CHURCHILL, TRUMP VE MACRON’LARIN EMELİ

Bu haber 08 Kasım 2019 - 16:00 'de eklendi ve 169 kez görüntülendi.

CHURCHİLL, TRUMP VE MACRON’LARIN EMELİ

Fuat Yılmazer

Stratejik derinlik görüşünün kitaplı sahibi Davutoğlu’nun yönlendirmesiyle “sıfır sorun” merkezli politikadan “sıfır dostluk” sonuçlu noktaya geldik.

Çevremiz bir ateş çemberiyle sarılmış durumda. Sorunlar artık dış politikadaki sorunumuz noktasından beka sorunu noktasına ilerledi.

 Irak’a uygulanan bölme eylemi sonucu ülke üçe ayrıldı. 

Gündemin ilk sırasında Suriye sorunu vardı. Şimdilik sükûn buldu gibi görünse de içinden çıkılması zor bir noktaya gelindi.

İçeride uğraştığımız PKK terör örgütü artık sınırlarımız dışında da önemli bir tehlike halinde.

Kukla bir Kürt devletinin kurulacağını anlayan Türkiye “Barış Pınarı” adını verdiği 3.harekâtını başlattı.  Ordu görevini layıkıyla yaptı, yapıyor. siyaset kurumu ise geç kaldığı konuda yapabileceklerinin doğrusunu yaptı.

                                                           ***

ABD aleni müttefiklik ilişkilerinin dışında hareket ediyor, düşmanlarımıza açık yardım ve destek veriyor.

    Suriye yönetiminin daveti ile “sıcak denizlere inme” hayalini gerçekleştiren Rusya, çıkarlarına birazcık ters düşen konu olsa karşımıza çıkacağından şüphemiz yok.

    Ayrıca bölgede Haşdi Şabi, Hizbullah, Yemen’de Husiler gibi örgütleri kontrollerinde tutan, istediği gibi hareket ettiren ve Türkiye’ye bugün yakın, yarınlarda ise ne yapacağı belli olmayan İran, 

Türk düşmanı yöneticilere sahip BAE ve Suudi Arabistan, 

Fırsat bulduğu anda paçamıza saldırmaya hazır Yunanistan, Bulgaristan ve Ermenistan,

Doğu Akdeniz’de gaz bahaneli Suudi Arabistan, Mısır, Yunanistan, İngiltere, Fransa ve ABD düşman ortaklığı önemli bir sorun olarak karşımız da.

Yarınlar için endişelenecek durum mevcut.

                                                                                  ***

    Batılı devletler 1.Dünya Savaşında Osmanlının parçalanmasını, zayıflamasını, yaşamına güçsüz devam etmesini düşünüyor ve istiyordu. Osmanlı yıkıldı yerine Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.

1940-1945 yılları arasında Churchill İngiltere Başbakanı idi. 2. Dünya Savaşının da planlayıcılarından biriydi.

Churchill’in Türkiye Cumhuriyeti için de düşüncesi de batılı devletlerin ki gibiydi. 

Churchill’in arzusu şöyleydi;

    “Türkiye batının kontrolünde, hatta emrinde ve batının hizmetini görecek durumda olmalı. Zayıflayınca desteklenmeli, güçlenmesi engellenmeli. 

Orta Doğu’da Balkanlar’da Kafkasya’da Osmanlı gibi güçlenmemeli, güçlenmesini önlemek için ne gerekiyorsa yapılmalı.

    Türkiye’de milli ve manevi değerlerinden uzaklaştırılmış, Batı kültürü potasında eritilmiş aydınlar yetiştirilmeli. 

Mezhep ve etnik kışkırtmalar, ideolojik kavgalarla yorulmalı, yıpratılmalı ve çökertilmeli.

    Kısaca Türkiye Batıya hiçbir zaman rakip olacak duruma getirilmemelidir.” (1)

                                                                     ***

Bu plan ve projenin sahibi ister Churchill, ister Trump, ister Macron olsun hiç fark etmiyor. Yıllardır bu ve benzeri taktiklerle karşı karşıyayız. Türk Milleti ve yönetenler bu durumun farkında olmalı ve bugün için de, yarınlar için de her türlü tehlikeye karşı uyanık ve tedbirli olmalıdır.

 “Barış Pınarı Harekâtını” kınamak için AB ülkelerinin karar almasına sadece kökeni Türk olan Macaristan karşı çıkmış, kadim dost Pakistan ve Azerbaycan destek vermiştir. Unutulmamalı ve dikkatlerden de kaçmamalıdır.

Bu Üçüncü Harekât sırasında Türk ordusunun gösterdiği dâhilikler ve kahramanlıklarla dünyaya Türk’ün gücü ve cesareti bir kez daha ilan edilmiştir. 

Yankıları hala devam etmektedir. 

Bunun en güzel örneği Akdeniz’de G.K.R. Yönetiminin talebi doğrultusunda destek vermek amacıyla bulunan aynı zamanda GKRY adına doğalgaz araması yapan İtalyan şirketinin CEO su Claduio Descalzi “ Kuyu kazarak savaş çıkarmak istemiyoruz “ diye bölgeden ayrılacağını açıklamıştır..

                                                                ***

Önemli özellikleri olan bölgede yaşadığımız ve yaşamaya ilelebet devam edeceğimiz için artık Batı kontrolünde olmayan, milli benliğinin şuurunda olan aydınlar, yöneticiler yetiştirilmelidir. 

Aydının ve ülkeyi yönetme arzusunda olanların batı kontrolünde olmaması da yeterli değildir. Türklük bilincinde olmalı, Türk’ün çıkarları doğrultusunda düşünmeli ve bu imanla gerekenleri yapmalıdır.

Bu da yetmez. 

Aydınım diyenler ve devletimizi yönetme sevdasında olanların bu özellikte olması da tam anlamıyla yeterli değildir. Milletin karşısında kendini gökyüzünde görmemeli, Türk halkından uzaklaşmamalı, Türk insanının isteklerini ve hassasiyetini tanınmalı ve bilmelidir.

(1). Mustafa Necati Özfatura-Türkiye Gazetesi-02.07.2011

Fuat YILMAZER
Fuat YILMAZERa.f.yilmazer@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments