EKMEĞE DAİR

Efendi Barutçu

BAHARAT ADALARI’NDA KÜRESEL SÜREÇ VE ILIMLI İSLAM PROJESİ

Bu haber 11 Mayıs 2013 - 19:55 'de eklendi ve 2.386 kez görüntülendi.

BAHARAT ADALARI’NDA KÜRESEL SÜREÇ VE ILIMLI İSLAM PROJESİ

 

Safter TANIK

 

Baharat Adaları.

Nam’ı diğer Doğu Hint Adaları.

Orası neresi mi?

1492’de; Kristof Kolomb’un, yelken açarak ulaşmak istediği ülke.

Neden mi?

İpek ve baharat, o dönemin zenginlik kaynağı.

Bu adalar o dönemde zengin dokumaları, ünlü baharatları, görkemli krallıkları ile tanınıyor. Bunun için sömürge çağı boyunca Amerika’dan çok daha değerli bir hazine olarak görülmüş.

Bu adaların büyük bir kısmı üzerinde kurulmuş Endonezya’dan bahsediyorum.

Bu ülke; sömürge çağı boyunca, Portekizli-İspanyol-İngiliz-Hollandalı serüvenciler arasında vuku bulan şiddetli çatışmalara sahne olmuş.

1750’de; Hollanda, diğer sömürgeciler ile anlaşarak bu kavgadan galip çıkmış.

Hollanda’nın; ticari kontrolü,  Cava ve Maluku’ da kurduğu şirketlerle başlamış, 1750’de Cakarta’yı üs haline getirmesi ile de zirveye ulaşmış.

Ticari kontrolü daha sora işgale dönüşmüş.

Cava da başlayan işgal, çevredeki adaların alınması ile 1904’te tamamlanmış.

Sömürgeciler, 300 yıl boyunca bu topraklarda at oynatmışlar, ciddi bir direniş ile de karşılaşmamışlar.

Neden?

Bunun nedeni, sosyal ve kültürel yapısı ile ilgili.

Adalar halkının ilk yerleşimcileri, 4-5 bin yıl önce Malezya’dan gelen denizci ve tüccar bir halk olan Malaylar.

Endonezya, batı ile doğu arasındaki deniz yolu üzerinde yer alan bir ülke. Bu nedenle sadece Malayların değil,  tarih boyunca dünyanın birçok ülkesinden gelen denizciler ile tacirlerin uğrak ve yerleşim yeri olmuş.

Tabii olarak; gelenler, beraberinde kendi kültürlerini de getirmiş,  Hinduizm-Budizm-İslamiyet ve Hıristiyanlık inancı buraya bu şekilde gelmiş.

Bunun için burada çok dilli, değişik inançları olan bir halk oluşmuş. Bu yapı, aşiret düzeni ile de güçlenmiş. Her aşiret zenginleştikçe krallığa dönüşmüş. Öyle ki her adada ayrı bir krallık vücut bulmuş. Bu da güçlü bir krallığın ortaya çıkışını engellemiş. Nitekim sömürgeciler, ilk olarak geldikleri XV. yüzyılda, Cava ve Sumatra Adaları dışında güçlü bir krallık ile de karşılaşmamışlar.

İslamiyet’in Adalara Gelişi

İslamiyet; ilk olarak, VIII. yüzyılda Basra’da yerleşik Sumatralı tüccarlar tarafından kabul görmüş, daha sonra Sumatra’da yayılmaya başlamış, ancak XV. yüzyıla kadar Müslümanların sayısında kayda değer bir artış olmamış.

XV. Yüzyılda,  Sumatra’nın kuzeyinde kurulan ve daha sonra Açe Sultanlığı’na katılan “Pedir Sultanlığı“ İslam’ın yayılmasında bir çığır açmış.

Sömürgeciliğe karşı yapılan savaşlar, Osmanlı’nın desteği, Osmanlı-Babür âlim ve sufilerin adalara gelişi birçok kralın Müslüman olmasını sağlarken, İslamiyet’in de hızla yayılması sonucunu doğurmuş.

Açe Sultanlığı; kendisini, Osmanlı Devleti’nin bir parçası olarak kabul etmiş, tüm baskı ve tehditlere rağmen bağlılığını sürdürmüş. Bu da Osmanlı’dan destek almasını ve adalardaki en uzun ömürlü Müslüman devlet olmasını sağlamış.

1945 sonrasında; Açe’nin, Endonezya’dan ayrılmak istemesi, uzun bir silahlı mücadele sonucunda, 2005’te Helsinki’de imzalanan bir antlaşma ile Endonezya’nın bir eyaleti olmayı kabul etmekle birlikte, eyalet bayrağının yan tarafları siyah ve beyaz çizgileri taşıyan Türk bayrağı olmasındaki ısrarı da buna dayanır.

Açe Sultanlığı’nın Yıkılışı

1904’te Hollandalılar, Açe direnişine son vererek adaların tamamını ele geçirmiş.

Siyasi Mücadele ve Ayaklanmalar

Serikat İslam (İslam Birliği)

Silahlı direnişin sona ermesi ile mücadele siyasi bir zemine taşınmış.

1909’da Çinli etnik grup, Hollandalılardan sonra 2. büyük ekonomik güç haline gelirken, birçok Müslüman tüccar iflas etmiş. Bu da batık Müslüman tüccarlarda, bir ekonomik dayanışmaya gitme düşüncesini doğurmuş.

Çinlilerin rekabetine dayanamayarak iflas eden Cavalı Müslüman tüccarlar, Serikat Dagang İslam (İslam Tüccarlar Birliği) adlı bir kooperatif kurmuş. Ekonomik dayanışma amacıyla kurulan bu Birliğin aynı zamanda İslamcı ve antiemperyalist bir çizgisi de varmış.

1911’de Hollandalılar ve Çinlilere duyulan tepki, Cavalı kaçak prensler ile tüccarların öncülüğünde bir isyana dönüşmüş.

1912’de Serikat Dagang İslam (İslam Tüccarlar Birliği), siyasi bir yapıya dönüşerek Serikat İslam (İslam Birliği) adını almış.

1919’da, bünyesinde İslamcılar ve Milliyetçilere yer vermekle birlikte “1917 ayaklanması” ile liderleri tutuklanan Marksist eğilimli Endonezya Sosyal Demokrat Birliği (ISDV) mensuplarına da kapısını açmış. Üye sayısı ise 2 milyon kişiye ulaşmış.

1920’lerin ortalarında, çıkan fikir ayrılığı nedeniyle Serikat Merah (kızılkanat) ve Serikat Hicau (yeşil kanat) olmak üzere ikiye ayrılmış. Daha sonra da Serikat Merah (kızılkanat) grubu, Endonezya Sosyal Demokrat Birliği’ne katılmış.

1926’da Cava ve Sumatra’da komünistler tarafından çıkarılan isyanlara destek verdiği şüpheli olmakla birlikte, isyanların bastırılması akabinde Komünist liderler ile birçok lideri topluca sıtma salgının kol gezdiği Batı Yeni Gine’deki bataklıklara sürgüne gönderilmiş, önemli bir güç kaybına uğramış.

1930’da, Endonezya İslami Birlik Partisi (PSII) adını almış.

1939’da, artan baskılar karşısında Hollanda ile uzlaşmak zorunda kalmış. Bu da parti içinde sıkıntıya yol açmış, parti yönetimini “işbirlikçi olmakla” suçlayan, 1945’te de Daru’l İslam adlı örgütün kurucusu olan hareketin tanınmış simalarından “Kartosuviryo” partiden ihraç edilmiş.

Endonezya’da ekonomik dayanışma amacıyla kurulan, daha sonra siyasi bir yapıya dönüşen, Endonezya siyaset tarihinde önemli bir yeri olan Ahmet Sukarno (Milliyetçi), Semaun (Komünist), Kartosuviryo (Radikal İslamcı) gibi birçok liderin yetişmesinde emeği bulunan bu parti, kapatıldığı 1973 yılına kadar da varlığını sürdürmüş.

Teşkilatı Muhammediye

1912’de, Kiyai Hacı Ahmeci Dehlan önderliğinde,  Cavalı asillere din hizmeti veren bir ulema grubu tarafından kurulmuş.

Kiyai Hacı Ahmeci Dehlan’a göre; Cava geleneksel İslam anlayışı, özellikle kırsal kesimde Paganizm-Hinduizm-Budizm kaynaklı gelenek ve görenek ile iç içe geçmiştir. Buradaki eğitim-öğretim sistemi hem ilkel, hem de hurafe üreten ve çağın ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak bir özelliktedir. Bunun için Kur’an-ı Kerim esas kabul edilerek İslam’a çağdaş yorum getirilmesi, içtihadın ye­niden gündeme gelmesi,  İslam’ın hurafeden arındırılması, çağın ihtiyaçlarına cevap veren bir eğitim ve öğretim sistemin inşa edilmesi gereklidir”.

