
Halim Kaya
Ahmet Doğru daha önce sosyal medyadan takip ettiğim bir arkadaştı. Zaman zaman sosyal medyada yayınladığı şiirlerine ve yine sosyal medyada tanıtım amaçlı yayınladığı kitapları hakkındaki paylaşımlarına beğeni atardım. Osmaniye’den daha önceden tanıştığımız Musa Serin Bey’e Ahmet Doğrunun kitaplarını temin etmek konusunda yardımcı olmasını istediğimde, sağ olsun Ahmet Doğru “Aşkın Kaleleri”, “Yedi Ocak Yangını”, “Kalemi Pusat Bilmek”, “Koyu Şiirler”, “Korkunun Kıvamı”, “Bir An Sonsuzluk”, “Ankara Günlüğü”, “Misafir” adlı kitaplarından birer tane hem de kargo ücretini ödeyerek bilabedel göndermek lütfunda bulundu. Buradan Ahmet Doğru ve vesile olan Musa Serin Beylere ayrı ayrı teşekkür eder, birlikte yürüdüklerini gördüğüm “Güneysu” dersindeki çalışmalarında başarılar dilerim.
Ahmet Doğru aslen Osmaniyeli olmakla birlikte Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde doğmuş, ilk, orta ve lise eğitiminden sonra Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olmuş, Gazi Üniversitesinden Yüksek Lisansını tamamladıktan sonra halen Abant İzzet Baysal Üniversitesinde başladığı doktora çalışmasını tamamlamış bulunmaktadır. Memleketi Osmaniye’de başladığı öğretmenlik mesleğine yine memleketi Osmaniye’de devam etmektedir. Ahmet Doğru’nun bize gönderdiği ve yukarıda isimlerini yazdığım kitaplarından başka “Ay Adası”, “Dünya Döngüsü” adlı yayınlanmış şiir kitapları da vardır.
“Aşkın Kaleleri” adlı kitapta Dr. Ahmet Doğru’nun serbest tarzda yazdığı şiirleri çoğunlukta olmakla beraber hece vezni şiirleri bulunmaktadır. Kitabın birinci baskısıNisan 2021’de KDY yayınları tarafından 136 sayfa olarak basılmıştır.
Dr. Ahmet Doğru “Ötekisi Yok” (s.23) başlıklı şiirinde “Kanı küllendirmeden kızıl kor gibi tutan/Ne dersen de burası acıyan bir coğrafya” mısralarıyla coğrafya uğrunda kesilmeden akan kana kan yetiştirmekten ve böylece can vermeye işaret ederek orijinal bir benzetme ile korun eli yakması gerekirken tutulmasından kinaye kanın devamlı akıtılmasına gönüllü razı olunduğunu ifade etmektedir.
“Geceden Himmet” (s.48) annelerimizi babaannelerimiz hatırlatacak bir ifadeye yer veriyor. “Yolları eğirsen dolasan dile/Ne yollar kısalır ne gönülde gam”” (s.48) yolları eğirmek ifadesiyle yolların uzunluğunu ve inceliğini sanki anne ve babaannelerimizineğirdiği yünden yapılan ip gibi uzamasına benzetmektedir. Bu yol ipini yumak yapmaktan ziyade “diline dolamak” ile ifade ederek, gurbet yalnızlıklarını sözlere dökmekten bahsetmektedir. Ya da yün eğirirken kadınların yol türküleri söyleyerek gurbettekilere duydukları özlemleri dillendirmelerinin çare olmayacağını anlatıyor.
Dr. Ahmet Doğru ‘Aşkın Kaleleri’ adlı şiir kitabında yazdığı şiirler ile kendinden önceki klasik dönem ve yakın dönem şairlerine, Kur’an-ı Kerim’den ayetlere atıflar yaparak eski ile yeni ve moderni buluşturmakta, eskiden söylenmiş şiirleri ya da ayetleri modern söz sanatları ve ifade tarzı, söylem yollarıyla günümüze taşıyarak geçmişle gelecek, din ile toplum arasında bağ kurmakta ve yabancılaşmanın önüne bir set çekmektedir.
“Yedi Ocak Yangını” adlı şiir kitabının da birinci baskısı KDY yayınları tarafında Mayıs 2021’de 153 sayfa olarakbasılmıştır. Dr. Ahmet Doğru bu kitapta daha çok milli temalı ve ödül almış şiirlerine yer vermiştir.
“Yakarış” (s.7) şiirinde “Sabrederiz elbet sunduğun derde” (s.8) diyerek mütevekkil ve Allahtan gelene sabreden bir anlayışın müminin şiarı olduğunu, kadere rıza göstermek gerektiğini dillendirmektedir.
Dr. Ahmet Doğru’nun “Ağıt” (s.39) adlı şiirinde geçen “Vatanıma göz dikip orduma kıyanların/Çatır çatır kırılsın kurşun sıkan elleri” (s.40) mısralara ancak bize âmin demek düşer. Hatta doğrudan biz diyelim ki “Vatanımıza,milletimize düşmanlığa yeltenenlerin Allah alsın canını”
“Mamak Ağıdı” (s.90) adlı şiirinde “Kalplerinin taş duvardan katı olduğuna/İnanmazlar görmeyince onlar” (s.91) diyerek Mamak’ta zulüm yapanların Mamak’ın taş duvarlarından daha katı olduğunu, taş kesilmekten beter olduğunu ancak bu taş kesilmişlerden beterleri görmeyenlerin onları anlamayacağı, bütün anlatımların aciz kalacağını ifade ederek 12 Eylül Cuntacılarını ve onların eli kanlı kadrolarını eleştirmektedir.
Dr. Ahmet Doğru “Yedi Ocak Yangını” adlı şiir kitabındaki mili ve dini temalı şiirlerindeki ifade tarzıyla daha çok kendine önceki şairlerin ifade tarzlarını yakalamış, ya da klasik manada ifade tarzıyla da şiirler yazabileceğini göstermiştir. Dr. Ahmet Doğru bu kitabında her mısraının manasına hâkim olmuş, lafızla manayı buluşturmuş, sanki lafız ve manayı çakıştırmış ve okuyucuyabundan başka mana yok diyerek demek istediğini net bir şekilde adeta dikte etmiş ve daha anlaşılır bir dil kullanımını tercih etmiştir.
Dr. Ahmet Doğru’nu gönderme lütfunda bulunduğu üçüncü kitabı “Kalemi Pusat Bilmek-Denemeler” adını taşıyor. Kitap KDY yayınları tarafından Birinci baskı olarak Haziran 2023 tarihinde 94 sayfa olarak basılmıştır.
Dr. Ahmet Doğru zamanla her şeyin değişmesini, modernleşmesini, teknolojinin ilerlemesin “ömrümün anılar defterinde o kadar çok tedavülden kalkmış eşya var ki saymakla ya da yazmakla baş edebilir miyim, bilmem.” (s.5) diyerek dillendiriyor ve kendine has ve orijinal bir ifade ortaya koyuyor.
Dilin, söz ve kelimelerin gücünü ve önemini ise “O yüzden sözü ölçüp biçerek kaleme dökmeli, o yüzden ‘her kelime bir kurşun / her cümle bir bomba’ demeli ve yine o yüzden öğrencileri ‘Türkçenin bir savaşçısı olarak / dilleriyle silahlanmaya çağır’mal.” (s.13) ifadeleriyledillendirirken kendisini Türkçenin savaşçısı olarak vasıflandırmakta ne kadar haklı olduğu aldığı Üniversite eğitimi ve yazdığı kitaplar ortaya koymaktadır.
Günümüzde kopyala yapıştır her güne her aya her yıla bir kitap sığdıran yazarlara bir eleştiri göndererek “kitap, çalakalem yazılardan değil, meydan savaşı yazılardan olmalıdır. Okuyan ‘bir kitap okudum hayatım alt üst oldu’ demelidir.” (s.14) kitabı okuyanların okuduğuyla hayatları değişmeli ki okunan kitap anlamlı bir kitap olsun diyor.
Dr. Ahmet Doğru “Kalemi Pusat Bilmek-Denemeler” adlı bu kitapta kelime kavramlarla tabiri caiz ise adeta dans etmekte ya da başka bir tabir ile kelemlere dans ettirmektedir. Sanki aydın olmanın, şair olmanın, yazar olmanın felsefesini yapıyor.
“Resim, nasıl bir renge hayat verip onu gözümüzde farklı farklı anlamlandırıyor ve o rengi aydınlatıyorsa; edebi üründe de en az bir kelimeyi dilimizde tatlandırmalı ve rutin işlerle boğulduğumuz gündelik hayatta kullandırmalıdır.” (s.29) Dr. Ahmet Doğru yazılan kitaplar hakkında mutlaka en az bir kelimeyi günlük hayatta kullandıracak kalitede olması gerektiğinisöylüyor ancak günlük hayatta pek de böyle olmuyor. Her eli kalem tutan sırf kitap yazmış desinler diye, internette isimi atandığında yazar olarak görünsün diyerek yazdıkları, bizzat kendi ağızlarından duyulmuş yazarlar da var.
“Kalemi Pusat Bilmek-Denemeler” adlı bu kitap kelime ile, söz ile kâğıt ile, kalem ile, okumak ile, kitap ile, dil ile, Türkçe ile derdi olan, yazmayı düşünen yediden yetmişe bütün Türklerin okuması gereken bir kitaptır kanımca. Dr. Ahmet Doğru “Kalemi Pusat Bilmek-Denemeler” adlıele aldığı konuları etrafını cami ağyarını mâni olacak şekilde izah etmiş ve Türkçe kullanım ve üslubu olarak anlaşılmanın zirvesini yakalamıştır.
“Koyu Şiirler” şiir kitabı ad KDY yayıncılık tarafından birinci baskı olarak Eylül 2023 tarihinde basılmış olup 111 sayfadır. Dr. Ahmet Doğru sanki kitaplarına isim verdiği konuyu içerdeki şiirlerinde mutlaka işliyor. Bu kitabında da “Koyu” ile manalandırdığı, kelimelerin manasını “Koyu” ile yoğunlaştırdığı şiirlere yer vermiştir.
Modern hayatın getirdiği yeni oluşumları işleyerek şiiri aşk, doğa, gurbet, özlem vs. klasik söyleminden kurtaran Dr. Ahmet Doğru “Yer altı boruları rengarenk kablolar/Caddeler gürül gürül ışıklı hayat” (s.23) mısralarında olduğu gibi “Binalar içre görmenin mümkünü yok minare/İrileştikçe yapılar yalıtımlar zayıflıyor ezan/ Pencereleri kapatmasan bitmeyecek hiç/ motor gürültüleri satıcı bağırtıları falan filan.” (s.32) günümüz insanına kendi çağını sunmaktadır.
Dr. Ahmet Doğru dünyaya güven olmayacağını, dünyalıkların geçici olduğunu haykırarak insanoğlunu hakka yöneltmeye uğraşıyor. “Mal mülk kalmaz şöhret söner ün geçer/ Yer sallanır gök allanır gün geçer/ Daha şuradaydı denen dün geçer/ Dünya saltanatı hepten boş imiş” (s.80) Geçici olanlardan uzak duran ya da geçici olduğunu bilen insan hür olur. Kendisinin mutluluğuna vesile yaratılmış olanların kulu kölesi olmaz. En büyük hürriyet de Allah’a kul olmaktır. Gerisi angarya…
“Güz her yaprağa aynı vurmaz fırçayı” (s.95) Mecaz yoluyla Allah’ın sonbaharda yaprakları sararttığını ancak her yaprağın sarartısının farklı olduğunu yeşilden sarıya çok farklı tonlara büründüğünü anlatıyor. Burada “vurmaz fırçayı” derken ressamlar resim yaparken tabloyu boyamalarından mecaz “Güz” mevsimininyaprakları sarartması ile (haşa) Allah’a benzetiliyor.
Dr. Ahmet Doğru’nun “Korkunun Kıvamı, Küçürek Öyküler” kitabı da KDY yayınları tarafından Birinci baskısı Ocak 2025 tarihinde 87 sayfa olarak basılmıştır. Kitapta kısa kısa öyküler yer almaktadır.
Dr. Ahmet Doğru “Bekle Börü Yürüsün” (s.7) adlı öyküsünde sanki hep şehit olanlar çocuklarına “Kürşat’ın Kırk Çerisiyle Çin sarayını basmasını anlatıyor” dercesine şehit’ten ve Kürşat bahsediyor. Vatan sevdalılarının kırk sözünün kırkının da Şehitlik ve Kürşat üzerine olması gibi…Vatanın delisi Ülkücülerin, Kürşat’ın son neslinin 70’li yıllardaki vatan mücadelesini anlatıyor. “1976 yılı, 46 yıl öncesi… ‘Abdestli gelsinler’ diye çağırmıştın yine. Bilirdiler böyle çağırmışsan kavga vardı. Yer belliydi, duyan akardı Ulu Cami’ye. Kırk yeter sayıydı hareket için. Hızlı adımlarla hareket edilirdi ‘cenk meydanı’na. En önde ‘Kürşad’ olarak yürürdün heybetle.”(s.11)
Modern anlatımlar ile eski klasik söylenmesi gerekenleri anlatıyor. Sanki onun için Hikâye dememişti Dr. Ahmet Doğru “Korkunun Kıvamı, Küçürek Öyküler” kitabının adına da; “Küçürek öyküler” diyerek değişimi, çağı ve en önemlisi yeni nesli gençleri yakalamaya çalışıyordu. Biri nebze olsun onlara ata mirasından bir şeyler vermek için çabalıyordu.
“Sonra bir bakarsın onlara inançları ulmuş. Ortada din min kalmamış” (s.30) Dr. Ahmet Doğru diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da az kullanılan bir kelimeyi kullanılır hale getirmeye çalışıyor. “Ulmak” kelimesinin çürümek olduğu izah etmek için veriyor bu örneği. İnsanın inanç temellerini sarsarsanız onun imanı yara alır ve bu yara zamanla şüphe ile büyüyerek Allah muhafaza insanı imandan eder diyor. Onun için insanın imanı sağlam ise, Allah’ın arzu ettiği minval üzereyse ibadetlerinin şekli ve şemali ile fazla oynamamak gerekir. Geleneksel ibadet diyerek, Kur’an’da kandil yok diyerek azim ve şevkini kırmamak gerek. Neyin nasıl vesile olacağını bilemeyiz. İnsan eksikleriyle devam ederken düzeltir kendini tıpkı çırağın usta olurken öğrendiklerini tatbik ederken mükemmeli yakalaması, ustalaşması gibi.
“Yoklayıcı” (s.37) başlıklı öyküsüyle depremi anlatıyor Dr. Ahmet Doğru ve Depremi “teftişe gelen bir yoklayıcı. Zayıfları yıkar, güçlülere gözdağı veriri. Arada kalmışları da güçlü olmaya zorlar” (s.38) diyerek tarif ediyor. Ne kadar haklı söylediklerinde Dr. Ahmet Doğru. Öyle olmadı mı? 11 ilimizi yerle bir eden 6 Şubat 2023 depreminde. Zayıflar yıkıldı, yıkılan evlerde binlerce vatandaşımız öldü. Güçlüler kendine tedbir aldı, başımıza gelebilir diye, orta dereceliler de kendisini, evlerini güçlendirmeye çalıştılar depremden sonra. 2025 yılının Kasım ve Aralık aylarında Karadeniz bölgesinden depremden sonra Adana’ya yerleşen oğlumun yanına gittim. 2 yaşındaki torunum Gevher Begüm’ü babaannesi ile birlikte çocuk parkına oynamaya götürürken, yıkık apartmanları görünce çocuk aklıyla “Bunlara n’olmuş?” diyerek merakla sordu. O sırada babaannesi onun anlayacağı ve merhamet tonlu sesiyle deprem olduğunu anlatıyordu. Yanıbaşımızda kaldırımda yürüyen yaşlı bayan “deprem demeyin çocuğa, psikolojisi bozulur, travma yaşar” dedi. Sonra deprem anın sanki kıyamet gibi olduğunu anlatmaya devam ederek. Sözlerinden depremi yaşamış biri olduğunu anladım. Çünkü “deprem” kelimesine bile tahammül edemiyordu. Üzerinden yaklaşık üç yıl geçmesine rağmen. Biz ne bilelim depremzedenin halinden, “Derdi çeken bilir, dert çenenin halinden” demiş atalar.
Dr. Ahmet Doğru “Korkunun Kıvamı, Küçürek Öyküler” kitabında zaman dili olarak “di’ligeçmiş zaman” ya da okuyucuyu muhatap alan “söyledin, yaptın” gibi zaman tipleri kullanarak sanki anlatılanları okuyucuya dikte eder bir üslup kullanmaktadır. Bu dikte ediş de öyle emredici bir dikte değil de, kitapta anlatılanları yaşayan yaşatan bir özne olduğunu hissettirmektedir. Yani imi fail olan okuyucuyu olayın içine çekerek, onun olayın merkezinde olduğunu kavrayıcı bir anlatım ile anlatmaktadır.
Dr. Ahmet Doğru “Ölümün çatırtısı girilirken duyulur/Mezarlıklar her şehrin girişine kurulur” (s.24) derken iki geçekliğe dikkat çekiyor. Ölen kişi ölerek yeni bir hayat giriş yaparken geride kalanları ağlaşırlar. Ölülere şehre gelen giden herkes fatiha okusun diye mezarlıklar şehrin girişine ya da çıkışına kurulur. Ama artık kimse ölülerinin peşinden ağlamıyor. Defnedileceği saate kadar morgda bekletilen cenaze gasılhanedenalınıp evin önüne getirilip bir helallik alınarak defnediliyor. Mezarlıklar da öyle şehrin ana yolları üstünde değil, kuytu sapa yerlerde, eğer özellikle isteyerek gitmiyorsan mezarlıkları görmem mümkün değil. “Yaşayan ölüleri misafir etmiyorum,/ Yaşarken ölülerin elini öpmüyorum!” (s.25) sağ olanlara dua okumuyorum, ölmüşleri de anmıyorum, ölüye de saygı göstermiyorum diyerek değişen ölü anlayışımızı ifade ediyor. Ne ölüsüyle ne de dirisiyle uğraşmıyor, hiçbir bağ kurmuyor.
“Kışlar yaklaşan ölüm, yalnızlık boyun bağım” (s.35) ölümü soğukluğundan do9layı kışa benzeterek, yalnızlığı da ölüm soğuğunun boynuna asılan bir atkı olarak ifade etmekte ve ölümün soğuk ve yalnızlık olduğunu, ya da kimsenin kimse yerine ölemediğini, yalnızca kişinin kendisi yerine kendisinin öldüğünü vurguluyor.
“Temiz akıl sahibi sığınır korkusuna/ karşı çıkar bu korku şeytanın ordusuna” (s.45) aklım olanlar Allah’tan korkar, Allah korkusu olan şeytanın ordusuna karşı durur, şeytani şeylerle mücadele eder. İnsan akıllı ise Allah’ın buyruklarıyla memurdur. Eğer aklı yoksa sorumluğu yoktur. Memur edilmiş insan da asi şeytana karşı koyar.
“Bana bütün ölümler yakışabilir yalnız/ Ben de bütçeme uygun bir ölüm seçmeliyim.” (s.73) kişi şehitlik, kaza, hastalıktan ölmek vs. gibi çeşitli ölümlerden ölüm beğenir ancak, bedeninin ve aklının sağladığı hayat şartlarına uygun bir ölüm ile ölür. Korkak birisi cephede savaşırken ölmez, yani şehit olmaz, evinde vadesi dolarak sıradan bir ölüm ile ölür.
Dr. Ahmet Doğru’nun son kitabı “Misafir”e bu adı vermesinin hikmet, sanki “Beden ki bilmeksizin sahiplendiği miras” (s.102) mısraında saklı. Herşey bu dünyada bize misafir, gelip geçici sadece bir miras Allah’tan olarak kullanıyoruz, sonrada her şeyi bırakıp gidiyoruz.
Dr. Ahmet Doğru şiir, deneme ve öykü kitaplarında yüzyıllardır vaizlerin, ilahiyatçıların anlata geldiği klasik dini konuları modern bir söyleyiş tarzıyla yeniden ele almakta, yazdıklarını, özellikle İslam’dan kaynaklanan öğütlerini ve ahlaki felsefesini gençlere ve gelecek nesillere ulaştırmanın çabasında.

