TEKNE HIZLA SU ALIYOR

Bu haber 26 Ocak 2013 - 1:41 'de eklendi ve 3.724 kez görüntülendi.

Babür Hüseyin ÖZBEK

TEKNE HIZLA SU ALIYOR

Gündemden Notlar : Donanma Komutanı’nın istifası, bilen bilmeyen bazı kişileri, iyi niyetli kalemleri veya asker düşmanlarını hareketlendirdi. Donanma demek: muhrip (fırkateyn), denizaltı, deniz uçağı, hücumbot…demektir; onu bilmek, onu tanımaktır, bi-hakkın kullanmaktır. Bahriye bugünlere 3 ay’da, 2 senede gelmedi. 2006-2010 yılları arasında bu Donanma’ya kimler kumanda etti? Çekinmeyin, derinliğine inip soramazsanız, hep satıhta kalırsanız, yara almış tekneye faydalı olamazsınız. Konuyu bilenler, çözüm teklifi olanlar konuşsun. İktidarın çanağına, iktidarın değirmenine, hangi amiraller, neden, ne zamanlar su taşıdılar? Hep bir kişiyi,sadece E.Murat Bilgel’i hedefte tutmak meseleyi aydınlatmaz. Hadi çekinmeyin sorun! Tekne hızla su alıyor.

                                                                               *****  
BİR MENŞEFİĞİN TOKATLAYAN, BOMANTI VE
 BÜYÜKADA GÜNLERİ
   Geçmişte adeta kalın puntolarla ismini yazdırmış, iz bırakmış; yıllarca değil asırlarca kendinden bahsettirecek kişiler yaşadı. Onları seversiniz, sevmezsiniz; fikirlerine katılırsınız katılmazsınız, ama onlar yaşadıkları devirlerde bulundukları toplumlara damgalarını vurdular. Şimdi fikirlerine katılmadığım, ancak mücadele, azim ve gücüne hayran olduğum, tarih sahnesinde kısa dönem önde ancak çoğunlukla perde arkasında, devrine ve ülkesine damgasını vuran bir kişiden bahsedeceğim.
     Her şeyin karmakarışık olduğu yıllar. Rusya’nın Türkiye Büyükelçisi Suriç, Ankara’da hiçbir ülkenin giriş izni vermediği, bir kişi için vize isteğinde bulunuyor. Türkiye batının saldırı ve işgalinden daha 1923’te, yeni, 5-6 sene önce kurtulmuş. Hasarlarını onarmaya, yaralarını sarmaya çalışıyor. O günlerde ve sonrasında ülkenin en büyük garantisi, Atatürk gibi bir lidere sahip olması. Yoksa ne para, ne eğitim ve ne de çağdaş teknoloji, hiçbiri yeterli değil ve hatta yok gibi.
      1928’in son ayı ve 1929’un başları, Ankara’daki Sovyet Büyükelçisi Suriç, sık sık dış işleri bakanı Tevfik Rüştü Aras’tan randevu almakta, görüşmeler yapmakta. Dışarıya haber sızdırılmamaktadır. Diktatör Stalin’in, Mustafa Kemal Atatürk’ten bir ricası vardır. Rakibini, bir siyasi lideri, can düşmanını, “siyasi mülteci” olarak, kabulünü talep etmektedir.
      Daha önce İngiltere, Fransa, Almanya ve Amerika’ya da müracaat eden Sovyet Hariciyesi bütün ülkelerden ret cevabı almıştır. Bu konuda o günler için uzmanlar “Napoleon’dan sonra Avrupa’nın en çok korktuğu bir numaralı adam” olarak değerlendirilen kişinin Türkiye’ye gönderilmesi söz konusudur.
      Anadolu uzun bir emperyalist işgalden tırnaklarını takarak, tırmalayarak çıkmış, istiklalini kazanmıştır. Hemen her şey daha çok yenidir. İngilizler Musul’ ü koparmak için, dolaylı yoldan Mussolini’yi üzerimize saldırtmak, tekrar hır çıkarmak istiyorlar. Güney Anadolu’da Akdeniz bölgesinde, toprak talebine doğru, telkine devam ediyorlar. 1925’de Türkiye bu gelişmeler üzerine, Rusya ile tekrar bir anlaşma imzalıyor. Bu anlaşma batı emperyalizmine karşı bir sigorta görevi görecektir. Yeni şartlar Atatürk’ü daha rahat hareket etmeye yöneltir. Ancak, üzerinde durduğu üç ana nokta vardır. Durup, incelenip tespit edildikten sonra, kuzey komşumuz Sovyet Elçisi Suriç’e bildirilir. Ve bu şartlara uyma isteği şart koşulur.
