DARBE ZİHNİYETİ

Bu haber 11 Ekim 2016 - 10:19 'de eklendi ve 254 kez görüntülendi.

Yrd.Doç.Dr. Fahri Maden

(Kastamonu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü)

 

 

Osmanlı’dan Cumhuriyete tarihimiz boyunca darbe zihniyeti her zaman var olmuştur. Öyle anlaşılıyor ki epey daha varlığını devam ettirecektir. Çünkü bu bir zihniyet problemidir. Yani militarizm düşüncesi siviller arasında da yer buldukça silahı elinde tutan hükmetmek ve yönetmek fikrinden vazgeçmeyecektir. İster emir komuta zinciri ile isterse cunta yoluyla…
Osmanlı’da Yeniçeriler doğrudan veya dolaylı darbelerle iktidara ortak olmuşlar, padişah veya sadrazam değiştirmişlerdir. Otuz altı Osmanlı padişahının on ikisi askerî darbelerle yani Yeniçeri isyanlarıyla devrilmiş, bir kısmı öldürülmüştür. 1446’da Edirne’de Buçuktepe eylemiyle başlayan Yeniçeri isyanları ve darbe girişimleri ocak tamamen ortadan kaldırılıncaya kadar sürmüştür. Bunlar içerisinde ulufe (maaş) ve bahşiş isyanları olduğu gibi padişah değiştirmeye ve öldürmeye kadar giden suikastlar da bulunmaktadır. XVII. yüzyılın başlarındaki Yeniçeri ayaklanmasında büyük katliam yaşanmıştır. Yeniçeriler vezir ve ağaların yanı sıra Sultan II. Osman’ı tahttan indirip öldürmüşlerdir. Aynı yüzyıl içerisinde Osmanlı üst yönetimine karşı ikinci bir darbe gerçekleştirmişlerdir. Vaka-i Vakvakiye (Çınar Vakası) denilen bu olay 28 Şubat 1656’da gerçekleşmiştir. Yeniçeriler ayaklanıp üst düzey otuzdan fazla devlet adamını çınar ağaçlarında sallandırmışlardır. 1703 yılında yine taht değişikliği ile sonuçlanan Edirne Vakası meydana gelmiştir. 1730 Patrona ve 1807 Kabakçı Mustafa isyanları bir diğer taht değişikliği meydana getiren Yeniçeri isyanı, darbeleridir. Nihayet son adım 1826’da yaşanmış, iyimser bir rakamla yirmi bin Yeniçeri kılıçtan geçirilip yeni bir ordu kurulmuştur.
Yeniçeri Ocağı’nın ortadan kaldırılması Osmanlı’da askeri darbeler tarihinin sonu anlamına gelmiyor. 30 Mayıs 1876’da Harbiye Mektebi öğrencileri medrese öğrencilerini de yanlarına alarak Dolmabahçe Sarayı’nı çembere almışlar, Sultan Abdülaziz tahttan indirilip bilekleri kesilerek öldürülmüştür. Bu hadise modern darbeler tarihimizin de başlangıcıdır. Arkası gelmiştir. 31 Mart 1909 askeri isyanı ve darbesi sonrası 27 Nisan 1909’da II. Abdülhamit tahttan indirilmiştir. Bu olay Osmanlı tarihinin yukarıdan beri sıraladığımız askeri hareketleri içerisinde en yıkıcısı olmuştur. Zira Osmanlı’nın çözülüş sürecini geri dönülmez bir şekilde hızlandırmıştır. Osmanlı’da dikkate değer son darbe Ocak 1913 tarihlidir. Binbaşı Enver Bey’in liderliğindeki askeri cunta hükümet toplantısını basmış, hükümet üyeleri zorla istifa ettirilerek siyasete müdahale edilmiştir. Bütün bu askeri isyanlar ve darbeler silsilesi Osmanlı sonrası da sürmüştür. Adeta gelenek halini almıştır. Nitekim 27 Mayıs 1960’ta yapılanı Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk askeri darbesidir. Yine halkın oylarıyla seçilen meşru hükümet ve siyasiler alaşağı edilmiş, ayrıca dönemin genelkurmay başkanı dahil iki yüzden fazla general tutuklanmıştır. Cumhuriyetin bu ilk darbesinin düşük rütbeli subaylar tarafından planlandığı ve icra edildiği görülmektedir. Ancak bu darbe ilerleyen süreçte sivil idareciler tarafından da alkışlanmıştır. 27 Mayıs uzun süre bayram olarak kutlanmıştır. Öte yandan asker içerisinde bu darbeden sonra üç türlü hadiseler gözlenecektir. O da ya emir komuta içerisinde ülke yönetimine el koymak ya da cunta faaliyetinde bulunmak veyahut askeri darbeye yine bir başka askeri darbe girişimiyle karşılık vermek. Bu durum günümüze kadar gelen süreçte genel itibarıyla her on yılda bir, özel olarak da sık sık darbe teşebbüsleri, girişimleri, kalkışmaları, muhtıraları ve sair sürüp gitmiştir. Sayısı o kadar fazladır ki…
Elbette yakın dönemde sonuçları en ağır olan darbe 12 Eylül 1980 darbesidir ki hala etkileri sürmektedir. Keza bu askeri müdahalenin ülkenin içerisine sürüklendiği siyasi ve sosyal sebepleri vardır. Ancak bu darbe daha sonraki dönemlerde artçı dalgalarla bugüne gelmiştir. 28 Şubat 1997 Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan sürecin yaraları henüz tam anlamıyla sarılamamıştır. Dahası bu darbenin onca tartışmaya ve üzerinde konuşulmasına rağmen ne olduğu bugünkü darbe girişimleri neticesinde anlaşılmaya başlanmıştır. Gerçi son darbe girişimi henüz çok tazedir ve bağlantıları zamanla anlaşılacaktır. Maalesef iki binli yıllarda geleneğin bozulmadığı ve bu darbeci zihniyetin 28 Şubat dramından on bir yıl sonra 27 Nisan 2007’de bir kez daha seçilmiş hükümete muhtıra vermiştir. Arada pek çok darbe hazırlığı ve darbe planları yapıldığı gibi de haberler çıkmış, bunlar Ergenekon ve Balyoz davalarına sebebiyet vermiştir. Netice olarak gelinen sonuç 15 Temmuz 2016’da meydana gelen askeri darbe girişimi veya kalkışmasıdır. Gerçi bu sonuncusunun klasik askeri darbe zihniyetinden farkları göze çarpmaktadır. Keza bu defa asker içerisinde bir cunta değil FETÖ/PDY diye isimlendirilen yapının sızması ve mevcut siyasi iktidardan öç almak ve ülkeyi kendi idaresine geçirmek düşüncesi söz konusudur. Ancak mesele ülke yönetimini ele almak ve seçilmiş iktidarı devirmek noktasından bakıldığında önceki darbelerden bir farkının olmadığı anlaşılmaktadır.
Tüm bu askeri müdahaleler tarihi aslında bir zihniyetin dışa vuruşudur. Sivil iktidarların güçten düştüğü, siyasi istikrarın bozulduğu, koalisyonların sonuç vermediği dönemlerde ülkeyi en iyi biz yönetiriz anlayışının hâkim olduğu darbeci zihniyet sürekli kendini hissettirmiştir. Nihayet bu zihniyetin varlığı asker içerisinde kadrolaşmayı, askeri kadrolara sızıp o gücü kullanmayı, gerek iç gerekse dış güçler hesap etmişlerdir. Son darbe kalkışmasında da aynı durum söz konusudur. Günlerdir darbe teşebbüsü tartışılmaktadır. Ortaya pek çok ihtimal ve senaryoyla beraber yakın zamanda vuku bulan hadiselerin farklı yönleri deşifre edilmektedir. Bu münasebetle 15 Temmuz darbe kalkışması 1980’den bugüne olan olayların kara kutusu mesabesindedir. Pek çok faili meçhul ve anlaşılamayan olayın bu kalkışma sonrası tartışılması, bazılarının aydınlatılması ve anlaşılması söz konusu olacaktır. Bununla birlikte “darbeler dönemi kapanmıştır” deniliyorsa da darbe zihniyeti tamamen değiştirilmedikçe niyetler ve girişimler sona ermeyecektir. Muhtemelen sivil hayatta konulan 2023, 2053 ve 2071 gibi hedefler asker yetiştirme politikasında da uygulanmalı, askeri okullarda ülkeyi yönetme, halkı idare etme düşüncesinden ziyade bu hedefler doğrultusunda cihanşümul hedefler esas alınmalıdır. İç politikada güvenlik, terör gibi silah gerektiren hususlar haricinde her türlü yönetimsel konular sivil alanın konusu yapılmalıdır. Bu konularda adımlar atılmadıkça sadece “bundan sonra darbeye cesaret edilemez” denilmekle darbe düşüncesi ve zihniyeti yok edilemez.
15 Temmuz’da kendini Yurtta Sulh Konseyi olarak tanımlayan bir grup asker tarafından, emir komuta zinciri dışında gerçekleştirilen ve başarısız olan, askeri üniforma içerisinde gizlenmiş güçlere verilen tepki Sayın Ahmet Ulukaya’nın “Halk gücünün bilincinde olmayan, uyuyan devdir” (Düşünceler ve Sözler, s.27) sözünü haklı çıkarmıştır. Yıllardır bazı kişiler ve kesimler tarafından küçük ve hor görülen Türk halkı rüştünü bir kez daha ispatlamıştır. Türk demokrasisinin eskisi gibi kırılgan olmadığı, darbe ihtimaline karşı sivil bir duyarlılık ve direniş içerisinde olunduğu görülmüştür. Bütün bunlara rağmen çıkarılması gereken dersler vardır. Toplumda infial meydana getirmemek için kalıcı ve ayağı yere basan çözümler üretmek gerekir. Hem askeri darbeler açısından hem de inanç sömürüsü bakımından tarihte pek çok örneğini gördüğümüz son hadiseler toplumu ilim ve irfan noktasında daha iyi noktaya getirmemiz gerektiğini göstermektedir. Gerçi bugün militarizme direnenler okumuş, bilgi seviyesi yüksek kişilerden ziyade sıradan vatandaşımızdır. Tanklara ve kurşunlara vücudunu siper edenler esnaf, işçi, amele veya çiftçidir. Kısaca sorun okumuş kesimin darbe zihniyetini söküp atmasıdır. Bu da hür düşünceli, tartışmaya açık ve sorgulayabilen bireyler yetiştirmekle mümkündür. Bu tür bireyler yeri ve zamanı gelince “hayır” diyebilmenin görev olduğunu (Düşünceler ve Sözler, s.7) bilen kişilerdir. Aksi takdirde darbe girişimleri olmaya devam edecektir. Son söz olarak bu darbe girişiminde canlarını ortaya koyan ve vefat eden her vatandaşımıza şükranlarımı ifade etmek istiyorum.
Not: Bu yazı İnsanca Dergisi, Sayı 95, Eylül-Ekim 2016, s.30-33’te yayınlanmıştır.

Yrd. Doç. Dr. Fahri Maden
Yrd. Doç. Dr. Fahri Madenfahrimaden@kastamonu.edu.tr

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments