
ALLAH’IN VARLIĞININ DELİLLERİ
Halim Kaya
“Dini Cevaplar 1,2,3,” serisinin muhtelif konulardan bahseden ve geleneksel denilen Ehl-i Sünnet çizgin dışında farklı yorumlar getiren farklı yazarlar tarafından yazılmış ayrı ayrı konuları ele alan yazıları bir araya toplanarak oluşturulmuş, farklı kalemlerden çıktığı için kendi içinde bir hukuk nizamı ve mantık ile kitap içi bütünlüğü arz etmeyen hususları ancak derli toplu verecek şekilde birleştirilmiş olan ilk üç kitabını okumuş birisi olarak dördüncü kitabı olan “Dini Cevaplar 4- Allah’ın Varlığına Deliller” adlı kitabını da okumak istedim. Kitabı raftan elime alınca kitap muhteviyatını oluşturan yazıların tamamın yabancı yazarlar tarafından yazılmış olduğunu görünce bende daha da çok okuma isteği hâsıl oldu. Peşinen ifade etmek isterim ki yazarlarının yabancı olması dolayısıyla herkes kendi inancı çerçevesinde bir “Allah Varlığı”nı ispat edeceğini, İslamî açıdan bir bakış açısının olmayacağını düşünüyorum.
“Dini Cevaplar 4- Allah’ın Varlığına Deliller” adlı kitabının İstanbul Yayınevi tarafından Kasım 2025 tarihinde 352 sayfa olarak 1. Baskısı yapılmıştır. Kitap; “Önsöz”, Alexander R. Pruss tarafından yazılmış “Sonsuzluk Paradoksları ve İlk Neden”, Angus J.L.Menuge tarafından yazılmış “İnsan Hakları Neden Doğal Olamaz: Olasılık Problem…?”, Ben Page tarafından yazılmış “Bilinçten Hareketle Teizmi Savunmak”, Brain Leftow tarafından yazılmış “Mantıksal Uzanım Kökenleri”, Dustin Crumment ve Philip Swenson tarafından yazılmış “Tanrı ve ahlak Bilgisi”, Emmanuel Rutten tarafından yazılmış “Tanrının Varlığına Dair Modal Epistemik Bir Argüman”, Jeffery L. Johnson ve Joyclynn Potter tarafından yazılmış “Dil ve Tanrı’nın Varlığı Üzerine Argüman”, Joshua Rasmussen tarafından yazılmış “En Üstün Varlık İçin Temel Bir Argüman”, Katherin A. Rogers tarafından yazılmış “Tanrı’nın Varlığına Dair Kesinlik Kanıtı”, Peter van Inwagen tarafından yazılmış “Darwinizm ve Tasarım Arasındaki Uyum”, Richard Swinburne tarafından yazılmış “Tanrı’nın Varlığı Lehine Öne Sürülen Hassas Ayar Argümanının Yeniden Değerlendirilmesi”, Robert C. Koons tarafından yazılmış “Kozmolojik Argümana Yeniden Bakış” başlıklarını açıklayan metinlerden meydan gelmektedir.
Hemen burada ivedilikle kitapta sık kullanılan teizm ile Türkiye’de gündemde olan deizm arsındaki farkı açıklayarak, bu değerlendirme yazısını okuyacak kişilere iki farklı tavram olduklarını göstermek isterim. Teizm (Tanrıcılık); evreni yaratan, düzenleyen ve vahiy (peygamber/kitap) yoluyla insanlara müdahale eden kişisel bir Tanrı inancıdır. Deizm (Yaradancılık) ise; Tanrı’nın evreni yarattığını ancak evrenin işleyişine, doğa kanunlarına veya insan hayatına doğrudan müdahale etmediğini savunan akılcı, felsefi bir inançtır. Teizm ile Deizm arasındaki fark ise; teizm Tanrının varlığına ve etkisine inanan, kişisel bir varlıktır. Deizm ise; tanrının varlığına inanır ancak doğrudan insanlarla etkileşim içinde olmayan doğal yasaların işleyişiyle ilgili müdahale etmeyen, duaları ve ibadetleri duymayan bir tanrı anlayışıdır.
“Sonsuzluk Paradoksları ve ilk Neden” (s.9) konusunun ele alındığı bölümde nedensellik, sonlukluluk, sonsuz nedensellik gibi kavramlar açıklanmaya çalışılmış olup kullanılan dil okuyucunun hâkim olduğu anlamlar içeren kelimeler ile yapılmadığından cümleler veya konu içinde kelimeler özelde anlaşılsalar bile cümle içinde ne manada kullanıldıkları anlaşılamadığından konun bütünlüğü de anlaşılamamaktadır. Daha önceleri tartışılıp üzerinde uzlaşıldığı anlaşılan “Thomson’un Lambası” (s.13), “Azrail Paradoksu” (s.17), “Zar Tahmin” (s.19), “Genel Argüman” (s.22) içinde “Tümevarım” (s.22) ve “Yeniden tasnif” (s.26) izah yollarını kullanmış olsalar da bu konulara uzak ve ilk okuyucu olacak kişilere izah yollarının sistemleri hakkında bilgi verilmediği ya da ilk defa okuyan insanın kavrayacağı tarzda bilgi sunulmadığı için anlatılmak istenin anlaşılması mümkün olmamaktadır. Sanal bir izah yapılmış olup okuyucunun kavrayacağı müşahhas veriler kullanılmamıştır. Nihayetinde “nedensiz bir nedenin var olduğunu düşünmek için bazı nedenlerimiz vardır ve nedensiz neden veya nedenler, her nedensel dizinin başında yer alırlar.” (s.28) diyerek izah edilen durumdan biz hiçbir nedene bağlı olmadan var olan Allah’ın her şeyin başı ve başlatıcısı olarak kendiliğinden var olduğu sonucunu çıkarabiliriz.
“İnsan Hakları Neden Doğal Olamaz: Olasılık Problemi” (s.31) ele alınan bölümde “İnsan hakları aşkın bir kaynaktan doğabilir.” (s.31) diyerek İnsan haklarının ilahi kaynaklı olduğunu ve insan hakkının “doğuştan gelen ve devredilmez bir hak” olarak insanın birey olarak yaratılmak ile insan hakları denilen bütün hakları elde ettiğini anayasa veya kanunlar gibi yapay otoritelerin insan hak vermeyeceğini, insanın insan hakları denilen hakları Allah’ın yaratmasıyla sahip olduğu, kendisinin bunu elde etmek için mücadelesine gerek olmadığı, ya da olmaması gerektiğini dışarıdan insanların bu hakları kabul edip saygı duymaları gerektiği ispat edilmeye çalışılmaktadır. Neticede “İnsan hakları doğal tarihin tesadüflerine bağlı hale getirilemiyorsa ve insan haklarının vahiy dışında temellendirmek için yapılan tüm girişimler başarısızlıkla sonuçlandıysa, insan haklarının uygun gerekçesi olarak aşkın bir sözü yeniden gözden geçirmekte kesinlikle haklıyız.” (s.66) Sonucuna varmaktadır.
Kitapta ilk iki konuda yapılan atıflar bu iki konuda anlatılmak istene düşüncenin arka planında çok geniş bir literatürün olduğunu göstermektedir. Bu literatüre vakıf olmayan bir okuyucu için literatürde bilinenleri herkesin bildiğini varsayılarak yapılan açıklamalar konuyu okuyucu için beyan etmemektedir. Çünkü okuyucunun bu makaleleri okumadan önce geniş bir literatürü uzun zamanlar okuması, felsefe diline de aşina olması gerekmektedir. Bu haliyle ilk iki makale uzman kişilerin okuyup anlayabileceği mahiyette yazılmış olup, daha çok felsefe ile uğraşan mesleki uzmanların birbirlerine yönelik varlık problemiyle ilgili görüşlerini ispatlamaya çalıştıkları bir durum arz etmektedir.
“Bilinçten Hareketle Teizmi Savunmak” (s.69) başlığı altında bilincin varlığını ve bilincin teizm tarafından kabul edildiğini ileri sürerek Ateizme karşı teizmi savunmakta, bilincin de Allah tarafından yaratılması dolayısıyla Allah’ın varlığına delil olarak sunmaktadır.
“Mantıksal Uzamın Kökenleri” makalesinde varlıkların doğasının Allah’ın varlığını ifade eden doğasından ayrı olduğunu yaratılmış varlıkların doğasının olmamsı halinde de Allah’ın varlık doğasının olacağını savunuyor. “Tanrı’nın tanrılığı onu her şeye gücünün yettiği bir varlık yapar. Bu da tanrının doğası gereği yaratılabilir herhangi bir varlığı yaratabileceği anlamına gelir. Yaratılan varlıkların ne olduğuyla ilgili ise hiçbir şey içermez.” (s.128) Suyun H2O olduğu tanrının doğasında yer alır. Eğer suyun başka bir bileşeni olsaydı bu durumda tanrının doğası var olmazdı diyen tesit görüşe göre “Suyun yerine başka bir özellik olsaydı ya da hiçbir özellik olmasaydı, Tanrı’nın doğası da var olmazdı. Eğer tanrının doğası yoksa, o haliyle Tanrı da var olmayacaktı.” Ancak makalenin yazarı Brian Leftow suyun doğasını Tanrının doğasından oldukça farklı ve bağımsız olduğunu, ve dolayısıyla “Su doğası farklı olsaydı da Tanrı halen tanrısal olacak ve var olmaya devasam edecekti.” (s.128) karşı düşüncesini ileri sürerek Allah’ın her iki halde de kendiliğinden var olduğunu savunur. Brian Leftow “mantıksal uzamın ezeli ve zorunlu olarak Tanrı’dan kaynaklandığını ” (s.133) savunmaktadır.
“Tanrı ve Ahlak Bilgisi” (s.133) makalesinden insanların ahlak bilgisinin natüralizm ile karşılaştırılmasını yapmakta ve insanların iyi olanın ve iyilik yapmanın bilincinde olduğunu, iyilikleri teşvik etmenin ahlaki olarak doğru olduğuna inandığını, kötü şeylerinde farkında olarak acının da kötü olduğunu, dolayısıyla da ırkçı ayrımcık ve masum insanlara zarar vermenin ahlaki eylem olarak yanlış olduğunu bildiğimizi savunur. Ortaya koyduğu argümanın “insanların çok fazla ahlak bilgisine sahip olmasını gereketir”diğini ancak insanların neredeyse tamamın ahlak bilgisi konusunda “yeterli bilgiye sahip olduğunu” (s.141) bildiklerini düşünür. Makaleyi yazanlara göre bazı insanlar, “Ahlaki Şüpheciler, ahlak bilgisine sahip olduğumuz reddederler.” (s.141) ki bu görüş nadir ve radikal bir görüştür çünkü “Ahlak bilgisinin kabulü, sağduyunun bir parçasıdır.” (s.141) Bu argümanın sonucu olarak yazarlar “natüralistlerin ya natüralizmlerini ya da ahlak bilgisine sahip olduğumuz inancın terk etmek zorunda olduklarını” (s.141) iddia etmektedirler.
Allah’ın varlığını ispatlamak için yeni bir argüman önerdiğini söyleyen Emanuel Rutten’in yazdığı “Tanrı’nın Varlığına Dair Modal Epistemik Bir Argüman” (s.159) adlı makalesinde “Tanrı, gerçekliğin ilk nedeni olan bilinçli bir varlık olarak tanımlanır. Basitleştirilmiş ilk haliyle, bu argümanın iki öncülü bulunur: (1) tüm mümkün gerçeklikler bilinebilir ve (2) Tanrı’nın var olmadığı önermesinin doğru olduğunu bilmek imkânsızdır.(1) ve (2) numaralı öncüllerden, Tanrı’nın var olduğu zorunlu olarak doğru olduğu sonucu çıkar.” (s.159) ifadeleriyle imkânsız olanın bilinmesinin muhal olduğundan hareketle Tanrı’nın varlığının bilinmesinin zorunlu hale geldiğini savunmaktadır. “Kişisel varlık” ve “gerçekliğin ilk nedeni” “özelliklerine sahip birden fazla varlık olmayacağını kanıtlamak kolaydır. Başka bir deyişle, Tanrı varsa, o zaman Tanrı tektir.” (s.161)
Jeffery Li. Jhonson ve Joyclynn Potter yazdıkları “Dil ve Tanrı’nın Varlığı Üzerine Argüman” (s.185) başlıklı makalede dili Allah’ın varlığını ortaya koymakta bir kanıt olarak sunmaktalar ve dilin “Doğuştanlık hipotezi, neredeyse artık, evrensel kabul edilmektedir.” ifadeleriyle adeta dilin Allah vergisi bir yaratılmış olarak insan tesirinden uzak olduğunu, dil gramerlerinin ilk zamandan beri aynı olduğunu savunarak izah etmektedirler.
“En Üstün Varlık İçin Temel Bir Argüman” (s. 201) makalesinde ateistlerin “gerçeği arama” ilkesiyle “akıl ve kanıtların sizi götürdüğü yere gidin” anlayışını ekle alarak “üstün ve nihai varlığı” aramaya çalışmaktadır. Vardığı sonuç “temel, en üstün olması nedeniyle sınırsız olur. En üstünlük fark yaratır. Çünkü en üstün bir temel kavramının bir parçası, onun varlığı ve doğasının önceden var olan hiçbir şeye bağlı olmamasıdır. Böylelikle en üstün varlık, diğer tüm varlıkları açıklamak için doğal bir son nokta sağlar.” (s.220) Yani “tamamen sınırsız ve açıklanamayan tek temel, en üstün (mamksimum) temeldir. Bu adımlarla, en üstün temele, yani ‘Tanrı’ olarak adlandırabileceğimiz şeye giden bir yolumuz olur.” (s.221) Burada bir yanlışa dikkat çekmek istiyorum. Yazardan mı yoksa mütercimden mi kaynaklanıyor bilmiyorum ancak metinde geçen “şey” ifadesinin en üstün olan yaratıcı “Tanrı” yı ifade etmek için kullanmak pek doğru olmamıştır. “Şey”lerine ifade edebileceği sadece yaratılmışlardır. Sadece mahlûkat “şey” diye adlonulabilir.
“Tanrı’nın Varlığına Dair Kesinlik Kanıtı” (s.223) makalesiyle matematikteki 2+2=4 ede kesinliğinde insanların ‘fazlasıyla kesin’ inançlara sahip olabilecekleri önermesi üzerinden Allah’ın varlığını ispat etmektedir. Konu üzerindeki uzun delil tartışmalarından sonra “Tanrı’nın var olmadığına güçlü bir şekilde bağlı olmayan biri, bazen zorunlu önermeler hakkında güçlü bir şekilde kesin inançla sahip olduğumuzu kabul ederek, bunun Tanrı’nın varlığı için bir kanıt sağladığı sonucuna” (s.252) varması gerektiği neticesini ortaya koymaktadır.
Buradan önceki sayfalarda olduğu gibi burada “Peki, neden bu önerme-‘Darwinizm’ veya ‘Drawin’in evrim açıklaması’- biyolojik dünyanın bir tasarım ürünü olduğu önermesiyle birlikte düşünüldüğünde tutarsız olduğu varsayılıyor?” (s.261) cümlesinde olduğu gibi geçen ‘Darwinizm’ ve Drawin’in evrim’ teorisi ifadelerinde kastedilen ve Türkiye’de İnsanının maymundan türediğini söylüyor diye eleştirilen ve bilim olarak kabul edilmeyen bazı kesimlerce yasaklanması istenilen bir teori kitap boyunca eleştirilmiş ve çürütülmüş olduğu halde hiç yasaklansın denilmemiş, tam aksine yanlış öğretisi defalarca dikkate alınarak çürütülmüştür. Bilim’in yanlışla mücadelesi yine bilimle olur. Yasaklamakla ancak yasaklanan fikirlere gizlilik ve yer altına çekilme fırsatı verilerek daha tehlikeli bir örgüte dönüşmesine imkân sağlanmış olur. Mücadele etmek de zorlaşacağı için toplumu ifsat etmesi kolaylaşır. Batı kendi içinden çıkan Darwin ve Darwinizm taraftarları ile kendi içinde karşı çıkanların ilmi savunularıyla mücadele etmektedir.
“Dini Cevaplar 4- Allah’ın Varlığına Deliller” adlı kitabını anlaşılmasını zor kılan sebeplerden felsefi dilden hariç birisi de mütercimlerin kullanmış oldukları köksüz ve yeni yapma kelimelerden kaynaklanmaktadır. Büz bunu “uydurukça” diyoruz ki her önüne gelen anlatmak istediklerini kendisinin yaptığı ve kendisinin yüklediği anlamlara sahip farklı kelimelerle anlatması durumunda dilde bir kaos yaşanacak ve kimse kimseyi anlamayacaktır. Önemli olan köklü kelimelerle herkesin bildiği ve kabul ettiği manaları ile kelimeleri kullanarak meramımızı anlatmamızdır ki bu analaşmayı kolaylaştıracaktır.
Neticede insanlar bu kitap boyunca ispatlanmaya çalışılan hususları nasıl ispatlanacağını, usul ve yöntemini, mantık ve akıl yürütme şeklinde düşünerek yaşamazlar. Onlar kimin ne düşüneceğini hesap etmeden yaşarlar. Bütün bu ispatlar daha sonra akledicilerin yaşanılmış olayların nasıl ve niçin yaşanıldığını düşünmeye başladıklarından sonra düşünülmüş ve ortaya konulmuş sonradan akledilen neticeleridir. Kişiler başta bunları ya topluca ret veya kabul ederek yaşarlar, gerekçelerini ve usulünü aklına bile getirmezler.
“Dini Cevaplar 4- Allah’ın Varlığına Deliller” adlı kitabı okuyup anlamak oldukça zor. Kitabı okuyan okuyucu durumu adeta kendi dışından bir konuşmacının kesintisiz konuştuğunu ve kendisinin bu konuşmalardan sadece bir ses duyduğu ancak konuşulanlara bir anlam veremediği gibi birkaç cümle öncesinden bir kelime veya cümle algısının oluşmadığı ancak konuşmacının ani bir hareketle en son ne söylediğini, hangi kelimeyi veya cümleyi telaffuz ettiğini ve ne demek istediğini sorduğun da anlamadığının anlaşılmış olması endişesiyle dinleyicinin motamot hiçbir mana vermeden konuşmacının ağzından çıkan en son cümleyi zikretmesi gibi bir anlama durumu arz etmektedir. Ancak bu son kelime veya cümleyi tekrar etmek, anlatılan konuyu bir bütün sistem içersine yerleştirebilecek şekilde bir anlama değildir. Sadece kulakta kalan son duyumları tekrardır.
“Dini Cevaplar 4- Allah’ın Varlığına Deliller” kitabında kullanılan felsefi kavramlar hariç mevcut kelimelerin güncel Türkçe sözlükten seçilmiş olması cümleyi ya da konuyu anlamlı kılmak için yetmemektedir. Bu kitapta yer alan her makale yabancı dillerden çevrildiğine göre, mütercimlerin felsefi bir anlam dili kullandığından ya da halk dilinde anlaşılacak şekilde bir tercüme yapmadıklarından söz edebiliriz. Bu da göstermiştir ki mütercimler güncel Türkçe sözlükte yer alan kelimeler ile kurdukları cümlelerde kullandıkları anlatım tarzlarıyla teke tek anlamlı olan kelimelerin cümle içinde kullanıldıktan sonra kazandıkları anlam ile cümleyi kümülatif olarak anlaşılmaz kılmaktadır.
Kısaca “Dini Cevaplar 4- Allah’ın Varlığına Deliller” adlı kitabı felsefe uzmanlarının anlayacağı bir dile sahip olup halka hitap etmemektedir. Halkın bu kitabı anlamak için fesle usul ve kavramlarının manasını ele alan birçok okumalar yapması gerekecektir. Ayrıca “Dini Cevaplar 4- Allah’ın Varlığına Deliller” adlı bu kitap İslam anlayışında Allah’ın varlığını ispatlamaya çalışmamaktadır. Daha çok Yahudi ve Hristiyan teolojisindeki Tanrı anlayışından hareketle veya Yahudi ve Hristiyan teolojisine yönelik karşı tanrının geliştirişmiş varlığıyla ilgili ateist, teist, panpsişistler, materyalist ve evrimci sorulara akılcı ve felsefi cevaplar vermektedir.
“Dini Cevaplar 4- Allah’ın Varlığına Deliller” hakkında yaptığımız eleştiriler kitabın ispat ettiği, bizim de şeksiz şüphesiz inandığımız “Allah’ın Varlığı”na bir reddiye olabilecek bir eleştiri değil, sadece felsefi diklinin anlaşılmasındaki zorluğadır. Bizim için “Allah’ın Varlığı” şüphe götürmeyecek ve ispata gerek kalmayacak bir gerçekliktir.
“Dini Cevaplar 4- Allah’ın Varlığına Deliller” adlı bu kitap yukarılarda ifade ettiğim gibi uzman felseficiler içindir. Ancak farklı makaleleri bir arada sunması dolayısıyla felsefe yüksek tahsili yapan öğrencilere de makaleleri bir arada sunması dolayısıyla ulaşmalarında kolaylık sağlayacaktır.

