NE ŞAM’IN ŞEKERİ, NE ARABIN YÜZÜ

Bu haber 17 Mayıs 2013 - 15:58 'de eklendi ve 1.837 kez görüntülendi.

NE ŞAM’IN ŞEKERİ,

NE ARABIN YÜZÜ

 Babür Hüseyin ÖZBEK
Güney hudutlarımız düne kadar yolgeçen hanı gibiydi; giren çıkan, gelen giden belli değildi. Dün ise kan gövdeyi götürdü. Devlet, hükümet var mı yok mu? Belli değildi.
      Burası bir Orta Afrika ülkesi mi? Hani sürekli propagandası yapılan güçlü iktidar nerede?
      Günlerden 11 Mayıs 2013, saat 13:45. Hatay’ın Reyhanlı ilçe merkezinde, ana cadde üzerinde 2 kilometrelik bir sahada, mesafeleri ölüm oranını artıracak şekilde 600 m olan iki ayrı araçta, 2-3 dakika ara ile gücü yüksek iki (C-3) bomba patlatıldı. Patlamadan 5 dakika önce de kasabanın tüm elektrikleri kesildi. Normal bir arıza mı, yoksa katliamı başlatma emri miydi?
      Bu kasaba ve çevresi, bol miktarda Suriyeli sığınmacının çadır ve konteynerlerde yaşadığı bir hudut kasabası. Buralarda yaşayan yerli halk, Suriye İç Harbi’nden kaçıp gelen çaresiz Arap mültecilerden dolayı rahatsız. Halk kendi yaşamlarını zora soktuğu için onların varlıklarından haklı olarak şikâyetçi. Türkiye resmi 200 bin, gayri resmi 400 bin sığınmacı-mülteciye ev sahipliği yapıyor.
     Bu coğrafyada şartlar kolay düzelmez. Aksine daha kötüye gidecek gibi bir ivmelenme kazanıyor. Olaylar Türkiye’nin Suriye’ye giriş-çıkış yapılan Cilve Gözü Hudut Kapısı’nın ağırlığını da ortaya koyuyor. Reyhanlı’nın 50 kilometre doğusunda yanmış, yıkılmış, harap halde Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep var. Normal yaşamın sürdüğü dönemlerde bu kasaba ile şehir arasında iyi bir ticaret potansiyeli vardı.
     Biz Türkler yardımı, dostluğu severiz; ancak kendi canımıza kast edecek, canileri barındıracak kadar da değil.
     Hatay ve çevresi üç semavi dinin kavşak noktası, bir sulh bölgesi olarak biliniyordu. Ancak şimdi güvenlik sıkıntısı had safhada ve sanki onlar suçluymuş gibi 20’nin üzerinde sığınmacı aracı yakılıp yıkıldı; halkta tepki var, hala panik havası hakim.
    1916’da, Sina ve Filistin Cephesi’nde Süveyş’te, II’inci Kanal Harekatı’nda zabit(subay) olarak esir düşüp Hindistan’a sürülen rahmetli amcam M. Turgut Özbek hatıralarını anlatırken: “Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü” derdi. Dün ihanet, bugün içten vurma. Artık bu böyle devam etmemeli. 
    Yetkililerin konuşmalarında, demeçlerde, kendine güvendiği iması yenilenen bir kuruluşumuz var: MİT. İstihbarat teşkilatımız. Suriye’de iyi çalıştığını, doğru bilgileri hükümet yetkililerine rapor ettiğini, onları donatırken hata yapılmadığı kurumca topluma ve basına yansıtılıyordu. Halbuki gerçek hiç de öyle değilmiş. Bizi, T.C.’yi zora sokabiliyor. Normal yaşamını sürdürebilme gayreti içindeki vatandaşı ürkütüyor.
      İktidar ve iktidarın bakanları, facia yaşandıktan 51 vatandaşımız ölüp, 145’i de yaralandıktan sonra tespih taneleri gibi Reyhanlı’ya üşüşüp “vay vay” lı demeçler vererek görevlerini yaptıklarını düşünüyorlar. Önemli olan testi kırılmadan yol göstermek; insanları, halkı korkutup, tedirgin etmemek. Yoksa, “Basra harap olduktan sonra” söylenen sözler laf-ı güzaftan öte gidemiyor. MİT bu katliamda da görevini yapamamış, sınıfta kalmıştır.
