ÜÇ ÂLİM VE ÜÇ ESER: Tarih Öncesi ve İlk Çağ Mimarlığı

Bu haber 01 Şubat 2020 - 17:51 'de eklendi ve 248 kez görüntülendi.

ÜÇ  ÂLİM VE ÜÇ ESER

Ahmet B. KARABACAK

(3)

“Tarih Öncesi ve İlk Çağ Mimarlığı”

 Tanıtımın ikinci Bölümü

Prof. Dr. M. Gül Akdeniz’in bu önemli kitabından alımlar yaparak, Türkleri dünyada yok sayanlara bir cevap da biz vermek istiyoruz. Peki nedendir bu asırlarca süren ve günümüzde de devam eden Türk düşmanlığı? Bunun pek çok cevabı verilebilir ama, en büyük sebep kıskançlık ve kendi milletlerinin zaman zaman yedikleri tokatlardır.

Kitaptan alımlarımıza geçelim:

Kaba Taş Devri:

“Kaba taş devrinde pek çok el, ayak izleri, geometrik-soyut biçimli mağara resimleri ve semboller görülmektedir. Kaynaklarda farklı tarihlerin verildiği (M.Ö.15000 dolaylarında) bu sanatın dünyanın çeşitli bölgelerine yayılarak uluslar arası bir nitelik kazandığı görülmüştür. Dördüncü buzul çağı sanatının aşağı yukarı en geç MÖ. 10000’lerde sona erdiği kabul edilmektedir. Bu Taş Devri resimleri ile ilgili pek çok araştırma yapılmış, yazılar yazılmıştır.  Ancak (önemli Türk araştırmacı)Kazım Mişan’ın bu dönem resim ve sembolleri ile ilgili 30 yılı aşan bireysel çalışması sonucu ortaya çıkan sonuç biz Türkler açısından dikkate alınması gereken bir durumdur. Kazım Mişan pek çok batılı ve yerli araştırmacılardan farklı bir tutum sergileyerek, bu dönemin mağara resimlerinde görülen sembolleri eski Türk tamgalarına ve İlk (Proto) Türk yazısına bağlamıştır. Gözlem ve sonuçlar Eski Türk tarihi açısından önemli sayılabilecek neticelere yol açabilecek niteliktedir. Bu çalışmalar Turan (Ural-Altay)- Türk halkları ile ilişkilerini ortaya koyabilir. Bu sonuçlar İlk Çağ öncesi dünya ve Türk tarihi açısından önemli değişikliklere yol açabilir.”

SÜMERLER

“ Bu güne kadar en eski, en büyük uygarlığın, Fırat-Dicle nehirlerinin nihayetlendiği çatal ağzında, aşağı Mezapotamya’da gelişen Sümer (MÖ.4000-MÖ.2100) uygarlığı olduğu bilim çevrelerinde yaygın olarak kabul görmektedir. Bütün yabancı ve yerli araştırmalar Sümerlerin Eski Sami ya da Avrupa halklarıyla bir ilişkisi olmadığını kesin olarak belirtmektedir. Onların zenci ya da Çinli olmadıkları da muhakkaktır. Geriye içinde Türklerin de bulunduğu Eski Turan-Türk halklarından başka bir seçenek kalmamaktadır. Sümerler kendilerine Kenger demekteydiler. Kengerler uzun zamandan beri yaşamış ve halen yaşamakta olan bir Türk boyunun adıdır.”

“Turan halklarının İndo-Germen halklarından önce bütün dünyaya (Asya, Avrupa, Amerika, Avustralya ve kutuplara) yayıldığı ve evrensel bir kültür meydana getirdiği gözlenmektedir. Turan-Türk halklarının ilk çağdaki kültürel başarı ve siyasi hâkimiyetlerinin üstü örtülmek istenmektedir.”

“Sümer dilinde 300 dolayında Türkçe kelime bulunmuştur. Aradan geçen 5500 yıla ve Türkçenin o günden bu yana geçirmiş olduğu değişime rağmen Sümerce ile günümüzdeki çeşitli Türk lehçeleri arasında ortak kelimeler bulunabiliyorsa ve Sümerce kelimeler günümüz Türk lehçeleri içinde yaşamaya devam edebiliyorsa bu bağ görmezlikten gelinmez.”

“Asya’dan yeni dünyaya (Amerika’ya) göç eden, Turan halklarından olan ve genetik çalışmalarda Türklerle akrabalık ilişkileri olduğu ortaya konulan Kızılderililerin (İnka,Maya, Aztek, Toltek, Olmek, vs.) yapmış oldukları piramitlerle Sümer piramitleri arasında bir bağ olup olmadığı araştırılması gereken bir başka konudur.”

“Gök Tanrı (Tengri) Şamanizm meselesi:  Orta Asya’da Türkler arasında en yüce, en kutsal dağ  ‘’Ötüken’’ di. Ötüken yalnız dağ değil aynı zamanda ormandı. Türkler ona büyük saygı gösterir, adaklar sunar, kurbanlar keserlerdi. Gök Tanrıya sunulan bütün kurbanlar, adaklar ilgili dağa götürülerek orada törenle gereği yapılırdı.”

    “Tengri- Kültürünün en eski kanıtları 3000 yıllık (MÖ. 1000 dolayları.) Çin kaynaklarında Hiung-nu (Doğu Hunlarının) ve Tue’kue halklarını anlatan yazılarda bulunmuştur. Gök Tengri Dini ile (Şamanizm/ Kamlık)  bazı tartışmalara sebep olsa da birbirinden ayrılmaz tanımlardır. Şamanizm insanlığın en eski dinlerinden biridir. Şaman Türkler kâinatı gök, yeryüzü ve yer altı olmak üzere üç kısma ayırır. Bu sistemi insanlara öğretene  ‘’Şaman ‘’ denilirdi.  Kuzey, orta ve Doğu Asya, Eskimolorun (Kızılderililerin) yaşadığı bölgeler Şamanizmin yayıldığı başlıca bölgelerdir. Sümerlerin Gılgamış destanı ile Türklerin Yaratılış Destanı arasında benzerlikler vardır. Sümerlerde, Turan-Türk Kavimlerinde Dört yön kavramı  birbirine benzer. Ukrayna son dönemde Ruslaşıncaya kadar önemli bir Turan-Türk bölgesi olarak tarihteki yerini almıştır. Ukraynalıların Ortodoks dinini kabul ettikten sonra Slavlaşmış  İskitler oldukları bazı kaynaklarda belirtilmektedir.

Çift Başlı kartal figürü ilk kez MÖ.3000’in sonlarında ve MÖ.2000’in başlarında Sümer uygarlığında görülür. Artuklu sikkelerinde ve Anadolu’daki Selçuklu yapılarında kullanılan çift kartal simgesi surlarda, cami ve medreselerde, saraylarda koruyucu ve hakimiyet sembolü olarak ve kötü güçlerden koruyucu unsur olarak kullanılmıştır.

Batı, orta ve kuzey Avrupa Hun göçlerinden sonra gelişmiştir. Hun göçlerinden sonra uzun süre Avrupa’da Asyalı Turan-Türk halkları (Kumanlar, Altınordu, Macarlar, Bulgarlar vs.) bulunmuş ve Fransa’dan Urallara kadar olan Doğu Avrupa coğrafyasında çeşitli Türk devletleri kurulmuştur.

İlk Çağda (MÖ:3500-MS. 476)  Ayyıldız sembolünü kullanan devlet ve uygarlıklar neredeyse çağın bütün devlet ve uygarlıklarını kapsamaktadır. Ayyıldız sembolünün eski Turan –Türk halkları, kültür ve uygarlıklarını kapsamaktadır. Ayyıldızın Turan ve Türk halklarıyla doğrudan ilişkisi basit araştırmalarla bile anlaşılabilecek bir durumdur.

ANADOLU:

Türkiye’de Çatalhöyük (MÖ:7.bin), Âşıklı Höyük ve Akdeniz’in doğusunda Jerichoda evlerin duvar fresklerindeki insan figürleri ile Geçiş Dönemde/Mezolitik Dönemde (MÖ:10000-MÖ:8000= ortaya çıkan2. Avcı Üslupta görülen insan figürleri arasındaki yakınlık dikkat çekicidir. Çatalhöyük halkının %40 oranında Türklerle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.

Çatalhöyük kültürü daha sonraki dönemlerde Turan-Türk halkları tarafından kullanılmış birçok kültürel özelliği kendinde barındırır adeta. Daha sonra Ege, Anadolu’nun Akdeniz sahilleri ile Doğu Akdeniz’de yaygın olarak kullanılan hımış inşaatın en eski örneklerini burada görmek mümkündür. Söz konusu hımış inşaat ve düz dam geleneğinin bütün Turan-Türk coğrafyasında görüldüğü, hatta Amerika’daki Kızılderililerde de görüldüğü  gözlenmektedir.

TRUVA ŞEHİR DEVLEVLETİ (MÖ:3000)

Truva kenti Luvi uygarlığının etkisi altındaydı. Truva kralı Priamos’un torunun adı “Turkos/Turkus”dur. Greklerle olan savaşta kentten kaçanlar arasında “Turci” ler vardı. Georgiev, Truvalılarla Etrüksleri aynı soydan sayar ve Bizanslılar Türklerin Truvalıların torunları olduklarına inanırlardı, der. (Atatürk, millî Mücadeleden sonra, İtalyan’ların Türkiye’ye tehditler savurması üzerine, “eski Romalıların Türklüğünü kastederek” Greklerden Truvanın intikamını aldık. Daha ne istiyorsunuz , demiştir.)

Anadolu yarımadasının bugün bilinen en eski adı  Hatti Ülkesidir. Hattilerin  Eski (Proto) Türkler olduklarına dair belirtiler ve araştırmalar vardır. İskitler (sakalar)  MÖ.7. yüzyılda Avrupa ve Asya’nın batı kesiminde Tuna ile Volga ırmakları arasında yaşamış Türkistan (Orta Asya) halkıdır. MÖ.4. binde Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen  Subarular bazı araştırmacılara göre eski Türk kavimlerindendi.

HİTİTLER:

Hitit’lerin muhtemel Turan-Türk halklarından olan Hatti’lerin kültüründen çok etkilendiği, nereyse bütün alanlarda Hatti kültürünün devam ettirildiği ve bu Hitit kültürünün bu kültürden önemli izler taşıdığı görülmektedir. Hitit güneş kursları (dinî alem/ tören sembolü/sistrum) Hatti kökenlidir. İlk defa Sümer uygarlığında MÖ:3800’de Sümer tanrısı Ninurta’nın sembolü olarak ortaya çıkan çift başlı kartal Yazılıkaya kabartmalarında da görülür.

TRAKLAR:

Trakların MÖ:’2000 yılında, Orta Asya’dan başlayan göçlerle kuzeyden Trakya’ya geldikleri bazı tarihçiler tarafından belirtilmektedir. Kullandıkları yazı Eski Türklerin kullandığı tamgalara benzemektedir.

Bazı araştırmacılara göre Deniz Halkları ile Eski Turan-Türk kavimleri arasında etnik ve kültürel bağlar bulunmaktadır.

URARTULAR: (MÖ.860-MÖ.580)

MÖ:2. Bin yıllarında aynı bölgede yaşamış olan Hurrilerin devamıdır. Bazı kaynaklara göre Eski/proto Türklerle, bazı kaynaklara göre de Ari ırkla ilişkilendirilmektedirler. Bugünkü Çeçenlerin ataları oldukları da söylenmektedir. Urartu dilinin Asya kökenli bir dil olduğu ve Hurri’lerin dilleriyle benzerlikler gösterdiği ortaya konmuştur.

FRİGLER VE FRİGYA (MÖ. 750-300)

Friglerin Trak kökenli oldukları yolunda görüşler vardır. Tarihçi Kazım Mişan, Friglerin Hint-Avrupa kökenli bir kavim değil, fakat Eski/Erken-Türk (Proto-Türk) asıllı bir kavim olduğunu ve kullandıkları yazının Rusya ve Orta Asya’da görülen Türk yazı tipinde olduğunu belirtmektedir. Frig halkının ve kültürünün, Turan –Türk halkları ve kültürleri açısından yeniden ele alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.    

ARYANLARIN TURANLAŞTIĞI-TÜRKLEŞTİĞİ

Ve TÜRK HALKLARININ İRANLAŞTIĞI

COĞRAFYA İRAN:

Neolitik (Cilâlı Taş) devrinde İran:

Türkistan (Orta Asya) kültürünü batıya götüren göç dalgalarının İran’dan geçtiği ve bu halklardan bir bölümünün boylar halinde İran’a yerleştiği görülür. Turan-Türk menşeli Elamlılar, Gutiler, Kassitler, Mannailer ve Sakalardır. İran’ın önemli bir özelliği Avrupa neotiliği ile Tuna kültürlerine dayanan hayvancılığa dayalı göçebelikle üretim yapan bozkır halklarının yollarının kesiştiği ve kültür alışverişinde bulundukları bir bölge olmasıdır. İran’ın Orta Asya (Türkistan) coğrafyası ile olan ilişkileri tarih boyunca devam etmiştir. Daha sonraki çağlarda, İslâmiyet döneminde de bölge benzer şekilde büyük ölçüde Türk göçü alacaktır.

ELAMLILAR

Elamlılar (MÖ.7000) arkeolojik kayıtlarda Asyalı veya Hazar kökenli olarak geçer. Elam-Türk akrabalığı konusunda ilk adımları Andreas David Mordtman atmıştır. O, Susa çivi yazılı tabletlerde bir takım Türkçe kelimelerin varlığını saptamıştır. Elamlıların Türklerle bağlantısını H.Z. Koşay da dil çalışmalarıyla ortaya koymuştur.

MEDLER (*)

Med adı ilk kez Asur kralı III. Salmaneser dönemindeki (MÖ.858-MÖ. 824) yazılarda “Mada” olarak geçmektedir. Yunanlılar bu halkın yaşadığı bölgeye Medya adını vermişlerdir. Medler, Anadolu’dan Afganistan’a kadar büyük bir imparatorluk (MÖ: 678-MÖ.549) kurmuşlardır. Bazı araştırmalara göre Turan-Türk halklarından olan Medlerin, ulusal dini gök tengri dini (kamlık-şamanlık) idi. Zerdüşlük dini (Mecusilik) ortaya çıkmadan önce Saka ve diğer Türk halklarının dini tıpkı Medlerinki gibi Kamlık ve ondan türemiş dinlerdi. Kuzey, Orta, Doğu Asya, Kuzey ve Güney Amerika’da Eskimo ve diğer Tutan halklarının yaşadığı bölgeler şamanizmin yayılma alanlarıydı.

(*) “(Uzun zamandan beri Türk kavimlerinin bazılarının Türk soyundan olamadığını savunan Batı kaynaklı iddialar vardır. Bunlardan biri de Medlerdir. Kürtlerin Medlerden geldiği sanılmaktadır. Bu konuda bizim ilim adamlarımızın yazdıkları bazı, şu anda aklımıza gelen kitap isimleri ve yazarları şunlardır: Prof. Dr. Fahrettin Kırzıoğlu’nun iki kitabı: Kürtlerin Türklüğü ve Eski Bir Türk Kavmi Kürtler, Mahmut Şırvanoğlu: Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm, bölücüler tarafından şehit edilen M. Şerif Fırat: Doğu aşiretleri ve Varto Tarihi.  Bu ilim adamlarının üçü de o bölgenin insanlarıdır” (A.B.K)

İRAN’DA Saka (İskit) Devleti

Doğu kaynaklarında Saka, Batı kaynaklarında İskit olarak bilinen Saka-İskit Türk Devleti, Avrasya’da kurulmuş bilinen ilk Türk devleti olarak kabul edilmektedir. Bozkır kavmi olan İskit’lerin MÖ. 9. Yüzyılda Altay Dağlarının doğusunda yaşadıkları tahmin edilmektedir. MÖ.8-MÖ.7. yüzyıllarda Orta Asya’dan güney Rusya’ya göç ederek MÖ.6.  Yüzyılda Tuna-Volga ırmakları arasındaki geniş bölgede devlet kurmuşlardır.

Saka hükümdarının adı Anadolulu İyonya tarihçisi Heredot’a  göre Midias, Şehnameye göre Afrasyap, Türk efsanelerine göre Alper Tunga idi.

            PARTLAR VE PART

           İMPARATORLUĞU

            Arsakiler/Arşaklılar/Eşkaniler (Orta Farsçada Aşkaniyan) olarak da  bilinen Partlar (yabancıların), Ravlinson gibi bazı bilim adamları Türk olduklarını ileri sürmüşlerdir. Partya, sonra Horasan olarak bilinen Türk bölgesidir. Part  İmparatorluk toprakları (MÖ.249-228) en geniş olduğu dönemde, İran’ın tamamı, günümüz Ermenistan, Irak, Gürcistan Türkmenistan, Afganistan, Azerbaycan, Tacikistan, Pakistan, Kuveyt ile Suudi Arabistan’ın Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirliklerinin Basra körfezindeki kıyılarını kapsamaktadır.

            PELASGLAR

            Pelasglar Orta Asya’dan geldikten sonra Anadolu’dan Ege Denizi’ne göç eden Hint-Avrupa dil ve kültürüne sahip olamayan bir halktır. MÖ: 3. Binyılın ortalarında meydana gelen Luvi göçlerinin baskısı ile Batı Anadolu kıyılarındaki yurtlarını tek ederek Karlar, Lelegler, Pelaglar, Adalar (Ege) Denizinden geçerek Yunanistan’a  göç etmişlerdir. Bazı araştırmacılar Pelagların  Ön-Türkler olduklarını söylemektedirler. Heredot’a göre “Pelaglar barbar bir dil ”yani Grekçeden başka bir dil konuşuyorlardı.

            ETRÜSKLER (MÖ.12-1. YÜZYILLAR

            Etrüsklerin İtalya’ya nereden göç ettikleri konusuyla ilgili bir takın varsayımlar bulunmaktadır. Kimi Batılı bilim adamlarına göre Etrüskler Anadolu’dan göç ederek İtalya’ya varmışlardır. Kimilerine göre bu göç Anadolu üzerinden olmuşsa bile Etrüsklerin ataları Doğun Anadolu veya Kafkaslardan yola çıkmışlardır. Bazı Macar araştırmacılara göre de göçün kaynağı Orta Asya’dır.

            Etrüsklerin İskitlerle ilişkilendirilebilmesine yol açacak pek çok eski kaynak bulunmaktadır. İskitlerin Türk olduğunun en eski kanıtı Homeros’un İlyada’sının13. Bölümünde yer almaktadır. Zeus, Truva savaşını seyrederken ötelere “at sütü içenlerin ülkesi” ne bakar. İlyada’nın Fransızca çevirisini yapan R. Flaceliere “notlar” bölümünde “at sütü içenleri” İskit kabileleri olarak açıklamıştır. Heredot’a göre İskitler MÖ. 600’lerde  Anadolu’yu fethetmiş ve 28 yıl kadar ülkeyi yönetmişlerdir. Amazonlar İskit soyundan gelen kadın savaşçılardı. Soyunu kurda dayandıran halklar yalnızca Türkler, Etrüskler ve Mogollardır.

            VİKİNGLER/NORSLAR

            Bunlar İskandinavya’lı korsan ve tüccar kavimdir. Göçebe olan ve yılın büyük bir kısmını denizlerde geçiren savaşçı bir kavimdir. İsveç tarihinin kurucusu Prof. Sven Legerbring  Türkçe ve İsveççe arasındaki ortaklıklardan, mitolojik benzerliklerden hareket ederek İsveçlilerin atalarının Türkler olduğunu söylemiştir. İsveç masallarında tanrı Odin’in “Türkland”dan geldiği anlatılmaktadır. Vikiglerin Thor ve Odin isimli iki önemli tanrısı vardı. Her iki isim de Türkçe kökenlidir. Odin adına İskandinavya’da olduğu kadar Orta Asya Türklerinde de saygı duyulduğu bir gerçektir.  Eski kaynaklar, Öden Ata adındaki kutsal bir Türk büyüğünün Eski Türk Yurdunda anıtları olduğunu ve çok saygı duyulduğunu anlatmaktadır. Ünlü Türk komutan Timur, batı seferine çıkmadan önce Öden Ata’nın kabrini ziyaret etmiş, dua ve dilekte bulunmuştur.  

Savaştan söz etmeksizin bir Türk olgusundan söz edemeyiz. Çoğu zaman Türklerin Müslümanlığından önce kılıcı, sonra da kalkanı olduğu söylenmiştir. Türkler hep savaşmıştır. Türklerde İmparatorluk kurma eğilimi vardır. Türkler bu İmparatorluklarda halkları uyum içinde bir arada yaşatmaya çalışıyor,  onlara güçlü bir biçimde merkezileşmiş ve despotik bir iktidarın yönetimi altında kimliklerini, dillerini, kültürlerini, dinlerini, hatta çoğunlukla önderlerini muhafaza etme hakkını tanıyorlardı. Yerli halkı güven getiren görevlere getirmekten çekinmemişlerdir.  Neden, genelde, sonuçta ele geçirdikleri ülkelerin halklarının içinde eridikleri de böylece daha iyi anlaşılmaktadır.

Türklerin dinle ilgili her şeye karşı büyük bir merakları olmuştur.(Tarihin en büyük kucaklaşması Türklerle İslâm’ın buluşmasıdır.) İslamiyet’te yollarını bulmadan önce birbiri ardınca dünyanın tüm dinlerini kabul etmişlerdir. Müslüman olduktan sonra bile diğer dinsel inançlara ilgi göstermeyi sürdürmüşlerdir.

Kuşkusuz göçebelik Türkün başta gelen yaşam tarzı olmuştur, ama tek başına yaşam tarzı değildir. Türklerde hiçbir zaman soyluluk olmamıştır. Türk nadiren ahlakçı olmuştur. Pragmatik Türkler kendileri için yarar gördükleri zaman her türlü yaşam tarzından vazgeçmeyi bilmişlerdir.

   Türkler, kendilerini tarıma vermeye eğilimlidirler ve toprağa bağlandıkları zaman da bugünkü Anadolu gibi, en dayanıklı köylü soylarından biridirler. Dünyanın en eski maden işleyicilerinin, yontucularının mirasçıları Türkler, madenci, sanayici, zanaatçı olmuşlardır. Türkler iyi tüccardırlar. Uygur belgeleri arasında bono ya da poliçe niteliğinde olan belgeler vardır.

Türkler bilinmeyen bir tarihte Turan-Türk coğrafyasının kuzey bölgelerinde, daha keskin bir deyişle bu bölgelerin en uç Doğu noktalarında ortaya çıkmışlardır. Türkçe olabilecek en eski sözcük Tengri milâttan önce III. yüzyılda karşımıza çıkıyor…

Zaman zaman görüşlerini kanıtsız olarak, bilimselliği de tartışılabilecek bir biçimde sunan, her cümlesinde bize Avrupalılığını hissettiren, yer yer bilim dışı görüşlerini beyan eden, ince bir dille belli belirsiz Türkleri sıkça aşağıladığı, Türkler tarafından çok okunan kitabında, Jean-Paul Rouxun söylediklerinden bazılarına katılmamak imkânsızdır. Roux eğer eski Avrupalıları anlatıyor olsaydı, onların kusurlarını çeşitli mazeretlerle hafifletecek, bazı şeyleri görmezden gelecek, başka bir noktada onları yüceltecek değerleri bulup ortaya çıkarak ve bunları çok zarif bir diller anlatacaktı belki de. Tıpkı Grekler konusunda olduğu gibi, başkalarının eserlerini Greklerinmiş gibi gösterecek, savaştıkları, sömürdükleri halkları Grekmiş gibi anlatacaktı belki de, tıpkı bilimselliği öğrendiğimiz diğer Avrupalılar gibi.

Eski Türkler oldukları düşünülen birçok İl Çağ halkının,son 2000 yılın Türklerine benzeyen bazı özellikleri yüzünden, devletlerinin, kültürlerinin sonunda kendilerinin de ortadan kalkmış olması söz konusudur. Gerçek Türk aydınının, zengininin ve üst düzey bürokratının, orduya hiç gerek duymadan görevleri, gerçeklerin tarihin derinliklerinden gün yüzüne çıkarılmasına ve Türklerin de içinde bulunmaya devam ettiği, daha güzel ve hakça bir paylaşımın yaşandığı bir dünyanın meydana gelmesine katkıda bulunmaktır.”

SERİNİN SON SÖZÜ

Üç Türk bilim insanının, Türklerin tarihi üzerinde, milletimizin aleyhinde sinsice yorum yapanlara her biri 500-600 sayfalık eserlerle verdikleri cevapları kısaca elimden geldiğince özetlemeye ve kitapları tanıtmağa çalıştım. Bu arada, kitaplarıyla geç tanıştığım Prof. Dr. Osman Karatay hocayı da, sevgili dostum Ali Bademci, ülküdaşım kardeşim Doç. Dr. A Yılmaz SOYYER, gene ülküdaşım kardeşim Prof. Dr. M. Gül AKDENİZ ile beraber yaptıkları çalışmalardan dolayı tebrik ediyor, saygılar sunuyorum. Türk Dünyası’nda, yarın kurulacağına inandığımız TURAN TÜRK BİRLİĞİ yolunda daha pek çok ilim insanımız böyle saygı duyulacak eserler veriyorlar. Türklüğün yüz yıllık, bin yıllık ilerisindeki güneşli günlere ışık tutuyorlar. Bu kardeşlerimiz milletimizin umutlarıdır ve her gün giderek çoğalacaklardır. (A.B.K.)

Ahmet B.KARABACAK
Ahmet B.KARABACAKosmanbkarabacak@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments
http://www.escortmersin.net/malatya escort bayanescort mersin escort konyamersin bayan escort erotik