Danıştay Başkanı da uyardı

Bu haber 10 Mayıs 2014 - 15:29 'de eklendi ve 630 kez görüntülendi.

HaberRes_35201

Yargı kararlarına yapılan eleştirilerin, yargı eleştirilerine dönüştüğüne dikkat çeken Danıştay Başkanı Zerrin Güngör “Yargının saygınlığının zedelenmesi bir ülke bakımından yıkıcı etkilere yol açar” dedi. 

 

ANAYASA Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın ardından Danıştay Başkanı  Zerrin Güngör de  “Yargı kararlarına ve yargıçlara eleştiri getirilirken, yargı ve yargıçlar idarenin yandaşı ya da idarenin faaliyetlerine sürekli engel çıkaran bir güç gibi değerlendirilmemelidir. Yargı sürecinin sağlıklı şekilde işleyebilmesi için bir taraftan yasama ve yürütme, yasal yetkilerini kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun kullanmalı, diğer taraftan yargıçlar da uygunsuz müdahalelerden kendilerini olabildiğince korumalıdır” uyarısı yaptı

 

Danıştay Başkanı Zerrin Güngör,  Danıştayın 146. kuruluş yıl dönümü töreninde, “devletin vazgeçilmez bir yapı taşı” şeklinde tanımladığı Danıştayın 146 yıldır varlığını ve etkinliğini sürdürebilmesinin, devletin ve milletin adalete inancının en belirgin kanıtı olduğunu söyledi.

Karar bekleyen 190 bin 340 dosya bulunduğu bilgisini veren Güngör, ortalama karar verme süresinin 3 yıl olduğunu, makul yargılama süresi konusunda istenilen seviyeye ulaşamadıklarını söyledi.

 

Zaman kaybetmeden sonuç alınacak çözümlerin hayata geçirilmesinin ve bir idari yargı düzeninin günün gereklerine ve ihtiyaçlarına uygun hale getirilmesinin en gerçekçi ve doğru yol olacağına dikkat çeken Güngör, “Ağır işleyen yargı sistemi nedeniyle toplumda önemli bir duyarlılık oluştuğunun farkındayız” diye konuştu.

Güngör, Danıştay olarak yargılamayı hızlandırmak için idari yargılama usulünde değişiklik öngören kanunteklifini hazırladıklarını ve adil yargılamayı sağlayacak öneriler getirdiklerini hatırlatarak, bu teklifin TBMM’nin gündeminde bulunduğunu dile getirdi.

Hukuk devleti ve yargı denetiminin insan haklarının güvencesi olduğunun altını çizen Güngör, hukuk devletinin teminatlarından birinin idari yargı olduğunu söyledi. Güngör, “Hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilebilmesi, idarenin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine tabi olmasına bağlıdır” ifadesini kullandı.

 

“KİŞİ HAKLARI İLE KAMU MENFAATİ ARASINDAKİ NİCE VE NAZİK DENGE”

İdari yargının kararlarında kişi haklarıyla kamu menfaati arasındaki nice ve nazik dengeyi korumak zorunda olduğuna işaret eden Güngör, bunun da ancak karar verirken Anayasa ve kanun hükümlerini tarafsız uygulanmasıyla mümkün olduğunu kaydetti.

 

Danıştayın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını yakından takip ettiğini belirten Güngör, 20 Şubat 2014 tarihli yönergeyle Danıştayda İnsan Hakları Komisyonu kurulduğunu bildirdi.

Güngör, bugün, idari yargı kararlarında AİHM kararlarına daha sıklıkla ve yerinde atıflar yapıldığını dile getirdi.

 

İdari yargının, tarihi birikimiyle idari işlem ve eylemlerin muhataplarının menfaat ve haklarının korunmasında Anayasal teminata ve öneme sahip etkili ve erişilebilir bir başvuru yolu olduğuna dikkat çeken Güngör, bu nedenle idari yargı kararları üzerindeki hukuki değerlendirmelerin bu etkinliği ve erişilebilirliği gözetir nitelikte olması gerektiğini ifade etti.

 

Güngör, “Temel hak ve hürriyetlerin koruma altına alınması ve idarenin faaliyetlerinin hukuka uygunluğunun bağımsız ve tarafsız bir yargı tarafından denetime tabi tutulması, hukuk devletinin olmazsa olmazlarındandır. Bu denetimin varlığı, demokratik hukuk devletinin ve insan haklarının temel güvencesidir” dedi.

 

 

“Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, her şeyden önce kamu düzeni

için gerekli ve zorunludur” ifadesini kullanan Güngör, adaletin her türlü

etkiden, yönetme ve yönlendirmeden uzak şekilde, kendi kurum ve kuralları

çerçevesinde gerçekleşebilmesi için yargının bağımsız ve tarafsız olması

gerektiğini vurguladı.

 

 

 “YARGI CAMİASINA ÖNEMLİ GÖREVLER DÜŞÜYOR” 

Bağımsız ve tarafsız bir yargının varlığı konusunda öncelikle yargı

camiasına çok önemli görevler düştüğünün altını çizen Güngör, bunun yargı

mensuplarının duruşlarına, davranışlarına ve makul sürede verdikleri kararlardaki

isabete bağlı olduğunu söyledi.

 

 

Yargının herhangi bir gücün etkisi veya baskısı altında kalmaması

gerektiğini dile getiren Güngör, “Yargıda görülmekte olan bir dava hakkında

yargının içinde ya da dışında herhangi bir kurum ve kuruluşun Anayasa dışına

çıkarak, görev alanına müdahale anlamına gelebilecek yönlendirici mahiyette görüş

beyan etmesi, karar, bildiri, duyuru yayınlaması, hukuka, adalete ve yargıya olan

güveni sarsıcı niteliktedir” değerlendirmesinde bulundu.

 

Yargıçların ve yargı kurumlarının, verdikleri nihai kararların,

pozitif hukuk gereğince Anayasa ve yasalar çerçevesinde, tüm kişi ve kurumları

bağladığını ifade eden Güngör, sözlerini şöyle sürdürdü:

“O karara katılmasalar bile müdahale edemediklerini ve uymak zorunda

olduklarını gözeterek, yargı yetkisini daha özenle kullanmaları gereklidir. Diğer

taraftan yargı kararlarına ve yargıçlara eleştiri getirilirken, yargı ve

yargıçlar idarenin yandaşı ya da idarenin faaliyetlerine sürekli engel çıkaran

bir güç gibi değerlendirilmemelidir. Yargı sürecinin sağlıklı bir şekilde

işleyebilmesi için bir taraftan yasama ve yürütme, yasal yetkilerini kuvvetler

ayrılığı ilkesine uygun kullanmalı, diğer taraftan yargıçlar da uygunsuz

müdahalelerden kendilerini olabildiğince korumalı, bununla da yetinmeyip, iç

dünyalardaki duygu ve düşüncelerin etkisinden uzak karar verebilmeyi

başarmalıdırlar. Yargıç, hukuka ve adalete önce kendisi inanarak yetkilerini

özenli kullanmalı ve özgürlük alanlarını daraltıcı yorum ve kıyaslamalardan

kaçınılmalıdır.”

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının demokratik dönüşüm, ekonomik büyüme, siyasal ve sosyal istikrar açısından da önem taşıdığını belirten Güngör, yargıçların adil yargılama yaptığını topluma hissettirmek zorunda olduğunu söyledi.

 

 

 “KARARLARIMIZI ELEŞTİRİLEMEZ GÖRMÜYORUZ” 

Yargının değil yargı kararlarının bilimsel ve teknik eleştirisine ihtiyaç duyduklarını bildiren Güngör, şöyle devam etti:

“Yargı mensupları olarak kararlarımızı eleştirilemez görmüyoruz.

 

Kararlarımızın bilimsel eleştirisine açığız, hatta bu hususta bir eksiklik dahi

hissediyoruz. Yargı kararları taraf menfaatleri bakışı olmadan, objektif,

bilimsel kriterlere göre değerlendirildikçe hukukumuzun gelişeceğine samimi

olarak inanıyoruz. Ancak yargı kararının eleştirisi ile yargı organının

eleştirisi aynı anlam ve sonucu içermemektedir. Kimi zaman bu eleştiriler kararı

aşarak, yargıyı eleştirmeye dönüşmektedir. İşaret etmek gerekir ki yargının

saygınlığının zedelenmesi bir ülke bakımından yıkıcı etkilere yol açar.

 

 

Saygınlığı zedelenmiş bir yargının bulunduğu ülkenin iç barışını sağlaması, ekonomik ve hukuki istikrarı devam ettirmesi, giderek yönetilebilir olması kesinlikle mümkün olamaz.”

 

 “YARGININ KAMU YARARINA ENGEL OLUYORMUŞ GİBİ GÖSTERİLMESİ KABUL EDİLEMEZ” 

Yargı kararlarının, açık anlaşılabilir, hukuki temele dayanan ve gerekçeli olması gerektiğine işaret eden Güngör, “İşlem tesisi aşamasında gerekli ve yeterli özeni göstermeyen kimi birimlerin, yargıyı kamu yararına engel oluyormuş gibi göstermeleri kabul edilemez” dedi.

 

 

Yargı mensuplarının hayatın içinde ve her şeyin farkında olduklarını

dile getiren Güngör, “Herkes gibi izliyorlar. Onlar da bu toplum içinde

yaşıyorlar. Toplumdaki herkes gibi onların da sorunlar ve çözümleri, siyasi

aktörler hakkında fikirleri, çözüme yönelik düşünceleri, eleştirileri olacaktır.

 

Ancak görevleri ile siyasi fikirlerini birbirlerine karıştırmaları durumunda etkin bir mesleki ve bilimsel denetimin devreye girmesi gerekir. Tarafsız karar vermesini sağlamak adına dahi olsa hakim bağımsızlığına dışarıdan yapılacak bir müdahalenin, ne meşruiyeti ne de uzun vadeli faydası olamaz” değerlendirmesinde bulundu.

 

Toplumun yargıdan beklentisinin adil yargılama ve davaların makul sürede karara bağlanması olduğunu belirten Güngör, “Davaların makul sürede bitirilememesinin, yargıya olan güveni sarstığının ve davayı kazanan tarafın, bu

gecikme sebebiyle bazen zarar gördüğünün de farkındayız. Bu duruma acilen çare bulunmasının kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunun bilincindeyiz” diye konuştu.

 

Danıştayda 2005’ten itibaren dosya sayısının arttığını ve makul sürede karara bağlanamadığını ifade eden Güngör, öncelikle idareyle vatandaş arasında uyuşmazlığa yol açan etkenlerin azaltılması ve çıkan uyuşmazlıkların, yargıya

intikal etmeden çözümü yollarının etkin kullanılması gerektiğini söyledi.

 

 

 “İSTİNAF SİSTEMİ HAYATA GEÇİRİLMELİ” 

Güngör, istinaf sisteminin hayata geçirilmesi ve Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakacağı davalarla temyiz incelemesine tabi uyuşmazlıkların yeniden belirlenerek, güçlendirilmiş bölge idare mahkemesi sisteminin oluşturulması gerektiği yönündeki inancını dile getirdi.

 

Danıştayın Başbakanlık ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları hakkında düşüncesini bildirme görevi bulunduğuna değinen Güngör,  “Kanun tasarılarının gönderilmesi konusunda bir zorunluluk bulunmamakla birlikte Danıştay bu görevi layıkıyla yerine getirecek birikime sahiptir” dedi.

 

Güngör, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlıktan gönderilen işler hakkında Danıştaydan istişari düşünce alma yolunun daha fazla işletilmesinin kamu yararına olacağı kanaatini taşıdıklarını söyledi.

 

İdari uyuşmazlık türleri ve yoğunlukları konusunda 146 yıllık birikime sahip Danıştayın kurumsal yapısından yararlanılmamasının anlaşılabilir olmadığını dile getiren Güngör, Danıştayın görüşünü alma yolu tercih edilirse kamu yararına yönelik işlemlerde ortak aklın süzgecinden geçmiş, daha isabetli değerlendirmeler yapılabileceğini, hatta teknik hatalardan arınmış bir idari düzenleme ya da kanun tasarısı hazırlanması gibi faydalar sağlanabileceğini söyledi.

 

Yer sıkıntısı çekilen, güvenlik zafiyeti yaşanan, menfur bir saldırıya maruz kaldıkları binadan çıkarak, yeni, modern ve geniş bir binaya kavuşmuş olmanın ferahlığını yaşadıklarını belirten Güngör, “Kurumumuza sağlanan

imkanlarla daha verimli çalışmaya devam ediyoruz. Bina, personel, araç ve gereç konusunda hiçbir dönemde olmadığı kadar desteklenmiş olduğumuzu beyan etmek isterim” diye konuştu.

 

Müzik dinletisi sunulan ve Danıştayla ilgili film gösterimi yapılan törene, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Yargıtay Başkanı Ali Alkan, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Alparslan Altan, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Hasan Erbil, Sayıştay Başkanı Recai Akyel ve davetliler katıldı.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments