Yeniçeri: Korkmayın, “Atatürk” deyiniz, o sizi çarpmaz.

Bu haber 12 Aralık 2013 - 21:29 'de eklendi ve 874 kez görüntülendi.

mhp-li-yeniceri-hs

Özcan Yeniçeri: ““T.C.”nin bile tabelalardan silinecek kadar bir gafletin gösterildiği bir zamanda bulunmaktayız. Türk’ten, Türklükten, Türkiye Cumhuriyeti’nden ve Atatürk’ten kaçış bütün şiddetiyle devam etmektedir. Kaçış, bayrağa kadar uzanmıştır; “’Türk bayrağı’ demeyelim, ‘Türkiye bayrağı’ ya da ‘devlet bayrağı’ diyelim.” diyerek şanlı bayrak bile tartışmaya açılmıştır.”

2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında; Atatürk, Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı, Atatürk Araştırma Merkezi veAtatürk Kültür Merkezi Bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına TBMM’de bir konuşma yapan MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri Meclis’te tarih ve sosyoloji dersi verdi. Yeniçeri’Nin konuşması şu şekilde:

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında; Atatürk, Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı, Atatürk Araştırma Merkezi veAtatürk Kültür Merkezi Bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Atatürk’ü, Atatürkçü düşünceyi, ilke ve inkılaplarını, Türkiye cumhuriyet tarihini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak amacıyla kurulan kurum üzerinde konuşuyoruz.

Ben burada para, bütçe, rakam değil içerik üzerinde durmak istiyorum. Niceliği bir yana bırakarak biraz nitelikten söz etmeye çalışacağım. Şems’in Mevlânâ’ya söylediği: “Niceye dek o dedi, bu dedi diyeceksin. Niceye dek başkalarının sözünü diyeceksin. Zamanı gelmedi mi, söyle artık kendi sözünü.” ikazı çerçevesinde, yüzde 100 özgün, yüzde 100 yerli, yüzde 100 millî ve yüzde 100 kimlikli bir biçimde söylediklerimi ortaya koymaya çalışacağım.

Değerli milletvekilleri, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bünyesinde yer alan diğer kurumlar, kurumsal özgün bilgi üretebilmek ve Türk dili, tarihi ve kültürüne yönelik ulusal politika ve stratejilerin oluşumuna katkı sağlamak için faaliyet gösterirler. Bu kurumlar, Atatürk’ü, Türk kavramını, Türk kimliğini, Türk dilini ve Türk tarihini anlamaya ve algılamaya bilimsel katkı sunarlar; inkâr etmeye, imha etmeye, ilga etmeye değil. Aslında sadece bu kurumlar değil, milletler de zorunlu olarak yaşananlarla, geçmişle, daha doğrusu tarihleriyle ilgilenirler. Tarih de sanıldığı gibi aslında bir sonuç değil, aslında bir süreçtir, oluşumdur. Yaşananlar -hiç kimsenin aklından geçmesin ki- hiçbir zaman geçmezler, hiçbir zaman bitmezler çünkü bugünü şekillendiren dündür. Hepiniz bir tarihsiniz, hepiniz şu veya bu ölçüde geçmişten gelen bir muhassalasınız. Zamanı geri alırsak hepimiz sıfırlanırız ve dolayısıyla 0 ile 90 arasındaki fark zaman farkıdır, tarih farkıdır.

Hepimiz, o zaman bir tarihî realiteyiz, bir tarihî muhassalayız; bunu algılamak ve anlamak gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, bu “mazideki ati” ya da “atideki mazi” tabiri gerçekte bunu anlatır. Coğrafyasız tarihin, tarihsiz de kimliğin olmayacağı açıktır.

Çağlar boyunca, toplumlar, önce tarihlerine sonra düşmanlarına yenilmişlerdir. Tarihle uyumlu hiçbir siyaset ya da organizasyon, rakipleri karşısında başarısız olduğu görülmemiştir. Toplumların gerçek tarihlerinin dinamiklerini bilmeleri ve onları objektif bilgi temelinde fark etmeleri milletlerin istikametlerini belirlemede hayati öneme haizdir. İstikameti doğru tanımlanamamış hiçbir yapının geleceği yoktur. Bu bakımdan, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumunun faaliyet ve çalışmaları hayati derecede önemlidir.Kaldı ki Atatürk, Türk tarihi ve kimliği, kulaktan dolma, ideolojik, yüzeysel ve ön yargılı saldırılarla tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar bu dönemde saldırı karşısında bulunmamaktadır. Bugün insanlar Türk olduklarını saklar hâle gelmişlerdir. Türk kimliği, Türk milleti, Türkçe, Türk tarihi ve Atatürk, öz yurdunda garip, öz vatanında parya durumuna düşürülmüştür.

Millî yapı ve kavramların örselendiği, hırpalandığı, ötelendiği ve ayaklar altına alındığı bir zaman diliminde, başında Atatürk’ün adı bulunan kurumlar üzerinden söz ediyoruz, konuşuyoruz. Şu soruyu herkesin kendisine sormasını istiyorum: Üzerinde konuştuğumuz kurumlar misyon ve vizyonlarını tam olarak yerine getirebilmiş olsaydı, bu kadar çok Türk, Türk tarihi, Atatürk ve Türk milleti konusunda cahil olan insan bu ülkede olur muydu?

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve diğer araştırma kurumları, bugüne kadar, her şey bir yana Türk kavramını bile sosyolojik ve kültürel manada öğretememişlerdir. Kanaatlerini ya da ideolojilerini yanılmaz hakikat, bilim ve tarih sananlar önünde bilim insanının işinin çok zor olduğunu biliyorum. İdeolojik, fanatik, siyasi dogma sahiplerine kavramları ve gerçekleri öğretmenin güçlüğünü ise burada zikretmeden geçmeyeceğim.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi gerçek anlamda misyonlarını yerine getirebilmiş olsaydı, hiç kimse insanların bu kadar çok kafasını karıştıramazdı. Kavramların bu kadar karıştırıldığı, bilgisizliğin ve ilgisizliğin tavan yaptığı bir dönemde bu kurumlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır ancak kurumların süreçlere göre değil, amaçlara ve sonuçlara göre faaliyet göstermesi de şarttır. Kurumlardaki faaliyetler, çalışmalar ve araştırmalar güncellenmeli ve fonksiyonelleştirilmelidir. Araştırmaların akademik, entelektüel egzersiz olmaktan çıkarılıp halkla buluşturulması, sosyalleştirilip sivilleştirilmesi gerekmektedir.
Türk tarihi bir bütündür. Selçuklu-Osmanlı, Osmanlı-Türkiye diye tarih parçalanamaz. Osmanlı Devleti, gerçekte 1040 yıllarında kurulmuş Selçuklu Devleti’dir ya da onun devamıdır; Osmanlı Devleti, aslında 1299 yılında kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti devletidir; Türkiye Cumhuriyeti, 1923’te kurulmuş Osmanlı Devleti’dir.

Buradan yüksek sesle ifade etmek istiyorum: Atatürk ile Abdülhamid Han’ı, cumhuriyet ile Osmanlıyı karşı karşıya getirerek Türk tarihini parçalamanın, Türk milletini parçalamak anlamına geldiğini hiç kimse unutmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, yaşadığımız süreçte kavramlar, ideolojik amaçlarla tarihsel bağlamından ve gerçeğinden kopartılarak saptırılmaktadır. İktidar, tarihi, ideolojik ve politik ihtiyaçlarına uydurmaya çalışmaktadır. AKP, ihtiyaçlarına ve amaçlarına uygun bir tarih, bir millet ve bir kimlik inşa etmek gibi beyhude bir gayret içerisine girmiştir. Bu amaçla iktidar, itinalı bir biçimde geçmiş inşa etmekte, tarihî kavram ve değerleri cahilce istismar etmektedir.

Bilge Kağan’ın Ötüken’deki taşlara kazıttığı hitabenin 20’nci yüzyıldaki simetriği olan Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, iktidar oligarkları tarafından hedef alınmıştır. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi tartışmaya açılmış, “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım.” sözleriyle başlayan Ant’a ırkçı ve faşist bir anlam yüklenerek kaldırılmıştır.

Bütün bu kavramlar ve değerler bu denli cahilce saldırılara muhatap oluyorsa “Atatürk” adlı bilimsel kurumların bu konularla ilgili yaptığı çalışmaların ne işe yaradığını sormak da herhâlde bizim hakkımızdır.
“T.C.”nin bile tabelalardan silinecek kadar bir gafletin gösterildiği bir zamanda bulunmaktayız. Türk’ten, Türklükten, Türkiye Cumhuriyeti’nden ve Atatürk’ten kaçış bütün şiddetiyle devam etmektedir. Kaçış, bayrağa kadar uzanmıştır; “’Türk bayrağı’ demeyelim, ‘Türkiye bayrağı’ ya da ‘devlet bayrağı’ diyelim.” diyerek şanlı bayrak bile tartışmaya açılmıştır. Doğrudan Atatürk’ü hedef almaya cesaret edemeyenler dolaylı olarak Atatürk’ü hatırlatan her türlü söz ve simgeye karşı savaş açmışlardır. Bu savaşı görüyoruz ve bu savaşı kabul ediyoruz, sizi yeneceğiz.
İşi oradan “Türk milleti” kavramına kadar uzatanlar da çıkmıştır ama şunu bilin: Bu saldırılara karşı koyabilmek için onurunu konforuna, erdemini ekmeğine tercih edebilecek bir bürokrasiye ihtiyaç vardır.
Erdem ile ekmek arasında insanı bırakmak insana yapılabilecek en büyük zulümdür ve bunu gerçekleştiriyorsunuz.

Tanrı Dağı kadar Türk’üz, Hira Dağı kadar Müslüman’ız. Sizin de öyle olmanız gerekiyor. Eğer öyle değilseniz zihinsel olarak bir formatlamadan geçmeniz gerekir.

İnşa ve istismar kampanyasının odağında ise “Türk milleti”, “Türk” ve “Atatürk” kavramı vardır. İktidar, Türk aidiyeti konusunda bilim insanlarının ne söylediğini merak etmemektedir. Alanı bilim insanları boşaltınca millet, milliyet, tarih, kültür ve kimlik cahili olan siyasi ve ideolojik mihraklar bu alanı doldurmaktadır. İktidar, bilimin ve bilim insanlarının görüşü yerine kendi ön yargılarına müracaat etmektedir. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun adını aldığı Atatürk’e Başbakan Erdoğan bile ısrarla “Gazi Mustafa Kemal” demektedir.

Korkmayın, korkmayın, “Atatürk” deyiniz, o sizi çarpmaz. Onun kurduğu devletin tepesinde oturuyorsunuz, nankörlük yapmayın!

Uzun süredir önce Atatürk’ün gölgesi, sonrasındaysa Türk milletine mal olmuş kavramlar üzerinden Atatürk hedef tahtasına oturtulmuştur. Atatürk’ün kurduğu cumhuriyette onun “Ne mutlu Türk’üm diyene.” sözü bile lafzından ve ruhundan soyutlanarak günah keçisi ilan edilmiştir. Ayıptır, ayıp! “Türk’üm” demek rıza gerektirir. Kişi “Türk’üm” der ya da demez, kendi bileceği bir iştir.

AKP’nin akil adamlarına göre halka birisi “Sen Türk’sün.” demiş, onlar da kendilerini Türk saymışlardır. Bilinçli olarak, başta iktidar olmak üzere, bölücü cenah “Türk” kavramını ırkçılığa, “Türk milleti” kavramını ise etnik bir boyuta indirgeyerek yargılamaktadır. Tarihle yüzleşmek adı altında Türk tarihi kirletilmekte ve karalanmaktadır.

Marx, “Ulus yoktur, sınıf vardır.” demiştir. Küresel kapitalizm ise “Ulus devletler ve ulus yoktur, çok uluslu şirketler vardır” diyor. İlhamını buradan almış olan AKP’nin akıl hocaları da “Türk diye ırk yoktur.” diyebilmişlerdir. Peki, bu ilhamı bunlar nereden alarak söylemişlerdir, onu da hemen buradan ifade edeyim.Hamburg Doğu Alman Enstitüsü Müdürü Udo Steinbach da aynı şeyi söylüyor, diyor ki: “Sorun, Atatürk’ün bir paşa fermanıyla yarattığı yapay ürün Türk devleti ve Türk ulusudur. Sorun, yapay, zorlama ve uyduruk Türk ulusudur, böyle bir ulus yoktur.” AKP ile bu oryantalist ve emperyalist haçlı kafaları bire bir aynı şeyi söylüyorlar. AKP’nin kurmayları da benzer şeyleri söylüyor. Kimin kimi taklit ettiğini ise yüce milletin takdirine bırakıyorum.

“Bu nasıl bir zihniyettir? Türk yoksa biz niye varız? Türk yoksa Türkiye niye var? Türk yoksa Türkçe diye bir dil niçin var? Türk yoksa Türk tarihi niye var? Türk yoksa Atatürk niye var? Türk yoksa siz niye varsınız?” sorusunu sormak aklınıza gelmiyor ama ben size aklınıza gelecek şekilde söyleyeceğim.Türkler tarih boyunca ırkçılık yapmamışlardır. Türklerin ırkçılık yapmamış olmaları, Türk ırkını inkâr ve kabul etmeme gibi bir durum hakkını size vermez. Türk kavramı, elbette kültürel bir kavramdır ama bu kültürel kimliği oluşturan en önemli unsur da Türk ırkıdır.“Irkı yoktur, kendisi vardır.” zihniyeti, hasarlı bir zihniyettir. Türk halkı bir ırktan daha fazlasını anlatır, Türk halkı bir milleti anlatır.

Türk kimliğini, Şeyh Edebali’nin erdemi, Mevlâna’nın aşkı, Sinan’ın estetiği, Hacı Bayram Veli’nin basireti, Nene Hatun’un kahramanlığı ve Atatürk’ün bağımsızlık iradesi şekillendirmiştir.
Değerli milletvekilleri, Anayasa’nın 66’ncı maddesi “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” der. 1924 Anayasası’nda ise “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur.” der. Ve burada, bu tanım, hukuki bir tanımdır, haktan herkes eşit derecede yararlansın diye ifade edilmiştir.

Yoksa, burada, kimsenin kimseyi, etnisitesini, mezhebini inkâr ederek tek tipleştirme anlamında kullanılmamaktadır. Neden anlamıyorsunuz, anlamakta ben de sıkıntı çekiyorum.

Bu tanımı, etnisetilerin inkârı, farklılıkların reddi, herkesi Türk yapmak ya da makbul vatandaş üretmek olarak değerlendirmek sapkınlıktır.

Şimdi, son olarak, buradan soruyorum: Türk milleti inkâr edilirken, Atatürk’ün sözlerine ırkçı anlamlar yüklenirken, Türk kavramı kirletilirken, adında Atatürk bulunan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurulu, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi ne yapmaktadır? Bunu millet merak ediyor.

Hepinize saygılar sunuyor, bütçenin hayırlı olmasını diliyorum.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments