EKMEĞE DAİR

Efendi Barutçu

BU ÜLKENİN İLACIDIR ÜLKÜCÜLER!

Bu haber 16 Aralık 2013 - 12:50 'de eklendi ve 667 kez görüntülendi.

HaberRes_32158

Şefkat ÇETİN

MHP Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı

Türk milliyetçiliğinin ortaya çıkışı, Osmanlı’nın parçalanmaya başladığı 19. yüzyıl ortalarından başlar. Yunan isyanının üstesinden gelinememesi, savaş meydanında hesap sorulamayan Rus’un ilerleyişi, İngiliz’in ve Alman’ın insafına kalmış aciz devlet yapısı Türklerdeki milli şuuru uyarmıştır. Hıristiyan tebaanın yanı sıra kendinden hiç ayırmadığı din kardeşlerinin dahi devlete ihanet etmesi üzerine harekete geçen Türk milliyetçilerinin öncülüğünde yok olan bir imparatorluğun küllerinden Türkiye Cumhuriyeti kurulabilmiştir.

Cumhuriyet Türk’ün varoluş mücadelesinin bir ürünü iken ve doğrudan millete dayanırken, bilhassa Atatürk’ün ölümünün ardından devlet erkinin milleti hor gören ve hatta yok sayan bir zihniyetin eline düşmesiülkemizi bugün içinden çıkılmaz hale gelinen sorunlara boğmuştur. Türkiye’de devlet-millet kucaklaşmasısağlanamadığı gibi, zaman içerisinde bu makas daha da açılmıştır. Türkiye’yi yöneten Kemalist kadroların katı laikçi ve ithal batıcı zihniyeti devleti bir temsil ve hizmet makamı olmaktan çıkararak millet için bir vasi konumuna yükseltmiştir. Bu tepeden inme buyurucu devlete karşı milletimizin yöneldiği yüce dinimiz İslam ise istismarcılar yüzünden bir sığınak olma vazifesinden çok siyasetin bir parçası haline getirilmiştir. Bilhassa otuz yılı aşkın bir süredir Türk milletinin bin yıllık kültürünün temel taşı olan Türk İslamı tahrip edilmekte ve Mısır’ın, İran’ın, Suudi Arabistan’ın siyasal İslamı Türkiye’de etkin bir hale getirilmektedir. Nasıl ki batılılaşmanın Türk milletinin milli karakterini değiştirecek olumsuz pek çok yönü varsa, bin yılı aşkın süredir müşerref olduğu ve en üstün medeniyetini inşa ettiği İslam’ın farklı kültürlere ait yorumları da Türk milleti için kültürel bir tehdittir. Keza bir zamanlar dünyanın yarısına hâkim olmuş komünizmin milletleri, dinleri ve kültürleri reddeden, girdiği her yeri Ruslaştıran bir tehdit olarak güzel ülkemize de göz diktiği henüz hafızalarda tazeliğini korumaktadır.

 

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ, KUVAYI MİLLİYE’Yİ KURMUŞTUR

 

Türkiye’nin Türklere bırakılamayacak kadar değerli bir ülke olduğunu söyleyen küresel güçler, ülkemiz üzerindeki hesapları için beşinci kol faaliyetlerinden hiç geri durmamışlardır. İşte bu şartlarda Türkiye’de Allahsız komünistleri Yüce Yaradanla, milletinden habersiz siyasal İslamcıları Türk milletiyle, batının ilmini alayım derken kimliğini kaybedenleri milli kültürümüzle tanıştırmak görevi Milliyetçi Ülkücü Harekete düşmüştür. Bu ülkenin yaşadığı her türlü sıkıntı Milliyetçi Ülkücü Hareket için başlı başına varlık sebebidir. Osmanlı’nın son döneminde bu vatan, bu devlet nasıl kurtulur sorusuna aranan cevap Türkçülüğü doğurmuştur. Vatan işgal edildiğinde istiklal mücadelesi vermek için Türk milliyetçiliği, Kuvayı Milliye’yi kurmuştur. Yeni devleti kuran irade, imparatorluktan geriye kalan yegâne kimliği esas alarak devleti millet esasına göre dizayn etmiş ve Türk olmayı bir gurur vesilesi yapmıştır. Vatan ne zaman hizmete çağırsa büyük Türk milletin Ülkücü fedaileri ileri atılmış, kan lazımsa kan, can lazımsa can vererek yeşertmiştir bu kutlu toprakları. Komünizmin enternasyonalizm aldatmacasıyla bütün öteki Türk yurtlarını yuttuğu, dünyanın titrediği bir dönemde Ülkücüler sayesinde Türkiye’ye Sovyetlerin giremeyişi ve yıkılışının tetiklenmesi tarih kitaplarına altın harflerle yazılacak bir destandır. 1980 öncesini masumane bir kardeş kavgası olarak sunmaya çalışanlar, o gün ülkemizin nasıl ciddi tehdit altında olduğunu gizlemeye çalışmaktadırlar. Nitekim o gün Ülkücüye saldıranlar, ihtilaldan sonra polisimizin, askerimizin kanını dökmeye devam etmektedir.

 

VATAN VE MİLLET HASSASİYETİNE SAHİP TABANININ TEK ADRES, MHP’DİR

 

Bugün Türkiyemizin başına musallat edilen bölücü terör, evvela marksist-leninist çevrelerin içerisinde uzun yıllar kuluçka evresi geçirmiştir. 12 Eylül ihtilalinden sonra dahi yeterince ayrışmayan bu ittifak sayesinde bölücü-ayrılıkçı akım, Türk solunu bugüne kadar bir paravan olarak kullanmayı başarmıştır. Azınlık ırkçısı marjinal çevrelerin bir kısmı PKK uzantısı siyasi partilerle birlikte hareket etmeye devam ederken, ne yazık ki bir kısmı hâlâ CHP içerisinde etkinliğini sürdürmektedir. Nitekim son yıllarda bu yüzden CHP’nin tabanında ve üst yönetiminde önemli bir ayrışma gözle görülür bir şekilde yaşanmaktadır. Solcu bir geçmişten gelmekle birlikte kendilerini Türk milletinin parçası olarak gören, ancak aynı çatıyı paylaştıkları başka bir zihniyetin de çabalarıyla ülkemizin bölünme tehdidi yaşadığının farkına varan vatansever kesimler orada temsil edilme sorunu yaşamaktadırlar. Bu partinin ve liderinin ülkenin etnik ayrıştırma süreci ile ilgili belirsiz tavırları, okyanus ötesinden icazet alarak iktidara ulaşma çabaları karşısında, Atatürk’ün temellerini attığı ve Cumhuriyetin kurucusu olan partinin geleneksel tabanının tepki göstermesinden doğal bir şey olamaz. Rahmetli başbuğ Alparslan Türkeş’in sıklıkla söylediği gibi, aslında MHP Atatürk’ün CHP’si yok edildiği için onun yerine kurulmuştur. Bu yüzden CHP’nin ve AKP’nin vatan ve millet hassasiyetine sahip tabanının bugün gidebileceği tek adres, Milliyetçi Hareket Partisi’dir.

 

BAŞBAKAN KAYNAĞINI VE VARLIK SEBEPLERİNİ İFŞA EDİYOR

 

CHP’nin Amerikalara kadar giderek icazetle iktidarı elinden almaya çalıştığı AKP’nin ise bu yolları yıllar önce arşınladığı malumdur. Daha başbakan olmadan Amerika’da, Avrupa’da sözler vere vere yaptığı seferi hafızalarımızda olan bir isim tarafından bu ülkenin yönetiliyor olması büyük talihsizliktir. Onbir yılda yapılan icraatlara bakıldığında, küresel güçlerden hangi tavizler ve programlar karşılığında iktidarın teslim alındığını anlamak güç değildir. Verdikleri sözleri anlamak için öyle büyük istihbarat çalışmalarına ya da müneccimliğe ihtiyaç yoktur. Türkiye’de ancak küresel güçlerden icazetli bir yöneticinin yapabileceği tasfiye süreci bütün hızıyla yürütülmektedir. Geçtiğimiz hafta bu icraatlarını anlattıkları kitabı Kürtçe bastıran AKP, kitaba verdikleri sessiz devrim adıyla aslında her şeyi itiraf etmektedir. Küresel güçlerin Gürcistan, Ukrayna, Mısır, Tunus, Libya gibi çevremizdeki ülkelerde yaptıklarını takip ederken gözden kaçırdığımız bir gerçek vardır ki, o da bu turuncu devrimlerin ilkinin ülkemizde yapıldığı gerçeğidir. Toplum mühendislerinin 28 Şubat sürecinde olduğu gibi, milletimize olmazı gösterdiği operasyonların ardından, ekonomik ve siyasi manipülasyonlarla Türkiye’ye İslami örtü altında küresel güçlerle işbirliği yapan bir hükümet getirilmiştirBaşbakan Tayyip Erdoğan sıklıkla BOP eşbaşkanlığından dem vururken, aslında kendi misyonlarının kaynağını ve varlık sebeplerini de ifşa etmektedir.

 

AKP HÜKÜMETİNİN ONBİR YIL İÇERİSİNDE YAPTIKLARINI İŞGAL HÜKÜMETLERİ GELSE BAŞARAMAZLARDI

 

İşin en acısı, CHP’nin ya da başka bir zihniyetin asla bu kadar ileri götüremeyeceği ihanete varan cüreti, bu partinin yüce dinimiz İslam’ı bir perde olarak kullanarak göstermesidir. Bu sayededir ki bütün olumsuzluklara rağmen insanımızın bir tehdit algılayamayacak şekilde gözüne perde indirilmiştir. Oysa AKP hükümetinin onbir yıl içerisinde yaptıklarını işgal hükümetleri gelse başaramazlardı. Özelleştirme adı altında satılacak ne kadar milli işletme varsa satılmış, yetmemiş yabancılara toprak satışı serbest bırakılmış, dağlarımıza tepelerimize, sularımıza, yer altı kaynaklarımıza kadar el atılmayan varlığımız kalmamıştır. En son Büyükşehir Yasası ile köylerin mera arazileri dahi artık iktidarın eline ve insafına düşmüş vaziyettedir. Türkiye’nin IMF’ye olan 23,5 milyar dolarlık borcunu ödediği propagandasını yapan hükümet, 2002’den bu yana aslında öteki borçları üç katına çıkarmıştır. 2002’de iç ve dış borç toplamı 221 milyar dolarken, bugün rakam 571 milyar dolara ulaşmıştır. Üstelik yapılan onca özelleştirmeden elde edilen gelire rağmen lale devrini aratmayan saltanatlarından fırsat bulup da memlekete çaktıkları bir çivi yoktur. Devletin saygınlığı, milletin birliği ve esenliği yerlerde sürünürken, AKP’li zenginler hastane zincirleri, gemi filoları, medya-enerji başta olmak üzere her türlü sektörü ele geçirmektedirler.

 

MİLLİTİ AYRIŞTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR

Türk ordusu yapılan operasyonlarla mütareke yıllarındaki gibi neredeyse silah bıraktırılmış, memleketin bir bölümü bölücü örgüte teslim edilmiştir. Yetmemiş Barzani’nin nüfuz alanı Diyarbakır’a kadar uzatılarak, Türkiye’yi yönetenlerin kıblesinin ne kadar şaştığı bir kere daha gözler önüne serilmiştir. Başbakanın bu azınlık ırkçılarına, bu bebek katili bölücülere sabırlı olmalarını telkin ettiği, istedikleri her şeyi elde edeceklerini söylediği iddiaları yalanlanmamaktadır bile. Bütün gelişmelere rağmen bunların Kürtleri çok sevdiği ve onlar için çalıştığı sanılmamalıdır. Emperyalizmin değişmez taktiğidir, onlar her zaman böler ve yönetirler. Azerbaycan’da buna “ayır buyur” derler. Türk’e buyuramayanların Kürt sevdasının başka bir anlamı yoktur. Efendileri “bu milleti bütün olarak yutamıyorum, böl ve parçala” dediği için bunlar Kürt’ü Türk’ten ayırmaya, son bin yıldır İslam’ın sancaktarlığını yapmış bu milleti ayrıştırmaya çalışmaktadırlar.

 

TAMAMIYLA MİLLİ VE YERLİ TEK KADRO MİLLİYETÇİ ÜLKÜCÜ HAREKET’TİR

 

AKP’nin yıllardır hizmet ettiği, CHP’nin ise rol kapabilmek için kılıktan kılığa girdiği bu çözülme sürecinde ne Amerika’nın jandarması, ne Rusya’nın yoldaşı, ne Arab’ın yüzü, ne de AB’nin şekeri peşinde koşmayacak, tamamıyla milli ve yerli tek kadro Milliyetçi Ülkücü Hareket’tir. Ülkemizin küresel güçlerin ellerinde masaya yatırılmış bir hasta adam misali çekiştirilmesine son verecek, hastayı diriltip ayağa kaldıracak olan milletine sevdalı Ülkücülerdir. Hâlihazırda uygulanan tedavinin narkoz vererek milleti uyutmaktan başka bir şey olmadığını, sorunların azalmak yerine her geçen önlenemez boyutlara ulaştığını görmemek için kör ya da cahil olmak gereklidir. Hiç kimsenin artık bu denli cehaletinin kalmadığı bu devirde, milli ve İslami vicdan sahiplerinin ecdadın emaneti, gelecek nesillerimizin mukadderatı için şahsi çıkarlar uğruna kör numarası yapmaktan vazgeçerek bu gidişe dur demesinin vaktidir. Milliyetçi Ülkücü Hareket’in bilinçli kadrolarının Türk milletini hakikatler karşısında uyarma ve tamamını kucaklayarak iktidar olma mecburiyeti vardır. AKP ve CHP’nin aynı yola sokulduğu ve teslim alınamadığı için MHP’nin hedefe yerleştirildiği bu dönemde, kadrolarımız her zamankinden daha dikkatli ve sorumlu hareket etmelidir.

 

 

ÜLKÜCÜ KENDİ MİSYONUNU, VARLIK GEREKÇESİNİ BİLMEK ZORUNDADIR

Her zaman dile getirdiğimiz gibi; kanımızla, canımızla, gözyaşımız ve alın terimizle yaşattığımız davamızın temsil merkezi MHP, bizim kıymetlimizdir. Türkiye’nin 2014 yılı itibariyle çok kritik bir süreçten geçeceği ve belki de olmakla olmamak noktasında kararların verileceği bir dönemde, MHP üzerine oynanacak oyunlara karşı dikkatli olunmalıdır. Düşman bize dışarıdan saldırmayacak kadar akıllıdır. Ülkücüler ne zaman Türkiye için söz söyleyecek, yön tayin edecek konumda olsa, içeride düğmeye basılarak bazı hücrelerin harekete geçirilmesiyle camianın dikkatinin ve enerjisinin dağıtıldığı bilinmektedir. Ülkücüler kendi içlerinde birbirleriyle uğraşırken, Türkiye’de turuncu devrimler yapılabilmekte, Apo’ya paşalık rütbesine de cüret edilebilmektedir. Bu yüzden hangi bahane ile olursa olsun kurumumuzun tartışma konusu yapılarak zarar verilmesine müsaade edilmemelidir. Hiçbir Ülkücünün kendi evinin camını taşlamasının kabul edilir bir açıklaması olamaz. Evvela Ülkücü kendi misyonunu, varlık gerekçesini ve ağırlığını bilmek zorundadır. Tıpkı bugünlerde seçim atmosferinin etkisiyle yükselen beklentilerin herkesi memnun edecek bir şekilde karşılanamamasının hiçbir Ülküdaşımızın dava adamlığına gölge düşürmemesi gerektiği gibi… Partinin sonuç odaklı çalışmalarında üzerinde durduğu isimler ve politikalar, tercih sıralamasında yer alamayan öteki adayları küstürmek yerine daha fazla çalışmaya itmelidir. Aynı şekilde belirlenmiş adayların seçim çalışmalarını yürütebilmeleri için yapılan değişiklikler bir yetersizliğin ya da farklı düşüncenin sonuçları olarak yorumlanmamalıdır. Bu bir bayrak yarışıdır ve seçimlerde bayrağımızı taşımaya talip olanların mazeret üretmeden hedefe odaklanmaları için ellerini güçlendirmek, yollarını açmak ve böylelikle Milliyetçi Ülkücü Hareket’in kayba uğramasını önlemek amaçlanmaktadır.Seçim sürecinin bir rutini olan bu görev değişimlerinde bayrağı teslim alan kadar teslim edenle de Ülkücülük hukukumuz devam etmektedir. Makamlar ve mevkiler hepimize birer emanettir. Tıpkı bir basketbol müsabakasında olduğu gibi, zamana ve şartlara göre oyuna gireceğiz de çıkacağız da. Ama mademki bu yola girdik, bir makamımız olsun ya da olmasın Ülkücülüğümüzün baki olduğunun idrakinde olmamız icap eder.Milliyetçi Ülkücü Hareket’in uzun ve çetin yolunda her değerimize ihtiyacımız vardır ve muhakkak katkısından faydalanılacaktır. Ama şimdi Türkiye’nin bugünkü atmosferinde bırakın kutlu kervanımıza herkes katılsın, emeğini versin, terini akıtsın. Bizim değerlerimize ve hedeflerimize ayak uyduramayan, makam mevki, para pul ve başka hesap peşinde koşanların ilelebet aramızda yaşama şansı yoktur. Bizim Ülkü ateşimizin harı, içimizdeki mikropların hayatta kalmasına müsaade etmeyecektir. Yeter ki Allah davasının sahibi, Türk milletinin tek ümidi Ülkücü yolundan dönmesin, küsmesin, içine kapanmasın, geri çekilmesin. Gâvura kızıp oruç bozmasın. Hancı olduklarını unutup, gelip geçen yolculara kızarak kendi evini taşlama hatasına düşmesin. Ülkücü kadronun yılgınlığa da, küskünlüğe de hakkı yoktur ve hiçbir zaman da olmayacaktır.

 

TÜRK DEVLET GELENEĞİNDEKİ KURULTAY VE PEYGAMBER EFENDİMİZİN SAHABELERLE YAPTIĞI İSTİŞARE MEKANİZMALARI ÜLKÜCÜ HAREKET’İN ANAYASASIDIR

Mademki Ülkücü sıfatına omuz verdik, yüce amacımıza doğru yılmadan, yorulmadan yürümek mecburiyetindeyiz. Yeri gelecek temsil makamında görev alacak, yeri gelecek temsilcilerimize yol açacağız. Bunu yaparken de, ortak akılla ve sorumlulukla bütün bir yapıyı amaç doğrultusunda sağ ve esen bir şekilde geleceğe taşımak zorundayız. Her engelde durup tartışarak, isimler ve olaylar karşısında başka başka yönlere gitmeyi talep edersek, en azından yol alamayacağımız bir gerçektir. Devlet kuran bir millet olmanın en birinci şartlarından birisi teşkilatlı bir yapıya sahip olabilmektir. Bakınız Türkiye dışındaki Türklerin tarihine, en büyük handikapları kabile düzeyindeki bölünmüşlükleri, bir teşkilat ve lider etrafında birleşememeleridir. Her kafanın kendince bir doğrusu olabilir. Ama camialar ve milletler bu her kafadan çıkan farklı seslerle esenliğe kavuşamaz. Bu yüzden Türk devlet geleneğindeki kurultay ve peygamber efendimizin sahabelerle yaptığı istişare mekanizmaları Ülkücü Hareket’in anayasasıdır. Kararların alınma sürecinde her ferdimiz fikrini söyleme ve tercihini kullanma hürriyetini sonuna kadar kullanabilmektedir. Ancak kararlar alındıktan sonra herkesin bu iradeye uyması, çalışmalarını ve söylemlerini buna göre sürdürmesi şarttır. Bizler eskiden beri bu anlayışımızı, “fikirde hür emirde robotuz”özdeyişiyle ifade ederiz. Başka siyasi oluşumların asla müsaade etmediği bu güvensiz ve sorgulayıcı tavra, ne yazık ki Ülkücüler arasında iyi niyet ve davaya bağlılık görüntüsü altında sürekli çanak tutulmakta, bu durum ise bizi teşkilatlı bir yapı olmaktan çıkararak, bölük pörçük ve her kafadan farklı seslerin çıktığı ilkel bir organizasyon seviyesine düşürmektedir. Böylelikle arada dolaşan art niyetli şahısların ve kurumların, camiamıza yönelik operasyonları için büyük fırsatlar verilmektedir.

 

MHP’NİN BAHÇESİNDEN GIDALANIP AKP’NİN KÜMESİNDE YUMURTLAYANLARA

1991 seçimlerinde Meclis’te grup kurmak üzere olan Ülkücülere kendi partilerini sorgulatan operasyonlar unutulmamalıdır. Partiyi ikiye bölen toplum mühendisleri, bugün hâlâ ne için ayrıldıklarının cevabını veremeyecek insanlarımızı Ülkücü Hareket’in karşısında bir manivela gibi kullanmaktadırlar. Dün bize karşı sistemin ve Özal’ın kurduğu tuzaklarda avcı keklikliği yapanlar, bugün ne yazık ki AKP’nin tezgâhlarında aynı role devam etmektedirler. MHP’nin bahçesinden gıdalanıp AKP’nin kümesinde yumurtlayanlara avcı keklikliği benzetmesi birebir uyan rahmetli Ülküdaşım, sistemin maliyeti ucuz elemanları haline dönüşen siyasi mirasçılarının AKP’nin taşeronluğuna soyunmasını iyi ki görmedi. Adını istismar ederek bir pazar metası haline dönüştürenlerin aksine, O bir dönem verdiğimiz mücadelenin vakarını hep üzerinde taşıyordu. Bu yüzden asla Türk düşmanlarıyla, Türkiye’ye ihanet edenlerle ve ahlaksızlarla birlikte hareket etmezdi. Şimdi onun astığı tabelanın altında açılımcı AKP için Ülkücü tabandan oy taşımaya çalışıyorlar. MHP’nin tabanından oy çalmak için tutulan bu nakliyecilere para verenleri de sadece biz değil, artık herkes tanıyor.

Oysa bugün Türkiye’deki gelişmeler, particiliğin ticari bir uğraş olarak yürütülebileceği bir zemin olmaktan hızla uzaklaşmaktadır. Bugüne kadar varlıklarını borçlu oldukları belediye başkanlığı, meclis üyeliği ve ihale pazarlıklarını yapacak bir Türkiye kalmamak üzeredir.

 

GELİN ÜLKÜCÜ HAREKET’TE KENETLENELİM

Bu vatana ve millete dair en ufak bir sorumluluk hissi taşıyan, başta kendi evlatları olmak üzere büyük Türk milletinin geleceğinin teminat altında olmasını isteyenlerin küçük hesaplar peşinde başkalarına hizmetten vazgeçmesi gereken bir sürece girmiş bulunuyoruz. Devletimiz tehdit altında ve buna karşı elimizdeki tek güç olarak teşkilatlı kurumumuz Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Gelin Ülkücü Hareket’te kenetlenelim, tek vücut olalım, birbirimizle uğraşmak yerine enerjimizi dışarıya harcayalım. Ülkemiz üzerinde oynanan oyunları bozacak azametli yüzümüzü dosta da düşmana gösterelim ki; dostumuz güven duysun, düşmanımız vatanın sahipsiz olmadığını bilsin ve korksun.

Milliyetçi Ülkücü Hareket dün ne için vardı ise, bugün de milletimiz aynı ihtiyaçları hissettiği için misyonunun gereğini yapmaya devam edecektir. Allahsız bölücülere Allah’ın, peygamberimizin övdüğü milletimizi inkâr edenlere Türklüğün, vatansızlara vatanın varlığını ve birliğini duyurmak üzere hep var olduk ve var olmaya devam edeceğiz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments