
Kenan EROĞLU
Odgurmuş: Dündar Taşer konusuna devam ediyoruz. Bu hayali söyleşimize yine onu çok yakından tanıyan Ziya Nur ile devam ediyoruz. Onu çok yakından tanıyan Ziya Nur büyüğümüze Taşer’in Milliyetçilik ve devlet şuuru hakkındaki görüşlerini soracağız.
Taşer’in millet, milliyetçilik, devlet ve devlet şuuru hakkında çok önemli tesbitleri var. Onun milliyetçilik konusundaki görüşleri hakkında neler söylersiniz.
Ziya Nur: Birgün kendisine şöyle bir sual sormuştum: “Üstad! Bir kısım kimseler var ki, onlar, tarih boyunca milliyetçiliğin yahut daha doğru ve geniş tabirle milli telakkinin hiç tatbik yüzü görmediğine kani bulunuyorlar. Bu kanaatte bulunan bazı neşir organları da var. İşi bu kadar dar tutan bir zihniyet, esasen milli telakkiden uzaklaşmış demektir. Halbuki bir milletin, büyük bir siyasi teşekkül ve devlet vücuda getirmesi, büyük bir medeniyet kurması, ancak, bütün cemiyete şamil olan üstün ve hâkim bir idealin mevcudiyetine vabeste. Böyle bir devlet ve medeniyet kurduğumuz, tarihçe sabit olduğuna göre, bu çeşit bir milliyetçilik anlayışına ne dersiniz?”
Odgurmuş: Oldukça yerinde bir sual olmuş. Etrafımızda böyle düşünenler elbette vardır. Peki Taşer size ne cevap verdi?
Z. Nur:Bu suale tamamen hak vererek dedi k: “Bir milletin, milli telakkisi, onun tarihi seyri içinden çıkar. Köşesinde oturan bir alim, masa başında tasavvurlara dalan bir mütefekkir ne bir millet ne de bir milli telakki ortaya koyabilir. İçinde, uzun tarihi hadiseler ve içtimai yaşayışı içinde, imanın, kanın ve duyguların birleşmesi ile yoğrulmuş bir varlıktır ve sun’i bir mevcudiyet değildir. Bizim, bin senelik tarihi seyrimiz içinde, milletimize mal olmuş hâkim telakkiye yahut milli imanımızı açıkça görmek mümkündür.
Odgurmuş: Peki efendim, bu İlay-ı Kelimetullah olarak somutlaşan milli telakki bizde nasıl oluştu?
Z.Nur:Mesela, İslam’dan sonra “İlây-ı Kelimetullah” tam bir milli iman haline gelmiştir. Örfler, an’aneler, bu yüksek imanın içinde erimiş ve milli telakkimiz vücut bulmuştur. Böylece yaşamış ve halen yaşamakta olan telakkiyi iyi tesbit etmek lazımdır., devletiyle, hukukuyla, idari nizamıyle, san’at ve güzellik tarzı ve üslubuyla tamamen bize has olan çok büyük bir siyasi kudret ve medeniyet doğmuştur. Tarihten çıkan milli telakkimizi, cemiyetimizde asırlarca hâkim inanış ve görüş olarak yaşamış ve halen yaşamakta olan telakkiyi iyi tesbit etmek lazımdır.
Odgurmuş: Bu milli telakki konusunda hem bizde ve hem de yabancı yazarların bazı görüşleri var. Bu görüşler bizim toplum için ne ifade eder?
Z. Nur: Falan adamın görüşü, feşmekanın doktrini, çok dar bir çerçevede kalmaya daima mahkumdur. Mesela, Mancini’nin milliyet görüşü, Renan’ın millet anlayışı ile Türk’e şekil verilemez. Bir millet hiçbir zaman bir inanış ve akideyi kendine uydurmadıktan, adeta kendileştirmedikten sonra kabul etmez ve buna istinaden büyük siyasi ve medeni hamle yapamaz. Evet, sizin dediğiniz tipte adamlar vardır. Bunların görüşleri, kendileri ile beş on kadar takipçisinin gittiği, dar ve çıkmaz bir keçiyolundan ibarettir. Hiçbir zaman milli telakki hüviyetine bürünemez. Tarihte hiç tatbik yüzü görmemiş bir milliyetçiliğe, geniş kitlelerin itibar etmemesi pek tabiidir. Böyle bir davanın arkasından gidilir mi canım? Kim gider? Milli telakki, millette yaşayan ve onun her şeyine tesir eden, ona mal olmuş hâkim inanış ve ölçü manzumesi demektir.”
“Tarih boyunca ve halen de bu ne ise, milli telakki de odur. Milli telakki ancak tesbit edilebilir; ihdas edilemez. Bu sebeple üç beş adamın oturup milli telakki vücuda getirebilmeleri mümkün değildir. Mes’ele bundan ibarettir. Gerisi laf-ü güzaftır.”
Onun bu sözleri, milli düşünce ve telakkide ne kadar geniş ve vazıh düşündüğünü ortaya koymaktadır.
Odgurmuş: Çok teşekkür ederim efendim. Taşer’in milliyetçilik ve milli telakki konusundaki görüşlerini aktardınız. Şimdi onun milli telakkiden ayırmadığı “Devlet Şuuru” konusundan bahsedebilir miyiz? Taşer bu konuda ne düşünüyordu?
Z. Nur:Birgün, milletimizdeki köklü devlet şuurundan konuşuluyor ve bu hususta tarihten misaller veriliyordu. İşi biraz daha keskinleştirerek “İşin garibi, Osmanlı’nın eşkıyasında bile büyük bir devlet şuuru vardır.” Dedi ve buna dair şu misalleri verdi: “Evet, mesela müverrih asım, Payas taraflarında yol kesmekle meşgul Halil Paşa namındaki birisiyle konuşmasını yazmaktadır. Asım, alim bir adam. Antep’li benim hemşehrim. Onun köyü de gayet fakir bir dağ köyü. Buradan öyle yüksek bir alim ve müverrih çıkmış.”
Odgurmuş: Bunlar çok önemli tesbitler. Bizim geçmişimizde eşkıyamızda bile bir devlet şuuru var. Devam eder misiniz?
Z. Nur:“Asım, Halil Paşa’ya “Yahu, devlet emrine itaatsizlik edilir mi?” diye sormuş; o da: “Devlet dediğiniz saltanat tarafı mıdır? Eğer saltanat tarafı ise, eti’ullahe ve eti’u-r-resul ve ulûl-emr-i minkim (Allah’a ve Resulüne ve ondan olan emirlerine itaat ediniz) emr-i şerifi mucibince, emrine munkadız; çünkü, Allah göstermesin, kıl kadar isyanda bulunanların namaz ve nikahı sahih olmaz, karılar boş, çocukları piç olur. Ehl-i İslam olduğumuz hasebiyle destdade-i biat olduğumuz İmam-ı Müslimine itaatimiz derkârdır” diyerek kendi hareketinin Yusuf Ağa ve İbrahim Kethüda gibi kimselere teveccüh ettiğini bildirmiş.”
Odgurmuş: Efendim bir de Cezzar Ahmet Paşa örneği var. O konuda Taşer’in düşünceleri nelerdir?
Z. Nur:“Merkezin emirlerini pek dinlemeyen Akkâ Valisi Cezzar da “Sultan için boynum kıldan incedir; katlimi istediklerini bilsem, bilatereddüt kellemi teslim ederim” dermiş.”
Odgurmuş: İsyan edip Kütahya’ya kadar gelen Mısır valisi konusunda Taşer neler söylemişti?
Z. Nur:“Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’nın isyanında bile, bu ölçü vardır. Askeri Kütahya önünde iken “Bundan sonra İstanbul’da Kavalalı Hanedanı’nı mı göreceğiz?” diye soran bir Avusturyalı gazeteciye, “Siz Garblılar biz Şarklıları anlamıyorsunuz. Ben bu kanaatte olsam, oğlum bana isyan eder. Biz bu kanaatte olsak, şu ahali bizi çiğner. Oğlum İbrahim, Üsküdar’a giderse, Sultan’ın ayaklarına kapanacak ve Mısır’a dönmek için izin taleb edecektir. Sultan etrafının tesiriyle yanlış hareket etmektedir. Bu da Allah’ın biz Müslümanlara bir takdiridir.” Demiştir. Adamın gayesi şu veya bu olabilir; fakat, cemiyetteki ve Osmanlı tebaasındaki hâkim devlet telakkisi budur: Herkes de ona itaat mecburiyetindedir. Nitekim Konya çatışmasında, devletin sadrazamı Reşid Mehmed Paşa’yı esir eden İbrahim, ona, bir Sadr-ı Azam gibi hürmet göstermiş ve İstanbul’a yolcu etmiştir. Sultan’a yazdığı mektupta ise, Kütahya’da kışlamak için izin taleb etmiştir. Bunları yaptıran, tarihi prestijdir; devletin ahalideki nüfuzu, tesiri ve görünüşüdür.”
Odgurmuş: Öyle anlaşılıyor ki Osmanlı devletinde tebaa’dan Sultan’a kadar hep aynı düşünceler, hep aynı devlet şuurunu mu taşırlar?
Ziya Nur: “Yine büyük Celali şeflerinden olan Katırcıoğlu eşkıyası “Aman” için 8-10 yaşlarındaki IV. Mehmed’in huzuruna çıkınca bayılmıştır. “Padişahımın, kara kara gözlerinin nazarına dayanamadım bayılayazdım” demiştir. Bu kaşarlanmış eşkıya reisini bayıltan, 7 yaşındaki çocuğun nazarı değildir. Tebaasında çok köklü bir inanışla sevilen ve sayılan, tarihi nüfuza sahip devlet telakkisinin tesiridir. Bu vak’alar, devlet mefhumunun halk ve millet vicdanında ve düşüncesinde işgal ettiği mutena mevkii kat’i çizgilerle şekillendirmektedir. Milletçe böyle yüksek bir devlet şuuruna sahip olmasaydık, bekamızı devam ettiremezdik. Böyle bir devlet idrakine sahip milletler, büyük milletlerdir ve daima büyük devlet kurabilirler.”
Bu sözler, onun düşüncesini tamamiyle doldurmuş büyük devlet idrakinin veçhesine de ışık tutmaktadır.
Odgurmuş: Evet bu sözler hem Dündar Taşer’deki devlet şuurunu hem de sözünü ettiği tarihi şahsiyetlerdeki devlet şuurunu açık seçik ifade ediyor. Böyle bir millet, böyle bir devlet ve Taşer gibi bir büyüğümüz olduğu müddetçe Türk ebediyete kadar yaşayacaktır.
Ziya hocam hem bu hayali söyleşi ve hem de verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim.
…
Kaynak: Ziya Nur, “Dündar Taşer’in Büyük Türkiye’si”, Kutluğ Yayınları, Yüksel Matbaası, İstanbul 1974, sayfa: 117-121