“DÜNYA MENŞEFİK İHTİLALİ”Nİ HAZIRLAMAK İSTEYEN LİDER
      Yeni kuşak Türk toplumunun pek değil hatta hiç tanımadığı lider, İstiklal Harbi’nde Sovyetler’den Anadolu’ya, silah ve yardım sevkiyatıyla bizzat ilgilenmiş, zamanın Sovyet Harbiye Komiseri (Milli Savunma Bakanı) Leon Davidoviç Bronştayn TROÇKİ. Bu hizmeti dikkate alınarak, yeryüzünde hiçbir ülke tarafından istenmeyen kişi, Atatürk tarafından kabul ediliyor. Bu bir ahde vefadır. Fikri yapısı ikinci derecede önem arz etmiştir.
      Bugün bile dünyanın en güçlü kara ordusu “Kızıl Ordu”yu 1918’de kuran, bu korkutan, bilgili ve kararlı ihtilâlci kimdi? Bilinen adı ile Leon Davidoviç Bronştayn olan Troçki. 7 Kasım 1879’da Ukrayna’nın Karadeniz bölgesinde Yanovka’da doğan Musevi bir çiftçi ailenin çocuğudur. 8 yaşında Odessa’da okula başladı; 8 sene okudu. Sonra yeni taşındıkları Nikoloyev’de okula devam etti. Odessa Üniversitesi’nde ihtilâlci işçi gurupları ile tanıştı. Gösterilere katıldı. Bir bavul yasak beyanname, broşür ve gizli evrakla yakalandı. 1898’de 20 yıl ceza verilerek hapse atıldı. 1900’de gene ihtilalci Aleksandra Sokolovskaya ile evlendi. Zenaide ve Nina adında iki kızı oldu. 1902’de Sibirya’da gardiyanın hüviyetini çalarak yeniden düzenledi. Onun Troçki adını aldı ve sonra da hep bu isimle anıldı. Yeni ismiyle kaçtı. Süratle ülkeyi terk ederek Londra’ya sığındı. 1903’te Londra’da Komünist Iskra (kıvılcım) Gazatesi’nde Vlademir İlyiç Ulyanov LENİN’le birlikte çalışan Rus Sosyla Demokratları’na katıldı. Burada Bolşevikler’e karşı, “dünyanın her tarafında devamlı devrimi savunan” Menşevikler’in yanında yer aldı. Sonraki yıllarda Menşeviklik Troçkizm’le beraber anıldı.
     Üç yıl sonra Rusya’ya gizlice tekrar girdi. 1905 İhtilâli’ne katıldı. Petrograt Asker ve İşçi Sovyeti Başkanlığı’na getirildi. Bu tarihlerden itibaren hep Lenin’le çalıştı, onun en güvenilir adamı oldu. 1907’de tekrar tutuklanıp Sibirya’ya sürüldü; gene kaçtı. Bu sefer Paris’e yerleşti.  Fransa, Avusturya, Almanya ve İsviçre’de komünist hareketlerde hep en önde yer aldı.  Paris’te, Natali Sedova ile hayatının aşkını yaşadı ve evlendi. Bu hanımdan da iki oğlu oldu. 1916’da Fransa’da siyasi hareketleri tehlikeli bulunduğu için kovuldu. Amerika’ya sığındı. Oradan da çıkarıldı, 1917’de Rusya’ya döndü. Lenin ve taraftarları, artık ihtilal yapabilecek güce erişmişlerdi. Yeniden “Petrograt Asker ve İşçi Sovyeti Başkanı” seçildi. Bu görev, bu ülkede prestijli bir yerdi. Ekim 1917 Bolşevik İhtilâli’nde Lenin’den sonra ikinci ve omurga görevi oluşturdu. Stalin’den hep bir adım önde oldu.
      Lenin onu Dışişleri Komiserliği’ne (dışişleri bakanlığına) getirdi. 1918’da Kızıl Ordu’yu kurdu. Ve Harbiye Nazırlığı (milli savunma bakanı) ile Genelkurmay Başkanlığı’na getirildi. Dışişlerini Çiçerin’e bıraktı. Kendilerine karşı en büyük direnci gösteren Vrangel-Denikin Beyaz Orduları’nı yendi, dağıttı ve hatta tabiri yerinde ise acımasızca ezdi. Refah, eşitlik ve huzur vadeden devrim, her yeri kan gölüne çevirdi; kör-kopal işleyen mevcut adalet de yok oldu. Açlık geldi. Rusya’da bütün taşlar yerinden oynadı.
      İhtilalci, sistemin Lenin’den sonraki iki nolu adamı Leon Davidoviç Troçki’ydi. Üçüncü güç ise o günlerde Josef Vissariyoniç Çugaşvili Stalin’di. Lenin’in halefi artık belliydi, Troçki.
      Lenin 1922’de hastalandı beyin kanaması geçirdi, iki yıl sonra 1924’te de öldü.( 1870 – 1924)  Göstergeler, Moskova’da zirveye doğru ilerleyen Troçki’yi gösteriyordu. O tarihte Josef Stalin Sovyet Komünist Parti Genel sekreteri, Troçki ise Kızıl Ordu’nun başında ve Harbiye Komiseri’ ydi. Süratle gelişen iç mücadelede Troçki istenen çıkışları yapamadı, gücünü iyi kullanamadı ve yetkileri elinden alındı. 1927’de Orta Asya’da Alma Ata’ya sürüldü.
      Troçki’nin Rusya sınırları içinde kalması ve burada infaz edilmesi Stalin’i zora sokacaktı. Ve hiçbir ülkede bu ihtilâlci lidere vize vermiyordu. İngiliz Dişişleri Bakanı Sir Austen Chemberlain Troçki’nin Rusya içinde kalmasını, iç harp çıkmasını ve Rusya’nın çökmesini istiyor ve bekliyordu. İşte bu gelişmeler olurken Ankara gene tarihi rolünü oynuyor bütün hesapları boşa çıkarıyor, üç şartla Troçki’yi Türkiye’ye kabul ediyordu:
    a-) Stalin, Türkiye sınırları içinde “siyasi mülteci Troçki” ye herhangi bir öldürme ve suikast teşebbüsünde bulunmayacak.
    b-) Gene Türkiye sınırları içinde yeni palazlanan, Sovyet güdümlü komünist partilerle temas kurmayacak, yardım edip fikir beyan etmeyecek.
    c-) Burada bulunduğu sürece “siyasi mülteci” muamelesi görecek. Vize aldığında başka bir ülkeye gidebilir. Yazılarını başka bir ülkeye gönderebilir, ancak burada bastıramaz, yayınlayamaz.
     Yukarıdaki şartlar kabul edilmiş, Rusya topraklarında Troçki’ nin tekrar güçlenmesi durdurulmuştu. Dışarda infaz daha kolay olacağa benziyordu.
İLYİÇ ODESSA’DAN KALKTI, ROTASI İSTANBUL
BÜYÜKDERE ÖNLERİ
      10 Şubat 1929 gecesi Moskova’dan gelen tren Odessa garına girdiğinde hiç kimse içerde 1924 Ocak ayına kadar ülkenin ikinci güçlü adamının sürgüne gönderildiğini bilmiyordu. Üç kişi; Troçki, eşi ve oğlu Lev Sedov ile ikide PDU görevlisi limandaki “Kalinin” adlı gemiye alındılar. Buzlar arasındaki gemi kalkamıyordu. Liman çıkışa kadar buzlarla kaplıydı. Yolcular diğer bir gemi “İlyiç”e alındılar. Ve gemi kalktı. Son ana kadar kaptan bile nereye gideceğini bilmiyordu. Gecikme halinde 1927’de Troçki’nin ilk sürgün günlerinde cereyan eden olaylar tekrar edebilirdi. Liman ve çevresi ülkeyi terk etmek için bekleyen binlerce mülteci adayı ile yoğun kötü günler yaşıyordu.
     Karadeniz’de hava bozuk ve fırtınalıydı. 356 deniz millik (660km.) Odessa – İstanbul gemi yolculuğunda Troçki hiç kamarasından çıkmadı. Korkuyordu. Son ana kadar Almanya’nın vize vermesini beklemişti. Reddedilmişti. Türkiye’ye gitmeyi hiç istemiyordu. Binlerce, on binlerce Beyaz Rus İstanbul’a gelmişti. İhtilâl en çok onları tırpanlamış, çoğunun ise yaşamlarına son vermişti. Kendisini pek çok tehlike bekliyordu. Beyaz Ruslar’ ı ezen o değil miydi?
     İlyiç, 12 Şubat 1929’da İstanbul’da, Büyükdere önlerinde demirledi.  Gemiden orta boylu, yapılı, silindir şapkalı, gözlüklü, zeki bakışlı, çekingen bir adam, eşi ve oğlu ile beraber Türk topraklarına ayak basıyordu.
    Troçki gemiden ayrılmadan, GPU temsilcisine Moskova’da Sovyet Komünist Parti Merkez Komitesi’ne hitaben iletilmek üzere bir mektup veriyordu. Mektubun içeriği ise: “kendisine İstanbul’da komplo hazırlandığını öldürüleceğini” bildiriyordu. Diğer mektup ise Mustafa Kemal Paşa’ya iletilmek üzere, Türk yetkililere oğlu Lev Sedov tarafından verildi.
    Gelişmelerden Türk basının haberi yoktu.
    Troçki ve ailesi İstiklâl Caddesinde Tünel’e yakın Sovyetler Birliği Konsolosluğu’na getirildiler.
TOKATLAYAN, ŞİŞLİ (BOMONTİ)  VE BÜYÜKADA
GÜNLERİ
    Troçki gemiden ayrılırken GPU görevlisi Bulanov kendisine verilmesi istenen 1500 Amerikan dolarını verdi. Bütün parası buydu. Tüneldeki Rus Konsolosluğu bir “Rus toprağı” sayılırdı. Yanında bütün evraklarını, ilerde kullanacağı delillerini 12 sandık içinde getirmişti ve taşıyordu. Eğer burada öldürülürse kötü olacaktı.
    Gelir gelmez ilk iş olarak, oğlu Sedov’la Galatasaray Postanesi’nden Avrupa gazetelerine gerekli haberleri verecek mesajlarını telgraflarla iletti. Lev Sedov İstiklâl Caddesi üzerindeki Haşet Kitapevi’ne giderek yabancı gazeteleri alıp getiriyordu.
     Batı basınında Troçki’nin makalelerinin yayınlanması Sralin’i sinirlendirdi ve konsolosluktan kovuldu. 8 Mart 1929’da gene İstiklâl Caddesinde tarihi Tokatlayan Han’ın ikinci katında kiralanan 67-68 ve 70 nolu odalara yerleştiler. Sattığı makalelerden para gelmeye başlamıştı. Troçkist avukat Maurice Paz ilk elden, Paris’ten getirdiği 20 bin frangı teslim etti. Daha gelecek, beklediği birkaç yayın-telif ücreti alacağı vardı. Onları Avrupa’da ve dünyanın diğer yerlerindeki Troçkist hareketlerde kullanılmasını istedi. Güvenilir bulmuyordu, yaşamı pamuk ipliğine bağlıydı. Mart 1929 son günü Şişli-Bomanti’de, şimdi olmayan İzzet Paşa Konağı’na taşındı. Burası da güvenli değildi. 28 Nisan 1929’da Büyükada’da Nizam Caddesi’ndeki İzzet Paşa’ya ait köşke taşınıp yerleşti.
      Troçki çoğu Büyükada’da olmak üzere Türkiye’de 4,5 yıl kaldı. Rusya’ya, dünyaya buradan, burada kurduğu bir düzenle, mesajlarla, makalelerle Troçkistler’ e yön vermeye çalıştı. Balıkçısını, marangozunu, aşçısını ve diğer yardımcılarına güvenmediği için burada çalışacak kişileri (Türk değil) bilhassa Rumlar’dan seçti. Sık sık balığa çıktı, Sedef Adası’na giderek tabanca atışları yaptı. Ve hep yazdı, devamlı yazdı.
      Bir hayali vardı, Avrupa’da bir ülkede Marksistler başarı gösterip idareyi ele alabilirlerdi. Ama olmuyordu. Zaman olarak buna en yakın ülkenin Almanya’nın olacağını düşünüp, değerleniyordu. 1928 seçimlerinde 800 bin rey alan Hitler, 1930’da patlama yapmış 6,5 milyona fırlamıştı. Komünistler ise 4,6 milyondan 3,3 milyon reye düşmüşlerdi. Alman Komünist Partisinin Stalin’ci resmi yayın organı Rote Fahne (kızıl bayrak) gazetesi bile çok hızlı tiraj kaybediyordu. Bir ışık vardı ama parlamıyor, aydınlatmıyordu. “Kızıl Yıldız” sadece Moskova’da değil, “dünya bayrağı” olarak her şeyin üzerinde, her yerde dalgalanmalıydı.
    Değişik ülkelerden Troçkizm’i benimseyen ihtilâlci lider ve kişiler onu ziyarete ve ondan akıl almaya geliyorlardı. Bunlardan biri 1924 -25’lerdeki Fransız Komünist Parti Başkanı Albert Treint’ti. Büyükada’da köşkte günlerce kaldı, beraber balığa çıktılar, konuştular, Stalin’i alaşağı etmeyi,”devamlı ihtilâl” in, Menşevikliğin başarısına kafa yordular.
     Yeni bir umut daha doğmuştu; Mayıs 1929’da İngiltere’de seçimlerini İşçi Partisi kazanmıştı. Vize başvurusunda bulundu. Londra’da fırtına koptu. “Bu ihtilâlci, kışkırtıcının, burada, bu Ada’da ne işi olur.” böyle diyordu Churchill. Onu adada istemiyordu. Karşı çıktı. Ve gene o günlerde, John O’Londons Weekly’de yayınlanan bir makalesinde onu kansere benzetiyor ve: “kendi elleriyle iktidara getirdiği katiller el birliği yaptılar ve onu kovdular. Boğaziçi’nden gelen ulumaların sebebi budur. Komplolar, Türkiye’nin gerdiği kanatlar altında, Boğaziçi’nde ihtilâller hazırlanmaktadır” diyor. Ancak H.G.Wells ve Bernard Shaw ise Londra vizesi verilsin istiyorlardı.
       Troçki, 1933 Mayıs’ında Fransa’dan vize alana kadar Büyükada’da yaşadı. 24 Temmuz 1933’de Türkiye’den ayrıldı. Buradan önce Fransa’ya sonra Norveç’e gitti. Norveç-Oslo’ya kısa sürede Sovyet vetosu ve ağır bir Stalin baskısı geldi. Ve Troçki oradan da kovuldu. Son durağı Meksika’ya vardığında tarihler 9 Ocak 1937’yi gösteriyordu. O, 61 yaşındaki önce Menşevik, sonra ise Bolşevik yorgun ihtilalci lider, burada bu ülkede tutunmaya çalıştı. Kayıtlarda önce Belçika, sonra Kanada pasaportlu olarak geçen Ramon Mercarder sahte isimli, aslen Moskova Harp Akademisi mezunu Frank Jackson tarafından Meksika’da Coyoacan’da saldırıya uğradı. Stalin uşağı özel eğitimli katil, kısa saplı bir dağ baltası ile öldürmek istedi, ağır yaraladı. Ertesi gün 20 Ağustos 1940’da hastanede öldü.
     Meksika kanunlarına göre ölüm cezası yoktu. Katil 20 yıl hapis cezası aldı. 1960’da mahkûmiyeti bitti. Hemen Çekoslovakya’ya gitti ve sonrada izini kaybettirdi. Stalin’in verdiği görev bi-hakkın yapılmıştı.
     Yaşamında, 1887-95 Odessa’da okuduğu yıllar, 1907’de Paris’te yaşadığı büyük aşk ve 1929-33 Büyükada’daki sürgün günleri, hiç unutamadığı yıllardı. Adada mektupları hariç 5 bin sayfadan fazla tutan eserler, makaleler yazdı. Bunların büyük kısmı yayınlandı. Ama 10 Şubat 1929’da 50 yaşında Odessa’dan terk ettiği ülkesine bir daha hiç dönemedi.
     İstiklal Harbi’nde Rusya’nın iki nolu güçlü adamı olarak bize faydaları dokundu. Taksim Anıtı üzerindeki kuzey cepheye bakan yönde Atatürk Heykeli’nin arkasında bulunun iki Rus generalden biri olan Mihail Vasilyeviç Frunze Ankara’ya onun emriyle gönderilmişti. Fikri yapısı, dünya görüşü ayrı ama, biz Türkler’ e Anadolu’nun işgali sırasında, silah ve cephane yardımı gibi hayati değere haiz, Kurtuluş Savaşı’nı etkileyen böyle de bir hizmeti vardı. 

Babür Hüseyin ÖZBEK
Babür Hüseyin ÖZBEKhozbek44@yahoo.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments