İbret almak lâzım

Bu haber 27 Şubat 2014 - 20:12 'de eklendi ve 685 kez görüntülendi.

UKRAYNA‘da ortalık yatışmış değil, kaos sürüyor. Yaşanan karmaşanın içine Rusya da parmağını soktu. Ülkede siyasal yapı bu nedenle ikiye bölünmüş durumda…
   Böyle gider ve akl-ı selim egemen hale gelmezse siyasal yapı gibi ülke de fiilen bölünebilir. Siyasal gözlemcilerin endişesi ağırlıklı olarak bu yönde.
   * * *
   Ukrayna’nın bölünmeye gidişini, bölgenin selameti açısından engellemek lâzım.
   Bunun için siyasal koşulların düzeltilmesi gerekiyor…
   Ukrayna, emperyalist bir ülke değil ama emperyal heveslerin dikkatini çeken ve iştihasını kabartan bir ülke. Nitekim Rusya, eski Sovyet döneminde uygulanan peyk edinme politikalarını canlandırırken gözünü yeniden Ukrayna’ya dikti. Moskova, yaşanan kaosun sürdürülmesi ve ülkenin zafiyete sürüklenmesi için Ukranya’da siyaseti parmaklayıp duruyor…
   Kiev sokaklarında ortaya çıkan Rusya yanlısı gruplar, bu parmaklamanın meyvesi.
   Sadece Kiev’de değil, Kırım’da da ahalinin önemli bir bölümü Rusya’dan yana gösteriler yapıyor…
   Kırım Özerk Cumhuriyeti, Ukrayna’ya bağlı bir devletçik yapılanması…
   Orada da halkın bir bölümü Rusya lehine gösteriler yapıyor. Ülkenin parlamentosuna Rus bayrağı çekildi, Putin’in lehine sloganlar atılıyor ve gösteriler düzenleniyor. 
   Kırım halkı sovyet döneminde çektiği eziyetleri, gördüğü işkenceleri, kurşuna dizilmeleri, açlık içerisinde yıllarca yaşama mücadelesi verdiğini, topraklarından sürülmüş olmayı ve benzer insanlık dışı uygulamaları unutmuş görünüyor…
   * * *
   Kırım’da nüfusun bir bölümünü Ruslar oluşturuyor…
   Tatar nüfus kıyıma uğraya uğraya azaldı ve siyasal egemenlik de ister istemez nüfusu oluşturan öteki unsurlara kaldı…
    Kırım Tatarları Türk’tür, Oğuz kökenli…
    Türkler, ülke nüfusunun ancak yüzde 12’sini oluşturuyor. Bu nüfusa ek olarak Özbek, Nogay, Kıpçak, Kuman Türkleri de var ama nüfusun çoğunluğunu Ukraynalılar teşkil ediyor. Ukraynalıların oranı yüzde 52, geriye kalan nüfus Ruslar, Romanya Tatarları ve Avrupalılar’dan meydana geliyor.
   Siyasal ağırlığın Rusya yanlılarının elinde olmasını sağlayan ise sinsice kullanılan bu demografik farklılık…
   * * *
   Özetlersek Ukrayna’da durum iyi değil; ülkenin başında büyük bir bela var, o da emperyalist emellerden sıyrılamamış, büyük güç olmayı emperyal olmaya bağlamış olan Rusya…
   Velhasılı kelam Moskova, sovyetlerin insanlığa kan kusturan anlayışından kurtulamamış olduğunu Ukrayna’yı karıştırarak –Şimdilik bununla yetiniyor gibi- gösteriyor. Türkiye’nin de hür dünya ülkeleri gibi, bu ülkeyle olan yüksek ticaret hacmini dikkate alarak gelişmeleri dikkatle izlemesi gerektiğine inanıyoruz. 
   * * *
   Ukrayna’dan bize ne demeyelim; orada yaşanan kaos ibretliktir…
   Ülkesini soyan birinin ve etrafının nelere sebebiyet verdiğini görmeliyiz… 
   Hem de hepimiz, evet hepimiz görmeliyiz!
POLİS DEVLETİ DEMEK DİKTA DEMEK

 

    GALATASARAY zorlu bir karşılaşmadan yine başarıyla çıktı ve güçlü rakibi Chelsea ile berabere kaldı.
    Sarı Kırmızılı’ları tebrik ediyor ve Galatasaray Camiası’nın başarılarının devamını diliyorum…
    Övünmek gibi olmasın biz Beşiktaşlılar böyleyiz; takımlarımızın uluslararası arenalarda elde ettikleri başarıları küçümsemeyiz ve hepsini kutlarız; bizim açımızdan o noktada rekabet asla söz konusu olamaz! 
    Takımlarımızın başarısı Türk futbolunun başarısıdır…
    Bakmayın siz takımlarımızın ağzına kadar yabancı futbolcularla dolu olmasına; sırtlara geçirilen formalar önünde sonunda bizimdir.
    Konuyu bir başka yazıda ele alırız…
    Gelelim Galatasaray- Chelsea karşılaşmasında tribünlerde yaşananlara…
    Trinünleri dolduran binlerce insan, ortaya çıkarılan yolsuzluk ve rüşvet olaylarını ve Başbakan Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında yapıldığı iddia edilen telefon konuşmasını bunlara atıfta bulunan pankartlarla protesto etti…
    O pankartlardan biri de “Alo babacım” şekindeydi…
    Bu pankartın -Döviz de diyebilirsiniz- neyi çağrıştırdığını herhalde söylemesem de olur; nasıl olsa neyi çağrıştırdığını herkes biliyor…
    * * *
    Tribünlerde ikinci bir pankart daha açıldı. Onda da “Hırsız var” diye bir haykırma yer alıyordu.
    Çıkınız sokağa, kenti geziniz, duvarlara ve uygun yerlere binlerce elden çıkmış “Hırsız vaaar” haykırmasının yazılmış olduğunu göreceksiniz…
    Toplu taşıma araçlarında, kahvehanelerde, evlerde, iş yerlerinde herkes, hırsızlardan ve hırsızlıklardan bahsediyor. Yolsuzluk, rüşvet, zimmet, ihale, karapara aklama, bağış, ayakkabı kutusu, kasalar ve bunlara ilişkin gelişmeler konuşuluyor. 
    Kulak verirseniz hepsini duyarsınız…
    Tribünlere kadar ulaştı bu tepki; iktidarı götürecek doza yükseldi…
    Hele polisin bu pankartları açan yurttaşların peşine düşmesi var ya, görülmemiş kepazelik. Ülkede pankart açmak özgürlüğü bile bırakılmadı. 
    Bu pankartları toplasalar, insanları içeri atsalar, yargılasalar, hüküm altına alsalar, çıkıp üstüne üstlük “Yok böyle şeyler, hepsi yalan, komplo, kumpas, piyes, uyduruk, paralel devletin ve dış güçlerin senaryosu” deyip“İmdaaat MİT” diye haykırsalar yapılan yolsuzluklar, rüşvet alıp vermeler, karapara aklamalar ve ayakkabı kutuları gerçeği ortadan kalkmış mı olacak!
    Gözaltına alınan banka genel müdürünün ve bazılarının salınması ve mallarına konulan tedbirlerin kaldırılması, cumhuriyet tarihinin en büyük soygununu yapanların aklanmasını mı sağlayacak…
    Keza bunlara yandaşlık ederek kol kanat geren anlayış da sütten çıkmış ak kaşık mı sayılacak!
    Pöh böyle düşünenlere…
    Siyasal irade, otokratik devlet anlayışından medet umduğunu demokratik haklarını kullanan insanların üzerine polisi sürerek gösteriyor. Bu sürdürüldüğü sürece ortalığın süt liman olmasını beklemek abestir!
    Siyasal literatürde yer alan saptamaya göre polis devleti demek dikta demektir…
    O günlere doğru mu götürülüyoruz dersiniz!? 
POTPURİK BÖLÜM
 
    BİRAZ da potpuri yapalım diyorum…
    AKP’nin kötü gidişine ortak olmamak için istifa eden vekillerden Ertuğrul Günay “17 Aralık’ta soruşturmaların önünü kesmeyi amaçlayan girişimler hukuk devletine karşı örtülü darbe niteliği taşıyor. Bu, anayasayla hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkesine karşı iktidar eliyle yürütülen yeni bir süreçtir” dedi. 
     Yanlış mı söyledi!
     * * *     
       Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık “Baba-oğul” konuşmasına ilişkin ses kaydını dinlediğini açıkladı ve şunu ekledi:
     –Ses kayıtlarını ilk dinlediğimde çok açık bir montaj olduğunu hissettim. Daha sonra daha detaylı bakınca Sayın Başbakan’ın Konya’da olduğu halde Ankara’da, iki kişiden birinin sessiz konuşurken diğerinin bağırması psikolojik açıdan mümkün olmaz. Bu çok açık montaj.
     Beyefendi bilim, sanayi ve teknoloji uzmanı (!) ya, teknolojiyi sahipleneceği yerde ona karşı çıkıyor. Oysa bilmesi lâzım ki hisle yakın hasıl olmaz; acaba arkadaşta sensory leakage” denilen duyusal sızıntı mı var acaba!
     “Sessiz konuşma” saptamasını da anlamadım, kısık sesle ya da alçak sesle diyecekken böyle demesi, koca bakana yakışmadı…
     Hem sonra, inceletmediğin bir bandın montaj olduğunu oturduğun yerden karar vereceksen kalk o koltuktan bir bilen otursun be birader…
     Demek ki bu ülkede insan, hasbe-l kader bakan da olabiliyor!
     * * *
     Teknik açıdan kriptolu telefon nedir, nasıl kullanılır bilemiyorum; sizin de bildiğinizi sanmıyorum.
     O nedenle kriptolu telefonları bırakalım, kleptolu siyasetçilere bakalım…
     Kleptomani bir hastalıktır, çalma hastalığı; klepto ise bunun kökü…
     Meğer bizim siyasal dünyamızda ne kadar da çok kleptoman varmış…

Ergun KAFTANCI
Ergun KAFTANCIergunkaftanci@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments