Gazi KARABULUT
Hiç bir beşeri gücün önünde eğilmeden, samimi bir ülkücü olarak; asla ve asla hiç bir beklenti içine girmeden; gündüz durmadan çoğu geceleri uyumadan Türk Milliyetçiliği için yazıyorum, konuşuyorum, diyarlardan diyarlara gidiyorum.
Tek derdimiz “Elhamdülillah inanmış samimi bir müslümanım.” diyen lider gibi ve onunla yol yürüyen mütefekkirin ifadesinde olduğu gibi “Öldükten sonra; ülkücüydü, ülküleri için yaşadı.” denilmesi arzusundayız.
Büyük Türk milletini sevme ve yüceltme mücadelesindeyiz.
Lakin içim acıyor, dava(!) adına dava(!) adamlarının riyakarlıklarını gördükçe…
Yüreğim parçalanıyor, ülkülerine bihaber ülkücü(!) görünümlü hokkabazları gördükçe…
Derin ıstırap duyuyorum “Ahde vefa” diyip de ahde vefaya sırt dönenleri gördükçe…
Anlamsızca kavramlar kullananaları gördükçe şaşırıyorum…
Yok Seküler milliyetçilik,
Yok Muhafazakâr milliyetçilik,
Hatta ne demekse, Ulusal milliyetçilik…
Falan…
Ya hu bizim bir tane milliyetçilik anlayışımız vardır.
O da Türk milliyetçiliği…
Türk milliyetçiliğinin davranış biçimine, yaşam ve eylem şekline de ülkücülük, demişiz.
Muhasebe adına demem o ki;
Kur’an’a iman ettiğim gibi inandığım tertemiz ülkülerimizi, talihsiz bir dönemin yorgun bir ülkücüsü olarak, “Emrolunduğu gibi dosdoğru olmayı” bir hayat nizamı gören, vazgeçmeyi düşünmeyen; riyasız, beklentisiz, samimi ülkücülere emanet etmek için Fikri mücadelemizi son nefesimize kadar verme ahdindeyiz.
Ve yıllar ömce söylediğim gibi haykırmaktayız.
Ey Ülkücüler, Ülkücü olunuz!