Korkumuzun Adı Corona
Öncelikle aşağıda yazdıklarım tamamen kişisel görüşlerimi yansıtmakta olup çalıştığım hastane ve araştırma kurumlarını bağlamamaktadır.
Korkumuzun adı Corona, nam-ı diğer COVID-19. Bizim jenerasyonun çok alışık olmadığı türde bir virüs. Çok bulaştırıcı, elit, zengin, fakir, Avrupalı, Asyalı seçmiyor. Öldürücülüğü yaşa ve altta yatan diğer hastalıklara bağlı değişen bir baş belası.
Öncelikle en iyi bildiğimiz şey, bilimsel olarak çok da bir şey bilmediğimiz. Sorunda buradan çıkıyor zaten. Belirsizlik toplumları yıpratıyor, dedikoduları, komplo teorilerini alevlendiriyor ve ‘hadi oradan bize bir şey olmazcı’ları arttırıyor.
Bununla beraber çok temel noktalar var, bunları biliyoruz. Bilmediğimiz üzerinden spekülasyon yapmak yerine bildiğimiz üzerinden aksiyon almakta fayda var.
Yavaşlasa bile binlerce insanın daha yaşaması anlamına gelir. Matematiksel olarak toplumun %50sinin bağışıklık kazanması gerekiyor. Bağışıklık kazanmanın üç yolu var: hasta olmak, hastaya maruz kalıp hasta olmadan bağışıklık kazanmak ve aşı olmak. Aşıyı saymazsak bu işin kendi seyrinde tamamen bitmesi için Amerika’da 100-150 milyon insanın, Türkiye’de ise 40 milyon insanın bu süreçten geçmesi demek.
Tabi günün sonunda geriye baktığınızda ve mevcut öldürücülük rakamlarını düşünürseniz, bu yüzbinlerce kişinin ölmesi demek. Ölümlerin %90’a yakını 65-70 yaş üstü ve ek kronik rahatsızlığı olanlardan gerçekleşecektir. Yani şuan evine girmeyen, AVM den çıkmayan, en sevdiği cafésinden vazgeçmeyen sağlıklı, görece olarak genç insanların tercihlerinin faturasını toplumun hasta ve yaşlıları hayatlarıyla ödeyecek.
Bu radikal önlemlerin ekonomiye zararı ve insanların moraline vurduğu balta çok büyük olabilir. Ama geriye dönüp keşke demenin vicdani yükü bütün bunları aşadabilir. Halbuki 2-3 hafta sonra ‘amma da abartmışız demek’ şuan İtalya halkının yaşadığı hislerden çok daha çekilebilir diye düşünmeden edemiyorum.
Önümüzdeki günlerde testler yaygınlaşacak, sayılar katlanarak artacak, panik daha da büyüyecek, eğer bugün izole olmazsak sağlık sistemi de bu yükün altında ezilecek. İyimser tablo çizmek, sadece yaklaşan fırtınayı kale almamak ve kafamızı kuma gömmek olur. Herkes üzerine düşeni yapıp evde kalmayı becerebilmeli.
Dünya bunu daha önce de tecrübe etti. 1918 İnfluenza salgınında izolasyonda geç kalan Philadelphia’ da tepe vaka çok hızlı gelişerek katastrofik sonuçlar yaratırken izolasyonu çok hızla uygulayan St. Louis’ de salgın yavaşlayıp tepe vaka hiç bağcılar escort olmuyor (Mecher, Lipsitch PNAS 2007 Raporu).
Biz hastaneye gitmeye, toplum için çırpınmaya devam ediyoruz. A, b, c, d, e, f… planları yaptık. Biliyoruz ki her geçen gün enfekte olan sağlık personeli sayısı da artacak, nöbetler zorlaşacak ama biz ailelerimizi geride bırakıp hastaneye gitmeye ve yoğun bakımda uykusuz aksaray escort nöbetlere devam edeceğiz.
Tek dileğimiz biz evimizden çıkarken sizin evinize girmeniz, bize zaman kazandırmanız.
Düşünün ki eski çağlarda önemli bir kaleyi anadolu yakası escort savunuyoruz. Sürekli ama az sayıda atakları püskürtebiliyoruz ama ani ve çok büyük sayıda unsura sahip bir atağı kaldıramayabiliriz. Gelin bu kaleyi düşürmeyelim.
Lütfen bugünü ciddiye alın, yarına hazırlığınızı yapın, evinizden çıkmayın.
Saygılarımla,
Dr. M. Furkan BURAK
İç Hastalıkları Uzmanı
Endokrinoloji ve Metabolizma Yandal Uzmanı
Brigham and Women’s Hastanesi
Harvard Tıp Fakültesi