YOLLARDA

Kemal Çopuroğlu

Diktaya yelken açmak

Bu haber 31 Ocak 2015 - 15:01 'de eklendi ve 750 kez görüntülendi.

Ergun KAFTANCI

    YUNANİSTAN‘dan ne farkımız var?
    Bizde olduğu gibi orada da iki gençten biri işsiz…
    Toplumun yarısından fazlası asgari ücretle çalışıyor. Geri kalan yarısının yarısı ise milli gelirin kaymağını yiyor…
    Geçinmek ve aç kalmamak için it gibi koşuşturanlar ise kaymağı yiyenlerden artan kalan yarının yarısının yarısı…

    Gerisi işsiz, dolayısıyla kazancı yok…
    Labirent gibi bir toplum yapısı…
    Tıpkısının aynısı bizim durumumuz…
    ………………………..
    Yunanistan’da işsiz sayısı nüfusun yüzde 25’i, bizde ise yüzde 12’si.
    Nüfusa gelince, onlar 11 küsur milyon, biz 77 küsur milyonuz; dolayısıyla Yunanistan’da işsiz sayısı 2 milyon 750 bin civarında, bizde 7 milyon 700 binin üzerinde…
    Rakamlar uluslararası kaynaktan alınma, yani sağlıklı…
    ……………………..
    Yunanistan’da da açlık ve yoksulluk sınırları bizdeki sınırlara koşut. Orada da üretimden çok tüketim var; hem de bizdeki gibi lüks olan cinsinden…
    Orada da memur maaşları düşük; işçi yövmiyeleri kuş yemi kadar…
    Sosyal güvencesi olmayan 3 buçuk milyon Yunan var. Bunlar sağlık hizmetlerinden de yararlanamıyor. Bizde bu rakkam nüfusumuz yüzünden çok kabarık…
    Yunan halkı da bizim gibi akaryakıtı, elektriği, doğalgazı pahalı tüketiyor. Ulaşım ücretleri yüksek. Para suyunu çekince devlet, memur maaşlarıyla işçi ücretlerini indirmeye kalktı, vergileri yükseltti…
    Emeklilerin durumuna gelince, bizimkilerden farkı yok; onlar da geçinemiyor, ayın sonunu getiremiyor, perişan durumdalar…
    Evsiz kalan ve sokakta yaşamaya mecbur bırakılan insan sayısının da hatırı sayılır miktarda olduğunu kaydedeyim… 
    ……………………………..
    Çöken ekonomisinin altında kalan ve can çekişen Yunan halkının sosyal hakları da askıya alınmış vaziyette. Demokrasinin beşiği sayılan bu ülkede özgürlükler kısıtlanıyor, düşünce ve düşünceyi yayma hakkı insanların elinden alınıyor. 
    Maddi ve manevi bir çöküntü yaşanan ülkeye Avrupa Birliği de çare olamadı. Yapılan ekonomik yardımlar ve verilen destekler bir işe yaramadı. Siyasal irade kötü gidişi durdurmayı beceremedi, sadece günlük tedbirler alarak yıkıntıyı ayağa kaldırmaya çalıştı…
    …………………………
    Bu noktadan da baktığınızda Yunanistan’dan farkımız yok…
    Ekonomik durumumuz berbat…
    Hak ve özgürlüklerimiz sınırlandırılıyor, hatta kısıtlanıyor…
    Düşünce, düşünceyi yayma, basın, toplantı ve gösteri yürüyüşleri gibi yığınla özgürlük, anayasal hakkımız olduğu halde yok sayılıyor…
    Maaşlarımız ve ücretlerimiz düşük, açlık ve yoksulluk sınırlarımız çok  yüksek…
    Din, siyasetin lokomotifi haline getirildi. Mahalle baskısı, ayrıştırma, bölücülüğe ödün verme gibi toplumu, düşündükçe delirten nedenler neredeyse arşa varacak… 
     Polis devleti olduğumuzu da söylemek mümkün!
     …………………………..
     Bu benzerliğe rağmen Yunan halkı kadar olamadık…
     Ekonomiyi, sosyal hayatı, asayişi, yargıyı, hak ve hukuku berbat eden, sağlık ve eğitim hayatını karıştırıp çağ dışına taşımaya kalkan siyasal iradeyi sapır sapır dökülür hale getiremedik, kıramadık, başımızdan defedemedik…
     Yunan halkı onu becerdi. Ateist ve sosyalist bir ismi partisiyle birlikte iktidara taşıdı. Böylece, demokratik hayatta din faktörünün yeri olmadığını da gösterdi. 
    Bizde hâlâ satılmış aydınlar, cehalete demir atmış güruh ve başımıza daha ne musibetlerin geleceği hesabını yapamayan ve dincilikle siyaseti karıştırıp hamur haline getirenler, padişahlığı özleyenler, hanedana hayat hakkı tanımaya çalışanlar, gericiler, her türlü bağnaz tip başımızdaki siyasal yapıya destek vermeyi sürdürüyor…
    Faşizme ve diktaya yelken açtık, gidiyoruz!
    ………………………..
    Muhterem, karşısına aldığı 5-6 yandaş gazeteciye cumhurun başı edasıyla değil, AKP’nin başı ve başbakan edasıyla nutuk atıyor:
    -Başkanlık Amerika’da padişahlık olmuyor da Türkiye’de niye oluyor… 
    Nasıl lâf ama…
    Allah aşkına gülmeyin, dinleyin…
    Çünkü, Amerikan tarihinde padişahlık yok; keza Obama da düne kadar padişahlık kurumunun varlığını bilmiyordu, bizden öğrendi yani Tayyip Bey’den. O nedenle Başkan’n padişahlık özlemi asla söz konusu olamaz.
     Ama Tayyip Bey’in olabilir…
     Arap harfinden külliyeye, külliyeden Osmanlıcılığa, Osmanlıcılıktan saray düşkünlüğüne, saray düşkünlüğünden saltanat debdebesine, saltanat debdebesinden ilkokul öğrencilerine türban taktırmaya, dershaneden medreseye kadar uzanan yolun sonu padişahlık olmaz mı?
     Yarın, saltanat kayıklarının boğazda gezindiğine dahi tanık olabiliriz…
     Hediye edilen ve üzerleri Arap harfleriyle yazılı tablolara bayılan muhteremin fıtratında saltanat, hanedan ve padişahlık olduğu bunlardan anlaşılmıyor mu?
     …………………………..
     Bana “Lafı nereden aldın, nereye getirdin” diyerek kızmayın…
     Yunan halkının yaptığını yapmak ve başımızdaki siyasal yapıdan kurtulmak zorunda olduğumuzu gerçekleri birbirine bağlayarak mümkün olduğunca kısa anlatmaya çalıştım…
      Yanlışlarım varsa affola…

Ergun KAFTANCI
Ergun KAFTANCIergunkaftanci@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.