dile getiren tanıklar, Kerkük katliamından sonra Bağdat’ta General Kasım ile görüşenlerden E***İ***H*** adlı tanık görüşme anında “O odada General Abdulkerim Kasım her birine 4000 dinar teklif etti. O dönem büyük paraydı ve 4 ev alabilirdik” (S:111) diyerek hükümetin kan parası tazminat ödemek istediğini ancak Ata Hayrullah’ın hanımın buna karşı çıkarak katillerin cezalandırılmasını “Kim bunları öldürdü, sen onları öldüreceksin!” (S:111) diyerek reddettiğini ifade etmiştir.
Kerkük katliamının diğer katliamlardan daha derin izler bırakmasını ise tanıklar “planlı, günlerce sürmüş, hazırlıklı, vahşiyane ve siyasi amaçlı olmasının yanında Türkmen liderler ve kültürlü insanlar”ı hedef göstermesi nedeniyle iz bıraktığını söylerken “demografik yapının değişminde diğer katliamlara oranla daha etkili olması”nı (S:112) da eklemişlerdir. Tanıklardan N***K*** ise 1959 Kerkük katliamından yoldan geçeni almadıklarını daha önceden isimleri belirlenmiş Türkmen aydın ve liderlerinin toplanarak katledildiğini bu suretle Türkmenleri lidersiz bırakmak istediklerini ifade etmiştir. (S:113) Tanıklardan F***H*** ise “Katliamdan sonra Kürt-Türk düşmanlığı çıktı. En büyük aşama budur. Artık o güven kalmadı. Kürtlerle aramızda bir güvensizlik başladı, hem de nasıl bir güvensizlikti ki kocaman bir duvar.” (S:115) yazılı kaynaklarda ifade edilmeyen ancak yaşanılan olaylardan olması muhtemel olan bir gerçeği dile getirmiştir. Kardeşlik durumundan düşmanlık durumuna dönüşü bin yıllık Türk-Kürt birliktelik tarihinde her zaman Kürtler körüklemişler ve ilk ateşi yakmışlardır.
Yazıl kaynaklarda temas edilmeyen Kerkük katliamından sonra göç eden Türkmen sayısına E***İ***H*** adlı tanık “Katliamdan sonra 100.000 [Türkmen] kişi Bağdat’a ya da Türkiye’ye geldiler. Bu da Barzani’nin istediğiydi. Barzani’nin amacı Kerkük’te Türkmen’in kalmamasıydı.” (S:115) diyerek hem yazılı kaynaklarda hiç bahsedilmeyen göç eden Türkmen sayısının büyüklüğünü ifade eden 100.000 gibi büyük bir sayıyı ilk kez telaffuz etmiş hem de Barzani’nin Kerkük’ü Türkmenlerin tamamen boşalmasını istediğini ifşa etmiştir.
Kerkük katliamının nesilden nesile nasıl travma oluşturarak aktarıldığını nen güzel N***K*** adlı tanık “Hiç silinmiyor! O zamandan nasıl bir yara kaldıysa o yara hiç iyileşmedi. Yeni doğan Türkmen’in kalbinde o yara var. Babadan ve anneden o yara geçiyor onlara.” (S:121) ifade etmekle birlikte diğer tanıklarda bu yaşanılanları çocuklarına aktardıklarını bunda da %90 başarılı olduklarını ancak tanık Y***H*** oğlunu Kerkük’ten gelirken 2 yaşında olduğun, Kerkük’le ilgili bir şey hatırlamadığını ancak Türkiye’de bir dergide yazdığı yazının başlığının “Kerkük’te yaşamadım amma Kerkük’le yaşadım” (S:123) olduğunu ve bunun her ailede yaşanılan bir olay olduğunu, ailelerin Kerkük tarihini çocuklarına aktardığını ifade etmektedirler.
Tunahan Hazır, Irak’ta Irak devleti ile Türkmen ilişkisini etkileyen sebepler arasında iktidara gelen hükümetler Türkmenleri Türkiye’nin ajanı gibi görmesinin yanında “Türkmenler yeni gelen her hükümet tarafından Türkiye’nin uzantısı olarak görülmüş ve Türkiye’nin Türkmenler üzerinden politikalar geliştirerek Irak’ı baskılamak istediği görüşü hâkim olmuştur.” (S:132) gibi bir neticenin düşünülmüş olmasının Irak devleti ile Türkmenlerin aralarının bozulmasına sebep olduğunu ifade etmektedir.
“Türkmenler, Türkiye’yi bir diğer vatan[lar]ı [ya da Türk vatanı] olarak görmekte ve bu bağlamda türkiye’den, kendileri adına daha çok söz söylemsini beklemektedirler.” Ancak Tunahan Hazır’a göre “Oysaki Türkiye, katliam sonrasında dahi Türkmenlere karşı etkili yardımlarda bulunmamıştır. Bu durum, 1980’li ve 2000’li yıllarda da devam etmiştir.” Tunahan bu konuda haksız da değildir bizim devlet yöneticileri uluslararası siyaseti iki kişinin arasındaki ilişki gibi görüp bütün dolambaçlı yolları terk ederek her şeyin konuşulduğu gibi icra edilen bir ilişkiler yumağı olduğunu sanarak bir devlet politikası izlemişler ve anlaşmalardan aykırı hiçbir temasta bulunmamışlardır. Biraz da yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetini gelecek zararlardan korumak düşüncesi ile onu kaybetme korkusundan dış ilişkilerde Kerkük Musul ve Balkanlarda yaşayan Türklerin yaşadığı problemlere karşı görmedim duymadım yolunu izlemişlerdir. En iyi yaptıkları yardım da zaman zaman sınırları açarak bu Türk nüfusun Türkiye’ye göç etmesini kabul etmek olmuştur. Hâlbuki Alparslan Türkeş’in ifadesi ile Türkiye’nin savunması Türklerin yaşadığı bölgelerde problemleri çözülmüş olarak yaşamaları ile mümkündür.
Daha önce Kerkük katliamının (tabir-i caizse) en sevindirirci tarafı Türkmenler arası birliğe dayanışmaya yapmış olduğu katkıdan bahseden Tunahan, 1959 Kerkük Katliamının diğer bir faydasını da “Türkmenlerin edebiyat alanındaki faaliyetlerini de etkilemiştir. Tiyatro, şiir ve roman gibi anlatmaya, göstermeye ve heyecana bağlı metinlerde katliama dair duyguların yer almasıyla ortaya folklor çalışmaları çıkmıştır. Nefi Demirci’nin ‘Mum Kimin Yanan Kerkük’ adlı, şiirlerinin toplandığı kitap; Suphi Saatçi’nin ‘Darağacında Sallanan Bayraklar’ adlı hikâyesi, Kemal beyatlı’nın ‘Kerkük Seni Yazdım’ ve Erşat Hürmüzlü’nün ‘Mavi Urbalılar’ adlı romanı bunlara örnek olarak gösterilebilecek sadece birkaç edebi eserdir. Bunu yanında nice türküler ve ağıtlar da mevcuttur. Türkiye’de ise Kerkük ile alakalı, Cem Karaca’nın yorumladığı ‘Kerkük Zindanı’ adlı eser en çok bilinenlerdendir.” (S:133) şeklinde ortaya koymuştur.
Tunahan Hazır’ın ülkemizde ilklerden olan ‘Sözlü Tarih’ ile ‘Yazılı Tarih’ arasındaki kıyaslama metodunu 14 Temmuz 1959 Kerkük katliamına başarıyla uygulamış, bu konuda bütün Kerkük bölgesi Türkmenlerini temsil eden Türkiye’de Kurulu bulunan Kerkük Vakfı yetkililerini olayın tanığı kişiler ile yapılacak görüşmelerde ve diğer konularda yardımcı olmaları kitabın kabul gördüğüne işarettir. Nitekim Tunahan Hazır yazılı tarihin müphem kısımlarını olayların tanıkları Türkmenlerden dinleyerek yazılı tarihte olmayan bilgileri kayda geçirmiş, yazılı tarihin mevcut boşluklarını görüşme yaptığı şahısların sözlü tarih metoduyla verdiği bilgilerle doldurmuş ve daha müşahhas bir tarih ortaya koymuştur.

