KIRIM

Bu haber 04 Mart 2014 - 12:23 'de eklendi ve 1.174 kez görüntülendi.

Milletimizin  tek bir ferdinin başka vatanlarda  tüyü titrediği zaman  bir Türk olarak benim içim titrer. Bu sebeble kaç gündür bir “Kırım” yazısı yazamadım. Gönüldaşlarım ikaz bile ettiler. İnanın ki çok zorlandım. Öyle zor olacağından veya düşünme payının çok olacağından değil. Anadolu’da doğup büyüyüp de  “Kırım” denildiğinde  kekeleyen insan bulmak hemen hemen mümkün değildir. Çünkü son 200 yıllık Türkiye Türkleri tarihi aynı zamanda  “Kırım Türklüğü”nün yani Tatarlar’ın tarihidir. Tatarlar’ın Tarihi ise  baştan başa Türk tarihidir. İşin zorluğu bütün bunlardan ziyade   yüzyıllardan beri Tatarlar’ın  uğradığı soykırımı ifade de insanı derin hüzne ve isyana sevk eden  duygulardır. Hiçbir tarihi bilgiye sahip değilseniz bile  Cengiz Dağcı’nın   bir ömrü boyunca haykırışlarının  hatırlamak, çağdaşımız olan bugünkü Kırım lideri Cemiloğlu’nun  mücadelesini hatırlamak yeterlidir. Tarihimizin  bu Kırım sancısının biraz açalım mı ?

Ali BADEMCİ

Ali BADEMCİ

Bugünkü Ukrayna coğrafyasına   İslâm coğrafyacıları ve ana kaynaklar “Deşt-i Kıpçak” derler. Yani Kıpçaklar’ın yurdu.. Doğu Türkistan’a Uygur, Türkmenistan’a Türkmen, Anadolu’ya Türkiye denmesi gibi. Bugünkü Kazakistan-Kırgızistan-Özbekistan adlandırmaları da öyle. Yine  bugünkü özerk Tatar ve Başkurt Cumhuriyetleri’nin üzerinde bulunduğu  İdil-Ural   coğrafyasının Tatarlar’dan önceki adı  Başkurdistan’dı. Hâlâ tarih kitaplarında Kazan ve Ufa denildiği veya İdil-Ural  zikri Başkurtistan, yani Başkurtlar ülkesini ifâde eder.

Çok eskilere gitmiyelim: Tatarlar’ı bugünkü Kırım ve Kazan coğrafyasına  Cengiz Han taşımıştır. Evvela  12.yüzyıl sonuna kadar onlarla anayurtta savaştı sonra, 1209 kurultayı ile yanına  alarak dünya hakimiyeti için önce batı sonra   güneye doğru hep yanında taşıdı. Tarih Tatarların mı Cengiz’e borçlu olduğu, yoksa Cengiz’in mi Tatarlar’a borcu olduğu hususunda  şüphesiz ki  ikinci şıkkı haklı bulur. Lâkin Tatarlar’ı o güne kadar Orhun Vadisi’nden Cengiz’in sopasından başka birşeyin  kaldıramadığı da önümüzde bir gerçek olarak durmaktadır. Süphesiz ki Cengiz Han ile beraber, Tatarlar’ın üzerinden geçtiği medeni Türkistan coğrafyası  onları insafa getirememiş ama  birbirleri ile savaşmanın  ve yağmanın dışında yeni bir dünya olduğunu  öğrenmişler ve Kıpçaklar arasında ”Biz bir milletiz” diyerek daha mülâyim davranmışlardır. İşte Cengiz’in  Ukrayna ve İdil Ural fütühatı Tatarları’n ve Cengiz Han’ın taşıdığı diğer Türk kavimlerinin  birar Kıpçaklaşmasını ve daha geride İdil Bulgarları’nın ise bir Türk kavmi olarak tamamen Türk tarihinden silinmelerine sebeb olmuştur. İşte Cengiz  fütuhatının  birleştirdiği Deşt-i Kıpçak ve İdil-Ural ülkesi oğlu Cuci’nin Altınordu Türk İmparatorluğu’nun  yeni ve devasa vatanı olmuştur. Ancak bundan sonradır ki  biraz da hanedan anlaşmazlıklarından ötürü zamanla  Kazan yani İdil Tatarları ile  Kırım Tatarlar’ı  aynı kökten iki adlandırma olarak ortaya çıkmıştır. Cuci’den sonra  Müslüman olan Altın-Ordu İmpatarorluğu  tarihe ilk Müslüman-Türk imparatorluğu olarak adını yazdırdı. Fakat ne yazık ki iç karışıklıkların yoğun  olduğu bir dönemde  tıpkı Anadolu gibi Timur’un yumruğunu yiyeyerek  biraz daha bitap düştüler. Esasaında Cengiz Han’dan önce Kıpçaklar bizim Selçuklu ve Anadolu Selçuklu  sultanlarının haberdar olduğu ve kardeş bildiği en önemli komşu kuzeyde  Kıpçaklardı. Selçuklu Sultanları ile tüccarlarının ve bizim bugünkü Kırım aşkı bu tarihlerden başlamaktadır. İç karşıklıklardan başlayan zafiyetten yüzyıllardan beri  Kıpçaklar’a benzemek isteyen ve şimdi de “Tatar” cesareti ve teşkilâtçılığını örnek alan  Ruslar faydalandı. Altın Ordu’nın dağılması ile  ortaya çıkan Kırım, Kazan, Astrahan, Sibir hanlıklarından evvela  Kazan’a göz dikerek 1550’lerde ortadan kaldırdı ve zaman içinde diğer zayıf hanlıkları da aynı şekilde yuttu. 1475’de ise  Osmanlı  aynı akibeti gerçekleşmeden Kırım’ı kendi topraklarına kattı. Tatarlar 1774 Kaynarca’ya kadar  cephedan cepheye Osmanlı ile bilhassa Avrupa fetihlerinde en önde giden  sipahiler oldular. Ara sıra  “Bozkırlılıklar”ı hortladı  ve bütünlüğü bozdukları oldu; lâkin  bu davranışlar Osmanlı’nın çok zor durumda olduğu  ve 1850’de istikraz ile temin ettiği borç para ile Rusya’ya karşı “Kırım Savaşı” adı ile bir savaş açmasının bile önüne geçilemedi. Tatarlar için belki de İmparatorluk feda ediliyordu. Çünkü bu savaştan müttefiklerle birlikte Türkiye galip çıkmasına rağmen dünya ölçeğinde  Avrupa ve Kafkaslar’da verilen tavizler karşılığında  Kırım’ın Kaynarca statüsünde en küçük değişiklik yaptıramadı. Görünüşte Kırım , Kuban ve Bucak Tatarları müstakil olup  dini işlerde Osmanlı Halifeliğine bağlıydılar. Osmanlı, Ukrayna idaresini bunlardan  biliyordu. Savaşlarda devlete asker desteklerini ve cengaverliklerini de biliyoruz. Bunların karşılığında  Türkiye onlardan vergi almadığı gibi üstüne para da veriyordu.

Birinci Cihan Savaşı sonunda çok büyük umutlarla Kırım’dan da destek gören  Bolşevikler Stalin devrinde bütün bir Rus tarihinin intikamını alırcasına  özellikle Kırım Tatarları’nın üzerine yüklenmişler ve onları  komple Sibirya’ya sürmüşlerdir. Bu soykırımın acı hikâyelerini  romanlarda bile görmekteyiz. Ne yazık ki 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bir Tatar melelesi vukuu olmuş bu sefer  Türkistan’a gönderilen Tatarlar’ın gittikleri yerlerde kardeş kavgasına   tutuşmaları özellikle teşvik edilmiştir. İşte bunlardan biri de Taşkend’de yıllarca işkence çeken  bugünkü  Cemiloğlu’dur. Bugün Ukrayna Cumhuriyeti’ne bağlı Kırım Özerk Bölgesi’ne yeni yeni dönme imkânına kavuşan  Kırım Tatarları ulaşabildikleri nüfus sanırım 500 bin civarındadır. başta Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Finlandiya, Özbekistan, Türkmenistan ve  Rusya’da kalan Kazan Tatarları tabii olarak bu değerlendirmelerin dışındadır.

Tarihi verilere göre Cengiz Han’dan sonra  Rus devlet iskeletinin  %50’den fazlası vaftiz edilerek Hiristiyanlaştırılan  Tatarlar’dan meydana geliyordu.Cengiz ve oğulları iki sefer Moskova’yı tarumar etmesine  karşılık,Emir Timur Moskova’ya hiç girmediği halde  Cengiz’i daha çok sevmelerinin  sebebi  Tatarlarlar’la-Ruslar’ın  zaman içinde kaynaşmasıdır. Eğer bir fantezi değilse Taşkend’de Lenin’in bile  Tatar asıllı olduğu yazılmaktadır.Gerçekten Lenin’in ilk yol arkadaşlarının da Tatar Galiyev ve Turar Rıskulav gibi  fikir  adamları olduğu düşünülürse böyle bir şeyi ihtimal dışı düşünmek mümkün değildir.Bizim ittihatçıların Parvus Efendi’si de  ihtilâl için onu Rusya’ya uğurlayan akıl hocalarındandır.1800’lerde Çarlık bürookrasisiNde Hiristiyan asıllı 200’ün üzerinde “Tatar” soyadı bulunuyormuş.

Şu anda yetersiz de olsa Türkiye Kırımlılar’ın davasını sahip leniyor.Bazı bakanlarımız daha şimdiden kendilerinde de bir miktar Tatarlık olduğunu söylüyorlar.Kırım Tatarları   Türkiye’nin her yanına iskan edilmişlerdir.Bunların Türkiye Türkleri ile lehçe problemleri de yoktur.Kırım Özerk Cumhuriyetinde bir sürü arkadaşlığımız olan insan ve ilim adamı var.Tabii, her bakımdan devletimizden daha fazla onların yanındayız.Kabaran Rus şövenizmini ve iştahasını  lanetliyoruz ver artık bu kaabil şeylerin insanlığa sığmadığını haykırıyoruz.Allah Tatarlar’ın yardımcısı olsun.

 

Ali BADEMCİ
Ali BADEMCİalibademci@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments