Gazi KARABULUT
“20 Şubat 2015 tarihinde Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde, karşıt görüşlü bir grubun bıçaklı saldırısı sonucu ağır yaralandı ve aşırı kan kaybından hayatını kaybetti.”
Böyle verildi basında.
Kırk beş saniyeyi bile bulmadı ekranlardaki haberin süresi…
“Karşıt görüş” denildi.
“Öğrenci olayları” şeklinde aktarıldı.
Hakikat hiç de öyle değildi. 2009 yılında “Kürt Açılımı” veya “Demokratik Açılım” adı altında MİT ile PKK yetkilileri arasında Oslo’da yapılan gizli görüşmelerle başlayan bir sürecin sonucuydu bu yaşananlar.
2009 yılında İmralı’da yatan PKK lideri, bölücü başı, bebek katili Abdullah Öcalan ile devlet yetkililerinin yeniden görüşmeye başlamasıyla yeni bir sürece evirilen “Kürt Açılımı” adlı projesi 21 Mart 2013 Nevruz kutlamalarında Öcalan’ın mektubunun okunması ve PKK’ya “silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi” çağrısı ile hız kazandı. Acıdır ki Kandil’den gelen gruplar davul-zurnalarla karşılanıp neredeyse törenle de Habur’dan uğurlandı. Çadır mahkemeleri ve mahkeme süreci ise hafızalarda derin izler bıraktı. Sonrasında “Akil İnsanlar Heyeti,” hükûmetle ilk resmi toplantısını ve buluşmasını 4 Nisan 2013 tarihinde İstanbul Dolmabahçe’deki Başbakanlık Çalışma Ofisi’nde gerçekleştirdi.
Bütün bu gelişmeler, yurt içinde PKK’nın pervasızca saldırılarına kapı araladı.
Ekim 2014’teki Kobani olayları ve artan gerilimler, 20 Temmuz 2015’te Suruç’ta yaşanan katliam ve 22 Temmuz 2015’te Şanlıurfa Ceylanpınar’da iki polisin evlerinde öldürülmesi…
Ülkenin pek çok yerinde örgütün özellikle şehir yapılanması tahriklerini, baskılarını artırmış, Doğu ve Güneydoğu’da hendekler, yığınaklar oluşturmuştu.
Yaşananlar bir çözüm sürecinden ziyade savaş hazırlığını andırıyordu. Bunları yaparken takınılan tutum ise verilen talimatlardan dolayı, güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlıyordu.
Ya Üniversiteler?
Tam manasıyla örgütün propaganda sahasına ve eleman devşirme merkezine dönüştü. Çözüm Süreci gerekçesiyle üniversite yönetimlerinin görmezden geldiği olaylar, eylemler, saldırılar üniversiteleri eğitim yuvası olmaktan çıkarıyordu. Fakülte koridorlarında Apo’nun posterleri dalgalanıyor, sözde PKK bayrakları asılıyor, duvarlar örgüt sloganlarıyla dolduruluyordu. Öyleki, kim öğrenci kim örgüt üyesi anlaşılmıyordu. Kafasına puşi dolayıp derslere girenler, sözde “Devrim Şehitleri” için amfilerde saygı duruşu yaptıranlar, Yerleşkeleri PKK’nın eylem alanına çevirenler, en küçük bir uyarıda pervasızca saldırıya geçenler bazı üniversitelerde ders yapılmasını mümkün kılmıyordu.
Başta Dicle Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, ODTÜ ve Ege Üniversitesi olmak üzere birçok üniversitede Türk Milliyetçisi öğrenciler; sözde öğrenci kılıklı örgüt mensuplarının açık hedefine dönüşmüştü.
Bütün bunları neden hatırlatıyorum.
Hatırlatıyorum ki yeni Fıratlar kurban vermeyelim kanı beş para etmeyen hainlere…
Hatırlatıyorum ki yeniden kalleşçe toprağa düşmesin memleketin ak alınlı yiğit çocukları…
Hatırlatıyorum ki bir daha örgütlerin, bölücülerin, vatan hainlerinin; uzantıları, taşeronları, paçavraları, eylemleri üniversitelerimizi kirletmesin.
Evet, üniversitelerimizde eğitim-öğretim dönemi başladı. İhtimal ki yine yaşanan süreci suiistimal edecek gruplar, taşeronlar, örgütler olacaktır. Nice dağ kaçkını, insan azgını, örgüt piyonu; tahriklerle, tahkirlerle üniversiteleri karıştırmak isteyecektir.
Üniversite yönetimleri böylesi bir eylem ve söylemlere asla izin vermemelidir. Örgüt propagandası yapmaya çalışan özellikle Türk milliyetçisi öğrenciler üzerinden kargaşa ortamı oluşturmak isteyen hiçbir kişi veya gruba müsamaha gösterilmemelidir. Gerekli bütün tedbirler alınmalı; art niyetli yaklaşımlara, örgüt propagandalarına, fırsatçılık yapmaya yeltenenlere göz açtırılmamalıdır.
Nitekim Türk milletinin umudu dediğimiz gençlerimiz üniversitelerde kendi alanları ile ilgili ilim tahsilini gerçekleştirmek ve elbette memleketin meselelerine yönelik çalışmaları yapmak için baba ocaklarını terk edip gurbeti mesken eylemektedir.
Hiçbir vatan evladı haddini bilmeyenlerin alçakça oyunlarına alet edilmemelidir.
Testi kırılmadan hatırlatalım istedik.