ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü Ocaklarıdövizakpchpmhp
DOLAR
8,3580
EURO
9,9314
ALTIN
486,68
BIST
1.400
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Sıcak
36°C
İstanbul
36°C
Sıcak
Çarşamba Sıcak
35°C
Perşembe Sıcak
35°C
Cuma Sıcak
35°C
Cumartesi Gök Gürültülü
32°C
Fuat Yılmazer     Türklerde toprak namustur inancı hâkim bir inançtır. Son yıllarda ona uymayan davranışlar sergilense de bu inanç Türk insanının genlerinde olan ve hiç unutulmayacak bir imandır. Toprak vatandır, vatan İstiklal ve istikbalinizin özgürce haykırıldığı yerdir. Toprak vatandır, vatan namustur. Namus inancı, Türkün özünde sökülüp atılamayacak kadar yerleşiktir. Türkün...
Asena Kınacı Moral Caddede, sokakta, kahvehanede, iş yerinde, her yerde bildiğini de bilmediğini de, üzerine vazife olanı da olmayanı da sürekli, boş ve gereksiz konuşanlar için Türkçemizde bir cümle icat etmişiz. Herkes ve her şey hakkında bilerek- bilmeyerek, anlamlı-anlamsız konuşanlar için söylenen “Ağzı olan konuşuyor.” cümlesi  “halk felsefesi(!)”ne ait güzel...
Kenan EROĞLU             Diyarbakır’daki Müze evden               Şişlideki Müze eve selâm!               Büyük düşünürümüz Ziya Gökalp konusuna devam ediyoruz.               Daha önceki paylaşımlarda da belirttiğim gibi; Ziya Gökalp Milli Mücadeleden sonra Diyarbakır’a dönmüş ve “Küçük Mecmua”yı çıkarmaya karar vermişti. Fakat çaresizlik içerisinde kitaplarını satmak mecburiyeti ile karşı karşıya kalmış ve işin en ilginç tarafı...
MHP Lideri Devlet Bahçeli Türkgün gazetesine verdiği röportajda ezber bozdu. Suriyeli göçmenler konusunda yapılması gerekenleri sıraladı. Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Devlet Bahçeli, ”Ülkemizde 500.000’e yakın Afgan mülteci olduğu tahmin ediliyor. Elbette önümüzdeki riskli ve tehlikeli süreçte göç dalgasının sınırlarımıza iyice dayanacağı, ülkemizi zorlayacağı görülüyor. Düzensiz göç, adı konmamış bir istiladır,...

PKK Daha Masum!..

PKK Daha Masum!..
21.02.2013
0
A+
A-

PKK Daha Masum!..

 

Şükrü Alnıaçık 

 

Ümmetin bu en güçlü parçasını şerefiyle ve namusuyla yaşatmak için milyonlarca şehidin kanıyla temin edilmiş “Türk Milliyetçiliğini ayaklar altına almanın” bir açıklaması olmalıydı. Hal böylesine gaflet yüklü ve bunaltıcı olunca biz yine maziye müracaat etmek zorunda kaldık. Ümmetçilik neydi ki Milliyetçilik kusur sayılıyordu? Bu sorulara doğru cevaplar bulmadan başbakanın Milliyetçilikle olan meselesini çözümlemek mümkün değildi.

İslamiyet’i diğer dinlerden ayıran en önemli özellik, bu dinin “kendi devletini kurarak” yayılmış olmasıydı. İslam’ın ahir zamana da hakim olabilmesi için tahrifattan ve uzlaşma amaçlı tavizlerden korunabilmesi gerekiyordu. Bunun için Kur’an hükümleri, akaid ve amel, “devlet koruması” altına alınmış; böylece Darü’l- İslam kavramı ortaya çıkmıştır.

Hz. İbrahim’den, Musa’dan ve Hz. İsa’dan farklı olarak Hz. Muhammed, hem peygamber hem de “devlet başkanı“dır. Hicret, bu devleti kurmak; Bedir, Uhud ve Hendek gazveleri, bu devleti yaşatmak için yapılmıştır. Hicret, edilgen ve savunmacı bir eylem olduğu halde devlet kurmak için atılan ilk adım olduğu için 622 yılı, İslam takviminin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.

Hz. Muhammed’in ölümünden sonra önce Hulefa-i Raşidin döneminde fetihler ve tebliğ devam etmiş, Arap olmayan kavimlerden İranlılar, Kuzey Afrikalılar ve Türkler Müslüman olmaya başlamışlardır. 70 yıllık Emevi hanedanı döneminden sonra 750’den 1055’e kadar İslam Devletini 300 yıl boyunca Abbasiler yönetmiştir. Ancak zamanla azalan askeri güç, merkezi bütünlüğü sağlayamamış ve halife, devlet işlerini 1055’te damadı Tuğrul Bey vasıtasıyla Türklere devretmiştir.

Cuma hutbesinde Allah ve Muhammed’den sonra Abbasi Halifesi’nin ve Selçuklu Sultanının adlarının okunması, İslam Devletinin, Türkler tarafından daha güçlü olarak yaşatılmasını sağlamıştır. Böylece Halifenin söz geçiremediği beylikler, (Tavaif-i Müluk) mesela Yemenli Karmatiler gibi Kâbe’yi basma ve Hacerü’l- Esved’i çalarak 30 yıl alıkoyma gibi bir gücü ve cesareti bir daha bulamamışlardır.

Bu durum, Hz. Muhammed’in, ümmetinin zulmete uğramasına, şeytani cehalete düşmesine, eşkıyalığa, anarşi ve teröre maruz kalmasına engel olmak için kurduğu devlet teşkilatının sorumluluğunun, Hicretten 433 yıl sonra Türklere geçtiğini gösterir.

Ümmet, muhayyel ve asr-ı saadetten sonra gaflete düşmüş vatansız bir nüfusun ifadesi değildir. Buna karşılık Ümmet, itikaden mütecanis olsa da siyasi tesanüd ve aidiyeti, milli sınırlarla parçalanmış bir kalabalık da değildir. Ümmet, gücü nispetinde İslam’ı tebliğ ve Müslümanların ibadet hürriyetini temin etme sorumluluğu taşıyan her hangi bir İslam Devletinin selametini teminle yükümlü olduğu Müslüman halktır.

Bugüne kadar kurulmuş en güçlü İslam Devleti olan Osmanlı Devleti’nin bir bayrak altına toplayabildiği Ümmet nüfusu, toplam Müslüman nüfusunun % 8’inden fazla değildir. 1900 itibariyle Dünyada çoğu İngiliz ve Fransız sömürgelerinde olmak üzere 300 Milyon Müslüman yaşarken bunun sadece 20 Milyonu Osmanlı Devletinin “ümmet” bilinci taşıyan Müslüman tebâsıydı. Yani başbakanın Milliyetçilikle savaşmak adına kuru kuruya Ümmetçilik yapması, abesle ve “yok hükmünde” bir işle iştigal etmektir.

Türkiye Cumhuriyetini kuran ve bugünkü Anayasada yer alan “Türk” kavramı ve Atatürk’ün siyasetin merkezine aldığı Türk Milliyetçiliği, Osmanlı’dan miras kalan bu Müslüman nüfusun birliğini, dirliğini ve çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkma hedefini ifade etmektedir. Kafkasyalı Rauf Bey, Kürt kökenli İsmet İnönü bu yüzden Atatürkçü, Zaza kökenli Hikmet Tekin, “Biji Serok Türkeş” diyerek, ihanete kafa tutan Kürt kardeşlerimiz bu yüzden Ülkücüdür.

Osmanlı’nın cem edebildiği, aynı camiye sokarak aynı hutbeyi dinletebildiği, fetret devrinde parça parça ve çatışma halindeyken mütecanis ve mütesanid bir kitle haline getirdiği, “ümmetin Viyana kapılarındaki sancaktarı” yaptığı nüfusun yarısı I. Dünya Savaşında tekrar asi olup gitmiştir.

Bu kitlenin 1918’de 11 milyona düşen özünden bugün 75 milyonluk bir Türk Milleti çıkaran Enver Paşa ve Mustafa Kemal Paşa, tarihin gördüğü en büyük Ümmetçilerdir. Hayber Kalesinin Fethinden beri hiç bir komutan bu oranda bir gayrimüslim nüfusu Darü’l-İslam’ın dışına çıkarabilmiş değildir. Tehcir Ermenileri ve Mübadele Rumları bugün Anadolu’da olsaydı Başbakan muhtemelen “azınlıkların kulak hakkı için” ezan-ı Muhammedi’yi de susturmak ve “Ümmetçiliği ayaklar altına aldım” demek zorunda kalacaktı. Bugün söylediğinin de esas bakımından bundan bir farkı bulunmamaktadır.

Türk Milliyetçiliğini ayaklar altına aldık” diyerek, kavmi asabiyetle bin yıllık kardeşlik düsturunu, Mehmetçik kanı dökmekle, bayrak sevgisini eşdeğer hale getiren Başbakan “tarihin görüp göreceği en ifrit kavmiyetçi“dir.

Bu sözlerden sonra PKK, etki kabiliyetinin derecesi nedeniyle nicel olarak başbakana göre “daha masum“dur.

 

ETİKETLER: ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.