Ergun KAFTANCI
AKIL alacak karar değil…
Adam karısını defalarca bıçaklayıp öldürdüğü için yargılanıyor. Karar duruşmasına şık bir kıyafetle çıkarak hakkında verilen kararı dinliyor:
-Sanık, kırk yıllık karısını 40 bıçak darbesiyle öldürdüğü için müebbet hapisle cezalandırılmıştır. Dava süresince saygın tutumuyla bir daha karısını öldürmeyeceği kanaati hasıl olduğundan cezası 20 yıl hapse indirilmiştir.
Ortada adamın öldüreceği eş kalmamışken…
Cezada indirim gerekçesi insanı şaşırtmıyor mu!?
……………………………………………
Ciddi anlamda bir yargı reformuna ve anlayışına ne kadar muhtaç olduğumuz ortada!
* * *
DİYANET İşleri Başkanlığı’nın, hiçbir siyasal yapının müdahale edemeyeceği gerçek anlamda bir özerk kurum haline getirilmesinin şart olduğu görüşündeyim…
Laik bir devlette dinsel kurumlar ve gruplar, devletle bağlantılı olamaz…
Aksi halde o ülkede laiklik kağıt üzerinde kalır; devlet, laik anlayışta olmaz, dinsel anlayışta olur, kurumlar da mecburen, siyasal iradenin organı gibi hareket etmek zorunluluğu hisseder…
Bunu engellemenin en kestirme yolu, Diyanet İşleri Başkanlığı‘nı bir akademi konumuna sokmaktır.
Örneği Fransa’da var….
Mesela Académie Française, hiçbir siyasal yapının müdahale edemeyeceği bir konumdadır. Bir dil, kültür ve sanat esaslı kurum olduğu için, hiçbir siyasal etkinin altında kalmamış ve Fransızca’nın da, sanatın da yozlaşmasını engellemiştir.
Oysa görüyoruz, Diyanet İşleri bugünkü koşullarda, içgüdüsel tercihini ister istemez devletten yana kullanıyor.
Mesela Aleviliğe bakışı…
Tipik devlet görüşü…
Yani, iktidardaki siyasal yapının kriterlerine, dinsel algılamalarına ve tercihine koşut bir bakış…
Bu durum, dinin devlet işlerine bulaştırıldığının belgesi değil mi?
……………………………………………………
Gelelim fetva konusuna…
“Babanın kızına sarılması şehvete neden olur” diye hükmeden fetva kısa sürede yalanlandı ama ülkenin gericilikten sabıkalı popülasyonlarında hâlâ geçerliliğini koruyor…
Cahiliye devrine ait bir anlayışın 21. Yüzyıl Türkiye’sinde Diyanet fetvası haline getirilmesi, teşkilâtın a’dan z’ye ıslahı gerektiğini gösteriyor…
………………………………………………….
Kürtaj konusuna da el attılar…
Balık baştan kokar ya…
Diyanet bir fetva daha yayınladı; hem de siyasal iradenin görüşü doğrultusunda… Kürtaja yani doğum kontrolüne ilişkin görüş (!) beyan etti…
Kürtaj yaptıran kadın beş deve bağışlamak zorundaymış…
Kime?
Devlete…
Neden deve?
Çünkü Arap dünyasında deve önemli ve de değerli…
Bu bedele “Gurre” diyorlar; dinimizde var, ancak gurre mezheplere göre değişik. İlle de deve değil, kiminde altın para, kiminde gümüş para…
İslam’da Kürtaj suçu ve cezâsı konusunda Prof. Dr. Hayrettin Karaman‘ın görüşleri var; okumanızı öneririm…
* * *
YUNANİSTAN doğumlu Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu domuz gribi tehlikesi başgösterince halkı “Panik yapmayın” diye yatıştırmaya kalktı…
Oysa halk panik yapmıyor, hastalandığı için hastanelere koşuyor…
………………………………………………….
Menhus hastalık Ege’de yaygın; hastane kapıları hınca hınç…
Yurttaşlar tedavi olmak için devlet hastanelerine başvuruyor.
Bakan Bey ise sağlık için hastanelere başvurmaları panik sayıyor…
Hastalığın yayılması bana göre, tedavi isteyen insanların telaşının panik diye değerlendirilmesinden kaynaklanıyor…
Bakanlığın bu aşamada yapması gereken önemli bir iş var; özel hastaneleri de devreye sokmak. Hasta, oralarda da ücretsiz muayene edilmeli ancak tedavisi yatırılmayı gerektiriyorsa, yataklı tedavinin bedelini devlet ödemeli…
Bu kural devlet hastaneleri tarafından yapılacak sevklerde geçerli olmalı…
Bunu neden söylediğime gelince…
Devlet hastaneleri hasta çokluğu yüzünden yeterli olamıyor, her hastaya yetişemiyor. Yoğunluk, böyle bir dağıtımla azaltılabilir ve hastalarımız tedavi olanağına kavuşmuş olur…
……………………………………………………
Birileri bakan Müezzinoğlu‘nu daldığı uykudan uyandırmalı ve “Panik yapmayın” takıntısından da vazgeçirmeli…