YAŞAMA İZ BIRAKANLAR…

Atilla ÇİLİNGİR

“Tezkere arşivde saklamak için değil”

Bu haber 10 Ekim 2013 - 22:24 'de eklendi ve 1.178 kez görüntülendi.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş, Meclis’te oylanan Irak tezkeresiyle ilgili, “Biz, elbette ki kutsal değerlerimize, özellikle de demokrasimize kast eden teröristleri vurmanız ve Hükümet olarak girdiğiniz gayr-ı demokratik yoldan dönmeniz için işbu tezkereye destek vereceğiz. Dikkat edin: “vurmanız” için diyoruz, tezkere metnini arşivlerde sarartmanız veya müzakerelerinizde pazarlık unsuru olarak kullanmanız için değil” dedi.

HaberRes_31054

MHP Genel Başkan Yardımcısı – Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş, “Milliyetçi Hareket Partisi, AKP’nin -Suriye’de olduğu gibi Irak’a yönelik olan dış politikasını tasvip etmemektedir. Ancak, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin operasyonel kabiliyetlerini engellemeyi de doğru bulmuyoruz. O nedenle de, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu, bu tezkereye destek verecektir” dedi.

Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, Irak’ın kuzeyinden ülkemize yönelik terör tehdidinin bertaraf edilmesi amacıyla, görevlendirilmesine imkân tanıyan tezkerenin bir yıl daha uzatılmasıyla ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz alan Türkeş şunları söyledi:

“Bilindiği üzere, gündemdeki Irak tezkeresinin ana teması terörle mücadeledir. Biz her zaman söyledik ancak bir kez daha tekrarlayalım: Terörle mücadele içte ve dışta senkronize bir şekilde yürütülür. Terör olgusu tabiatı itibarıyla çok-boyutludur ve bu bağlamda irdelenmelidir. Mevcut tezkere, öyle bir gerekçelendirilmiştir ki, zannedersiniz Hükümet içerideki terörün başını çoktan ezdi, son darbeyi indirmek için de hamle yapmayı bekliyor.

Geçen hafta Suriye’yle ilgili tezkerede söyledim; herhalde tam kavrayamadınız. İçeride memleket savunmasını rafa kaldırıp dışarıya göz dikmek ol-maz. İçte nizamı tesis edememiş bir iktidarın, dışta gövde gösterisi yapmaya teşebbüs etmesi, en hafif tabirle abesle iştigaldir.

İç planda terörle mücadele tamamıyla durdurulmuş ve müzakere süreciyle sekteye uğratılmıştır. İmralı canisiyle yürütülen müzakerelerle toplulukçuluk körüklenmekte, milletimizin selameti tehdit edilmekte ve aramıza nifak tohumları serpiştirilmektedir. Ellerine 30 binin üzerinde masum insanın kanı bulaşan terör örgütünün faaliyetleri, şimdi bizzat AKP iktidarı tarafından meşrulaştırılmaktadır.

PKK’yı evcilleştirmeyi deniyorlar. Bu uğurda kamuoyunu ikna için agresif bir psikolojik harekât var. Basın; adeta bir propaganda aracına dönüştürülmüştür. AKP tarafından onaylanmayan her düşünce, hele ki millî düşünce, yasaklandı, men edildi. 1945’te insanlığın sarsılmaz bir iradeyle yerin dibine gömdüğü faşizm, AKP iktidarıyla yeniden ete kemiğe bürünmüştür. Yıkıcı sol ve kökü dışarıda çevreler ile şahıslar, “aydın” kisvesiyle harekete geçmiş ve millî kimliğin tahribatında, vazifeleri gereği, rol kapma yarışına girişmişlerdir.

İktidar ile bu güruh; bayramlarımızı aşındırmaya, Türklüğü ayaklar altına almaya teşebbüs ederken, aynı zamanda millî hafızamızla oynadılar ve andımızı kaldırırken, millî hislerimizi boğmaya ant içtiler. Neden mi? Çünkü “böyle buyurdu katil”.

Terörü durdurmanın tek bir yolu vardır; teröristi itlaf edersin, terör durur. Hukukun üstünlüğünün yerleştiği günden bu yana, bir ülkede tek bir grubun elinde silâh olur; o da devlettir, devletin emniyet güçleridir. Bunun haricinde kim silaha başvuruyorsa, o yasadışıdır, illegaldir. “Ne yapacaksınız? Öldürecek misiniz” diye soruyor hümanist maskeliler. Evet; şayet devlete ve millete karşı elinize silah alıyorsanız, öldürmeye hazırsınız demektir – o halde, gayet tabii olarak, öldürülmeyi de göze alacaksınız. Açıkça ifade ediyorum: Bugün Türk devletine terör karşısında diz çöktürmek gayretinde olanlar, bunun bedelini çok ama çok ağır ödeyeceklerdir.

“Terör bitirilmelidir” dediğimiz için tek-tip düşünce bizi “demokrasi karşıtı” şeklinde tarif etmeye çalışıyor. Hayır. Demokratik hakları, hürriyetleri ve birtakım serbestîleri Meclis çatısı altında elbette konuşabilir, tartışabiliriz. Partimiz demokrasiye ve demokratik mekanizmalara sonuna kadar inanmaktadır. Amma… Serbestîleri ve muhtemel reformları konuşmak için önce terör devre dışı bırakılmalıdır. Bunun için terör yuvaları topyekûn bertaraf edilmeli ve Meclis’e giren oluşumlar terörle olan bağlarını kesmelidir. Demokrasimiz; ancak terör illetinden tamamen temizlendikten ve suçluları cezalandırdıktan sonra hakiki reformları işleme koyacaktır. Eşkıyanın, katilin güdümünden kurtarılmış bir demokraside her şey değerlendirilebilecektir.

Millî bünyenin bileşenleri, İstiklâl Harbi ile, kendi kaderlerini zaten tayin etmiştir. Büyük Türk devleti mefkûresi kapsamında; Avşar’ın Kürt’le, Azeri’nin Ermeni’yle, Çerkez’in Rum’la, Boşnak’ın Arnavut’la yolları kesişmiş ve birleşmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu toprağın, bu coğrafyanın insanlarının zincirleşerek ortaya çıkardığı bir büyük ulustur. Allah bize devletimizi çekilen büyük acıların nihayetinde bahşetmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Doğu Roma, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklarının yadigârı ve yegâne temsilcisidir. Fatih Sultan Mehmet Han, 1453’te kendisini “Kayser-i Rum”, yani “Roma İmparatoru” ilân etmiştir. O günden itibaren Osmanlı’da Padişah; hem Sezar, hem de Türk hakanıdır. 16.yüzyılda bu sıfatlara, çok şükür ki, Halifelik de eklenmiştir. Bu, yenilenen bir devamlılığın göstergesidir. İşte bu yüzdendir ki, modern Türkiye, bölge insanlarına Allah’ın bir lütfudur. Bu devleti idare edenler, işte bu mesuliyet duygusuyla hareket etmek ve bunu idrak etmek mecburiyetindedirler.

 

“Türklük” terkibi, millî hudutlarımız dâhilinde yaşayan tüm etnik grupların, tüm dinî ve mezhepsel cemaatlerin birbirleriyle kenetlendikleri müşterek zeminin karşılığıdır. Geçenlerde eski bir AKP milletvekili “bugüne dek Türklüğümün bir faydasını göremedim” demek suretiyle gayrı millî AKP zihniyetini teşhir etmiştir. Diğer yandan bir bakıyorsunuz; Fener Rum Patriği Sayın I. Bartholomeos Hazretleri, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda “biz Türk’üz, Türklük müşterek değerimizdir” diyor. Sayın Patrik Hazretleri orada Türk ulusunu bir “aile” olarak nitelemiş ve Türk vatanına aidiyeti, toplumsal birlikteliğin şartı şeklinde değerlendirmiştir. Tenkidimin ağırlığını mazur görün ancak üzülerek ifade etmek zorundayım: Bizans dahi, duruşuyla, bugün birçok AKP’liden daha millîdir, daha Türk’tür.

Allah, İslâm’ın şerefli sancağını, asırlarca dalgalandıran Osmanlı’nın mirasçısı olarak Türk milletini işaret etmiş, bu sayede İstiklâl Harbi hürriyetimize vesile olmuştur. Bugün artık vazifemiz; tarihin ve ilahî mukadderatın bize emanet ettiği bu milletin tüm fertlerine adalet dağıtmak, onları topluluklara göre ayırmadan, birlikte tutmaktır. Başbakan’ın ancak hayallerinde ezmeye çalıştığı ve korkulu rüyası olan Türk milliyetçiliği de, işte söz konusu birliğin teminatıdır.

Bizim milliyetçiliğimizin üç ekseni vardır ve bunlar sırasıyla; müşterek dil, müşterek tarih şuuru ve müşterek gelecek vizyonudur. Bir eşkıya öyle buyurdu diye, dilimize dokunmanıza izin vermeyeceğiz. Bir eşkıya öyle buyurdu diye, tarihimizi yeniden yazmanıza fırsat tanımayacağız. Bir eşkıya öyle buyurdu diye, geleceğimizi tehdit etmenize müsamaha göstermeyeceğiz.

Milliyetçi Hareket Partisi, milletin haykırışlarında yankılanan Allah kelâmı yolunda kurulmuş bir partidir. Türk milleti, söz konusu davanın öncü koludur. Her konuşmanızda, istismar ettiğiniz Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in partimizin bir kongresinde bizzat ifade ettiği gibi: “Allah’ın selâmı Türk istikbalini kurtaracak olanların üzerindedir”! Türk istikbalini kurtaracak olan da, Milliyetçi Hareket Partisi’dir.

Buradan iktidara sesleniyorum: Durdurun bu müzakere sürecini, kesin. İktidar olarak; ana muhalefet ve bölücü örgütün legal yapısı ile bir oldunuz, ülkeyi felakete sürüklüyorsunuz. Aranızdaki anlaşmazlıklar göstermeliktir; farklarınız ayrıntılarda gizlidir – adeta bir “şer üçgeni” teşkil etmiş, aynı gayeye hizmet ediyorsunuz. Vazgeçin bu sevdadan.

Az önce Türklük terkibine değinmiştim; bunun içteki karşılığı bir yana, dışta da bir manası vardır – daha doğrusu olmalıdır. Fakat bu, mevcut iktidarın saldırgan emelleriyle münasebetli değildir. Türkiye’yi yönetenler; aklı ve diplomasiyi kullanarak bölgedeki dengeleri gözetmek durumundadırlar. AKP iktidarının Irak politikası fevkalade amatörcedir. Sen kalkacaksın bir kabile reisini el üstünde tutacaksın ama oradaki Türkmen nüfusun feryadına kulaklarını tıkayacaksın – yok öyle yağma. Peşmerge, Türkmenlere karşı sistematik bir inkâr ve imha siyaseti izlemektedir.

Peki, bizim Hükümetimiz ne yapıyor?

Hükümet suskun. Hükümet miskin. Hükümet korkak. Neden? Çünkü diğer sahalarda olduğu gibi, burada da dumanlı münasebetler hâsıldır. Kuzey Irak’taki petrol yataklarının bolluğu ve bereketi herkesin malûmudur. Hükümet, birtakım mihraklarla enerji ticareti noktasında anlaşmaya gitmek suretiyle, Peşmerge’nin tatbik ettiği etnik temizliğe kayıtsız kalmaktadır. Bu anlaşmaların çoğunda Türkiye’nin menfaatlerinden çok, Hükümete yakın duranların hususî menfaatleri ön planda tutulmaktadır – bunu da bir not olarak düşelim.

Bugüne kadar kaç Türkmen ailesi zorla sürgün edildi, kaç Türkmen sırf kimliği sebebiyle kaçırıldı, intihar saldırısına maruz kaldı, katledildi haberiniz var mı? Nerede vicdanınız? Nerede “Ümmet-i Muhammed” anlayışınız? Sizinkisi sadece gösteriş, sadece cilâ. Yalnızca bir zümreye, bir etnik gruba veya bir mezhebe sırt dayayarak, Türkiye gibi bir devin dış politikasını idare edemezsiniz.

Şayet böyle bir çizgi izlerseniz ne olur biliyor musunuz?

Enerji Bakanınızın uçağı Erbil yerine Kayseri’ye iniş yapar… Dışişleri Bakanınızın her açıklamasından sonra Türkiye’ye nota verilir… Kurban bayramında, Türkmen kardeşlerimizle bir bayram namazını beraber kılamaz oluruz… Alın size AKP’nin başarı belgesi!

Türkiye’nin benimsemesi gereken ölçü; dengedir, ihtiyattır, tüm bölgesel unsurlarla eşit mesafedir…

Parlamenter demokrasi tarihimiz, bugüne dek AKP kadar içine kapanık bir iktidar görmemiştir. Buradan samimiyetle uyarıyorum: Bu memleket özel mülkünüz değildir; Türkiye, hepimizindir. Müzakere süreci, sözde demokratikleşme paketleri, Suriye, Irak ve daha niceleri… Sizin seçtiğiniz birtakım çevreler ve şahıslar hariç kimse; Türkiye Büyük Millet Meclisi, kamuoyu ve hatta kendi saflarınızdaki sıradan milletvekilleri… Kimse ne olup bittiğini bilmiyor. Neden? Çünkü iktidarda -kendi ve yakın çevresi hariç- kimseye güvenmeyen bir Başbakan var!

Partimiz parlamenter demokratik nizama inanmaktadır. Söz konusu nizamın öngördüğü şeffaflığı ve saydamlığı iktidardan talep etmemiz normaldir. Devletimizi ve milletimizi yakinen ilgilendiren meselelerde; bilgilendirilmek, muhalefetin en meşru hakkıdır. Bir demokraside muhalefetin bilgi almak için çeşitli dış kaynaklara muhtaç bırakılması utanç vericidir. Bu utanç, AKP’nindir.

İçte ve dışta ne olup bittiğini, AKP’nin ne işler karıştırdığını bilmiyoruz – tam bir karartma tatbik ediliyor. İktidar; boşuna bilgi kirliliğinden, çıkan dedikodulardan şikâyetçi olmasın. Sağlıklı bilginin olmadığı ve verilmediği yerde, elbette teoriler türeyecektir. Sayın Başbakan veya ilgili Bakanlar, cereyan eden hadiselerden ve Türkiye’nin hamlelerinden Meclis’i haberdar etmelidir. Aksi takdirde, biz, gelişmeleri erişebildiğimiz veriler üzerinden yorumlamaya devam edeceğiz ki, bunun kimseye faydası olmayacaktır.

Örneğin bugün Irak’ta ve Suriye’de savaşan bir örgüt var; adı Irak-Şam/Levant İslâm Devleti. Kimdir bunlar biliyor muyuz? Hükümetimiz gerekli takibatı yapmakta mıdır? Olası bir Kuzey Irak harekâtında, bu örgütle karşı karşıya gelme riskimiz nedir? Bu örgüt, iddia edildiği gibi El-Kaide midir? Yoksa El-Kaide olduğunu sanmamız için başkaları tarafından mı kurulmuştur? Hiçbir şey bilmiyoruz; Hükümet, her şeyi kendine saklıyor. Aferin size.

Bu vesileyle, buraya çıkan Sayın Bakanların, tribünlere yönelik konuşmalarının da, ciddî meselelerin Meclis’te konuşulmasına engel olduğunu belirtmeliyim. Bu tavırdan acilen vazgeçilmelidir.

Partimizin millî menfaatlerin üstünlüğüne olan inancı tamdır. Biz, devletimizin muayyen nizamına, demokrasimize, milletimizin ortak aklına ve değerlerine inanıyoruz. Demokrasilerde; Meclis, millî iradenin tüm yakıcılığıyla tecelli ettiği odaktır. Meclis’i aşağılayan, onu siyasî süreçlerden tecrit eden ve dikkate almayan bir yapı, okları millî iradeye yöneltmiş demektir. Bu anlamda hak aramak için eline silâh alan da, bir yapıyı sözüm ona silahsızlandırmak için Meclis’i dışlayıcı usullere müracaat edenler de, millî iradeyi ezmeyi hedeflemektedir.

Bu anlamda, biz, elbette ki kutsal değerlerimize, özellikle de demokrasimize kast eden teröristleri vurmanız ve Hükümet olarak girdiğiniz gayr-ı demokratik yoldan dönmeniz için işbu tezkereye destek vereceğiz. Dikkat edin: “vurmanız” için diyoruz, tezkere metnini arşivlerde sarartmanız veya müzakerelerinizde pazarlık unsuru olarak kullanmanız için değil.

Milliyetçi Hareket Partisi, AKP’nin -Suriye’de olduğu gibi Irak’a yönelik olan dış politikasını tasvip etmemektedir. Ancak, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin operasyonel kabiliyetlerini engellemeyi de doğru bulmuyoruz. O nedenle de, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu, bu tezkereye destek verecektir.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments