
Halim Kaya
Doç. Dr. Murat Şahin “Gençlik ve Eğilimler” kitabını hediye etmiş ve bizde okuyarak hakkında bir değerlendirme yazısı yazmıştık. Çok üretken bir akademisyen olan Doç. Dr. Murat Şahin’in ortak yazdığı kitaplar yanında “Gençlik ve Eğilimler”, “Değerler Sosyolojisi”, “Sosyal Güven Algısı” ve nihayet tarafıma “Kıymetli büyüğüm Halim Kaya’ya saygılarımla…” diyerek imzalayıp hediye ettiği “Göçün 60.Yılında Hollanda’da Türk Olmak” adlı çalışması benim sayabildiği eserleri arasındadır.
Doç. Dr. Murat Şahin Hollanda Türk Federasyonu’nun talebi üzerine hazırladıkları “Göçün 60.Yılında Hollanda’da Türk Olmak” adlı kitabı Berikan Yayınevi tarafından Ankara’da Birinci baskısı Kasım 2025 tarihinde185 sayfa olarak yapılmıştır. “Göçün 60.Yılında Hollanda’da Türk Olmak” adlı kitabı“Göçün 60.Yılında Hollanda’da Türk Olmak” adlı kitabı; “Sunuş”, “Ön Söz”, “Giriş”, “Türk Göçmenleri Hollanda’ya geliş Hikâyesi”, “Avrupa Türklüğünde Bir Göç Hikâyesi: Hollandalı Türklerin Dünü, Bugünü ve Yarını”, “Sonuç”, “Kaynakça”, “Ekler” ana bölüm ve başlıklarından oluşmaktadır. Kitap bu bölümlerin alt başlıklarıyla ismine yaraşır konuları muhtevi halini almaktadır.
“Gurbetçi” veya “Almancı” gibi emanet ve iğreti bir durum arz eden isimlerle anılırken Başbuğ Alparslan Türkeş’in “Avrupa Türkü” şeklinde doğru isimlendirmesiyle (s.V), emanet ve geçici bir unsur olmayıp oranın soysak ve ekonomik hayatına yön veren, Hollanda’da yaşamanın vermiş olduğu bir takım insani hakları talep eden kalıcı bir demografik yapı teşkil etmektedir. Ve zamanla “Avrupa Türklüğü”ne (s.V) dönüşen ifade tarzıyla hakları olan ve bu hakları kullanabilecek bir güç ve nüfusu temsil etmektedir.
Çok uzak değil bizi 50 yıl önce 1912’de balkanlardan, 40 yıl önce de 29 Ekim 1923’e kadar Anadolu’dan atmaya çalışanlar ne oldu da 1960 yılında işçi olarak geri çağırmak zorunda kaldı? Bu hususta Doç. Dr. Murat Şahin “İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyanın birçok bölgesinde ve özellikle Batı Avrupa’da sanayileşme sürecinin gölgesinde ekonomi ve çalışma hayatında sorunlar ortaya çıkmıştır. Avrupa bir yandan ekonomik durgunluk dönemine girmiş, diğer yandan da sanayi alanında çalışacak insan gücünden mahrum olmuştur.” (s.Vİİ) tespitlerini yapıyor. Özelde Hollanda’ya genelde ise Avrupa’ya Türk göçü 60 yıl önce 1964’te işte bu ekonomik krizdeki Avrupa’yı krizden çıkarmak için Türkler İş gücü olarak göçmüşlerdir.
Doç. Dr. Murat Şahin’in işaret ettiğine göre genelde “İnsanlar, tarih boyunca savaşlar, sürgünler, kıtlıklar, yoksulluk, doğal afetler, ticaret, evlilik gibi çok çeşitli sebeplerle zorunlu veya gönüllü; bireysel veya kitlesel olarak göç etmek durumunda kalmıştır.” (s.1) Ancak bu göçler insanın psikososyal hayatında büyük yaralar açmıştır. Sosyal nüfus hareketliliklerinin göç sayılabilmesi için mekân değişikliği yanında bir zaman dilimi içinde kalıcı olarak gerçekleştirilmiş olması gerekir (s.2).
Ülkeden ülkeye yapılan göçlere Dışgöçler denilmekte olup; beyin göçü, işgücü göçü, mübadele dış göçlerin çeşitlerini oluşturmaktadır (s.3). Beyin ve İşgücü göçü vatan değiştirmek olan mübadele veya sürgün gibi göçlerle kıyaslandığında devlet rafından tutulan bir mecburiyet olmadan kişinin bireysel tercih ve zorunluluklarıyla sınırlı belki de geçici bir göç olma mahiyetindedirler. Vatan değiştirmek zorunluluğuna dayalı göçler ülkeler arasındaki savaş veya işgal sebebiyle üçüncü bir ülkeye doğru olan göçlerdir.
19 Ağustos 1967 tarihinde başlayıp 2022 yılına kadar ki göç sürecinde Hollanda’ya göç etmiş Türklerin sayısının 429.978 olduğunu ve 2023 yılında 197 göç’ün gerçekleştiğini ifade eden Doç. Dr. Murat Şahin göre “İşgücü göçü süreciyle başlayan Türklerin göçmen oluşunun hikâyesi aile birleşimi ile davam etmiştir. Uluslararası hukuk çerçevesinde göçmen hukuku ile ilk zamanlarda varlığını sürdüren Türkler, süreç içersinde oturum izni, vatandaşlık, çifte vatandaşlık gibi hukuki statülere kavuşmuş ve bugün itibarıyla Hollanda’da yaşayan Türkler, entegrasyon süreçleriyle birlikte yaşadıkları ülkenin yerlisi konumuna gelmiştir.” (s.5) ve “Kökenleri Anadolu’da olmasına rağmen, günümüzde kendilerini Hollandalı Türkler olarak tarif etmektedir”ler (s.6).
Doç. Dr. Murat Şahin kitabın hemen başlangıç kısmında girişte Hollanda’nın coğrafi özellikleri ve siyasi yapısı, yönetim şekli, eyaletler, nüfus ve demografik yapısı, ticaret, ihracat ve ithalat, Türkiye ile ilişkiler, Türkiye’ye ile yapılan ithalat ve ihracat, Türk Göçmenlerin ülke ve dünya göçmen nüfusuna oranı, Türl iş adamlarının kurduğu şirketler, Türkiye’de kurulmuş Hollanda menşeli şirketler, ticari hacim, hakkında, Hollanda ekonomisini ayakta tutan dünya çapında şirketleri ve üretim kapasiteleri, ürün portföyü, Türk nüfusun kuşaklar arası dağılımı gibi tablolarla dökülmüş veriler ve detay sayılabilecek bilgiler vermektedir (s.6-24).
Türkiye’nin 20.yüzyıl göç profilini “Cumhuriyetin ilanından 1960’lı yıllara kadar geçen sürede genellikle göç alan, kısmen göç veren, 1960’dan itibaren özellikle işgücü göçü çerçevesinde, 1970’lerden sonra ise aile birleşmeleri ve evlilik göçleri bağlamında göç veren bir ülke konumunda” (s.25) olarak çizen Doç Dr. Murat Şahin gelen göçlerin siyasi ve kültürel sebeplerle, giden göçlerin ise ekonomik yapının gerektirdiği işgücü ve kültürel sebeplerle olduğunu da ilave eder.
Hollanda’nın entegrasyon çalışmaları sonucu vatandaşlık alıp kalıcı hale gelerek Hollanda’nın yerlisi konumu da kazanmış olan Türklere rağmen Hollanda bütün Batılı Ülkelerde olduğu gibi “11 Eylül 2001 yılında ABD’de gerçekleşen ‘İkiz Kuleler’ saldırıları” (s.25) sonrası Türkler de dahil göçmen girişini -özellikle de İslam ülkelerinden- daha kontrollü hale getirmiştir.
Uluslar arası işgücü talep ve arzın dengesini “Gelişmiş kapitalist ülkelerde iş gücüne duyulan ihtiyaç [talep], nüfus artış hızı fazla olan ülkelerdeki işsizlik [işgücü arzı] oranları ile arz ve talep dengesi içinde karşılık bulmuştur.” (s.26) diyerek dengelendiğini ifade ederek serbest ekonomik pazardaki dengeyle ifade etmektedir.
Misafir işçi olarak sanayileşmiş Batı Avrupa ülkelerine giden Türk işçilerin “Türkiye’ye dönmeyip gittikleri ülkelere yerleşmeye karar veren Türkler Avrupa’nın birçok ülkesinde kalıcı bir Türk nüfusunun oluşmasına yol açmış” (s.26) daha sonra özellikle “1970’li yıllardan günümüze aile birleşimlerinin yapılması ve evliliklerin önemli bir bölümünün Türkiye’den gerçekleşmesi, Avrupa’nın birçok ülkesinde Türk nüfusunun artmasını sağlamıştır.” (s.26) Bu göçler daha sonraki yıllarda “aile kurma” sebebiyle olmuştur.
Doç. Dr. Murat Şahin göre “İşgücü anlaşmalarıyla başlayan [göç] ve sonrasında sosyal güvencelerle genişleyen ikili anlaşmalar göç sürecini Ttrkler açısından güvenli, kontrollü ve cazip hale getirmiştir.” (s.26) ancak sosyal güvenceler aynı zamanda Türkiye’yi yaşlanmış ve hastalıklara yakalanmış işgücü göçmenlerinin geriatrik ve kronik hastalık yükünden kurtarması bakımından da ülkemiz için önem arz etmektedir. Türkiye’yi büyük ekonomik problemlerden ve sağlık probleminden de kurtarmaktadır.
Doç. Dr. Murat Şahin ikinci dünya savaşından sonra yaşanan göçlerin sanayileşme ve küreselleşme etkileriyle olduğunu dolayısıyla da diğer göçlerden farklılık arz ettiğini bu farklılığını birincisinin “ikili anlaşmalar bağlamında kurumsal süreçler içersinde gerçekleşmiş” ve ikinci sebep olarak da “Göç edenler işçi statüsünde göç etmişlerdir ve göç olgusu hem çok sayıda ülkeyi ve toplumu hem de uluslar arası ekonomiyi etkilemiş” (s.27) olduğunu ifade etmektedir.
“İkinci dünya savaşı sırasında [savaşta ölenler dolayısıyla] önemli [bir miktar] iş gücünü yitiren Batı Avrupa ülkeleri[nin], savaş sonrasında iş hacimlerinin gelişmesi karşısında sanayi sektöründe makineleşmeden yararlanmalarına rağmen büyük bir işçi ihtiyacı” (s.28) ortay çıkmıştır. İhtiyacın ortaya çıkışına “1950’li yıllardan itibaren metro ve yol inşası ile sanayi, madencilik gibi çeşitli sektörlerdeki yeniden yapılanma”da etkili olmuştur. “Nüfus artış oranının düşük olması ve toplumun yaşlanması Batı Avrupa ülkelerindeki işgücü açığının daha da büyümesine yol açmıştır.” (s.28) Doç. Dr. Murat Şahin bu açığın büyümesinde sömürgelerin bağımsızlık kazanması dolayısıyla ucuz işçi kaynağının kaybedilmesi, refahın artmasıyla Batı Avrupalı insanların düşük statülü işlere ilgi göstermemesinin de etkili olduğunu ifade etmektedir (s.29). Ayrıca Doç: Dr. Murat Şahin tarafından Göç alan ülkeler olarak “Avrupa ülkelerinin sunduğu iş ve sosyal imkânlar ve nisbi yüksek gelir gibi ‘çekici’ faktörler,” yanında Göç veren ülkeler açısından da insanları göçe zorlayan etkenleri “İşgücü veren ülkelerdeki fakirlik, düşük gelir ve sosyal imkânların azlığı gibi “itici” faktörler” (s.29) şeklinde sayılıp isimlendirilmektedir.
16.yüzyıldan itibaren Hollanda da “dini ve siyasal sebeplere bağlı olarak göç eden çok sayıda mülteci yaşamaktaydı.” ve günümüze kadar da “göç alan bir ülke olmaya devam etmiştir.” (s.29) Hollanda kendisini uzun süre bir göçmen ülkesi olarak kabul etmese de göç almaya devam etmiş ve bugün Hollanda’da bulunan göçmenler “eski Hollanda sömürgelerinden –Endonezya, Surinam, Antiller- gelen göçmenler, göçmen işçiler ile siyasal sığınmacı ve mülteciler”den (s.29) oluşmaktadır.
Doç. Dr. Murat Şahin’e göre Türkiye’de gelişen teknoloji ve tarımsal üretimdeki daralmalar nedeniyle tarım dışı ekonomik faaliyetlere yönelmek zorunda kalan insanlar yurt dışında iş aramaya başlamış bu sebepten dolayı da “İlk Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda (1962-1967) yurt dışına işgücü ihraç etmek [işsizliği azaltmak ve kalkınmaya destek babından] bir çözüm yolu olarak değerlendirilmiştir.” (s.32) olması, Türkiye’nin işçilerin göndereceği dövizlerle ekonomik hayatını organize ettiği bir dönem yaşanmasına sebep olmuştur. İşçiler tasarruflarını Türkiye’ye göndermeleri yönünde teşvik edilmiştir. Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ile Türkiye’den işgücü ihracatı planlamasını yapanlar “vasıfsız işçilerin yurt dışına gönderilmesi ile Türkiye’nin gelişmekte olan sanayisi için gerekli vasıflı eleman ihtiyacını karşılamayı” (s.34) da düşünmüşlerdir. “Rotation” [1 yıl süreli dönüşümlü işgücü göçü] (s.35) anlaşmasıyla bir yıl sonra dönmesi gereken işçiler dönmemiştir. Dolayısıyla giden işçilerden geriye gelerek Türkiye’deki sanayi tesislerinde çalışarak teknoloji transferinde etkin bir başarı ele edilememiş, işçiler gittikleri ülkelerde emekli olana kadar çalışmış ya da işe yara bir mesleki eğitim almadan ferdi olarak geri gelmek zorunda kalanlardan da yararlanılamamıştır.
Hollanda’daki Türk işgücü sayısının artışında aile birleşmesi ile giden kadınların sayısının artmasının yanında “Yurt dışına giden ve gitmek isteyen işçi sayısının artışı, öncelikle, ilk gidenlerin izinli geldiklerinde diğerlerini özendirmelerinin” etkin olduğu bu özendirmeyi de “İşçilerin yanlarında getirdikleri araba, radyo, teyp gibi tüketim mallarının” (s.38) sağladığı ve Türkiye’de ki işsizler arasında zengin olma hayalleri kuranların Avrupa ülkelerinde işçi olma arzusunu kamçılamıştır.
Hollanda işgücü göçü çerçevesinde ülkesine gelen göçmenlerin ülkelerine geri dönmelerini teşvik babından ülkeleriyle kültürel bağlarının kopmaması için “vatanlarına ve kültürlerine yabancılaşmalarını önleme ve kültürel kimliklerini korumaları” yönünde politikalar uyguladığı bu politikalardan olmak üzere “Hollanda Eğitim Bakanlığınca 1970 yılında ‘Kendi Dilinde Eğitim ve Kültür (OECT) çerçevesinde, göçmen çocuklarına okul saatleri dışında masrafları devlet tarafından karşılanan anadil eğitimi verilmesi kararlaştırılmıştır.” (s.40) Asimile etmek düşüncesinde olmayıp kendi dil ve kültürlerini korumaları düşüncesi medeni bir davranış gibi görünmekle birlikte ülkenin gelecekteki demografik yapısını düzenleyerek etnik olarak Hollanda etnisitesinden olmayanlardan arındırma, saf ırk oluşumunu temin etme gayesi de yatmaktadır. Nitekim “1972 yılında Rotterdam’da yapılan Türk karşıtı ayaklanmalar” (s.41) bu düşüncenin halka kadar indiğinin göstergesi sayılır.
1980’lere kadar işgücü göçü ile gelen göçmenlerin kalıcılığını kabul etmeyen Hollanda 1980’lerden sonra entegrasyondan bahsetmeye ve tedbirler almaya başlamıştır. 1983’de yayınlanan Azınlıklar Notası 1989’da genişletilmiş ve yeniden yayınlanmıştır. Burada “entegrasyon-bütünleşme, emansipasyon-serbestlik, partisipasyon-ortaklık-, öz kültürün [Hollanda kültürü] korunması ve geliştirilmesi göçmenlerin çeşitli kurumlarda işe alınması, göçmen kuruluşlarının desteklenmesi, eşit muamele ve fırsat eşitliği” (s.43) konular düzenlenmiştir.
Doç. Dr. Murat Şahin daha sonra 1, 2, 3, nesil göç eden Türkler ile mülakatlar yapmış ve bu mülakatları yorumlamıştır. Bu mülakatlardan elde edilen sonuçlara göre 1.nesil işgücü göçü yapan Türkler dil bilmediklerinden daha çok kendi kendilerine sosyalleşmişler, erkekler Türk Kahvehanesi ve camilerde kadınlar da misafirliklerle sosyalleşerek “yabancı bir ülkede kendi kültür, örf ve adet geleneklerini de korumak amacıyla sosyal kontrol en üst seviyede” bir hayat yaşamışlardır. Dil bilmedikleri için Hollanda da sosyalleşemeyen ve dolayısıyla kendisini geliştiremeyen 1. nesil işgücü göçmeni Türkler Türkiye ile de sağlıklı bir iletişim kurup takip edemediği için “60’lı yılların kültürüne ve yaşantısına 90’lı yıllarda da devam” (s.59) etmelerine sebep olmuştur. Ne Hollanda kültürüne adapte olabilmişler ne de gelişen Türkiye kültürünü takip ederek hayatlarına sokabilmişlerdir. “Avrupa’da Türklerin kalıcı olmasında; geri dönenlerin Türkiye’de yaşadıkları olumsuzluklar ve ayrıca çocukların eğitimi, Türkiye’de yaşamak iş kurmak için gereken birikimin sağlanamamış olması gibi sebeplerden dolayı Türkiye’ye karşı artan sosyal ve kültürel yabancılaşma etkili olmuştur.” (s.59)
Doç. Dr. Murat Şahin birinci kuşak Hollandalı Türklerin Hollanda’da temelli yerleşik hale gelmelerinin sebeplerini yine Hollandalı Türklerle yaptığı anketlere verilen cevaplardan yaptığı tespitlerde; eşi ve çocuklarını Hollanda’ya getirmek, uzun seneler çalışmış olmak, çocukların Hollanda’da doğup eğitimini yapmaları, Hollanda’ya uyum problemini çözmüş olmak, kendisi dönse bile çocuklarının dönmemesi, kendiişlerini kurup işveren durumuna gelmeleri, Hollanda’da öteki Türkiye’de gurbetçi statüsünde olmaları gibi sebepler ile artık Türkiye’ye kesin dönüş yapmadıkları anlaşılmaktadır (s.52-62).
Doç. Dr. Murat Şahin ikinci kuşak Hollandalı Türklerin kalıcı yerleşimlerini ele aldığı bölümden bu kalıcı yerleşimin tek taraflı olmadığını Hollanda devletinin de bunu desteklediğini ifade etmektedir. Hollanda’nın bu desteğini de “Göçün kalıcı hale gelmesi sadece Türk göçmenlerin çabasıyla oluşan bir süreç değildir. Hollanda, Türklere çifte vatandaşlık hakları vererek hem yetiştirmiş olduğu nitelikli insanları bünyesinde tutmayı, hem de Avrupa Birliği (AB) katılım ortaklığı içersindeki nüfus oranını artırmayı hedeflemektedir.” (s.67) şeklinde izah etmektedir.
Doç. Dr. Murat Şahin Hollanda doğumlu üçüncü ve dördüncü nesil Hollandalı Türklerin Hollanda ile adaptasyon problemlerinin olmadığını ancak Türkiye’ye yabancılaşmaya başladıklarını öngörmektedir. “Hollanda’da doğup büyüyen ve Hollanda toplumu içinde en çok yer alan üçüncü nesil Türkler, yaşadıkları ülke olan Hollanda dili ve kültüründen daha fazla etkilenirken ana dillerini sadece aile ve çevrelerinde konuşmakla sınırlı kalmışlardır. Okulda ana dilde eğitim almadıkları için ana dillerini yaş seviyelerine göre kullanamayıp, ana dillerini okuma ve yazma becerilende de geride kalmışlardır. Gençler kendi aralarında ana dili Türkçe ile konuşmakta fakat bilmedikleri ya da o anda akıllarına getiremedikleri kelimeler yerine Hollandaca kelime koyarak karışık bir dil oluşturmuşlardır.” (s.72) Doç. Dr. Murat Şahin’in endişesi beşinci ve altıncı nesil Hollandalı Türklerde kendi kültür ve dillerine yabancılaşmanın daha fazla olacağı yöndedir.
Doç. Dr. Murat Şahin hiçbir zaman değişmeyecek iki önemli meseleye dikkat çekmektedir. Siz ne kadar adapte olduk derseniz deyin göçmen damgası yemiş olmaktan dolayı her daim azınlık ve göçmen olarak vasıflandırılacaksınız (s.75). İkincisi de dil öğrenseniz de fark etmeyecektir. Türk adet ve geleneklerini yaşayarak Türklük bilincinde kaldığınız müddetçe ve İslam dinin emir ve yasaklarını yaşamaya devam ettiğiniz müddetçe yerli halk gözünde tuhaf anlamsız karşılanacaksınız (s.76).
Doç. Dr. Murat Şahin bireysel kimlik ve kolektif kimlik (s.77) hususunda Hollandalı Türklerin bireysel kimlik olarak kendilerini gururla Türk olarak tanımladıklarını ancak kolektif kimlik hususunda Hollandalılık bakımından hala kendisini bir yere koyamamanın sancısını çekenlerin olduğu göstermektedir (s.79).
Doç. Dr. Murat Şahin Hollandalıların yerli olarak bilinip sayılmak istediklerini ve göçmenler içinde en iyi ilişkiyi Türkler ile kurduklarını, Türklerin Hollandalılarla iş kurup çalışmayı tercih ettiklerini, Hollandalıların Faslılar ve diğer Afrikalılara nazar Türkleri daha kültürlü ve medeni olarak gördüklerini Türk göçmenlerin işyeri ve sosyal hayattaki karşılaştıklarını tespit ederken, istisnai olarak bu toplumlar içinden ilişki kuramayan insanların da çıktığını ifade etmektedir (s.100-110). Türklerin Türkler ile dini gün ve düğünlerde bir araya geldikleri ilişkilerinde mekân olarak camiler ve teşkilat dedikleri Hollanda Türk Federasyonu Kültür Merkezi lokalinin kullanıldığı anlaşılmaktadır. Hollanda Türk Federasyonu Hollanda’da yaşayan Türkler arasında teşkilat olarak güven tesis etmiş olması insanların teşkilatta kendini rahat hissetmesi büyük bir başarıdır (s.112-113). Bu başarı dolaylı olarak Türk kültür ve dilinin de yaşatılmasının teminatıdır.
“Birinci kuşak göçmenlerin yaşadığı sıkıntı kültürel uyum iken, ikinci kuşak göçmenlerin deneyimlediği en önemli zorluk güç ve iktisadi kaynakların eşitsiz dağıtılmasından dolayı yaşanan mağduriyet” (s.120) olması göçmen Türklerin birinci kuşağı kabullenilmeyi isterken ikinci kuşak bunu aşmış ve ülkenin vatandaşlarının yararlandığı sosyal ve ekonomik imkânlardan faydalanmak ister duruma gelmişlerdir. Doç. Dr. Murat Şahin Hollanda’da göçmen Türklerin teşkilatlar marifetiyle birbirlerini kontrol eden ve içe dönük bir kontrol mekanizmasını işleten Türklerin kültürlerini koruduklarını ve yeni yetişen nesli de kendi Türk kültür ve değerlerine göre yetiştirmeyi başardıkları için yabancılaşmayı önledikleri dolayısıyla sahip çıktıkları “Kültürel yaşantılar [sayesinde], gelecekte de [Türklerin] farklılığını koruyacağını” (s.121) ve Türk varlığını devam ettireceğini öngörmektedir. Hollanda’da yaşana genel sorunların –vergiler, sigortalar vs.- Türkleri de etkilediğini söyleyen Doç. Dr. Murat Şahin bir tehlikeye dikkat çekmektedir: Hollanda’daki göçmen Türklerin üçüncü ve dördüncü kuşaklarında artık Türkiye’deki akrabalar ile akrabalık bağlarının da uzaklaşmasıyla “Özellikle yeni kuşaklar için Türkiye bir tatil ülkesi olarak görülmektedir.” (s.123) Bu durumu önlemek için de Doç. Dr. Murat Şahin Holanda ve Türkiye’nin “Özellikle Avrupa Türklüğü ve Anadolu Türklüğünü birleştirecek, bütünleştirecek ve ortak bir gelecek tasavvuru oluşmasına zemin hazırlayacak sosyal politikalar” (s.124) hazırlaması gerektiğini ileri sürmektedir.
Doç. Dr. Murat Şahin Hollanda Türk Federasyonun Türkler üzerine etkisini ve önemini belirtmek babında ifade ettiği “Hollandalı Türklerin teşkilatlı oluşu kültürel kimliklerini korumalarında ve geliştirmelerine önemli katkı sağlamıştır.” (s.147) cümleden de anlaşılmaktadır ki Türkler Hollanda Türk Federasyonundaki birliktelikleri sayesinde kendi içlerinde yardımlaşama ve dayanışmayı sağlarken yerli Hollandalılara karşı da problemleri aşmada da kendilerine bir dayanak oluşturmuşlardır.
Doç. Dr. Murat Şahin kişiler ile bizzat görüşme ve anket yaparak saha çalışması yapmakla (K1, K2, K3, ……. K10 gibi K ile simgelendirdiği kişileri 10’a kadar sıralamıştır) hem mevcut problemleri tespit ederek yorumlamış, hem de gelecek kuşaktan Türk işgücü göçmenleri üzerine araştırma yapacak sosyal bilimci kişilere sosyolojik malzeme temin etmiştir.
Hollanda Türk Federasyonun bu “Göçün 60.Yılında Hollanda’da Türk Olmak” adlı kültürel çalışması Hollanda Türklüğü açısında kültürel birikimini korumada şuurlandırma ve geçmişini öğrenme, öğretme yoluyla asimilasyonu önleme çabalarının ete kemiğe bürünmesidir. Hollanda Türklüğü artık kendi ayakları üzerinde duran ve kendi kültürel geleceğini koruyan ve Batı ile Türk kültür arasında bir irtibat sağlayan elçi bir topluluk olmanın bilincinde olduğunu da göstermektedirler.