1218 KM’LİK GÜNEY HUDUDU KEVGİR GİBİ
       Çevrenize nasıl bakıyorsunuz, okuduğunuz gazeteler, seyrettiğiniz televizyon kanalları sizi hangi yönde, nasıl bilgilendiriyor? Gazetenizin köşe yazarlarının görüşleri sizinle ne kadar paralellik sağlıyor; bu konular beni şahsen çok düşündürüyor.
      Önümde duran gazetenin baş sayfasında BDP başkanı S. Demirtaş var. Zaferden yeni çıkmış, ordularını arkasına almış bir kahraman edası içinde, muzaffer bir zat havasında.
 Şırnak’ta, seçim otobüsünde resmi var. Plaka 73 DZ 4…’li. Şoför mahallinin önünde büyük bir bez üzerinde: “Çözüm, demokratik çözümle mümkündür” gibi yavan, kelimelerin sıralanması ve kurgusu zayıf bir cümleye havi slogan yazılı. Bu sloganın sol köşesine hayli büyük, bıyıklı, mütebessim, yukarıya ufuklara bakan, kahraman edalı bir Abdullah Öcalan resmi oturtulmuş.
     Her şeyi tek cümlede özetleyen bir slogan daha var. Şırnak’ta konuşmaların yapılacağı meydana asılmış. Tarih 10 Mayıs 2013, afişin zemini kırmızı-sarı ve yeşil bayrak havasında. Üzerinde: “Barış: önder Apo’nun ve Kürdistan’ın özerkliğidir” yazılıyor. Belli ki buralar PKK, KCK ve BDP’nin kontrolündeki yerler. Siz Akil İnsanlar, siz “63’ler” bu ve bunun gibi ne istediğini bilen, çekinmeyen, iyice gemi azıya almış, sürekli üzengi ile atının hayâlarına sert, öldürücü darbeler vuran Apo gibi binicileri görmüyor, duymuyor, hissetmiyor musunuz?
     Elinde keleş (kalaşnikof), sırtında kanas ve doçka var. Alışamadığım ve sevmediğim içinde  her gördüğümde dikkatle baktığım, uzun bol bir şalvar; bütün genç militanları bel altı giyeceği, standart gibi, üstü değişebiliyor ama altı değişmiyor. Ne yapıyorlarmış? Efendim! Anadolu’yu önce Hakkari ve Şırnak bölgesinden terk ediyorlarmış. Birer ekol sıralanmışlar, silahları ile güneye sanki hicret ediyorlar. Tavır ve hareketleri ile 1218 km’lik Güney Hududunun, “331 km’lik Irak hattının sahibi biziz.” diyorlar.
     Siz Türk askerine, polisine, ayda 849 TL maaşla hayatını ortaya koyan korucuya, zaman zaman kurşun sıktınız, şehit ettiniz, öldürdünüz, yaraladınız. Şimdi PKK olarak  “göreviniz bitti” diyorlar, “şimdi git” diyorlar, ve onlarda gidiyor. Çünkü sizin Anadolu’daki temsilcileriniz Kandil güdümlü amirleriniz: “Biz tutulması gereken köşe başlarını tuttuk, artık ileri adımlar atacağız” diyorlar.
     Ülkeyi yöneten iktidar, TSK, hukuk sisteminin yetkili kıldığı Cumhuriyet Savcıları, güvenlikten sorumlu bakanlıklar, görevlerinizi yapmıyorsunuz. Bağımsız, hür ve demokrasi ile yönetilen bir ülkede katliam yapan, suç işleyen, kişi ve örgütler böyle, bu şekilde, ayrıca o ülkenin hukuki kurumları çıkış izin verilebilir mi, bu yaptığınız suçtur. O katillerin çıkışını görmezden gelmek, bilhassa Silahlı Kuvvetleri için hiç de etik değildir. Hem sınırlardan geçecek, bir yaban keçisini bile tespit edebilecek, teknik ayrıntıya sahip Silahlı Kuvvetler bu katil sürülerinin hudut boylarından silahları ile terkini ileride nasıl izah edeceksiniz? Kanuni, legal olmayan emirleri icra etmek, onu uygulayanları ileride; “Bana verilen emri yerine getirdim” tekerlemesi kurtarmaz. Unutmayın ki bu ülke terörle mücadele eden Genel Kurmay Başkanı’nı bile terörist suçlaması ile içeri attı. Bu iktidar sandıkla mutlaka, ama mutlaka gidecek. Siz yönünü iktidara göre ayarlayanlar, yanlış ata oynamayın.
MALİ YAPILARIDA SAĞLAMA ALINIYOR
    İş öyle bir safhaya geldi ki, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç 13 Mayıs 2013’te İzmir’de yaptığı bir konuşmada; “…PKK çıksın gitsin, sonra dönüp gelebilirse siyaset yapsın, böyle yollarına devam etsinler…” diyor.
    Meselenin ekonomik ayağında ise, AKP Hükümeti’nin 5 yıl arayla İkinci yeni Varlık Barışı açılımı ile getirdiği imkanlarda haksız kazanç, eşkıyaya yardım desteği var. 15 Nisan 2013 tarihi baz alınarak bilhassa İsviçre bankaları ile diğer off-shore hesaplardaki 50 milyar dolara hükmeden örgütün bu parayı Türkiye’ye getirmesi planlanıyor. Bunun için soruşturma açılamayacak, ek vergi ödenmeyecek. Oh ne alâ ülke!
    Devamında terörist artığı parti mensuplarına hazır para ve sermaye için mali dayanak, kanuni alt yapıya haiz imkanlar hazırlanacak. Başbakan Yardımcısı ne diyor:”…şimdi gitsinler , sonra gelip devam etsinler…” Burası muz cumhuriyeti mi, bu nasıl mantık? Bu nasıl bakan?
    Güney hudutları Suriye ve Irak sınırları kevgir gibi. Giren, çıkan, gelen gidenin hesabı yok. Sanki devlet, T.C. burada bitmiş, stop etmiş.
   Suriye sınırı, Reyhanlı, Türk Arap halkları, kontrolün zaman zaman kaybedildiği Reyhanlı ilçesi 11 Mayıs 2013 de kan gölüne döndü. İktidar gücünü gösterip bu bölgede gerekli tedbirleri önceden alarak olayları önleyemedi. Çekilmek istendiğimiz “Arap Batağı” na her halikarda girmemeliyiz. Ama bela illaki de bulaşmak, kirli, leş bataklığına bizi de almak istiyor. Bugün oldu bittilerde görünen o ki yarın gene bu ve bunun gibi vahim facialar tekrar edecek. Bu coğrafyada yaşamanın bedeli çok ağır. RTE – Obama ile iki gün sonra bu konuları da derinliğine görüşecek. Zira Amerika yönlendirmek, istediğini yaptırmak arzusunda olsa da, uygulamada şimdiye kadar hep kenarda durdu. Elini pek taşın altına sokmayı tercih etmedi. Nasıl olsa elinde maşaları var.  Neden elini ateşe sokupta incinsin.
    Diktatör Esad, Banyas Katliamı, DHKP- Acilciler, her kimse; bi şekilde, uygun anda bu katliamın hesabı er geç mutlaka kesilmelidir. Eğer bu devlet güçlü ise, ki sık sıkta bunu ifade ediyor Reyhanlı da ki 51 kişinin katlinin hesabını da sorabilmelidir.
    Güney hudutları Suriye’den Irak’a, Yayladağ’dan Şemdinli’ye kadar 877 + 331 km. toplam 1218 km’lik hudut boyları elek gibi; iktidarın gücü buralarda neden kendini gösteremiyor. RTE anlı şanlı karşılama merasiminden sonra sorsun bakalım BOP başkanı kendisine ne tavsiyelerde bulunacak. Cevabı bizi, Türk milletini mi, yoksa AKP. yi mi memnun edecek, göreceğiz.    
 
 ___________
Yazarımızın 14 Mayıs’ta gönderdiği yazı elimizde olmayan sebeplerle gecikmeli olarak yayınlanmıştır. Okuyucularımızdan ve değerli yazarımızdan özür diliyoruz.
Ülkücü KADRO
____________

Babür Hüseyin ÖZBEK
Babür Hüseyin ÖZBEKhozbek44@yahoo.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments