DOLAR
8,3247
EURO
10,0185
ALTIN
479,06
BIST
1.420
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
22°C
İstanbul
22°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Az Bulutlu
25°C
Cumartesi Gök Gürültülü
24°C
Pazar Az Bulutlu
21°C
Pazartesi Açık
20°C
KOMANDO RECEP Halim Kaya Ülkücü Hareketin tarihi mücadelesini anlatan kitapların yazılmasını destekleyen ve mümkün oldukça da alıp okuyan, sekiz bin civarı kitabıyla azımsanmayacak bir kütüphanesi olan sıradan bir vatandaş olarak ben bu kitabı önce almak istemedim, fakat daha sonra ne hikmetse içime almak isteği doğdu. Almak istemememin ilk sebebi bana...
ÂLEMLERİN GÖZ BEBEĞİ Melek DÖRTBUDAK Seni yazar kalem, gül düşer satırlaraGül yağı damlar, göz bebeğinden cihana Göz ne muazzam bir organımız. İnsanın süsü yüz, yüzün süsü de gözdür. İnsanın gönlüne ve idrakine giden yolları göz açar. Bu konuda en ağır işçidir göz. Göz sadece gören bir organdan ibaret değildir. Aynı...
KIBRIS KONUSUNDA RUMLAR HALA TAKILMIŞ PLAK! Atilla ÇİLİNGİR         27-29 Nisan 2021 Tarihleri arasında BM öncülüğünde Cenevre’de yapılan 5+1 gayrı resmi Kıbrıs konferansı sona erdikten sonra KKTC Cumhurbaşkanı Sn. Ersin Tatar ile Türkiye Dışişleri Bakanı Sn. Mevlüt Çavuşoğlu,  ortak basın toplantısı düzenleyerek şu hususlara dikkat çekmişlerdir:         Sn.Tatar, burada yaptığı konuşmada:    “Rum...
BİZ, ASYA’NIN ÇOCUKLARI…. Kemal ÇOPUROĞLU       Lisede öğrenciyken târih dersinde bize okutulan târîh kitâplarında, yine aynı kitâpların dâimî öznesi olan atalarımız için ; “Türkler” ifâdesi kullanılır, bu üçüncü şahıs çekimli ifâde benim pek  tuhafıma ve zoruma giderdi ; niyeydi ki biz Türk değil miydik de yabancı bir milletten bahseder...

Vatan, Yer Değil Yârdır Bize!

Vatan, Yer Değil Yârdır Bize!
02.05.2013
0
A+
A-

Vatan, Yer Değil Yârdır Bize!

 

Şükrü Alnıaçık 

 

“Iğdır’dan alma aldım ay balam yarimi yola saldım. Yar gedenden sonda ayva gibi sarardım.”

Bunlar, yüreğimize kazınmış o meşhur Iğdır Türküsünün gönüllere hüzün salan sözleridir. Bugün özel birkonuda sizinle dertleşmek ve yerel seçimlerden içimde ukte kalan Iğdır’ı konuşmak istiyorum.

Yurdumuzda 24 Oğuz boyunun adını taşıyan yüzlerce köy adı, Bayındır, Yüreğir, Şebinkarahisar, (ÇepniKarahisarı) Çandır (Çavundur) gibi pek çok ilçe adı vardır. Ancak Oğuz boylarını, il seviyesinde temsil eden bir tek belde vardır ki o da 76 plakalı “Iğdır” ilimizdir.

29 Mart 2009 yerel seçimlerinde PKK’nın Iğdır’da seçim kazanması, kanımıza dokununca 8 Temmuz 2010’da hala “bizim” zannettiğimiz devlete hitaben “Ya Iğdır’ı Geri Al…” başlıklı bir makale kaleme almış ve Iğdır’ın tarihi ve stratejik önemini anlatmaya çalışmıştık.

70’li yıllarda Kerküklüler gibi Iğdırlıları da Azerisiyle, Kürdüyle “doğal Ülkücü” olarak bilirdik ama mesela Hasan Onbaşı’yı hiç tanımazdık.

Sonra İlhan Bardakçı’dan öğrendik Hasan Onbaşı’yı… Bu Iğdırlı gazi, Mescid-i Aksa’nın kapısında ölüm nöbetine durmuş, 1917’den 1972’ye kadar nöbet yerini terk etmemiş ve bir fırsatını bulup, basın aracılığıyla da olsa komutanına tekmilini vermişti.

Ben…” demişti; Kudüs gezisine katılan gazeteci Bardakçı’ya… “Kudüs’ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan ardçı bölüğünden 20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makinalı Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan’ım… Sana, bir emânetim var oğul. Nice yıldır saklarım. Emâneti yerine teslim eden mi? Memlekete avdetinde yolun Tokat Sancağı’na düşerse… Git, burayı bana emânet eden kumandanım Kolağası Musa Efendi’yi bul. Ellerinden benim için öp; ona de ki… Ona de ki, gönül komasın. De ki, “11. makinalı takım Komutanı Iğdır’lı Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. Tekmilim tamamdır kumandanım!..”

Ben Iğdırlı Hasan Onbaşı’yı yıllarca öğrencilerime anlattım. Başıma geleceği bile bile anlatmadan edemedim ama sadece anlatmaya çalıştığımı biliyorum. Sonunu hiç bir zaman getiremedim. Her seferinde kürsüyü hızla terk ederek sınıfın arkasına doğru yürüdüm ve gözyaşlarımı öğrencilerimden ancak böyle saklayabildim. Bu gerçek bir Türk hikayesiydi ve onu ancak derin nefesli molalarla tamamlayabilirdim.

29 Mart’ta Iğdır’ı kaybedince kentle doğrudan ilişkim olmadığı halde Hasan Onbaşı’ya karşı ben bile mahcup olmuştum.

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli” mısraına ilham olacak bir titizlikle artçı birlik nöbetini terk etmeyen Hasan Onbaşı, 55 yılda kimbilir hangi olaylarla karşılaşmıştı. Ona bir meczup gözüyle bakan bölge sakinleri arasında bu Osmanlı askeri, Müslümanların ilk kıblesinin kapısında dimdik dururken kimbilir hangi nazarlarla karşılaşmış ve hangi duyguların tesisine vasıta olmuştu.

Arapça yok, gazete yok, radyo yok, memleketten haber yok… İaşe yok, ibate yok, bir sahra kumanyası bile yok… Belki tam bırakıp gelmeye karar veriyor, Yahudi çeteleri Kudüs’e giriyor. “Ne olur ne olmaz” diyor, gelemiyor. Tam gelecek, II. Dünya Savaşı çıkıyor. Hasan Onbaşı yerinde kalıyor. Tam “artık gidebilirim” derken İsrail kuruluyor. Sonra Arap İsrail Savaşları… Hasan Onbaşı kefereye de sekeneye de varsa inceden bir devlet, ona da güvenemiyor; gelmiyor.

Hasan Onbaşı’daki ruh hali, işte anadan, yardan, serden geçebilen, görev şuuruyla nefsini aşabilen, ölmeden ölen ve milleti için yaşayan insana özgü “Ülkücü ruh“halidir. Kedide köpekte, jetonla çalışan sivil toplum örgütünde ve nefs-i emmarede böyle bir şuur bulamazsınız.

Sonra 2010 yılı Ekim ayı başlarında Devlet Bey Iğdır’a geldi. “Iğdır’ı geri istiyorum!” diyordu. “Iğdır mutlaka ve mutlaka MHP nin olmalıdır. Birbirinizi sevin birbirinizi sayın hangi kökenden hangi mezhepten olursu olsun yeterki bölücü olmasın, kucaklayın. Iğdır’a Türk bayrağını ve Üç hilali dikin,” diyordu genel başkanımız. Parti politikasıyla değil, Hasan Onbaşı üslubuyla haykırıyordu Devlet Bey: “Ayağa kalk, Belediyeyi ve Millet vekilliğini geri al, Iğdır’ı geri istiyorum.

İçim bir nebze ferahlamış, yüreğimin güney cephesinde gece gündüz siper kazan Hasan Onbaşı’nın gözleri parlamıştı. “ömrüne bereket evlat” dediğini duyar gibiydim.

Milli ve dini şuurdan yoksun AKP’liler Iğdır’ı bilmiyorlardı. Apo İmralı’dan her fırsatta Iğdır’daki yandaşlarına selam yollayıp Ermeni diasporasına tekmil verirken AKP, Allah rızası için Iğdır’ı anlamıyordu. Öyle ki; devlet dairelerine alınacak memurların hepsi BDP’lilerden seçiliyor, ildeki bütün ihaleler, BDP’li iş adamlarına veriliyordu. Bütün yardımlar, erzaklar AKP görünümlü BDP’lilere dağıtılıyordu. Yeşil Kartlıların yüzde sekseni BDP’lilerden oluşuyordu. Bunların hepsi, Kürt kökenli il başkanları ve yöneticiler tarafından yapılıyordu ama Kürt kökenliler buna rağmen AKP’ye değil seçim zamanı gidip BDP’ye yani PKK’ya oy veriyordu. Başbakan şimdi 30 büyükşehiri istiyor ama Iğdır’la ilgili olarak ağzını bile açmıyor.

Çünkü Iğdır, Türk coğrafyasının kilit taşıdır. Onu oradan söktüğünüz zaman kemer çözülür, kirişler sökülür, kolonlar yıkılır ve sadece Mehmetçik katili namerdi ümitlendirmekle kalmaz; Hasan Onbaşı’nın 59 yıllık şerefli askerliğini de yakmış olursunuz.

PKK azgınlıkları ve AKP aymazlıkları karşısında 2010’daki yazımıza “devlete” hitaben, “Ya Iğdır’ı Geri Al…” diye başlamış ve “Ya da Hasan Onbaşı’ya Bir Daha Nöbet Yazma!..” diye devam etmiştik.

Vatan algısı, Mescid-i Aksa mertebesinde değil, umumi tuvalet seviyesinde bile olmayan yüreksizlerin işgali altındaki devletimiz gibi Iğdır da ağır ağır elden gidiyor ve biz başlığı yineliyoruz:

Vatan yer değil, yârdır bize!..” Hasan Onbaşı anlamıştı…”Ağyarın anlamasını beklemiyoruz.

Vakit çok geç olmadan, Iğdır’ı geri istiyoruz!..

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.