ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü Ocaklarıdövizakpchpmhp
DOLAR
8,4434
EURO
9,9725
ALTIN
484,90
BIST
1.434
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
27°C
İstanbul
27°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Az Bulutlu
26°C
Cumartesi Az Bulutlu
29°C
Pazar Sağanak Yağışlı
26°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
31°C

YENGİKENT VE YÖRÜK ÜZERİNE

YENGİKENT VE YÖRÜK ÜZERİNE

Ali BADEMCİ

alibademci@gmail.com

 

Oğuzlar arasında “ Cisrişuğur” adındaki “Şuğur” deyimine Orhun yazıtları üslübü ile  “Uğur” diyenler de  var. Denize doğru Bayır’ı aşıp da ovaya çıkarsanız Osmanlı kayıtları bunları “Yörükan Taifesi” olarak adlandırılıyor. Gerçekten ondokuzuncu yılda  buralara Aydın, Karaman, Maraş Yörükleri’nin iskan edildiğini biliyoruz. Özellikle dini konularda “Bucaklılar”ın  taassublarına bakılrsa eski Oğuz geleneklerini  hatırlamamak ve anlamlandırmamak mümkün değildir. Elbette tarihten gelen genetizmden  katiyyen uzaklaşamıyoruz. Ne yapalım bilgilenmeye devam edeceğiz.

 

 

Biliyorsunuz  bugünkü Türkçe ile Yenikend’in Selçuklu tarihlerindeki adı Yengikent’dir. Bunun anlamı bellidir, yeniden inşaa edilmiş yerleşim birimidir. Özellikle  W.Barthold buranın yeni olmadığını ve daha evvel  yine Oğuz yerleşim mekânı olarak  mevcudiyetini ve adının, “Havara” olduğunu iddia eder. Bu husus nedense tarihçi ve Türkologların dikkatinden kaçmış  ve fonetik olarak Farsça’ya benzediği için İranî bir isim ve yerleşim yeri olduğu  sanılmıştır. Çünkü burası  netice itibariyle  bugünkü Tacikler’in atası  sayılan  Samanoğulları’nun hudud kasabası idi. Selçuklu tarihlerinde  görüyoruz ki  Selçuk Bey zamanında buraya yerleşenler  Oğuz Yabgu Devleti’nden ipini koparan  muharip “Kınık” unsurlardır.  Yengikend Buhârâ’ya çok yakındır, belki 10-15 kilometre. İlginçtir ki  daha sonra  Anadolu kapılarında  “Yörük” adı verilen Yengikend kuzeyindeki  göçebe unsurlar öndeki muharip unsurların  tedarikçisi olan ve koyun-keçi besleyen, böylece  “Uçlar”ı destekleyen durumdaydılar. Nitekim bu unsurlar “İran Yaylaları”na indikleri zaman  Farisiler onlara genel olarak “Çoban” demişlerdir. Şöyle bir iyice düşünürsek  bu döngü batıya Oğuz muhaceretinde daima kural olarak karşımıza çıkar.

 

Peki “Havara” ne demek? Havara bugün Fergana ve Ortadoğu’da  ilk Oğuz iskanlarından kalma bir deyim olarak hâla yaşamaktadır. Yengikend kara  ve samanlı ( yahut keçi kıllı)   organik toprakla  harç yapılarak   küçük ve tek gözlü, eşiklikli evlerden meydana gelmektedir. Bazen altlı-üstlü olan bu odalar azami 30 metre kare genişliğinde ve 3 metre yüksekliğindedir. Yani 6-7 metre yüksekliğinde  taş yapı  orta yerden  kalın, sağlam, kurt yemeyen, yatay  direkler, kalaslarla bölünmüştür. Hendireklerin üstünü  fakir  olanlar  toprağı aşağı kaçırmayan dalcıkları süpürge gibi olan  çalılar, varlıklı olan ise  ahşap döşeyerek üzerine öylece 15-20 santim toprak dökerlermiş. Sonradan bu bölmeler tamamen tahta döşemeye çevrilmiştir: Üst kat bol pencereli ve giriş kapısının önü balkondur ve merdiven buraya dayanır ve genellikle yazlık olarak kullanılır ve adına “Ölle” derler. Alt odalar  kışlıktır, ancak bir pencere ve büyükçe bir  odun ocağı ( Şömine gib) olur. Alt kattaki eşiklik  banyodur. Bir odada  bazan yirmi kişi yatar. Çok soğuk günlerde ocak içeriyi ısıtmayınca bir yerleşik kültürü olarak ortaya üzeri yorganla örtülü bir sandalye içinde özel toprak  kaba konulan odun kömürlü tandır kurarlar, ki bazen yorgunlar ve çobanlar böyle uyur.

 

Oğuzlar merdiven sonu ile  giriş kapısı arasındaki bu balkona ”Sundurma” derler. Taş binanın üstü de tıpkı bölme gibi döşenir ve onun da üstüne en az 50 santim toprak koyarak bunu  “Loğ” adı verilen silindir şeklinde ağır, iki tarafı  kolay yürütmek için delinmiş bir ağırlıkla  sırf yağış girmesin diye  sıkıştırırlar. Hayrettir ki aylarca devam eden yağış ve kar  bu toprağı aşıp  aşağıda kimseyi rahatsız etmez. Su durmaz arada sırada hainlik yaparsa da  mutlaka  yağışsız ve kuru günlerde  hayırsız evlât  “loğlama” yapmamıştır. En üste “Dam” denir ve yazın sebze, meyve, salça, sabun gibi  kışa devredilecekler burada kurutulur.

 

Oğuzlar’ın bu taş binalarının her tarafı kara çamurla iyice sıvanır. Bunu genellikle  fedakâr Oğuz hanımlar ve genç kızlar yapar. Binanın kara sıvası bittikten sonra bu sefer kılsız fakat samanlı süt gibi beyaz bir kil sıva 1-2 santim kalınlığında  bu kara duvarların üzerine  düzleştirerek sürülür. Daha iş bitmemiştir, şimdi sıra son işleme gelmiştir. Beyaz toprak bir kap içinde iyice eritilir, yoğurt veya  koyu ayran  kıvamına geldiği zaman kurumuş  beyaz duvarlara yine hanımlar tarafından  eski üskü çaputlarla  ovalanır. İşte bu son işleme Oğuzlar “Havara” derler. Bu işlem yaz ve kış arasında  yani senede iki kere  tekrarlanır ve odalar mis gibi ozon kokar. Bugün bu gelenek Türkistan ve Anadolu’nun birçok yerinde  aynı adla yapılmaktadır, lâkin  Türk dünyasında toprak damlar artık betona döndüğünden “Loğ” işi kalkmıştır. Yengikend’in  şimdiki eski tarafı tamamen bu kültürel özellikleri taşımaktadır. Bugün bu eski evlerin  bulunduğu mahallere Oğuz kenti, yeni yapılan Rus binalarına da “Rus Kenti” deniyor. Tabii olarak artık eski ve kadim Oğuz yurdu “Havara” dan ne kaldığını elbette  detaylı olarak bilmiyoruz.

 

Girişte bahsettiğimiz Oğuz’un göçebesine  verilen bir ad olarak  “Yörük” deyimi Anadolu’ya kadar hiçbir şekilde kullanılmamıştır. Aslında  Oğuzlar’ın tamamı  batıya harekette göçebedir, bu sebeble “Yörük”ü tarif ederken  Oğuz’un muharip olmayanı olarak  ifâde edersek daha doğru yaparız. Oğuzlar’ın tarihlerinin  en önemli devlerelerinin anayurt dışında  geçtiğini  biliyoruz. Bu sebeble Havara’nın  kil tandırları  bu yürüyüşte   “Sac ekmeği-Bazlama-Sıkma-Yufka ekmek-Gözleme” şekline  dönmüştür. Özellikle   yufka ekmek kültürü  daima  yürüyen ve muharip unsurların iaşesini sağlıyan “Yörükler”e aittir. Muharip Oğuzlar ancak  konakladıkları ve köyleştirdikleri mekânlarda  ekmek tandırlarını kurmuştur. Burada da ilginç yön ister yufka  ve saç pişirmeleri ister tandır ekmeleri  daima hanımlar tarafından yapılır.

 

Bugün tadı bozulmuş olan “Yufka”  kesin olarak Orta Asya’dan getirilen ve kara ve etli   buğdaydan yapılır. Bu buğdayın işlenmesi kolaydır; özellikle tandırda  çok güzel kızarır; buna “Kambür” yani gevrek ekmek denir. Anadolu’nun   bazı yerlerinde  hâlâ ekilen  ve çok verimsiz olan  bu buğdayın artık nesli tükenmek üzeredir. Bu buğdayı sakın sert olan “Karakılçık” ile karıştırmayın; çünkü “Karakılçık” köftelik bulgur içindir  ve bunun tereyağlı pilâvı yufka bile bandıra bandıra yenir. Tabii olarak  “Karakılçık”ın artık genetiği ile oynanmış ve uyduruk bir “Ova Karakılçığı” diye  vatandaşın önüne konmuştur. Karakılçık ile kara burgul pilâvı birbirinden faklıdır. Oğuz kültüründe  kızartma yoktur; patates ve yumurta kaynatılarak, bir bağ soğan, 5 adet kırmızı küçük ve şireli incir, iki tandır veya yufka ekmek  “Çoban”ın  azığıdır.

 

Günceldir diye “Yörük”lüğü bir saha gözlemi ile de anlatalım. Suriye’de genel nüfusa paralel olarak Türkler de Nizip’ten çıkan Afrin ile Golan’dan çıkan  Asi Nehri Deltası’nda yerleşiktirler. Bugün Türkmen mücahidlerin mücadele ettikleri sahaya yakın olan ve Asi Nehri kenarında bulunan  Oğuz beldesi “Cisrişuğur” adı üzerinde dikkatinizi çekmek istiyorum. “Cisir” köprü, “Şuğur” Uç demektir. Yani “Uç Köprüsü!” Fakat bu 50 bin nüfuslu şehirde eskiden kalma  tarihi bir köprü yoktur; çünkü daha kuzeyde ve Türkiye’de kalan Reyhanlı’ya yakın, “Cisrihadid”  adlı  bir köprü vardır. Asi üzerinde hâlen kullanılan bu  sağlam köprü Selçuklu’lardan kalmadır ve tarihte ilk olarak Oğuzlar’ın demir kullandığı bir köprüdür, ki  buranın yeni adı da “Demirköprüdür.”

 

Oğuzlar arasında “ Cisrişuğur” adındaki “Şuğur” deyimine Orhun yazıtları üslübü ile  “Uğur” diyenler de  var. Denize doğru Bayır’ı aşıp da ovaya çıkarsanız Osmanlı kayıtları bunları “Yörükan Taifesi”olarak adlandırılıyor. Gerçekten ondokuzuncu yılda  buralara Aydın, Karaman, Maraş Yörükleri’nin iskan edildiğini biliyoruz. Özellikle dini konularda “Bucaklılar”ın  taassublarına bakılrsa eski Oğuz geleneklerini  hatırlamamak ve anlamlandırmamak mümkün değildir Elbette tarihten gelen genetizmden  katiyyen uzaklaşamıyoruz. Ne yapalım bilgilenmeye devam edeceğiz.

 

Selam, sevgi  ve saygı ile.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Porno Gratuit Porno Français Adulte XXX Brazzers Porn College Girls Film érotique Hard Porn Inceste Famille Porno Japonais Asiatique Jeunes Filles Porno Latin Brown Femmes Porn Mobile Porn Russe Porn Stars Porno Arabe Turc Porno caché Porno de qualité HD Porno Gratuit Porno Mature de Milf Porno Noir Regarder Porn Relations Lesbiennes Secrétaire de Bureau Porn Sexe en Groupe Sexe Gay Sexe Oral Vidéo Amateur Vidéo Anal