EKMEĞE DAİR

Efendi Barutçu

Kravatlara Veda!.. – Şükrü Alnıaçık

Bu haber 01 Temmuz 2013 - 13:55 'de eklendi ve 1.509 kez görüntülendi.

Kravatlara Veda!..

Şükrü Alnıaçık 

 

Kravat bir anlamda kişinin resmi görev veya meşru otoriteyle bir problemi olmadığına dair verdiği kumaştan bir arz-ı hal… Düzen ve stabilizasyon kartviziti, dikey kesimli itaat sembolü… Bir yönüyle de medeniyet ve resmi görevsorumluluğunun göz alıcı sadakat simgesi.

Kravatın en tehlikeli olduğu yer kavgalardır. Zalim bir hasmınıza kravatın ucunu kaptırmanız halinde boğulup gitmeniz işten bile değildir. Öyleyse bir yerinde kavga olduğu varsayılan uzun dava yürüyüşlerinde kravatı nerede çıkaracağınızıönceden kestirmeniz gerekir.

Ülkücülerin bugünlerde sembolik bir “kravat çıkarma eylemine” ihtiyacı vardır. En büyük iki rakibimizden birinin (AKP) kravatı takiyye ile taktığı diğerinin de (PKK) asla boğazına geçirmediği düşünülürse, onlara “anladığınız dilden konuşuruz” mesajı vermenin en kısa yolu kravatları “bir günlüğüne de olsa” çıkarmaktır.

Gene Sharp denen bir adam, 84 yaşında, polisin karşısında kitap okumaktan arazi işgaline, paralel egemenlikten, alternatif hükümete kadar ucunda ölümler olan 198 çeşit eylem icad edebiliyorsa bizim daima genç kalan Ülkücü aklımızla bundan fazlasını bulmamız hiç de zor değildir.

Taksim olayından 10 gün önce “Sifon Çekiliyor mu?” başlığını atan ve #DirenLice maskaralığından 10 gün önce de bu direnme işlerinin sadece Diyabakır siyaset çevresinde netice alabileceğini iddia eden bir Ülkücü olarak “kravatlara veda” zamanının yaklaştığını da görüyorum.

Taksim’de canvas tipi bir eylem başlatılıyor. İçinde BDP’li Sırrı Önder var. Masum çevreci talepler zaman içinde hızla polisle çatışmaya dönüşüyor. Türkiye’nin pek çok ilinde önceden PKK sokak eylemlerinde görmeye alışık olduğumuz manzaralar görülüyor.

Yakılan 86 polis aracı, üniversiteli sol fraksiyonlar tarafından linç edilmeye çalışılan polisler, AKM’ye asılan 78 model örgüt reklamları, “biz kentli şeker çocuklarız” havasında anıtın önünde Piyano çalıp, Tomanın karşısında Maykıl dansı yapmaya pek benzemiyor.

Bir kere daha iddia ediyorum. Bu olayların Süreyya’nın kışkırtması, gençlerin kandırılması, alan hakimiyetinin el değiştirmesi, AKP seçmeninin dostluğunun kazanılmasıyla kaybedilmesiyle de bir ilgisi kalmamıştır. Taksim’de kurulan, piknik çadırı değil, Kürdistan’dır.

Bu cümlenin polisin, onun bağlı olduğu bakanlığın ve hükümetin, yani AKP’nin ve Tayyib’in işine yaramasının da artık zerre kadar önemi yoktur.

AKP hükümetinin hatalı terör politikası neticesinde PKK’nın talepleri,

1-Öcalan tarafından hükümetin önüne konulmuş, teröristler dağa çekilmiş, pusuya yatmıştır.

2- Kandil ve BDP, bu talepleri 21 Mart 2013’te halka duyurmuş ve hükümete deklare etmiştir.

3- Akil adamların sadece doğu ekibi, başında 57. Hükümeti de deviren Can Paker olduğu halde bölgenin talepleri diyerek ipe sapa gelmez en marjinal istekleri hükümete ve basına servis etmiştir. Burada Apo’nun salınması isteği bile vardır.

4- Cizre’de bir grup güya “kontrol dışı genç” ağır bir eyleme gerek kalmaksızın Apo’yla sürdürülen diyaloğun önemini hatırlatan bir “gösteri” yapmıştır. O kadar saat Cizre emniyetinin olaya neden müdahale edemediğinin cevabını bize “Taksim deneyimi” vermektedir. Emniyet, #DirenCizre“den yani erken bir “Liceleşmeden” korkmuştur.

5- Cizre’de oyun tutmayınca, molotof eğitimi almış ve evde “bazlama yaparken bir kaç tane de bomba imal etmiş!” Kayacık köylüsü, Lice’nin 20 Km. doğusunda, sataşacak bir yer bulmuş, karakol inşaatına saldırmıştır.

Sonra da bu bir avuç köylü, İstanbul’da bin katına çıkmış ve bir kısım “#Direniş“çi, “#DirenLice” pankartlarıyla Kadıköy’de yürüyüş yapmıştır. “Neden Taksim değil?” Çünkü şimdi “polisle çatışan BDP’li marjinal grup” olma zamanı değil, PKK taleplerini batıdaki sivil halkla sokakta buluşturma zamanıdır. Onun için Anadolu yakası tercih edilmiştir.

6- Bu durum, en son “Akil Adamlar“ın eline verilen PKK taleplerinin batıya yayılması ve zinde kuvvetlerin “#DirenDiyarbakır” isyanına hazır hale getirilmesi “mühendisliği“dir.

Oysa bu sefer çadırı yakan zabıta değil, asker de değil, PKK’dır. Canı yanan ise karakol inşaatında çalışan sivil, gariban işçilerdir. Kendi haline bırakılsa “#DirenTaksim“cilere buradan hiç bir ekmek çıkmaz. Tam tersine direnme hakkı ve sırası, Türk Milletinindir.

Dün: “Heronlar niye görmedi … Karakollar niye çürük?” diye Silahlı Kuvvetlere ağır hakaretler yağdıran Liberal sol, bugün İstanbul’da “Kalekol” inşaatının işçi lojmanını yakan PKK’lılara destek için yürüyüşe geçiyorsa, bu büyük tezgahı artık görmemiz ve bu oyunu bozmamız gerekiyor.

İşin rengi tamamen değişmiştir. Masum taleplerin dış güçler ve işbirlikçi PKK tarafından bu şekilde istismar edilmesi halinde, bütün kentlerin meydanlarını aynı anda işgal edeceğimizi ve hainlere yürüyecek yer bırakmayacağımızı onlara bir şekilde anlatmamız gerekiyor.

Sokağın güvenilir bir lidere ve disiplinli bir öncü kuvvete ihtiyacı vardır. Her aşamada biraz daha mesafe alınmakta, geriye dönüş zorlaşmaktadır.

Yalnız Ülkücü gençler değil, Bu vatan ve millet için üzülen, kaygılanan, gaz yiyen ıslanan bütün samimi gençler bizimdir. Aralarında Ülkücüler de olan Türk gençlerini sokaktan kurtarmanın ve kullanılmasını önlemenin yolu, onların yanına yaklaşmaktan ve kulaklarına doğru yolu fısıldamaktan geçiyor.

Taksim Gezi parkı deneyimi, Lice olayıyla bir adım daha “Kürdistan potasına” girmiştir. Sivil bir müdahale olmazsa, bu isyancı ihanet, lider ve örgütten yoksun Türk gençlerini istismar ederek yanına almaya devam edecektir. Kravatı çıkardığımızda söylenecek ilk sözümüz bellidir:

Sahaya ineriz!.

Taksim’deki yaşlı ağacın çürük kovuğundan 2013 model Karakol çıkaran düşman senaryoların dönek oyuncuları, bunun “iki mislini” çoktan hak etmiştir.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments