365 SANIK, 156’SI BAHRİYELİ; BU SİZE NE İFADE EDİYOR?

Bu haber 22 Aralık 2012 - 16:59 'de eklendi ve 6.052 kez görüntülendi.

Türk denizciliği, bugünkü Bahriye, Heybeliada’dan “vira demir”le başlar. Bahriye sırmadır, Bahriye beyazdır, Bahriye palettir. Yıllara göre sahillerinde, ülkenin üç uzun kıyı şeridinde kendini gösterir. Karadeniz’de başka, Ege’de başka, Akdeniz’de Kıbrıs’ı yalayan güney sahillerinde başka bir renk ve güzellikte ufukları kaplar.
     Balyoz Davası’nda birinci suçlama “Darbe teşebbüsü” ise de, esas gaye; görünmeyen ama kendini hissettiren; Türkiye’nin dışa açık, milli, teknolojik ve ilmi, çağdaş Deniz Kuvvetleri’ni değiştirmek, yozlaştırmak, gidişatına sekte vurmaktır.
       Duyar gibi oluyorum; “ Ne o, deniz deyince sadece Bahriye mi anlaşılmalı” diyorsun! Evet, bu gün sadece Bahriye anlaşılıyor. İstanbul’da, İzmir’de, Trabzon’da, Antalya’da bir vatandaş bir gemi ile bir yere gidebiliyor, gezebiliyor, seyahat edebiliyor mu? Böyle bir kuruluş veya organizasyon var mı? Efendim ekonomik olmadığı için mevcut sistem ve tesisler kapatılmış, satılmış. İllaki ülkede her kurum verimli mi çalışıyor. Neticede; yatınız, tekneniz yoksa İzmir’den Mersin’e bir gemi ile denizden gidemezsiniz. Bugün böyle bize ait bir kurum veya organizasyon yok. Ulaştırma ve denizcilik kelimeleri ile başlayan, uzun mu uzun, iyi ödenekli, başında bakan bulunan bol müdür bürolarına havi bir kurum var. Bence ses var ve o ses hayli yüksek çıkıyor ama “ görüntü yok.” Dünya denizciğindeki payımız %2 civarında. Uzun sözün kısa cevabı. Bir konudaki;” Gemi inşa ve tersanecilik”teki gelişmemizi, söz sahibi olmamızı da takdir etmek gerekiyor.
                                                                                        KİMSE ÇIĞLIKLARINI DUYMADI
        Önümde duygulandığım, her gördüğümde his dünyamı allak bullak eden bir resim var. Trajlı, saygın bir günlük gazete. 22.Eylül.2012, ön üst tam sayfa büyük punto;” 5 bin Sayfa Belgeye, 5 bin Yıl Hapis.” yazısı boydan boya sayfayı kaplıyor. Gene sağ üst köşede 55 – 60 yaşlarında, sarışın,  üzerinde sıfır yaka uzun kollu beyaz bir tişört olan, “feleğin sıkıntılarını üzerine boca ettiği” ağlayan bir bayan resmi var. Tişörtün üzerindeki mavi renkle yazılmış yazı okunamıyor. Sonradan öğreniyorum ki bu bayan tutuklu emekli bir general eşi. Sol elini anına koymuş alyansı parlıyor, bitkin mi bitkin! Giydiği kot pantolonun beline hırkasını bağlamış. Onun için dünya yıkılmış, yarınları bitmiş, kimsesiz ve zorluklarda yalnız bırakılmış, yıkılmış gibi. Baktığım diğer gazetelerde de en çok bu resim kullanılmış, öne çıkarılmış.
      Sanki bir yıkımdan geriye kalan ve ayakta durabilen, devamında esas davayı sürükleyecek, tekrar güç toplayacak bilinçli ve inançlı yığınları temsil edebilecek bir resim gibi geldi bana.
         Bu yazı daha önce yayınlanan; “ Silivri Notları – Balyoz Davası – I – II – III – IV – V “ den sonra VI. Olacaktı. İçeriği başka, anlatmak istediği şeyler, vereceği mesajlar başka olduğundan değişti ve “ 365 SANIK, 156’SI BAHRİYELİ; BU SİZE NE İFADE EDİYOR?” oldu.
       Kötü ve sıkıntılı bir gündü. Takvim yaprakları 21.Eylül.2012’yi gösteriyordu. Üzüntü, çığlık ve ağlama sesleri arasında Silivri Meydan Muharebesi yaşandı. Demokrasinin o gün Silivri’de katledildiği gündü. Yüksek Askeri Şura üyesi Bilgin Balanlı’nın eşi İffet Balanlı: “… bütün kurumlara başvurduk. Dedik ki, adil yargılanmıyoruz, lütfen bu duruma el atın, biz adil yargılanmak istiyoruz. Fakat hiç kimse çığlığımızı duymadı, görmedi…”  ( Ben bu konuda bildiğim, gördüğüm Bahriye’den bahsedeceğim.)  Görmez, görmesi gerekli 11 – 12 emekli oramiralden kaçı Silivri’ye duruşmalara, kaç defa geldi? Bizi üzen, kahreden işte bu Sayın İ.Balanlı. Havacıları bilmem, çünkü onları iyi tanımıyorum.
      Düşünen herkes biliyor ki, tek tek kişiler değil T.S.K. ve ağırlıklı olarak “Bahriye camiası” cezalandırıldı. Yüzlerce asker ailesi perişan edildi. Kısa süre sonra bu dava gündemden düşecek. Beşiktaş – Demokrasi Parkı’nda 29.Eylül.2012’de başlatılan cumartesi protesto toplantıları bile, gün gelecek bitecek. Ama biz davanın haklılığına inananların desteği, hep devam edecek. Siz, evet lütfen sizde çekinmeyin, gelin, katılın destek verin.
       O Beşiktaş’ta ki ilk protesto mitinginde güzel saçlı,  pembe gözlüklü, sevimli mi sevimli, beyaz elbiseli, 5 yaşındaki kız çocuğunun elindeki pankartta; “ 3 KURUŞLUK SAHTE CD’YE 18 YIL VERDİLER” yazısına fikren ve fiilen katılın. “ Adaletiniz bumu hakimler,  adaletin bu mu dünya “ diye bilin!
AHDE VEFA
     Özden Örnek’le Türk yapımı eş muhriplerde – gemilerde çalıştık. O,  T.C.G.Peyk’in komutanı, ben T.C.G.Berk’in B.Ç’si,  yani ticaret bahriyesi tabiri ile baş mühendisiydim. Karamürsel’de yan yana aynı tip 600 sınıfı lojmanlarda oturduk. Hemen hemen hiç bağımız olmadı. Rütbesi ilerledi, Donanma komutanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı oldu, gerek Gölcük, gerek Ankara’da yollarımız kesişmedi. Yıllar sonra hanımı ve kendisini Silivri’de duruşmalarda gördüm ve selamlaştık.
         Metin Ataç’la dersen, onunla 1968’de T.C.G.GEMLİK’te, yani aynı gemide branş subayları olarak görev yaptık. O da yıllar içinde hiç aramadı, sormadı; terfi ve atamalarında kutlamalarına çağırmadı. Yani, “ çağırmak mecburiyetinde miydi,” yok öyle bir şey. Zaten arasa da, sorsa da, konuşacak bir şey yoktu.
       Bahriye böyledir. Ahde vefa yoktur, olmazda. Herkes gelen ağam giden paşam’ der, sil sile zinciri içinde hareket eder. 16.Temmuz.2012 Heybeliada bir tümamiral ;“ Efendim, neden Metin Ataç çok sevdiği halde Em.Koramiral Lütfi Sancar’ı ziyarete gitmiyor?” diye sordu. Bende, “ bilmiyorum, ancak onlar hayli samimiydiler, sebebini kestiremiyorum,” dedim. Bahriye böyledir. “Ahde vefa” diye bir şey arayan yaya kalır – avuçlarını yalar.  “ Metin Amiral artık emekli oldun çekinme, korkma sana bir şey olmaz” demek istiyorum; ama o kibar herkese mavi boncuk dağıtmayı seven paşamıza haksızlık yapmaktan çekiniyorum.  Neyse; “ Tanrı bazılarına yarım okka, bazılarına yüz direm vermiştir.” deyip geçiyorum.
      Bunları, o uzun 21 ay süren Silivri günleri – Balyoz Davası’ndan sonra esen sert, tahripkâr rüzgarlardan sonra, daha bir sakin düşünüp değerlendiriyorum. Bazılarına yüksek sesle; “ Siz neden kapalı kapılar ardında atıp tutup da dışarı çıkınca suspus oluyorsunuz. Neden gidip duruşmalarda o sırmalı, şerefli, sürekli itham altında tutulmuş, “Bahriyeli” ye – denizciye omuz vermediniz. “Siz nasıl askersiniz, siz nasıl bu ülkeyi sevdiğinizi söyleyebiliyorsunuz?” diye sormak hakkım olduğunu düşünüyorum. Emekli olmadan önce kalın parlak sırmaları taşıdığını söyleyen, şimdi korkmuş, tırsmış zatı muhteremler sözüm size. 21.Eylül.2012’ye kadar eğer konuşmadıysanız, bundan sonrada sakın konuşmayın. Siz ve sizin gibiler,  o kalın sırmaların altında kaldığınızı herhalde biliyorsunuz.
                                                                                                     HUKUK KATLİAMI VE 325 KURBAN
       Bahriye kökenli muvazzaf veya emeklilere bir sorun; “kaç defa duruşmalara gittiniz, düşünceniz ne, nasıl davranılmalı idi ki daha faydalı, etkili ve tutuklu ailelerin moralleri yüksek olsun!” Cevaplar üzücü. Çoğunun fikri ve evet hamasi konuşmalar hariç bir fikri yok. Zaten 6 kişiden 5’i hiç duruşmaya gitmemiş; bilgileri gazete haberleri ile sınırlı.
      Dışarıdan bakan hukukçu Kenan Bey, “ Camianız eğitimli, bilinçli ama çekingen ve hatta korkmuş, tırsmış insanlar topluluğu denebilir,” diyor. Haklı mı?
      O beklemek ne kötü bir şeydi. 21.Ocak.2010’da 5000 sayfa, belge olduğu iddia edilen kağıtlar bir bavul içinde Mehmet Baransu tarafından savcılığa teslim edilmişti. 5 – 7.Mart.2003’te icra edilen, “ Harp Oyunu – Plan Semineri” ile ilgili evrak, dosya, CD. ve filmleri havi dökümana dayanan, basında yürütülen kampanya, hükümetin yaptığı hazırlıklar sonunda İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İktidar ve iktidar yanlıları, “ Seçimle gelen bir siyasi partiyi devirmeye yönelik” harekatı durdurmuş, karşı atakla hepsini içeri almış, karşı atağa geçmişti, kendilerince.
       O karanlık Silivri günleri yaklaşık 1.5 yıl sürdü. Davaların hep hukuka, insan haklarına uygun, adil neticeleneceği düşünüldü. Mahkeme kadrosu hakim ve savcılarının tutumlarından bunun böyle neticelenmeyeceğini önceden hissetmiş ve hatta, “ Silivri Günlüğü – Balyoz Davası” notlarımda belirtmiştim. Çünkü savunmalar yapılırken birkaç defa mahkeme heyetinin, duyarsız, ilgisiz, kendileri dışında bir şeyler oluyormuş gibi konuya yabancı ve uzak durduklarını gözlemledim. Sonuçta 21.Eylül.2012’de karar açıklandığında haklı olduğumu gördüm.
      Uzun süren ve 108 duruşma sonunda neticelenen Silivri – Balyoz Davası bir hukuk katliamı ile neticelendi. 365 sanık yargılandı. Adı iyi anılmayacak İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi: 3’üne 20 yıl, 78’ine 18 yıl, 218’ine 16 yıl hapis cezası verirken 3 dosyayı ayırdı, 36 kişiye beraat verdi, bir kişi öldüğü için dosyası düştü. Tutuksuz yargılanan 6 sanık içinde tutuklama kararı verdi. Ne hazin! Sanki Silivri’de Balyoz Davası Meydan Savaşı oldu. Bu ülkenin askerleri en üst maksimum cezalara çarptırıldılar. İktidarın yetkilileri, başta Başbakan sakin bir şekilde, “ daha temyiz, Danıştay ve Anayasa mahkemeleri safâları var, netice ortaya çıkmadan bir şey söylenmemeli” kabilinden yatıştırıcı, hafif hafif de geçiştirici, ama mimikleriyle de mutlu bir tutum sergiledi.
SAVUNMANIN TALEPLERİNİ KARŞILAMAYAN BİR MAHKEME
    Uzun süren dava boyunca şimdi o makamda oturan T.C’nin 24’üncü Dz.K. K. Oramiral E.Murat Bilgel’in bir çıkışını, destekler görüntüsü veren bir tutumuna rastladınız mı? Zaten Genel Kurmay Başkanı, Milli Savunma Bakanı,  Başbakan ve Cumhurbaşkanı’ndan bir beklentimiz yok. Ve hatta onların bu davanın kurgulanmasında rol aldıklarını düşünen ve söyleyenler bile var. Aradan geçecek bir 20 -30 yıl sonra Balyoz Davası nasıl değerlendirilir? Sizin bu konudaki yeriniz neresi olur, onu zaman gösterecek.
       Kararları uzun yıllar tartışılacak Ömer Diker başkanlığında ki mahkeme heyeti neler yapmadı ki, işte icraatlarından ilk akla gelenler:
   a-) Savcının talepleri hep dikkate alındı ve karşılandı
   b -) Savunma talepleri ekseriyetle karşılanmadı.
   c -) Bazı sanık lehine delillerinin adli emanette saklanırken kaybolmasına kayıtsız kalındı
   d -) Savunmanın önemli gördüğü bazı delilleri gereği gibi tartışmadı; bilirkişi
          görevlendirmedi.
   e -) Duruşmanın seyrini değiştirecek iki kişiyi;  biri zamanın Genel Kurmay Başkanı Hilmi
          Özkök, diğeri K.K.Komutanı Aytaç Yalman’ın dinlenmesini savunma ısrarla istemesine
           rağmen mahkeme ne için bu haklı talebi, “kulak ardı” etti.
    f -) Birileri,” Aytaç Yalman gizli tanıklık yaptı” diyor, kendisi ise yapmadığını söylüyor!
           Hangisi doğru? Uygulamalara bakıldığında tereddüde düşmemek mümkün değil.
     g -) Mehmet Baransu’nun savcılığa teslim ettiği ve davanın üzerine kurulduğu 11 nolu
           C.D’nin düzmece olduğu kanıtlandı. Yerli ve yabancı bilirkişiler bu CD’lerin sahte
           olduğuna ilişkin raporlar verdiler.
     h -) İddia: usul hataları ve hukuka aykırı olduğu düşünülen uygulamaları saymış ve tam
             1 927 çelişki, usul hatası ve hukuka aykırılık tespit etmiştir. Sizce bunların hepsi yalan,  hepsi düzmece mi, ey hakimler! 
SİZ DE EMEKLİ OLUP UNUTULACAKSINIZ
             Mevcut Türk Donanması ve onu yürüten personeli iyi yetişmiş, teknik ve teoride çağdaş batı donanmaları ile çeşitli şekillerde entegre haldedir. Bir cahil, bilgi dağarcığı kıt kişi sormuş: “ Bu Donanma ne iş yapar, verilen görevleri yapabilecek mi?” Deniz Kuvvetleri ve onun denizdeki gücü Türk Donanması, 74 milyonluk ülke insanının hak ve menfaatlerini koruyan, denizlerdeki ağırlıklı gücüdür. Ve de konumunda dünya normlarında başarılıdır.
       Uzun süren Balyoz Davası’ında 365 sanıktan, 156’sı bahriye mensubu. Ne acıdır ki görevdeki muvazzaf 48 amiralin 25’i tutuklu. Sanki Türkiye’de, Türk Bahriyesi’ne karşı bir darbe yapılmış, hem komuta kademesi, hem diğer personel telafisi yıllarca zor giderilebilecek bir hasar görmüş, yaralanmıştır.
     Eylül 2012’nin son 10 günü çok kötü, adeta Bahriye’nin ölüm fermanının imzalandığı günler. Kuvvet suskun, sessiz ve de geçmişine ters bir gidişat içinde. 21.Eylül – o kötü karardan sonra 27.Eylül’de B.M.Genel Kurulu Kararı’na göre,  “ Dünya Denizcilik Günü” ve gene o hafta , “ Dünya Denizcilik Haftası” ve en önemlisi, Preveze Deniz Savaşı’nın 474’üncü yıl dönümü. Ama hiç kutlama, anı ve yazı yayınlanmadı. Veya yayınlandı da ben mi görmedim bilmiyorum.
        Siz T.C’nin 24’üncü Dz.K.Komutanı sayın Oramiral E.Murat Bilgel; neredesiniz, ne yapıyorsunuz, diye ararken; 1.Ekim.2012’de T.B.M.M’nin açılışında TV’ler de meclis localarında görüntülendiniz. Sizi, sizin emir ve komuta ettiğiniz personelle ilgili hukuki ve diğer vahim gelişmeler oluyor; hiç varlığınızı hissettirmeyi düşünmüyor musunuz?
     Bu dava 7 – 10 yıl arasında ancak neticelenir; bu arada sizlerde emekli olur diğerleri gibi unutulur gidersiniz. Bir veya birkaç Atilla Kıyat yetmez, o dirayet ve birikimde yüreklere su serpecek “Bahriye’nin yetiştirdiği kişi ve kişiler yok” mu, diyeceğim ama görüyorum ki yok.
      Bu köklü T.S.K. kuruluşunu gereği gibi yönlendiremeyen, zamanında tavizlerle görevini iyi yapamamış, sonrada Balyoz Davası ile susturulmasında rol oynamış o kor’lara, o or’lara “halkın ters ve kötü bakışı”na bende katılıyorum.               04.Ekim.2012
                                                     www.baburhuseyinozbek.com

Babür Hüseyin ÖZBEK
Babür Hüseyin ÖZBEKhozbek44@yahoo.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments