TAKSİM GEZİ PARKI OLAYLARI SEBEBİYLE MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİNİ HEDEF TAHTASINA KOYAN YAZI VE YORUMLARA CEVABIMDIR.

Bu haber 05 Haziran 2013 - 18:46 'de eklendi ve 1.856 kez görüntülendi.

TAKSİM GEZİ PARKI OLAYLARI SEBEBİYLE MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİNİ HEDEF TAHTASINA KOYAN YAZI VE YORUMLARA CEVABIMDIR

 

Gültekin Öztürk

 

TAKSİM GEZİ PARKI OLAYLARI SEBEBİYLE MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİNİ HEDEF TAHTASINA KOYAN YAZI VE YORUMLARA CEVABIMDIR.

6 gündür yaşanan olaylar nedeni ile AKP değil de MHP hedef seçilmiş hem de Türk Milliyetçisi olduğunu söyleyenler tarafından bilgisizce, ilgisizce, doğrulara dayanmayan suçlamalar yapılmıştır ve de yapılmaktadır.

Şöyle ki;

Cuma günü başlayan Taksim Gezi Parkı ağaçlarını plan ve proje dışı Çağlayana taşıma girişimine karşı çevreci direnişe MHP’de destek olma kararı almıştır.

Cumartesi sabah İstanbul milletvekillerimiz öncülüğünde sadece teşkilat yöneticilerinin katılacağı bir gurupla Gezi Parkına gitmek planlanmıştır.

Cumartesi sabah 40-50 kişilik bir gurup Ülkücü genç İstiklal Caddesinden Taksime doğru yürüyüşe geçmiştir.

Ne var ki daha İstiklal caddesinin başında polisin sert tepkisi ile karşılaşılmış ve 30 kadar ülkücü genç gözaltına alınmıştır.

Önceden hazırlıklı olduğu anlaşılan polisin akıl almaz bu güç gösterisi ile milliyetçi gençler perişan edilmiştir.

Milletvekilimiz Lütfi Türkkan olaya müdahil olmuş ama o da bu sertlikten nasibini almıştır.

Bu olaylar yaşanırken hem Devlet Bey hem de Tayyip Bey İstanbul’dadır.

Başbakan MHP’nin alana gittiğinden anında bilgilendirilmiş ve TİM toplantısında “MHP terör hareketinin içindedir” şeklinde bir açıklama yaparak “Gezi Parkında fitili ateşleyen BDP’li Sırrı Süreyya” yerine Ülkücüleri hedefe koymuştur.

Bahçeli de haklı olarak Sırrı Süreyya’nın önderlik ettiği bir hareketin nereye gideceğini görmüş “Haklı gerekçelerle başlayan ve parti olarak destek verme kararı alınan bu hareketin içinde yar almayacağız” diyerek MHP ve Ülkü ocaklarını protesto alanlarından geri çekmiştir.

Masum,demokratik protesto olayın rengi ve şekli saat 11’den sonra değişmiştir.

Zira bu saatlerde Taksime giren DHKP-C-İP-TGB-TKP gibi sol guruplar polisle çatışmaya başlamışlardı.

Sırrı Süreyya bu çatışmada ön saftadır ve artistlik yeteneği sayesinde güya yaralanıp tedaviye alınarak meydandan bir kahraman olarak çekilmiştir.

Devlet bey bu durumdan haberdar edilmiş ve Ülkücüler terörize edilen Taksim’den çekilmiştir.

Arkasından da MHP Kurumsal kimliğini temsilen genel başkan”MHP-Ülkücüler bu olayların içinde olmayacak” açıklamasını yapmıştır.

Elbette teşkilat anlayışımız gereği ne yapılması gerekiyorsa o yapıldı.

Gelişmeler karşısında MHP ve tai ki benim de tavrım ve duruşum, bakışım bu doğrultuda değişti.

Ancak benim sahip olduğum bilgilere herkes sahip olmadığı için veya her ülküdaşım benim gibi davranmadığı/düşünmediği için bazı ülküdaşlarımız bu protestolara katıldı.

Ben bu durumu temsil noktasından değerlendirip katılanlar temsil noktasında olmadıkları için protestolara katılanları “kurumsal kimlik ve kurumsal olmayan ülkücü kimlik” diye ayırmak gereği duydum.

Daha doğrusu “illa ki katılacağım diyene sözümüz yok, ne diyebilirim ki….” dedim ve izlemeye başladım.

Benim ve partimin bu tutum değişikliği bana göre bir çelişki/pasiflik değil değişen durum karşısında pozisyon almaktan ibaret doğru bir davranış şeklidir.

Olayların analizini yaptığım köşe yazımda da şunları söyledim/söylüyorum.

Bu platformdaki bütün arkadaşların bunları dikkatle okuması dileğiyle paylaşıyorum;

“…………………

4 Mayıs yani bugün Sırrı Süreyya’nın bir kahraman edasıyla Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı arasında boy göstermesi Gezi Parkı Protestolarının arka planını daha net görmemizi sağlamıştır.

Sırrı Beyin Cumhurbaşkanı ile görüşmesinden sonra “Hükümet derhal TBMM’ye bir demokrasi paketi getirmelidir” seklindeki açıklaması kapalı kapılar arkasında ne gibi hesapların/pazarlıkların yapıldığının açık kanıtı olmuştur.

Bu gelişme ve ülke genelinde geldiğimiz nokta MHP’nin bu olayların içinde yer almama kararının ne kadar isabetli olduğunu açıkça göstermiştir.

Başbakan Erdoğan, ruh dengesini bozan, uykularını kaçıran MHP’deki yükselişi durdurmak ve Ülkücülerin iktidar yürüyüşünün önünü kesmek için Gezi Parkı olayları dahil her fırsatı kullandığını biliyoruz.

Eğer Ülkücüler herhangi bir olaya karışmış olsaydı muhtemelen K.Afrıka dönüşü Başbakanın “terörist ülkücüler ülkeyi yıktı/yaktı. Bunlar zaten kandan beslenirler. Meydanlarda öl de ölelim, vur de vuralım diyorlardı işte vurdular” diyerek MHP ve Ülkücüleri itibarsızlaştıracak suçlamalar yapacağı kesindi.

Devlet Bahçeli’nin MHP’yi mayınlı alana sokmamak için aldığı isabetli kararla bu oyun bozulmuştur.

Biz Ülkücüler 12 Eylül öncesi yaşadığımız tecrübelerimizden çok iyi biliyoruz ki sokağın karanlığına girildiğinde ne olacağı önceden kestirilemez.

Ülkücüler sokakların tuzağına düşmemeli “karanlıkta kurşun sıkanların hedefi olmak yerine” meydanların aydınlığında görünür olmayı tercih etmelidir.

Edindiğimiz deneyim böyle davranmamızı emretmektedir ve Lider Bahçeli de bunun gereğini yapmıştır/yapmaktadır.

Elbette hakkın/haklının/doğrunun yanında olacak ve bu konularda yapılan demokratik her tepkiyi de destekleyeceğiz/destekliyoruz.

Elbette onurlarının kırılmasına ve hayatlarına müdahale edilmemesine karşı çıkan vatandaşlarımızla beraber olacağız.

Elbette Başbakanın kendilerini “üç beş çapulcu” diye nitelemesine haklı tepki veren duyarlı vatandaşlarımızı terörist guruplardan, kışkırtıcı ajanlardan ayırarak sokağı terörize etmeden demokratik tepki verenlerin yanında duracağız.

Ancak Ülkücüler, Gezi Parkı olaylarında olduğu gibi haklı toplumsal tepkilerin terörize edildiği/edilebileceği protesto ortamlardan uzak durmalıdır/duracaktır.

Biz başkalarının lokomotifine vagon olmadık ve olmayacağız.

Bazı arkadaşlarımız “Gezi Parkı protestoları gibi toplumsal olaylara katılarak halkı teröristler yerine ülkücüler kontrol edebilirdi” iddiasındalar.

Bu iddia sahiplerin soruyorum;

Türk bayrakları/Üç Hilâli bayraklarımız ile sahaya indiğimizde kızıl yıldızlı bayrak sallayan DHKP-C’liler, Ülkücülere sataştığında/dalaştığında ne yapacağız?

DHKP-C, TKP ve PKK ile aynı meydanda olası bir slogan kavgası çatışmaya dönerse “Aydın’da olduğu gibi” veya bir ülküdaşımız şehit edilirse ne edeceğiz?

Siyaset duayeni, toplumsal gösteri uzmanı, sosyoloji alleması gibi ahkam kesen efendiler deyin bakalım otomobilleri yakan, çam çerçeve indirip yağma yapanlarla aynı meydan da ama ayrı noktada olduğunu canı yanan vatandaşa nasıl anlatacaksın?

Hayalı isimle değil hepimizin tanıdığı isimle söyleyeyim de siz bana cevabını verin bakalım; Sırf başı örtülü diye eşini hastahaneye yetiştirmeye çalışan Yahya Hocur Ülküdaşımızın “AKP’li zannedilerek” bu göstericiler tarafından engellendiğini, kardeşimizin eşinin neredeyse ölüme bağlandığını biliyor musunuz?

Avşar bey ve onu destekleyenler Yahya’nın eşine bir şey olsaydı bunun hesabını verebilecekler mi acaba ?

Hayatında bir kere bile toplumsal çatışma ortamına girmemiş olan sanal kahramanlar, tür yüzlerce olayın hesabını kitabını, sosyolojisini açıklayın da biz de anlayalım bakalım.

Eğer MHP bu olayların kıyısında bile olsaydı ne olacağını, bize ne edeceklerini ben söyleyeyim;

Geçmişte olduğu gibi marksistler kahraman halk savaşçıları, Ülkücüler ise faşist katiller olacaktı.

Marksistlerle-bölücülerle meydan paylaşmanın ne kadar tehlikeli olduğunu ve bunlarla eylem birliği sonunda neler olabileceği hakkında fikir sahibi olmak isteyenler onlarla beraber yürüyen CHP’nin “ben yoktum” tavrına bir bakmalıdırlar.

Sokakta, istemezseniz bile sizi çatışmaya sürükleyecek bin hal vardır ve biz ülkücüler bunlardan her şartta uzak duracağız.

Ülkücü olduğunu söyleyen veya öyle görünen “in meydana sen kontrol et” şeklindeki iddia sahibi arkadaşların bunu kitle eylemleri hakkındaki bilgisizliklerinden dolayı söylediğini varsayıyorum.

Eğer bu söylem bilinçli olarak dillendiriliyorsa, bunların karanlığın efendisi iblise hizmet ettikleri kuşkusuzdur ve Ülkücülerin bunlara itibar etmemesi gerekir.

Bilinmelidir ki Ülkücüler savundukları idealleri sebebiyle hiçbir Marksist-Leninist-Maoist örgütle bir meydanda kitleleri kontrol etme konusunda birliktelik sağlayamaz.

Kim ne derse desin böyle bir eylem birliği olmamıştır/olamaz ve olmayacaktır.

Ülkücüler olarak kimsenin gazına gelmeyeceğiz ama orantısız güç kullanımına, hedef alarak kafaya gaz sıkılmasına ve tekme/tokat/cop kullanarak insanların darp edilmesine şiddetle karşı olduğumuzu açıkça söylüyoruz/söyleyeceğiz.

Biz AKP despotizmine karşı kendi protestolarımızı yaptık/yapıyoruz ve yapacağız.

25 Mayıs günü yüzbinleri meydanlara toplarken “MHP nerede?” diye sormayanların bugün terörize edilmiş ortamlarda MHP ve Ülkücü aramaları samimiyetten yoksun kör muhalefettir/sanal kahrmanlıktır ve kışkırtıcılıktır.

MHP nerede diye soranlar eğer samimi iseler düzgün baktıklrında “Bursa’dan başlattığımız hareket ile meydanları inleterek milletimizin kalbini fethettiğimizi göreceklerdir.

Bu mitinglerimiz ile ülkücüler adım adım meydanlara alıştırılacak, olası provokasyonlara karşı aşılanacak, kazanılan deneyimlerle hatasız olarak 9. ve son mitingimiz Kasım ayında inşallah Ankara da “TÜRKİYE MİTİNGİ” adıyla yapılacaktır.

Allah’ın izniyle Ankara’da 2-3 milyon ülkücü ile ortamı terörize etmeden, kimseye zarar vermeden, kimsenin burnunu kanatmadan AKP’yi sallayıp yıkacak, 30 Mart 2014 tarihinde de sandığa gömeceğiz.

İktidarı, karanlık sokaklar yerine aydınlık meydanlarda milletimizden isteyeceğiz ve seçim sandığından yüz akı ile çıkarak “milli devletin milli ve güçlü iktidarını” kuracağız.

Gelelim MHP’ye yöneltilen bir başka iftiraya:
Deniyor ki “Taksim düzenlemesi MHP’nin de katılımı ile büykşehir belediye meclisinden oy birliği ile geçti”

AKP sözcülerinin dillendirdiği bu iddia da diğerleri gibi kuyruklu bir AKP yalandır ve saptırmadır.

Ancak ne hikmetse ülkücü olduğunu söyleyen kimi arkadaşlar suçlanan MHP ise “tamam doğrudur” diyerek kendi ayağımıza kurşun sıkmayı marifet saymakta ve bu yalanı da sahiplenmektedir.

Halbuki ülkücüyüm diyen bu arkadaşlar MHP’yi zan altında bırakan her söylenene inanıp partimize saldıracağına küçük bir araştırma yapsalardı bu yalanları/iftiraları ve itibarsızlaştırma gayretlerini görürlerdi.

Zira imar planının, oybirliği ile geçirildiği söylenen B.Şehir belediye meclisinde bir tane bile MHP’li yoktur.

Ama her nedense bunu bile bilmeyenler atılan AKP iftirasına hem de Ülkücüyüm diyerek kapılabilmektedirler.

Ayrıca belediye meclisinden geçirilen imar nazım planında Gezi Parkı’nın etrafının bina ile çevrilip bunlrın AVM ve rezidans yapılması meselesi yoktur ve bu yönüyle CHP’de iftira altındadır.

Zaten bu keyfi uygulama/soygun ve rantiyeci niyet mahkeme kararıyla da durdurulmuştur.

Kaldı ki anıtlar kurulunun da bunu yasaklayan ayrı iki kararı vardır.

Ancak Tayyip bey yaparım demektedir. Bu proje seçim öncesi AKP’nin yandaşlarına 2.5 milyar dolarlık ulüfesidir ve Tayyip bey her şeye rağmen yaparım demektedir/yapacaktır da….

Zaten Taksim olayları da çakılan bu kıvılcımla haklı gerekçelerle dayanarak başlamıştır.

Bütün bunlardan bihaber aklıevveller her nedense atılan AKP iftirasını/yalanını hem de Ülkücüyüm diyerek sahiplenebilmektedirler.

Sonra da dönüp bize “MHP nerede,meydan boş,nasıl iktidar olacak?” diye ahkam kesmektedirler.

Ne kadar üzücü, ne kadar acı değil mi?

Ama ne yapalım çaremiz yok, gönüller mühürlü olunca işte böyle gözler kör, kulaklar da sağır olabilmektedir.

Ülkücü aklın her konuda hakim olduğu güzel günler yakındır….hem de yarından da yakın

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments