DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

BİLİNMEZE DOĞRU

Yayınlanma Tarihi :
BİLİNMEZE DOĞRU

Halim Kaya       

Emine Işınsu Roman Ödülleri her yıl Türk Edebiyatına birçok yeni ve genç yazar kazandırmakta. 2023 yılında Ülkü Demiray’ın birinci olduğu “Cümbezin Kızı” romanıyla tanıştığımız yeni ve genç yazarlar serisine bu yıl da Hülya Başarangil Demir’in “Bilinmeze Doğru” romanıyla devam ediyoruz. 269 eserin yarıştığı 2025 Emine Işınsu Roman Ödülleri birinciliğe layık görülen “Bilinmeze Doğru” romanını dış kapak resmine bakınca üstündeki “Kırım Bayrağı” sembolü ile tren vagonunu görünce romanın konusun Kırım Göçü ile ilgili olduğu anlaşılıyor.

Hülya Başarangil Demir’in baba tarafından Kırım-Romanya, anne tarafından Selanik-Bulgaristan göçmenlerinden bir aileye mensup olması da onun konuya vâkıf olmasının derecesini artıran bir durum. Baba tarafı Kırım’dan Romanya’ya, Romanya’dan Türkiye’ye, anne tarafı da Selanik’ten Bulgaristan’a, Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmekle göçün bütün acılarını yaşamış belki vatan acısını iki kere yaşayarak vatansızlığın ne demek olduğunu iliklerine kadar hissetmiş bir ailenin çocuğu olarak yoğrulmuş hayatıyla bir göçü belki de Hülya Başarangil Demir kadar daha iyi anlatacak kimse yoktur diyebiliriz.

Hülya Başarangil Demir’in yazdığı ve onun ilk romanı olan “Bilinmeze Doğru” Ekim 2025 tarihinde ilk baskı olarak basılmıştır. Hülya Başarangil Demir’in “Bilinmeze Doğru” romanı bazen birkaç satırdan oluşan kısa paragraflar halindeki bölümlerin başlıklandırılması dolayısıyla bir hayli fazla sayılabilecek 78 adet başlık atındaki bölümlerin oluşturduğu 287 sayfadan oluşmaktadır.

Hülya Başarangil Demir anasına babasına, nenesine göre farklı isimler alan roman kahramanı Vera, Verda, Bepa siz hangisini tercih ederseniz. Vera ve Verda Arapça, Bepa Rusça.  Göç yolunda Vera ya da Verda’yı iç sesiyle konuşturuyor. “Aluşta’dan yönünü bilmediğin yeni yerlere gitmenin doğruluğunu ve yanlışlığını hesaplarsın, ancak bunun için geç kalmışındır. Çünkü bunları düşünmen gereken yer Karadeniz’in dalgalı, asi, kara ve serin sularına doğru uzanan limana giden ormanlık yol olmamalıdır.” (s.9) Vera yaptığı muhasebede sanki vatanından göç edecek duruma gelmeden önce düşünün diyor. Her şey olup bittiğinde düşünmek kar etmez. Göç yoluna çıktıktan sonra ne kadar düşünürseniz düşünün sonucu değiştiremezsiniz demek istiyor.

Gemiye o kadar çok insan binmişti ki giderken batmaması mucizeydi.” (s.10) Çağımızdan bir göç manzarası sanki. Hala ülkemiz karasularında yaşanan “Göçmen kaçakçılığı” olaylarında görülen manzara. Küçük bir bot ya da tekneye, gemiye doluşan onlarca, yüzlerce insan.  Demek ki “Göç” etmenin zamanı ve çağı yok her zaman ve her çağda göç edenler aynı perişanlığı yaşıyor. Eskilerde vatanı işgal edilenler göç ederken günümüzde ekmek uğruna göç ediyor insanlar. Vatanlarını terk ederek ekmek peşinden gidiyor, ama çoğu ekmeğine kavuşamadan yollarda yitiyor. Alabora olan teknelerden ya mülteci kabul etmeyen ülkenin güvenlik güçlerinin açtığı ateş ya da lastik botunu delmesi ile denizin mavi sularına gömülüp gidiyor. Keşke hiç kimsenin yurdundan vatanından göç etmek zorunda kalmayacağı bir dünya kurulsa, kurulabilseydi. İhtiyarlar, çocuklar, kadınlar çaresizlik içinde göç yollarında ölmeseler.

Vera; “günah ve haramdan kaçınmak, kâinat” demekmiş, Verda da “tek bir gül” manasına geliyormuş (s.10). Her ne kadar biz az çok Arapça görmüş olsak da Hülya Başarangil Demir’in de ifade ettiği gibi Arapça olabileceği üzerine hiç düşünmemiştik. Rus ismi olarak bilirdik, bu isimleri taşıyanlara da Rus gözüyle bakardık. Ne kadar büyük haksızlık etmişiz meğer, soydaşlarımıza, dindaşlarımıza. Vera’nın düşünce sistemi içinde “sakınmak, kaçınmak, çekinmek” anlamında “haram ve günah olup olmadığı şüpheli hususlardan özenle kaçınmak amacıyla helal ve mubahların bir kısmından da feragat etmek” olduğunu bilsen de, bir Kırım Türk’ünün ismi olarak düşünemiyorsun ne yazık ki.

Çevredeki her kes annemin inancını değiştirdiğini düşünürdü.” Rus tüccar Vladimir’in kız Yulian ile Müslüman Kırım Türkü Kadir’in aşkı aileleri aşmış, evlenmişler ancak toplumun baskısını aşamamıştır. Anlaşılan Yulian açık açık inancını yaşayamaz, bazen sessiz bazen çekinik çekingen kalır. Bunun benzerine çevremizde de şahit olmuştuk. Ukrayna’ya okumaya giden bir Türk genci Ukraynalı bir kızı sevip evlenmişti. Oğlanın babası İslam’ı tebliğ etmekten ve gelinini Müslüman ederek sevap kazanmaktan bahsederdi. Çevresi de her karşılaşmalarında kızın Müslüman olup olmadığını sorardı. Müslüman kadınların ev toplantılarına kaynanasına gelen misafirlerle muhatap olmak zorunda kalan gelin zaman zaman kendini izah etmekte zorlanırdı. Evliğin üzerinde on, on iki sene geçtiği, üç çocuk sahibi oldukları halde toplum hep sorguluyordu çevresi “Gelin Müslüman oldu mu acaba?” Halbuki İslam kitap ehli kadınlarla evlenmeyi serbest bırakmıştı. Din değiştirmek zorunda değildi Ukraynalı gelin.

Nevreste ise aile içinde bir sızı olarak yerini alır. Çünkü Kızılların aldığı hiçbir bebek bulunamaz ve kayıp küçük bedenler olarak tarihe geçer. Çocuklardan öldürülmeyenler şanslım olanları bakımevinde Kızıl olarak yetiştirilir. Yıllar sonra Kızıl sistemi korumakla görevli birer yoldaş olarak yerini alırlar. Geçek kimliklerini hiçbir zaman bilmezler.” (s.19) Ölen mi şanslıdır yoksa yaşayıp milletine yabancı, dinine yabancı üstüne üstlük düşman bir fert olarak yetiştirilip ortaya salınan mı şanslıdır. Bence ölenler şanslıdır. Hiç olmazsa milletine ve dinine düşmanlık etmemiş olur. Ama yine de masum sayabiliriz bu devşirilmiş çocukları. Asıl suç ve suçlu onları ailelerinden kopararak devşirenlerdir.

Vera’nın ikizi Nevriye basılan evlerinde babaannesinin kucağından Kızıl Ordu ya da Beyaz terör örgütü Ruslar tarafından kaçırılmıştır. Kızıl Ordu taraftarları Bolşevikleri, Beyaz Ordu ya da Beyaz Ruslar da Çarlık taraftarıdır, ancak her ikisi de Urus’tur, Moskof’dur Türkler için. “Daha sonra ise [Rus dedesi] Vladimir’e gönderilen küçük bir bedendir. [Nevriye]. Vladimir’in süslü evinin, gösterişli avizelerinin altında büyümekte olan bir bebek olduğunu [bebeğin Müslüman Türk] Kırımlı aile[si] hiçbir zaman bilememiştir. Vladimir ise torunun kaderini kendisi çizmeye çalışan bir dedir. İsmini bile tarihten alan bir bebektir. Nevriye ölmüş Katherina doğmuştur.” (s.21) Kaçırılan Nevriye’nin Rus dedesi Vladimir’e verilmesi olayı dedesinin organize ettiği izlenimi verse de Çar taraftarı çetelerin kaçırıp Çar taraftarı olduğunu bildikleri dedesi Vladimir’e vermeleri de mümkündür. Çünkü yaşadıkları bölgede meşhur biri olan Vladimir’in kızı Yulian’ın bir Türk ile evlendiği daha önceden muhtemelen duyulmuştur. Bilindiği içinde aynı tarafta olan Çar taraftarları birbirlerine kıyak yapmış olabilirler.

Hülya Başarangil Demir’in duygularını daha iyi izah etmek için daha önce aktarmış olduklarından sonra peş peşe iki sayfada Rus edebiyatından Puşkin’in “Ben sizi sevdim: belki bu sevda kalbimde sönmedi, kaldı izi.” mısraı ve antik Yunan edebiyatından olmasına rağmen artık Dünya edebiyatından sayabileceğimiz Platon’dan “Aşkın dokunuşu ile herkes şaire dönüşür.” (s.42) mısraı Tolstoy’un “Kadın erkeği kılıçsız zapt eder ve ipsiz bağlar.” (s.43) ifadesi gibi aktardığı mısralar ve cümleler kendisinin kültür insanı olduğunun ve dağarcığının edebiyatla, şiirle dolu olduğunun bir göstergesidir. Bu aktarımlarla sanki aşk gibi bazı insani duyguların bütün milletlerde aynı şekilde hissedildiğini, aynı şekilde yaşandığını gözler önüne sermektedir.

Hülya Başarangil Demir Rus ve Dünya edebiyatından, Antik Yunan ve Roma mitolojilerinden aktarımlarda ve İbn Haldun’da “Coğrafya bir kaderdir.” (s.44) gibi aktardığı ifadeyle belki binlerce sayfa ve kitaplarda ancak anlatılacak olan düşünce ve hisleri kısaca anlatma becerisi gösterirken yazmış olduğu romanını da evrensel his ve duygularla beslemekte, tarihi bir derinlik ve ilmi bir temele oturtarak ona kalıcı ve klasikleşecek bir vasıf kazandırmaktadır.

Söylentiye göre Köstence’deki Türklerin gelmesini Atatürk istemişti. Yeni kurulan ülkede hem iş gücüne hem de Avrupa’dan gelen bir modernleşme kültürüne ihtiyaç vardı.” (s.51) bir ülkenin yerlisi acıyarak bakar göç edenlere, çünkü malı mülkü, ülkesi ellerinden alınmıştır göçmenin. Ancak ülkeyi yönetenler ve göç edenler açısında göçmen iş gücü ve kültür transferidir. Nitekim Osmanlı’da 93 Harbi ve balkan Savaşları ile geriye Anadolu’ya doğru başlayan göç Lozan ile varılan mutabakat sonucu Mübadele ile devam etmiş, göçenler sadece bir nüfus olarak kalmamış, oralardan edindikleri örf, anane ve kültürü Anadolu’ya şırınga etmiş, Anadolu’nun yerli kültürüyle mecz olup bugünkü Türk kültürünün oluşmasını sağlamışlardır. Göç edenle yerli halk birbirine alıp verirken göçmenler olmayanı bilinmeyeni Anadolu’ya Anadolu insanına taşımışlardır.

Yazar Hülya Başarangil Demir “Rus kökenli olduğu için kendisine yaklaşanların kötü niyetli olduklarını düşünüyordu.” (s.55) ve “Zaten Tatya Rus’tu. Ona yaftayı yapıştırmak kolaydı.” (s.65), “Kızıl şıllığın tekiydi” (s.68) ile “Hem Rus hem Hristiyan’dı” (s.68) ifadeleriyle aslında tarihte de böyle düşünüldüğünün net olmadığı günümüz Türk toplum yapısındaki erkeklerin sırf, güzel Rus kadınlarındaki serbestlik duygusundan kaynaklı hafifmeşrep olma, günübirlik gönül ilişkileri yaşamaya yatkın olduğu kanaatlerini geçmişe taşıyarak tarihi bir durummuş gibi göstermektedir. Her toplumun evrensel ahlak anlayışına uygun asgari bir namus ve ahlak anlayışı mutlaka vardır. Rus toplumu için de bugün için turizm beldelerinde yaşanan günü birlik aşk oyunlarının tarihi bir temeli olduğunu söylemek mümkün değildir. Kısaca yazar Hülya Başarangil Demir bugünün toplum yargılarını geriye, tarihe doğru yansıtma yapmaktadır.

Elinde küçük bir şişeyi kafasına dikerdi. Ama hiç sarhoş görmemiştin onu. Çok göstererek içmezdi. (s.75) Ülkesinde Müslüman Türk diye eziyet gören bir toplumun çevresindeki kültürden etkilenerek geldiği noktayı gösterirken “Burada biraz karşı çıkılıyordu içkiye. Ya da insanlar içmeyi bilmiyordu. Hemen sarhoş oluyor ve olay çıkartıyordu.” (s.75) ifadeleri de yozlaşmanın İslam ülkesi, Müslüman toplum denilen yerlerde de değişmediğini, insanların dinin kaidelerini kendi işlerine geldiği gibi yorumlayarak değiştirdiklerini gösterir. Ayrıca bu ifadeler aynı kişinin yeni vatanı İstanbul’daki hayatına bakışını “İstanbul’da mutluyduk. Türk topraklarında, Türkçe konuşuyorduk. Herkes Türk’tü. Müslüman çoğunluktaydı. Camilere özgürce gidiliyordu.” (s.75-76) gösteren ifadeleri onun kültürel bazda da olsa dinine ve milletine sahip çıkıcı tavra dönüşür. Her ne kadar kendisiyle çelişen bir durum arz etse de İslam’ın bir kültür olarak yaşandığını göstermektedir. İslam’ın her hükmünün uygulanmasının zamanla toplumlarda değişime uğratılarak yaşantılarını savunur bir karaktere bürünmesinin tipik bir örneğidir. Aslında işgal altındaki Türk topraklarında yaşan Türk toplumlarında alkol tüketiminin İslam ülkelerindeki alkol tüketiminden daha fazla ve yaygınlığı olması Rusların bir oyunudur. Ruslar Türk yurtlarını işgal edince asimilasyonun bir unsuru olarak Müslüman Türkleri alkole alıştırmışlar, böylece İslam dininde uzaklaşmalarını sağlayarak kendisine karşı girişilecek bağımsızlık mücadelelerinin önüne geçmek istemiştir. Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını kazanmış Türk Cumhuriyetlerinde 25 yıl geçiren ve buradaki anıların “Tanrı Dağları’nın Eteğinde” adlı bir kitap ile ölümsüzleştiren Özer Revanoğlu ağabey bu gerçekliği kitaplarında daha özlü şekilde anlatmaktadır.

Hülya Başarangil Demir yabancıların “Pera” dediği diğer adıyla “Beyoğlu”ndaki (s.104) hayatı anlatarak bir ülkenin içinde ama o ülkenin inancına, örf ve ananesine zıt, farklı bir yaşantıyı gözler önüne seriyor. Her ne kadar burada daha çok yabancılar, yabancı ülkelere ait diplomatlar ve azınlıklar yaşasa da Osmanlıdan Türkiye’ye insanı, hayat tarzları ve mimarisiyle farklılığını koruyan bir yer Beyoğlu. Halkın gözünde başka bir yerdi Beyoğlu tıpkı roman kahramanı Recep gibi bakardı halk Beyoğlu’na. “Beyoğlu adı gibi beylerin geldiği bir yerdi. Bizim gibiler gelemez buralara” (s.109) Sanki kültürel özerklik verilmiş bir bölge. Belki günümüzde Türk milletinin de eski örf ve ananelerini terk ederek modernleşmesiyle artık Türklerinde rahatlıkla girip yaşayabildiği bir serbest bölgedir Beyoğlu.

Yeni kurulan ülkede herkes bir koltuk kapma sevdasına düşmüştü. Görevini aşk ile yapan insan sayısı yok denecek kadar azdı.” (s.114) Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda savaştan yeni çıkmış olmaktan dolayı insan kaybının çok fazla olması sebebiyle kadrolara yerleştirilecek liyakatli, yetişmiş eleman sıkıntısı çekilmekteydi. Türkiye’de yaşayan insanların 15 yaşında eli silah tutan herkes savaşa gitmiş geride yaşlılar, engelliler veya çok az sayıda sağlam insan kalmıştı. Hızlı bir eğitim verecek eğitimli insan yoktu, eğitim alacak insan da, yeterli sayıda eğitim kurumu da yoktu. Hiç dini eğitim almamış sırf namaz kılıyor ve namaz süreleri denilen kısa süreleri ezbere okuyabiliyor diye din adamı şuurunda olmayan birisinin camiye imam olarak görevlendirildiğini bizzat böyle görevlendirilmiş adamın kızından duymuştum. Kızı adamın din adamına yakışmayacak olan davranışlarını modernlik olarak savunurdu. Be de kıza sırf değerlisinin olmadığı yerde az değerli ya da değersizin itibar sahibi olacağını anlatmak için takılırdım “Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler.” diye. 12 Eylül’de de ülkenin A kadrosu diyebileceğimiz binlerce üniversite öğrencisi ve sivil toplum dernek yöneticileri tutuklanınca B kadrosu ya da C kadrosu seviyesinden insanlar devlet dairelerinde işe yerleştirilerek ülkemiz yönetim kadrolarında sonraki 10 yıllarda yaşanan dejenerasyonu hazırlamıştır.

Hülya Başarangil Demir biz Ülkücülerin ve 93 harbini yaşayan Anadolu insanının Rusların her türlüsü için kullandığımız “Moskof” tabirini Kırım Türkü göçmen bir ailenin de yaşadığını “Vera Kırımdan gelen bir ailedendi. Genelde bu göçmen ailelere ‘Moskof’ yaftası yapıştırılır ve onlara gavur gözüyle bakılırdı.” (s.147) ifadeleriyle dile getirmektedir. Nitekim 1989-1990 yıllarında Todor Jivkov zulmünden kaçarak Türkiye’ye gelen Bulgaristan’da yaşayan Türklere de halk tarafından “Bulgar” yakıştırması yapılmıştı. Tabi bu yakıştırmaları halk iki sebepten yapıyordu. Birincisi oralarda yaşayan Türklerden haberdar olmamasından, ikincisi de oralardan gelen Türklerin İslam ve Türk örf ve ananelerini Anadolu’daki Türkler gibi yaşamadıkları ve dini duygu ve anlayışlarının daha farklı olması, tabi Rus kültüründen de etkilenmiş olmalı sebep olmaktadır.

Hem piyano çalınmıştı hem de Türkçülük ve Turancılıktan sohbet edilmiş, Turgut, Ziya Gökalp’ten birkaç dize okumuştu.” (s.157) ifadeleri her ne kadar roman kahramanı Turgut’u milliyetçi Turancı olarak gösterse de işlini istismar etmesi ve denetim yaptığı yerlerden avanta alarak, bedavadan yiyip içerek bozuk karakterli birisine Türkçülük, Turancılık pek yakışmamıştır. Kaldı ki bu davanın İsmail Gaspıralı gibi fikir babaları ve Enver Paşa gibi eylem adamları gibi Türkçü Turancı örnekler var iken Turgut biraz Türkçülük ideallerini yozlaştıran bir tip olarak takdim ediliyor. Nitekim Turgut için yazarımız Hülya Başarangil Demir “Kökenlerine bakıldığında sağlam, düzgün, milliyetçi adamların soyundan geliyordu. Makam hırsı mı onu bu hale getirmişti?” (s.158) diyerek yozlaşmasının sebebine işaret etmektedir. Bize de “Allah kimseyi inandıklarından vaz geçirecek şeylerle imtihan etmesin” demek düşüyor. Roman kahramanı Nejat’ın karakterinin ise “Turgut dedesine benzetirdi Nejat’ı. İkisi de milliyetçiydi. Türkçülüğü savunurdu. Nejat da. Zaman zaman Enver Paşa’nın Turancılık fikirlerini de tartışırlardı. Eski Türkleri ayrı bir severdi. Aşina soyundan kağanın ve kırk çerisinin ruhlarının Millî Mücadele ruhunu kamçıladığını varsayardı O dönem başarıya ulaşamayan kırk ruh yüzyıllar sonra Millî Mücadelede ortaya çıkmıştı.” (s.159) ifadeleriyle bizim Enver Paşa örneğimize uygun olduğunu söylüyor. Hüseyin Nihal Atsız’ın isimlendirdiği haliyle kırk yiğidiyle Kürşat’ın ruhunun Millî Mücadelede ortaya çıktığına inandığına inan Nejat ile milliyetçilerin dejenere olmamış örneğini de veriyor. Nejat’ın Kürşat sevgisi ve “Eski Türk devletleriyle ilgili hikayeleri dedesinden dinlerdi. Kolayını bulsa değişime uğrayan bazı Türk özelliklerini yeniden canlandıracaktı.” İfadeleri birlikte düşünüldüğünde yazarımız Hülya Başarangil Demir Türkçülük ve Turancılığı sadece geçmişe duyulan bir özlem gibi anlaşılmasına sebep olmuştur. Milliyetçilik geçmişe saygı ve vefa öngörse de Türkçülük ve Turancılık geçmişin bilmek, sevmek anmakla birlikte geleceğe dönük bir düşünce olarak Türkleri tek devlet çatısı altında toplamak, eğer dünya konjonktürü gereği birlik mümkün olmazsa ortak hareket etmelerini ve onların birbirlerinin çıkarlarına kendi çıkarları gibi sahip çıkmalarını savunan bir fikir olduğunu da bilinmesi gereklidir. Milliyetçilik Türkçülerin şimdiki anın geçmişe dönük bağlarıysa Turancılık da geleceğe dönük umutlarıdır.

Hülya Başarangil Demir roman içinde öyle girift ve çok aşk hikayesini iç içe ele almış ki hepsi Kadir ve Yulian aşkı etrafında dönen bir irtibat kuruyor birbiriyle, ortak noktaları Kadir ve Yulian. Kaç aşk var iç içe derseniz; Kadir- Yulian, Vladimir- Tatya, Kemal-Tatya, Emin-Vera, Turgut- Katherina, Bekir Sami-Mukadder Hala, Yabancı bir asker [İngiliz Subayı James] ile Mukadder hala (s.163) aşkları ve ayrıca Emin ile Salih amca’nın hayatlarının her birinin farklı bir veçhesi öne çıkıyor. Her birinin yaşadığı mutluluk ve hüzünler var, hem de diğer aşıkların yaşamadığı. İnsan beynini resetliyor zaman, siliyor geçmişi, tıpkı bilgisayardaki silinmiş öğelerin geri getirilmesi gibi geri getirilene, hatırlanana kadar. Hayat öyle bir süreç ki zaman onun ilacı, unutturuyor bazı unutulmaz denilen yaşamışlıkları. Tıpkı Tatya’nın Vladimir ile Kemal’i unutması gibi, tıpkı Vera’nı Kırım’da aklına düşen aşkı gibi.

“ ‘İstemiyordu kimse bizi’ dedi yolda yürürken. O günlere gitmişti. Tütün içerken yanındaki teğmenin nasıl bir Türk milliyetçisi tarafından vurulduğunu anımsadı. O Türk’ün koşarken kendi verdiği emir ile vurulduğunu gördü taş binanın önünde. Yerde yatan Türk’ün kimliğini ararken ceplerinde tek ulaştıklarının Türk bayrağı olması geçti gözünün önünden. O gün daha iyi anlamıştı burada düşman askeri olduklarını. Acımayacaktı kimseye. Kimse onun arkadaşına acımamıştı.” (s.175) ifadeleri bu ifade sahibinin kendisinin bir işgal subayı olduğunu gösteriyor. “Bacağındaki İstanbul hatırası kurşun da daha bir acır olmuştu.” (s.175) ifadesi de bu subayın İstanbul’da görev yaptığını gösteriyor. İstanbul’un İngilizler tarafından işgal edilmiş olması da bu subayın İngiliz askeri olduğuna delalet eder. Bu İngiliz subayı İstanbul’da yediği kurşunun acını hala duymakta olup artık zaman mefhumundaki gelgitleri de epey yaş aldığını göstermektedir. İlerleyen satırlardan anlıyoruz ki bu İngiliz subayının adı James’dir. Yukarıda bahsettiğimiz platonik ve tek taraflı James ve Mukadder hala aşkının kahramanı İngiliz subay.

Ne kadar çok acı yaşamıştı Türk halkları. Ama her seferinde ‘Zümrüdüanka’ gibi küllerinden yeniden doğuyordu.” (s.236) ifadesiyle Hülya Başarangil Demir sanki Türk’ün ateşle imtihanından sonra tekrar güçlü kuvvetli devletler halinde var olmasını Ergenekon’dan defalarca çıkışını hatırlatıyor okuyucuya.

Hülya Başarangil Demir roman boyunca yaşanan olayları hep mutlu sona bağlıyor. Vera’ya tek taraflı âşık olmuş olan İsmet zorluk çıkarmadan ve Emin Vera aşkına engel çıkarmadan işten ayrılıp şehir değiştirmiş, Mukadder hala James aşkında James Mukadder Halanın evini kiralayarak bir müğddet kalmış ve döşemelerin altında kendisine yazılmış mektupları bularak Vera’ya okutmuş, mektuplar karşılığında Türkiye’yi terk etmeyi kendi isteğiyle kabul etmiştir.

Adın Nevriye. Kısaca Nevreste diyorlardı. Baban kadir. Diğer yarın ise Vera. Ama Müslüman büyükannen Verda diyormuş.” (s.245) diyerek itiraf ediyor Tatya torunu Katerina’ya. Annesi Yulian ve bası Kadir’in aşkını, kardeşi Vera’yı ve Müslüman bir aile doğduğu geçmişini ve kaçırıldığını anlatıyor. Kateriner’ya hüzün verse de hikâyenin sonunun kavuşmalara ermesinin ilk ateşini Katerina’ın zihninde yakıyor.

Emin ile Nejat arasındaki muhabbet (s.251) ile Hülya Başarangil Demir Kırım Türkiye kardeşliğini, Türk Türk’ün yadım etmesi gerektiğini öyle güzel işlemiş ki romanın bir bölümü olmaktan çıkarak günümüz Türklerine birleşmeyi ve dayanışmayı öğütleyen ve bu şuuru aşılayan duygusal bir mana yüklemiş.

Hülya Başarangil Demir sanki Vera ile Emin aşkındaki hicranı daha da büyütüp zirveye çıkarmak için mutlu sonla bitirmiş olduğu diğer ilişkiler aksine Vera ve Emin’e ayrılık yazmıştır. Emin vatanı Kırım’ı kurtarmak uğruna Mavi alaya katılmak için Türkiye’den Kırım’a geçmiş ancak 18 Mayıs 1944 Kırım Sürgününe şahitlik etmiştir. Türk köylerine Rusların yaptığı bu baskın ve sürgünleri haber vermek isterken eline düştüğü Ruslar tarafından sürgüne gönderildiği sırada geminin batmasıyla dönüşü olmayan bir sonsuzluğa yolcu olmuştur. Vera ve Emin aşkı da ahirete kalmıştır.

Hülya Başarangil Demir “Bilinmeze Doğru” romanı Kırım Sürgününden sonra 1917 ile 1937 arasında Kırım’dan Bolşeviklerin tutumu yüzünden yaşanan bir göç olayını anlatmakta ancak daha çok Türkiye’deki uyum problemi üzerine yoğunlaşmaktadır. Yeni bir vatan ve yurt tutmanın, yerli halk ile bağdaşmanın zorlu mücadelesini ele almaktadır. Halbuki tarihte birkaç kez Kırım’dan Göç yaşanmıştır. İlk Kırım Sürgünü 19 Nisan 1783’te, 1917’de Bolşevikler dolayısıyla, 18 Mayıs 1944’te ve 2014’te olmak üzere yaklaşık 250 yıldır göç yaşanmaktadır.

Hülya Başarangil Demir “Bilinmeze Doğru” romanında üç farklı hayatı Vera, Kazım, Kıymet Emin ve Salih’in hayatları, Katherina ve Tatya’nın hayatları ile Mukadder hala İngiliz Subayı James’in hayatlarını iç içe birbirine temas halinde ama ayrı ayrı ve birbirine paralel olarak gayet başarılı bir şekilde işlemiştir.

Hülya Başarangil Demir kitap boyunca anlatmak istediği huşuları üç veya dört bilemedin beş altı kelimeden mürekkep kısa cümleler ile o kadar başarılı bir şekilde anlatmaktadır ki her şey çok netleşmektedir. Okuyucuyu uzun cümlelerin özne ile yüklem arsındaki uzaklık derdinden kurtarmaktadır.

Hülya Başarangil Demir, “Bilinmeze Doğru” adıyla yazdığı bu ilk romanıyla Emine Işınsu roman ödülünü almış olasının yanında romanın içeriği ve kurgusuyla da gelecek için umut vadeden genç bir yazar olarak güçlü bir kalem olacağının sinyallerini de vermiştir. Başarılar diler, yeni romanlarından bizi mahrum bırakmasını temenni ederiz.

YORUM YAP

vaycasino girişcasibom girişmarsbahis güncel girişmarsbahis girişcasibomcasibom girişmarsbahiscasibom girişcasibomcasibom girişmarsbahis girişmarsbahisjojobet girişcasinolevant girişcasibom giriş
escort Bağcılar escort Bahçelievler escort Bakırköy escort Bayrampaşa escort Beylikdüzü escort Güngören escort İstiklal escort Kadıköy escort Sultanbeyli escort Üsküdar escort Avsallar escort Mahmutlar escort Oba escort Mecidiyeköy escort Ölüdeniz escort Güllük escort Kültür escort Ataşehir escort Avcılar escort Başakşehir escort Esenler escort Esenyurt escort Fatih escort Gaziosmanpaşa escort Kartal escort Küçükçekmece escort Maltepe escort Pendik escort Sultangazi escort Ümraniye escort Adapazarı escort Yalıkavak escort güvenilir casino siteleri Yalova escort Muğla escort Aydın escort Çanakkale escort Balıkesir escort Tekirdağ escort Manisa escort Trabzon escort Kahramanmaraşescort Kütahya escort Osmaniye escort Sivas escort Tokat escort Çorum escort Yozgat escort Isparta escort Elazığ escort Ordu escort Edirne escort Erzincan escort Zonguldak escort Rize escort Uşak escort Kırşehir escort Erzurum escort Giresun escort Amasya escort Sinop escort Niğde escort Bolu escort Karaman escort Kırıkkale escort Bayburt escort Ardahan escort Gümüşhane escort Artvin escort Çankırı escort Bartın escort Sinop escort Bilecik escort Karabük escort Burdur escort Nevşehir escort Kıbrıs escort Kırklareli escort Kastamonu escort Düzce escort Aksaray escort Adıyaman escort Afyon escort Arnavutköy escort Bebek escort Beşiktaş escort Beykoz escort Beyoğlu escort Büyükçekmece escort Çatalca escort Çekmeköy escort Eyüpsultan escort Kağıthane escort Sancaktepe escort Sarıyer escort Şile escort Silivri escort Şişli escort Taksim escort Zeytinburnu escort Aliağa escort Balçova escort Bayındır escort Bayraklı escort Bergama escort Beydağ escort Bornova escort Buca escort Çeşme escort Çiğli escort Karşıyaka escort Fehiye escort Marmaris escort Gaziemir escort Dikili escort Menderes escort Menemen escort Torbalı escort Atakum escort Çerkezköy escort Yenişehir escort Bodrum escort Toroslar escort Tarsus escort Silifke escort Mezitli escort Erdemli escort Anamur escort Akdeniz escort Melikgazi escort Elbistan escort Lüleburgaz escort İzmit escort İlkadım escort Çorlu escort Battalgazi escort Yeşilyurt escort Milas escort Ceyhan escort Çukurova escort Kozan escort Sarıçam escort Seyhan escort Emirdağ escort Sandıklı escort Merzifon escort Suluova escort Taşova escort Altındağ escort Batıkent escort Çankaya escort Çubuk escort Etimesgut escort Haymana escort Kahramankazan escort Keçiören escort Kızılcahamam escort Mamak escort Polatlı escort Pursaklar escort Sincan escort Ulus escort Yenimahalle escort Aksu escort Alanya escort Belek escort Demre escort Döşemealtı escort Elmalı escort Finike escort Gazipaşa escort Kaş escort Kemer escort Kepez escort Konyaaltı escort Korkuteli escort Kumluca escort Lara escort Manavgat escort Muratpaşa escort Serik escort Side escort Didim escort Efeler escort Nazilli escort Söke escort Altıeylül escort Ayvalık escort Bandırma escort Bigadiç escort Burhaniye escort Dursunbey escort Edremit escort Erdek escort Gömeç escort Gönen escort Havran escort İvrindi escort Karesi escort Kepsut escort Susurluk escort Büyükorhan escort Gemlik escort Görükle escort Gürsu escort Harmancık escort İnegöl escort İznik escort Karacabeyescort Kestel escort Mudanya escort Mustafakemalpaşa escort Nilüfer escort Orhangazi escort Osmangazi escort Yıldırım escort Biga escort Çan escort Gelibolu escort Karahayıt escort Merkezefendi escort Pamukkale escort Keşan escort Aziziye escort Palandöken escort Yakutiye escort Odunpazarı escort Tepebaşı escort Araban escort İslahiye escort Karkamış escort Nizip escort Nurdağı escort Oğuzeli escort Şahinbeyescort Şehitkamil escort Yavuzeli escort Bulancak escort Espiye escort Görele escort Altınözü escort Arsuz escort Antakya escort Defne escort Dörtyol escort Erzin escort Hassa escort İskenderun escort Kırıkhan escort Kumlu escort Payas escort Reyhanlı escort Samandağ escort Eğirdir escort Yalvaç escort Foça escort Karabağlar escort Kemalpaşa escort Kiraz escort Kınık escort Konak escort Narlıdere escort Ödemiş escort Tire escort Urla escort Safranbolu escort Akhisar escort Alaşehir escort Kırkağaç escort Salihli escort Sarıgöl escort Şehzadeler escort Soma escort Turgutlu escort Yunusemre escort Akkışla escort Bünyan escort Develi escort Kocasinan escort Talas escort Yahyalı escort Gazimusağa escort Girne escort İskele escort Lefke escort Lefkoşa escort Başiskele escort Çayırova escort Darıca escort Afşin escort Dulkadiroğlu escort Göksun escort Onikişubat escort Türkoğlu escort Kızıltepe escort Mut escort Dalaman escort Gümbet escort Datça escort Kavaklıdere escort Köyceğiz escort Menteşe escort Turgutreis escort Ula escort Yatağan escort Fatsa escort Altınordu escort Ünye escort Düziçi escort Kadirli escort Ardeşen escort Akyazı escort Arifiye escort Erenler escort Geyve escort Hendek escort Karasu escort Kaynarca escort Sapanca escort Derince escort Dilovası escort Gebze escort Gölcük escort Kandıra escort Karamürsel escort Kartepe escort Körfez escort Akşehir escort Beyşehir escort Bosna escort Ereğli escort Karapınar escort Meram escort Selçuklu escort Gediz escort Simav escort Tavşanlı escort Doğanşehir escort Bafra escort Çarşamba escort Boyabat escort Kapaklı escort Süleymanpaşa escort Erbaa escort Niksar escort Turhal escort Akçaabat escort Of escort Ortahisar escort Yomra escort Armutlu escort Çiftlikköy escort Çınarcık escort Akdağmadeni escort Boğazlıyan escort Sarıyaka escort Sorgun escort Alaplı escort Çaycuma escort Devrek escort Ereğli escort Kilimli escort Kozlu escort