YUNUS EMRE’Yİ YENİDEN OKUMAK

Bu haber 07 Mayıs 2018 - 17:05 'de eklendi ve 223 kez görüntülendi.

     Ahmet Urfalı

 Türkolog Anna Masala; ‘’Yunus Emre Türk ruhudur, sonsuz-tarihsiz Anadolu’dur.’’ diyerek bir gerçeği ifade etmiştir. Zaman zaman Yunus Emre’yi kendi düşüncelerine gerekçe yapmak isteyenler, onu yanlış yorumlayarak konuyu başka alanlara çekmek istemektedir. Her sanatkâr, çağının ve milletinin aynasıdır. Yunus Emre, Türk milletinin özünde bulunan sevgi ve hoşgörü duygularını Tanrı aşkıyla yoğurarak bütün insanlığa, Anadolu yaylasından kardeşlik çağrısı yapmıştır. Yunus Emre, Ahmet Yesevi düşüncesinin Anadolu’da söylenmiş sözüdür. ‘’Her dem yeniden doğarız bizden kim usanası.’’ diyen Yunus Emre, yeniden doğuşların insanlığa yeni müjdelerle döndüğünü belirtir.

   Anna Masala şöyle devam eder;’’ “Mevlana’ya yenidünya görüşümü, insanlık ruhumu, Yunus Emre’ye tevazuumu, tasavvuf şiirine sevgimi borçluyum. Fakat manevi dünyamda başka evliyalar, başka hocalar, başka şairlerde yaşar. Türkiye’den uzak olduğum zaman, gurbet illerine düştüğüm zaman hiç yalnız değilim; hatta Hacı Bayram Veli’nin, Eşrefoğlu Rumi’nin, Hasan Dede’nin, Abdal Musa’nın ve hepsinden önce de Ahmet Yesevi’nin İstanbul’un bütün evliyalarının ve Anadolu’daki dedelerin aydınlık yüzlerini görüyor, kalbimde hissediyorum…”  Aslında bu sözler, Türk aydınlanma çağının bir açıklamasıdır.

12.yüzyılın sonu, 13.yüzyılın başlarında Anadolu’yu kasıp kavuran tehlikeler, tehditler, çileler bulunmaktaydı: İsyanlar, Moğol işgali, kıtlık- yoksulluk, salgın hastalıklar, devlet otoritesinin kaybı, farklı inançlar… İşte bütün bu olumsuzluklara rağmen adları zikredilen ulu insanların sevgi, hoşgörü, kardeşlik söylemleri asırlara hükmederek vadettikleri barışı sağlamıştır. Günümüzde de o kutlu insanların yaktığı sevgi ışığının aydınlığında gönüllerimizi, ruhlarımızı dostluk ve huzurun erdeminde birleştirebiliyoruz. Böylece sağlanan gönül dilimizle bütün insanlığa Türklüğün evrensel mesajlarını ulaştırabiliyoruz.

Bahtiyar Vahapzade, Yunus Emre’nin birçok yerde mezarının olmasını, sevilmesini, gönülleri hitap etmesini dizelerine döker:

‘’Bir yerde ölüp, peki niye bin yerde doğdu?

Aşkında yanarken yeniden bir daha doğdu.

Şiirindeki hikmetli satırlarda doğdu.

Bir yerde ölüp, bes niye min yerde mezar?

Her kazılır çünkü gönüllerde mezarı.

Otlarda, çiçeklerde ve güllerde mezarı.

Efsane mi gerçek mi? Bu insan, nasıl insan?

Varlık sesidir kopmuş o, Türk’ün kopuzundan.’’

 Yunus Emre, bütün insanlığa aynı gözle bakmanın gereğine işaret eder. Zira insanların yaratıcısı tektir. O da Allah’tır. Bu gerçeği kavramayanlar bilgin dahi olsa hakikatte Allah’a karşı asi durumdadırlar:

“Yetmiş iki millete bir gözle bakmayan

    Halka müderris olsa hakikatte asidir.”

Yunus Emre, şiirlerinde  ideal insan tipi olan insan-ı kamili tanımlar. İnsan-ı kamil olmanın yol ve şartlarını belirtir. Olgun insan, kendini bilmek için ilim tahsil etmek, kişi haklarına saygılı olmak zorundadır:

“İlim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin ya nice okumaktır.

Okumaktan mana ne, kişi Hakkı bilmektir

Çün okudun bilmezsin ha bir kuru emektir.”
 Hz. Peygamberimiz, Allah’ın gönüllerimize ve yaptığımız işlere baktığını vurgular: “Allah sizin vücutlarınıza ve dış görünüşlerinize, suretlerinize önem vermez, bakmaz.  Fakat gönüllerinize bakar ve yaptığınız işlere bakar.” Yunus Emre’nin dizelerinde de bu hadise bağlı olarak yeni açılımlar sağlanır:

“Ak sakallı bir koca hiç bilmez hâli nice

Emek vermesin hacca bir gönül yıkar ise.’’

  Erol Güngör,  ‘İslam’ın Bugünkü Meseleleri’ adlı muhteşem eserinde: “İslâm, siyasetin arkasında filizlenen bir doktrin değildir. O hedefine tek başına yürür. İslâm davasının asıl yükü, fikir adamlarının omuzlarındadır. Müslüman aydınlar, din adamları, âlimler, mütefekkirler, sanatkârlar bu sorumluluğun şuuruna ermelidir. Medeniyeti politikacılar yaratmaz. Medeniyet, âlimlerle sanatkârların işidir.” diyerek Türk aydınlanma çağının geçmiş ve geleceğinin tahlilini yapar.

13.yüzyılda Türk mutasavvıfları tarafında olgunlaştırarak bütün insanlığa sunduğumuz ‘’Gönül Medeniyeti’’ nin esasını bu düşünce teşkil eder.

     Gönül medeniyetinin temeli olan kardeşlik, barış, hoşgörü ve sevgi duyguları, bütün insanlığa, Türklüğün ulu bilgeleri tarafından telkin, teşvik, tembih ve tavsiye edilerek duyurulmuştur.

  Ahmet Yesevi’in; “Sünnettir, kâfir olsa da insanı incitme.

                   Gönlü katı olan ve kalp kırandan Allah şikâyetçidir.”  sözüne

Kaygusuz Abdal’dan katkı sağlanır:

“Şu âdem dedikleri

El ayakla baş değil

Âdem manaya derler

Suret ile kaş değil.”

Niyazi Mısri’nin; “Çün nefsin bilen kişi Allah’ı bilirmiş.” Duygularını Hacı Bayram Veli; “Sen seni bil, sen seni.” sözleriyle pekiştirir. Hacı Bektaş Veli’nin,

“Sakin ol, kimsenin gönlünü yıkma.” tavsiyesine Yunus Emre; “Bir kez gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil.” ikazında bulunur. Seyrani’nin,“Gönül Beytullah’tır yıkma Seyrani.” dizesi, Şeyh Gâlip’in; “Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen.” deyişiyle anlamlandırır.

   Bizler, Yunus Emre’yi medeniyet kuruculuğu yönü ile tanıyıp yorumlamak durumundayız. Onun, Divan ve Risaletü’n-Nushiyye adlı eserleri akıl ve bilim ışığında değerlendirilerek bütün insanlığa yeni bir ses olarak tekrar duyurulmalıdır.

 

Ahmet URFALI
Ahmet URFALIahmeturfali1955@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments