ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü Ocaklarıdövizakpchpmhp
DOLAR
8,4063
EURO
10,0047
ALTIN
493,24
BIST
1.383
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Sıcak
36°C
İstanbul
36°C
Sıcak
Cumartesi Sıcak
36°C
Pazar Açık
35°C
Pazartesi Sıcak
36°C
Salı Sıcak
38°C
Gazi KARABULUT İbn-i Haldun’un  coğrafyanın insan, kültür ve ekonomi üzerindeki etkilerini ihtiva eden Mukaddime’sinden hareketle (1377) özetie dönüşmüş olan “Coğrafya kaderdir,”  sözü Türkistan topraklarıyla ne kadar da örtüşmektedir. Mukaddime, coğrafyanın belirleyici bir etken olduğunu ve insanlığın yaşadığı coğrafyaya göre bir medeniyet inşa ettiğini detaylandırır.  Asırlarca Türk medeniyetine ev sahipliği yapan...
Fuat Yılmazer     Kıymeti tam bilinmemiş ilim adamlarımızdan Prof. Dr. Doğan Aydal’ın maden ve petrollerle ilgili olan eserlerini kitaplığımdan çıkardım. Önceden okuduğum ve altını çizdiğim bölümlere tekrar bakmaya başladım.     Yıllar önce idi. Doğan Aydal hocanın kitaplarını okumaya başlamıştım. Okuma sırasında kendisiyle görüşmem gerektiği kanısına varmım, e posta adresinden mesaj...
Atilla Çilingir        1974 Kıbrıs zaferimizin 47’nci yıldönümü geçtiğimiz 20 Temmuz’da KKTC’de törenlerle kutlanırken, Lefkoşa’daki tören alanından liderlerin vermiş olduğu mesajlar çok çarpıcıydı.        Özellikle son dönemde Türk tarafının adada anlaşmaya odaklı girişimlerinin Rumlar tarafından her defasında ret edilmesinin yol açtığı çözümsüzlük, Türkiye’nin çözüm adına Kıbrıs’ta bir 60 yıl daha Rum tarafını...
Halim Kaya Kelime anlamıyla mutluluk manasına gelen “Kut”; Türkler de devleti yönetme görevinin Gök Tanrı tarafından bir aileye verilmesidir. Türkler Kut alan kişi etrafında toplanarak birliği oluşturur, milletin bağımsızlığına giden yolu açtıkları gibi kurulan devletin cihanşümul olmasını da bu sayede sağlarlar. Türkler “Kut” aldığına inanmadığı insan etrafında toplanıp savaşmazlar. Bu...

ULUS, MİLLET, MİLLİYET VE KAVRAM KARGAŞASI

ULUS, MİLLET, MİLLİYET VE KAVRAM KARGAŞASI

ULUS, MİLLET, MİLLİYET VE KAVRAM KARGAŞASI

Lütfi ŞEHSUVAROĞLU

TBMM’de başlayan tartışma Türk sosyolojisindeki zaafı ortaya koydu. Bir CHP milletvekilinin geçen hafta TBMM’nde yaptığı konuşma ortalığı ayağa kaldırdı. “CHP karıştı” lafı manşetlere taşındı. CHP gerçekten karıştı mı, medya öyle olmasını mı istedi bizi pek ilgilendirmiyor ama yine de basının tek kutuplu olmasına yönelik bir göstergeyi ortaya koyması bakımından ilginç bir gelişmeydi. Bir CHP milletvekili partisinden istifa etti. Belki de istifa etmek için uygun – kendine uygun bir bahaneyi bulmuştu. Kadın -profesör de olan- milletvekilinin sözünden dönmesi beklendi ama o, “niye dönecekmişim ki?” demeyi tercih etti. Öyle ya profesördü ve sözlerinin bilimsel olduğuna inanıyordu. Fakat sözlerinin yanlış anlaşıldığı da açıktı. İlginç olan bir şey daha vardı ki, kimi siyasiler ve tv mensupları bunu bir fırsat bilip ırkçılığa filan karşı çıktılar. Akl-ı selim önerdiler. Ama akl-ı selimi önerirlerken de çok telaşlıydılar. Gazetecilerden biri ve arkasından birkaçı “işte benim Türk sorunu dediğim de tam budur” gibisinden ahkâm kesti, bilmişlik tasladı.

Gerçekte en doğru “yanıt”ı başbakan verdi: Milletvekilinin “ulus” ile “millet” kavramlarını birbirine karıştırdığını söyledi.

Sayın İzmir milletvekili aslında doğru bir şey söylemek istedi. Ama gerçekten de kavramları karıştırdı. Ama onun siyasal geçmişini göz önüne aldığımızda kendince haklılık payını da bir kenara koymalıyız. Ulus derken ulusal kimlik derken aslında hani bürokraside ulusal lafzı ülkesel anlamında kullanılıyor ya onun gibi ihata edici bir kavrama sarıldığını farzetti. Doğru anlaşılacağını umut etti. Karşı çıktığı ise Kürtçülük değil Kürt milliyeti idi. Orada yanıldı, yanlış yaptı… Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, meşruiyet gibi dördül çağdaş çerçevenin söylemleri ve eylem planları içinde ne yazık ki bunlarla hiç ilgisi olmayan bölücülük hevesleri yer alıyor. Hanımefendi bu taleplerin bir saldırı olduğunu ve ulusal kimliğin buna karşı çıkacağını ifade etmeye çalıştı. Problem ulus ve milliyet kelimelerindeki arka planımız ile alakalı demek ki… Klasik Türk solunda milliyet ve millet meseleleri etrafında bir zaafın varlığı ortada ancak…

Hani etnik sosyolojiye karşı çıkıp bizim sosyolojimiz üzerine kadim ve köklü birlik mesajlarına gönderme yapsaydı kimse bir şey demezdi.

BDP milletvekili de çıkıp Malazgirt’ten beri beraberliğe işaret ederek horlanan bir Kürt kimliği üzerinden hüzünlü bir konuşma yapmazdı.

Burada öncelikle milliyet, etnik kimlik, ulusal kimlik, ulus ve millet kavramlarına açıklık getirmek gereği var.

Hanımefendi profesörün çıkışı bence de gerçekten tehlikelidir. Bir Türk sorunu için değil profesör olmuş birinin kavramsal inşa yaparken çürük temeller üzerine derme çatma yığmalar yapmasını göstermesi bakımından tehlikelidir. Yetişmiş, entelektüel düzeyi yüksek kesimlerde kavramların, tariflerin yerli yerine oturmamış olması iletişim bakımından daha başlangıçta sakatlık olduğunun işaretidir.

Önce milliyet kavramını ele alalım.

Mehmet Akif bir şiirinde diyor ki: “Gelmişiz dünyaya milliyet nedir, öğretmişiz!”

Milliyet kavramı muhtevasında millet oluşumuzun bütün unsurlarını içinde barındıran bir büyük birlik harcıdır. Bin yıldır bizi bir arada tutan birlik harcından bahsediyorum. Kültür ve medeniyet kavramından bile daha anlamlı bir maya üzerine karılmış bir harç bu…

Türkistan mayası yahut Anadolu mayası dediğimiz bir maya…

Son asırda hiç bu kadar salak olmamıştık. Hiç bu kadar akademik unvanımız olmamıştı. Bu kadar eğitim düzeyi yükselmesine rağmen kendi sosyolojisini unutan bir toplum ve akademik dünya yüzünde var mı acaba?

Milliyet sadece ırk yahut soy birliği değildir. Bazen ırkdaşları bir arada tutmanın ötesinde soydaşları bir arada tutan bir formüldür. Soydaşlık ırkdaşlıktan da daha farklı bir kavramdır. Sadece o mu? Milliyet kavramının içinde din birliği de vardır. İnanç birliği de. Bunlar da farklı olabilir zaman zaman… Sadece o mu? Bir arada yaşama iradesi vardır. Ülkü birliği vardır. Ortak geçmiş, tarih şuuru vardır.

Siyasi birlik, vatandaşlık hukuku daha bir sürü şey…

Etnik milliyetçiliği millet milliyetçiliğinden ayırmak gerekiyor… Kürt milliyeti bile derken gerçekte biz Kürtçülük yahut bölücülük çizgisinden çok ayrı bir şeyden bahsediyoruz demektir. Kürt milliyeti de, Zaza milliyeti de, Özbek, Tatar, Kırgız, Kıpçak, Gürcü Çerkez vs. milliyeti de kötü değildir.

Tıpkı Kürt kültürü, Zaza kültürü, Gürcü kültürü, Çerkez kültürü, Özbek kültürü, Yörük kültürü vb. kültürler kötü olmadığı gibi…

Aslında kültür ‘cultura’ bizim maya kavramımızın çok arkasında bir yerde durmaktadır. Süt dolu kaba –ki bu kap yayvan, yahut derin, plastik veya toprak veya porselen vb olabilir- ister inek sütü, ister koyun sütü, ister keçi sütü, ister manda sütü katın, bu kaba çalacağınız maya ne yapar? Tamamını yekpare bir kimliğe dönüştürür. Yekpare bir kimliğe

Ya kültür? Arpa kültürü de iyidir, buğday kültürü de… ama bunlar toprağı değiştiremezler, dönüştüremezler…

Ama maya değiştirir, dönüştürür.

İşte bizim milliyetimiz böyle bir mayanın zenginleştirdiği kaynaktır.

Bu kaynağa batı sosyolojileriyle, batılı ıstılahlarla bakamayız. Problem profesörlerimizin –ki bunlar sadece CHP’de değil hemen her partide vardır- akademik performanslarıdır. Kendi metodolojisini asla kuramayan bir akademik dünyamız var maalesef. Bizim Mümtaz bile milliyetçiliğimizin Fransız devrimiyle başladığını zannediyor.

O halde Akif’in “gelmişiz dünyaya, milliyet nedir, öğretmişiz!” haykırışı ne ifade ediyor? Kim anlıyor bu kavramsal derinliği?

Gelelim ulus ve millet kavramlarına…

Ulus aslında “budun” dediğimiz ve gerçekten soycul-aile temelli köklü biraradalıkları anlatan ama çağdaş milletin içinde erimesi gereken sosyolojik yapılardır. Budun derken ulus derken Kürt, Zaza, Yörük, Türkmen, Kıpçak, Tatar filan grupları kastediyoruz. Millet ise milliyet faktörlerine göre esnek – (flexibl) konjonktürlere göre uyumlaşan geniş yapılardır. Türk derken de aslında bir milletleşme sürecinden bahsediyoruz. Bu hakikat yüz yıl öncesinde bile daha doğru anlaşılıyordu.

Bugün ne yazık ki medya, siyaset ve akademi dünyamızda aptallaştırıcı eğitimin sonucu olarak müthiş bir kavram kargaşası bulunuyor.

Bu kavram kargaşasında ise Sezai Karakoç’un ürpererek uyarması yine bir işe yaramıyor.

Nereye evriliyoruz böyle?…

Demek ki, otuz yıl önceki seminerlerimize döneceğiz.

Millet nedir, milliyet nedir?…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.