Bu görüşü nedeni ile de bu hareket “Geleneksel İslamcı Reformist Hareket” olarak isimlendirilmiş.

Potansiyel olarak kentli kesimi hedef almış, Endonezya’nın tüm kentlerinde örgütlenmiş. Mensupları ise ulema ile tüccar ve orta sınıftan oluşmuş.

Ekonomi-sosyal-kültürel alanlarda faaliyet göstermiş, medreselerden modern okullara, sağlık ocağından hastanelere kadar birçok yatırımı gerçekleştirmiş, okulları aranan itibar edilen okullar haline gelirken ülkedeki 2. büyük eğitim-öğretim kurumuna sahip olmuş, iktidarlara sürekli bürokrat yetiştirmiş.

Bir iki girişimi dışında aktif siyasette yer almamış, güçlü olanı ya da önde gideni desteklemiş. Hollanda sömürge dönemi ile Japon işgal döneminde bile bunda bir değişikliğe gitmemiş.

Reformist ve antiemperyalist görünümde ortaya çıkmasına rağmen, zaman içinde bu özelliğini kaybetmiş, fikri gelişimini sağlayamamış, nerdeyse “Geleneksel İslamcı Hareket” ile bir farklılığı kalmamış.

Bugün değişik isimler ile varlığını sürdürse bile, Endonezya’nın en güçlü iki İslami cemaatinden biri.

Endonezya Sosyal Demokrat Birliği (ISDV)

1914’te, Henk Sneevliet adındaki Rotterdamlı bir sendikacı, Endonezya’daki iki ayrı sosyalist partiyi birleştirerek Endonezya Sosyal Demokrat Birliği’ni ( ISDV) kurmuş.

Birliğin 1911 isyanı ardından kurulması ve 100 üyesinden sadece 3 üyesinin Endonezyalı olması, halkın buna şüphe ile bakmasına neden olmuş.

1915’te Marksist çizgiye kaymış, bu da sosyal demokratların Birlikten ayrılmasına yol açmış.

1917’de Bolşevizm’e duyulan sempatiden istifade ederek, Hollandalı denizci ve askerlere yönelik yoğun bir propagandaya girişmiş, Kızıl Muhafızlar adı ile de 3.000 kişilik bir militan kadro oluşturmuş.

1917 sonlarında, bir Sovyet kurma amacı ile önemli bir askeri üs olan Surabaya’da bir ayaklanma başlatmış. Ancak; bu girişimi, koloni yönetimi tarafından kısa sürede bastırılmış. Henk Sneevliet ve Birliğin lider kadrosu tutuklanarak Hollanda’ya gönderilmiş, 40 yıla kadar da hapse mahkûm edilmiş. Geriye kalanlar ise Serikat İslam’a katılmış.

Hint Adaları Komünist Birliği

1920’de ISDV militanları, Serikat İslam liderlerinden Semaun ve Darsono ile Serikat Merah (kızılkanat) grubunu oluşturmuş.

1920’de Serikat İslam’dan ayrılan Serikat Merah (kızılkanat) grubu,Endonezya Sosyal Demokrat Birliği’ne katılmış, bundan sonra da Birlik “Hint Adaları Komünist Birliği” adını almış.

1921’de yapılan Komünist Enternasyonal Kongresi’nde, Henk Sneevliet’in Birliği temsil etmesi, Endonezyalı üye çoğunluğuna rağmen Hollandalıların yönetimde ağırlıkta olması Birliğin genel sekreteri Agus Salim tarafından eleştirilmiş.

Agus Salim “Birliğin bağımsız bir çizgisi olduğunu, bu nedenle de Komünist Enternasyonal Kongresi’nde yer alamayacağını, yönetimde de Endonezyalıların ağırlıkta olması gerektiğini” söylemiş.

Serikat İslam’ın aktivitesinin azalması ile eylemlerine hız vererek öne çıkmaya ve halkı arkasına almaya çalışmış.

1922’de başlattığı işçi grevi mahallî düzeyde kalmış, Birlik liderlerinden Tan Malaka tutuklanarak sürgüne gönderilmiş, SSCB’den dönem Semaun ise Endonezya Sendikalar Birliği’ni kurmuş.

1924’te isim değişikliğine giderek Endonezya Komünist Partisi adını almış.

1926’da, merkez komitesinde ortak bir karar çıkmamasına rağmen Cava ve Sumatra’da ayaklanma başlatmış, ancak önceden alınan tedbirler nedeni ile bu teşebbüsü ağır bir darbe almış, 1940’lı yıllara kadar da önemli bir varlık gösterememiş.

Nahdatu’l-Ulema (Âlimler Dirilişi)

1926’da Kiyai Haşim Asyari tarafından, Teşkilatı Muhammediye’ye duyulan tepki sonucu kurulmuş.

Teşkilatı Muhammediye’nin tüm kentsel kesimde örgütlenmesi, açtığı okul ve medreselerin halkın tercihi haline gelmesi ve düşünceleri kırsal kesimdeki aşiret reisleri ile köy ulemasını tedirgin etmiş. Bu da bunun kuruluşunu tetiklemiş.

Cava toplumunun geleneksel İslam anlayışını savunan bu harekete ise “Geleneksel İslamcı Hareket” denilmiş.

Bu hareket, Cavalı toprak ağaları, köy uleması ve köylü kesimde kısa sürede taban bulmuş, Endonezya’nın geneline yayılmış.

Her ne kadar Teşkilatı Muhammediye’nin strateji ve taktiklerini tenkit etmiş ise de zaman içinde O’nun metotlarını taklit ederek önemli bir ekonomik-sosyal-siyasi güç haline gelmiş, düşünce olarak da O’na yaklaşmış.

1937’de, tehdit olarak gördüğü Teşkilatı Muhammediye ile bir araya gelerek “Endonezya Yüksek İslam Konseyi’nin” kurucuları arasında yer almış.

1945’te, Teşkilatı Muhammediye ile birlikte Endonezya Müslüman Ümmet Partisi (Masyumi) içinde yer almış, Hizbullah’a destek vermiş.

Yine 1945’te, bağımsızlık ilanı sonrasında yaşanan Hollanda ve müttefik işgaline karşı halkı cihada çağırmış.

1950’de, çıkar çatışması nedeni ile Masyumi ittifakından ayrılmış.

1953’de siyasi partiye dönüşmüş, kapatıldığı 1984 yılına kadar da varlığını sürdürmüş.

Bugün ise çeşitli isimler altında faaliyet gösteren Endonezya’nın en büyük iki cemaatinden biri.

Endonezya Milliyetçi Partisi

1927’de, Ahmet Sukarno önderliğinde kurulmuş.

Ahmet Sukarno kimdir?

1901’de, Cavalı bir öğretmenin oğlu olarak dünyaya gelmiş. Ancak; büyükbabası Demak Sultanları’nın soyundan gelen Cavalı bir asilzade, anne tarafı ise Hinduların ağırlıkta olduğu Bali Adası’ndan sıradan bir kişi.

“Yoksul olmakla birlikte asil, eğitimli bir aileden geliyor.”

Mahalle mektebinden mezun olduktan sonra orta eğitim için Mojokerto, lise eğitimi için de Surabaya’daki Hollanda okuluna gönderilmiş.

Lise yıllarında Serikat İslam mensupları ile tanışmış, hitabeti ile de onların dikkatini çekmiş.

1921’de, tanınmış din adamı Tjokroaminoto’nun 16 yaşındaki kızı Siti Utar ile evlenmiş. Ancak kayınpederi ile oluşan fikir ayrılığı sonucu eşinden boşanmış.

İnşaat mühendisliği öğrenimi için gittiği Bandung’ta, dul ev sahibesi ile ikinci evliliğini yapmış.

Öğrenciliği sırasında; Cava-Sunda ve Bali dillerini araştırmış, çağdaş Endonezya dili üzerinde çalışma yapan gruplara katılmış, daha sonra Endonezya Ulusal Birliği adını alan Eğitim Ocakları’nın kuruluşunda yer almış, Arapça ve Hollandacanın dışında Japonca-İngilizce-Fransızca-Almanca dillerini öğrenmiş, kaçak prenslerden komünistlere kadar bir ayrım yapmaksızın siyasette öne çıkan genç liderler ile tanışmaya özen göstermiş.

İnşaat mühendisi olmasının ardından asistan olarak tanınmış Hollandalı mimarlar ile çalışmış.

1927’ de, Endonezya Komünist Partisi ve Serikat İslam’ın ağır bir darbe almasından doğan siyasi boşluğu doldurmak amacı ile Endonezya Milliyetçi Partisi’ni kurmuş.

1929’da hızla taraftar kazanmasına yol açan antiemperyalist-Endonezya birliği-milliyetçi-sosyalist söylemleri, sömürge yönetiminin dikkatini çekmiş hapse atılmasına neden olmuş.

1930’da salıverilmesi ile önce ikiye ayrılan partisini toparlamaya, sonra da antiemperyalist çizgideki Milliyetçileri-İslamcıları-Sosyalistleri “Milliyetçi Cephe” adını verdiği yeni bir oluşumda bir araya getirmeye çalışmış, ülke turuna çıkarak çeşitli siyasi düşüncedeki genç önderler ile tanışmış ve onlara düşüncelerini aktarmış.

1934’te, sömürge yönetimi tarafından tehlikeli görülmüş, bu sefer de ailesi ile birlikte Ende Adası’na sürgüne gönderilmiş. Ada halkının sevgi ve saygısını kazanmış.

1938’de, adada çıkan sıtma salgını nedeni ile Sumatra’daki Bengkulu kasabasına gönderilmiş. Burada Teşkilatı Muhammediye’nin okulunda ders vermeye başlamış, yaptığı üçüncü evlilik ile de teşkilatın güven ve desteğini almış.

1942’de Hint Adaları’nı işgal eden Japonları, hem milleti hem de kendisi için kurtarıcı olarak görmüş.

Hollandalılar tarafından Avustralya’ya götürülmesi düşünülmüş, onların takibinden kurtularak diğer milliyetçi lider Muhammet Hatta ile birlikte yaptığı 300 km’lik bir kamyon yolculuğu sonunda Japon kuvvetlerine ulaşmış, onlara projelerinden söz etmiş.

II. Dünya Savaşı boyunca Japonların başdanışmanı ve propaganda görevlisi olmuş, Japon kuvvetlerine destek veren Ekim 1945″te Endonezya Ulusal Ordusu’na dönüşen daha çok Japonların eğittiği 2.000.000 kişilik gönüllü milis ve propaganda görevlisinden oluşan Anavatan Savunma Kuvvetleri’ni (PETA veya Pembela Tanah Air) kurmuş, buna karşılık Japonlardan Endonezya’nın bağımsızlığını talep etmiş.

Komünistlerin Hollanda ve Müttefikleri Yanında Yer Alması

1926’da ciddi bir darbe alan ve bir daha toparlanamayan komünistler, Japon işgalinden itibaren Hollanda ve müttefikleri yanında yer almış, Japonlar ile savaşmış, müttefiklerden sağladığı silah-mühimmat ve lojistik ile de tekrar ciddi bir güç haline gelmiş.

Daru’l İslam Adlı Bir Örgüt

Japonlar,  Anavatan Savunma Kuvvetleri’nin (PETA veya Pembela Tanah Air) oluşumunda Milliyetçilerin yanı sıra İslamcılara da yer vermiş.

1939’da Endonezya İslami Birlik Partisi’nden (PSII) ihraç edilen radikal İslamcı görüşü ile tanınan Kartosuviryo, II. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, 1940’ta kurulan İslâmi Öğrenciler Birliği’nden de destek alarak Daru’l İslam adlı bir örgüt kurmuş.

Buna daha sonra PETA içinde kendilerine Hizbullah adı verilen bir grup da katılmış.  Katılımı ile birlikte Hizbullah ile Japon kuvvetler arasında yer, yer çatışmalar başlamış.

Endonezya’nın Bağımsızlığını İlan Etmesi

Japon yönetimi, giderayak Endonezya’nın bağımsızlığını tanıyarak Sukarno’dan bir hükümet kurmasını istemiş. Buna A.B.D ve müttefikleri ise sert bir tepki göstermiş, “Sukarno’yu işbirlikçi olmakla suçlamış, böyle bir oldu bittiği de kabul etmeyeceklerini” bildirmiş.

Sukarno; kurulacak devletin temel felsefesini oluşturacak, Pancasila adı ile “Tek Tanrı inancı,  hümanizm, milliyetçilik, halk egemenliği ve sosyal adalet” ilkelerinden oluşan beş ilkede, İslamcılar ile öyle veya böyle mutabakat sağladıktan sonra, Milliyetçiler ile İslamcıların yer aldığı bir hükümet kurmuş.

İslamcılar, devletin dini temele dayalı olmasını diretmiş ise de bu teklif örtülü olarak karara bağlanmış.

Hükümetin her iki siyasi kanadından gelen yoğun baskılara rağmen bekle gör siyasetini izlemiş, “şimdilik erken” demiş.

17 Ağustos 1945

Yardımcısı Muhammet Hatta, PETA ve gençlik örgütlerinin dayatması ile Endonezya’nın bağımsızlığını ilan etmiş.

PETA’yı Endonezya Ulusal Ordusu’na dönüştürmüş, ülke çapında otorite tesis etmeye çalışmış. Ancak buna çeşitli yerlerde kurtarılmış bölgeler oluşturan EKP militanları ile Hizbullah ve aşiret-etnik-dini grupların silahlı güçleri direniş göstermiş. Bunlar ile Endonezya Ulusal Ordusu arasında yer, yer çatışmalar ortaya çıkmış.

Hollanda-İngiltere İşgali

Ülkede sağlanamayan devlet otoritesi ve çatışmalar, A.B.D.’nin komünist tedirginliği Hollanda’yı cesaretlendirmiş.

Eylül 1945’te, Hollanda ve İngiltere silahlı kuvvetleri Endonezya’nın önde gelen şehir ve limanlarını bombalamış, ardından Endonezya’yı işgal etmiş.

İşgal Yılları

İşgal ile birlikte taktik icabı Endonezya Ulusal Ordusu tarafsız kalmış, işgalciler ile Sukarno’nun yanında yer alan Milliyetçi-İslamcı-Komünist milisler arasında şiddetli çatışmalar vuku bulmuş.

Sukarno; 1948’de, A.B.D.’nin müdahale tehdidi ve siyasi grupların büyük bir kısmının onayı sonucu Hollanda ile bir anlaşma yapmak zorunda kalmış.

Antlaşmanın Bozulması

Antlaşma, Endonezya için Cava’nın bağımsızlığı dışında ne ekonomik ne de siyasi bir bağımsızlık getirmiş.

Bunun için bu antlaşma uzun ömürlü olmamış, kısa bir süre sonra çatışmalar tekrar başlamış.

Savaş öyle bir boyuta ulaşmış ki çatışmalar, işgalciler ile direnişçiler arasından çıkmış, bölge hâkimiyet kavgası ile Milliyetçiler-İslamcılar-Komünistler arasındaki bir çatışmaya, Hollandalılar ile Hıristiyan ve Çinli azınlığa girişilen saldırılara kadar varmış.

Ülkede tam bir kargaşa ve anarşi ortamı yaşanmış.

Komünist liderlerden SSCB eğilimli Musso öldürülmüş, Aidit ve Lukman ise Çin Halk Cumhuriyeti’ne kaçmış. Endonezya Komünist Partisi bağımsız çizgideki genç liderlere kalmış.

Savaştan en karlı çıkan gruplardan biri ise Daru’l İslam örgütü olmuş. Endonezya İslam Ordusu adını alan Hizbullah, Endonezya’nın kırsal kesiminde etkin bir güç haline gelmiş, Cakarta’nın bazı mahallelerini ele geçirmiş.

Hal ve durumun; işin içinden çıkılamaz bir şekle gelmesi ile tutuklu bulunan Sukarno serbest bırakılmış.

Hollanda İle Yeni Bir Antlaşma

27 Aralık 1949

Hollanda, Sukarno ile yaptığı bir antlaşma sonucu Endonezya’nın bağımsızlığını tanımış.

Ehvenişer Bir Antlaşma

Sukarno; bu antlaşma ile Yeni Gine’yi Hollanda’ya, Kuzey Borneo’yu Malezya’ya bırakmış, ülke borçlarını kabul etmiş, Hollandalı şirketlerin hak-imtiyaz ve yatırımlarına da dokunmama sözünü vermiş.

Antlaşmadan Duyulan Memnuniyetsizlik

Aslında bu antlaşma, hiçbir siyasi grubu tatmin etmemiş.

Neden?

Milliyetçilerin, Doğu Timor-Yeni Gine ve-Borneo’nun tamamını da içeren bir coğrafyada Endonezya’yı kurma hedefi suya düşmüş. Hollanda’nın, şirketler vasıtasıyla varlığını koruması ise ayrı bir sıkıntı kaynağı olmuş.

Endonezya Komünist Partisi’nin Sukarno’yu Desteklemesi

1948’de SSCB eğilimli Musso’nun öldürülmesi, Aidit ve Lukman’ın Çin Halk Cumhuriyeti’ne kaçması ile Endonezya Komünist Partisi’nde öne çıkan bağımsız çizgideki genç liderler,  Sukarno’ya yanaşmış ve O’na destek sözü vermiş.

Daru’l-İslam’ın Sukarno İktidarını Tanımadığını Açıklaması

Daru’l-İslam; yaptığı bir açıklama ile “Sukarno iktidarını sömürge yönetiminin bir devamı olarak gördüğünü, kontrolü altındaki bölgelerde bir İslam Devleti kurduğunu, silahlı mücadelesinin de devam edeceğini” ilan etmiş.

Endonezya Müslüman Ümmet Partisi’nin (Masyumi) Destek Vermesi.

1942’de Nahdatu”l-Ulema ve Teşkilatı Muhammediye’nin oluşturduğu Endonezya Yüksek Müslüman Konseyi, 1945’te Endonezya Müslüman Ümmet Partisi’ne (Masyumi)  dönüşmüş.

Masyumi lideri Dr. Muhammet Nasır, “antlaşmayı uygun bulmamakla birlikte Sukarno’yu desteklediklerini” söylemiş.

Sukarno’nun Devraldığı Ülkenin Genel Görünümü

Sukarno’nun devraldığı bu ülke; 17.508 adadan oluşan, homojen olmayan, aşiretlere dayalı bir toplum yapısı olan, düzinelerce dil ve lehçenin konuşulduğu uyumsuz kültürler ile birbiriyle kavgalı etnik grupları içeren, can-mal güvenliğinin olmadığı, devlet otoritesinden yoksun kaynayan bir kazandı.

Bunun dışında; kültürel yozlaşmanın ayyuka çıktığı, eğitimsiz-sağlıksız bir toplum ile okul-hastane-yol-haberleşme-enerji gibi alt yapının son derece yetersiz olduğu, petrol-kauçuk-kahve-kakao-kereste gibi temel ihraç ürünlerin üretim ve ticaretinin Hollandalıların elinde bulunduğu bir ülke görünümündeydi.

Sömürge yönetiminin miras bıraktığı federal devlet ve çok partili temsili demokrasi de ayrı bir temel sorundu.

1949 ve 1950 Anayasa Değişikliği

Sukarno;  1949 ve 1950’de anayasa değişikliğine giderek “Endonezya Birleşik Devletleri“ olan ülkenin adını, Endonezya Cumhuriyeti şeklinde değiştirmiş, üniter devlete ve yarı başkanlık sistemine geçişi sağlamış.

Anayasada devletin dini ya da seküler bir temele dayalı olup olmadığının açık bir şekilde belirtilmemesi, dini temele dayalı olmasını isteyen İslamcı partilerin yoğun eleştirisine konu olmuş, partisinde de görüş ayrılığına yol açmış.

1950 Genel Seçimleri

1950’de yapılan genel seçimleri kazanarak tekrar devlet başkanı olmuş. Hiçbir parti çoğunluğu sağlayamadığından Milliyetçi ve İslamcı partilerden oluşan koalisyon hükümeti kurulmuş, başbakanlığa da Masyumi lideri Dr. Muhammed Nasır getirilmiş.

Sukarno’nun Projesi

Sukarno; Tüm Doğu Hint Adaları üzerinde, din ve dil temeline dayalı olarak tek millet ile tek devleti inşa etmeyi, anayasada açık bir şekilde belirtilmemesine rağmen laiklik ile tüm toplumu bir çatı altında toplamayı, antlaşma ile kapitalist ekonomiyi kabul etmiş görünüyor ise de zaman içinde devletçi sosyalizme geçerek Hollandalı-Hıristiyan-Çinli azınlığın ekonomik tahakkümüne son vermeyi düşünüyordu.

Kısacası milli devlet ve ekonomide devletçi sosyalizm temel hedefi idi, bu aynı zamanda 1900’lü yılların başında, “Endonezya Milliyetçiliği“ düşüncesini ortaya atan aydınların da savunduğu bir görüştü.

Devamı; “Baharat Adaları’nda Küresel Süreç ve Ilımlı İslam Projesi” -2-‘de.

Safter TANIK
Safter TANIKsaftertanik@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments