
Kadim bir bayramın etrafında şekillenen yeni anlam arayışları, aslında bir kültür meselesinden çok daha fazlasını işaret ediyor.
Osman B. Karabacak
Nevruz…
Sadece takvimde bir gün değil; bir medeniyetin hafızası, bir milletin kendini yeniden bulma iradesidir. Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan tarihsel yürüyüşte Türkler için Nevruz, baharın gelişinden çok daha fazlasını ifade eder: Ergenekon’dan çıkışın, yeniden dirilişin ve ortak kader bilincinin sembolüdür.
Böylesine köklü ve anlam yüklü bir geleneğin, günümüzde farklı tartışmaların merkezine oturması ise dikkatle ele alınması gereken bir durumdur.
Bir Bayramın Ötesinde
Nevruz’un tarihsel serüveni incelendiğinde, onun yalnızca bir mevsimsel kutlama olmadığı açıkça görülür. Türk mitolojisiyle, devlet geleneğiyle ve toplumsal hafızayla iç içe geçmiş bir kültürel değerden söz ediyoruz. Bu yönüyle Nevruz, geçmiş ile gelecek arasında kurulan güçlü bir köprüdür.
Ergenekon anlatısında Türk milletine çıkış yolunu gösteren bozkurt figürü ise, yalnızca bir efsane unsuru değil; aynı zamanda yol göstericiliğin, istikamet tayininin ve yeniden ayağa kalkışın sembolüdür. Bu sembol, tarih boyunca farklı dönemlerde farklı şekillerde tecessüm etmiş; milletin yön arayışında bir işaret olarak varlığını sürdürmüştür.
Bölücü Kürtçülüğün Anlam Kaydırma Çabaları
Her kültürel değer zamanla farklı toplumlar tarafından benimsenebilir, yorumlanabilir. Bu doğaldır. Ne var ki bugünkü mesele, bir geleneğin paylaşılması değil; bölücü kürtçülerin onun anlamının bilinçli şekilde dönüştürülmeye çalışılmasıdır.
Nevruz’un, tarihsel bağlamından koparılarak dar bir kimlik tartışmasının parçası haline getirilmesi, bu kadim geleneğin birleştirici niteliğine zarar verme potansiyeli taşır. Kültürel değerler, ayrıştırıcı söylemlerin aracı haline geldiğinde, asıl işlevlerini yitirir.
Tarihsel gerçeklikler, Nevruz’un Türk kültüründeki yerini açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu gerçekliği görmezden gelmek, yalnızca akademik bir tartışma değil; aynı zamanda toplumsal hafızaya yönelik bir müdahaledir.
Ancak aynı ölçüde önemli olan bir diğer husus da şudur: Bu tür değerler, kapsayıcı bir anlayışla ele alınmadığında, toplumsal fay hatlarını derinleştirme riski taşır.
Dolayısıyla yapılması gereken, iki temel ilkeyi birlikte gözetmektir:
Birincisi, Nevruz’un tarihsel köklerine ve Türk kültüründeki yerine sahip çıkmak.
İkincisi ise bu değeri, ayrıştırıcı bir dilin değil, birleştirici bir yaklaşımın zemini olarak korumak.
Çünkü kültürel miras, ancak doğru bağlamda ele alındığında geleceğe taşınabilir.
Son Söz: Hafıza, İrade ve Süreklilik
Nevruz’un anlamı açıktır:
Yeniden doğuş, birlik ve süreklilik.
Bu anlamı daraltmak ya da farklı yönlere çekmek, yalnızca bir bayramı değil; ortak hafızayı da zedeler. Oysa ihtiyaç duyulan şey, bu kadim geleneği tartışmaların ötesine taşıyacak bir duruş ve tarih bilincidir.
Ergenekon’dan çıkarken Türk milletine yol gösteren bozkurt, sadece bir destanın unsuru değil; istikamet tayin eden bir iradenin sembolüdür. Bu irade, tarih boyunca farklı şekillerde varlığını sürdürmüş, bugün de milliyetçi düşünce çizgisinde, siyasi ve sosyal yapılar içinde yaşamaya devam etmektedir. Bu bağlamda, bozkurtun temsil ettiği ruhun, günümüz Türkiye’sinde de Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocakları çatısı altında tecessüm ettiğini ifade etmek, bir yorumdan öte tarihsel sürekliliğin altını çizmektir.
Nevruz, bu milletindir.
Bu hafıza bu milletindir.
Ve bu hafızaya yön veren irade, dün olduğu gibi bugün de dimdik ayaktadır.

