ÇOCUK SESLERİ

Ahmet URFALI

Hak-hukuk, bizde guguk

Bu haber 19 Kasım 2013 - 8:19 'de eklendi ve 855 kez görüntülendi.

 HANGİ barıştan bahsediyorlar…
    Hâlâ yol kesen, sudan sebeplerle Güneydoğu illerimizde sokaklarda gösteri yapan, molotof atarak, havai fişek patlatarak ve devlet güçlerine saldırarak azgınlıklarını sürdüren yandaşlarını görmezden gelenlerin, barıştan bahsetmeleri inandırıcı olmuyor… 

    Erdoğan barıştan bahsetti…
    Barzani, “Yaşasın barış ve özgürlük” dedi…
    Şivan Perver“Barışı sağlayan başbakan” diyerek Erdoğan’a şükranlarını sundu…
    İbrahim Tatlıses, “Bir oğlum olacak adını barış koyacağım” diye müjde (!) verdi…
    Devletin ve milletin varlığını ortadan kaldırmak için dağa çıkan silahlı teröristlerden yana olanların “Barış gelmiyor”diye şikâyette bulunma hakları var mı!
    Türkiye’yi kaosa sürükleyenler bir yandan barış diyor, bir yandan üniter devlet yapımızı değiştirmek ve mülki yapımızı yeniden yapılandırarak etnik milliyetçilik güden bir devlet oluşturma gayretinden vazgeçmiyorlar…

    Hem de silahlı olarak…
    Amaçları, sınırları Güneydoğu’dan başlayarak kuzeye doğru uzanan bir kürt devleti kurmak…
    Amerika tarafından çizilen ve uygulanan BOP projesinde yer alan bu ihanetin hayata geçmesi için yapılacak ilk iş coğrafyamızda savaş başlatmaktı…
    Başlattılar…
    Barışın ne olduğunu ve nasıl olması gerektiğini öncelikle, onu ağızlarına alan canilerin öğrenmesi lâzım!
    * * *
    Yaşadık…
    Amerikan askerlerinin, Irak’a girip Saddam rejimini yıktığını birlikte gördük…
    İki şeyi bahane ettiler; birinci bahane “Irak’ta nükleer silah var ve barışı tehdit ediyor” iddiasıydı, ikinci bahane ise Saddam’ın diktasına karşı Irak’a demokrasiyi getirmekti…
    Irak’ta nükleer silah bulunmadı; demokrasi de getirilmedi…
    Petrollerine el konuldu ve ülkenin kuzeyinde yani sınırımıza komşu bölgede bir kürt yönetimi oluşturulup bu yönetime meşruiyet sağlandı…
    BOP’un eşbaşkanı arkadaş, hâlâ ülkemizi tehdit eden bu kaotik gelişmeye aldırmadan barıştan ve ileri demokrasiden bahsediyor ve canilerle kucaklaşıyor…
    Projeyi, emperyal güce yaranmak amacıyla azami dikkat ve titizlikle kontrolu altında tutmaya çalışıyor…
    Eğer kürt gruplar arasında baş olma kavgası çıkmazsa, Irak’taki kürt yönetimi Suriye’nin de kuzeyini kapsayarak İran sınırına dayanacak ve “Büyük Kürt Devleti” nin merkezi haline gelecek.
    Bu hevesin başındaki herifi de alâ-ı vâlâ ile karşılıyorlar…
    İkinci Habur rezaleti…
    Böyle bir gelişmeye PKK hazır mı bilinmiyor ama PYD’nin hazır olduğu söyleniyor.
    Bu tablo önümüzdeyken, Türkiye’yi bölüp parçalamak için el ele verenlerin çoktaaan bayatlamış ekmeğine yağ, hatta bal sürmek nasıl bir siyasal tavırdır anlamak mümkün değil!
    Türkiye bir iç huzura muhtaç; ama bunu sağlayacak olan, onu huzursuz edenlerin takınacağı yapay tavır değil, ülkeyi yönetenlerin akıllarını başlarına devşirmeleri!
    İktidardan böyle bir gelişme sadır olabilir mi?
    O yönde bir işaret yok…
    Dolayısıyla yurttaş sandığı bekliyor..
    Sandık önümüze gelene kadar başımızdaki siyasal iradenin tavrı ya toplumun beklentisi yönünde değişecek, ya da toplum o iradeyi sandıkta değiştirecek.
    Unutmadan, Şivan Perver adındaki kürt şarkıcı giderken, vatana ihanet eden İmralı’daki çetebaşının da salıverilmesini istedi…
    Küstahlığa bakın…
    Pekiiii…
    Öldürülen 40 bin insanın hesabını bu dünyada ve ahirette, onun yerine Şivan dedikleri bu herif 
verebilecek mi!
    İmralı’dakinin kaderi belli; kaldığı koğuşu yurt bellemek zorunda, ömrünü orada tamamlayacak, bu sonuçtan kurtuluşu yok!
    * * *
    ERDOĞAN‘ın ne kadar da çok can dostu varmış meğer…
    Yeni öğreniyoruz, Ahmet Kaya da onlardan biri…
    Şimdi Şivan Perver ile de dost oldu; İbrahim Tatlıses bir yanında Şivan Perver diğer yanında, Ahmet Kayagönlünde, Yılmaz Güney aklında…
    Dostlar bir arada…
    Nazım Hikmet zaten dudaklarındaydı; her fırsatta ona ait dizeleri ezbere söylemeyi seviyor ya…
    İleri demokrasiye doğru başlatılan yürüyüşe bakalım daha kimler, dost ayağına yatırılıp yandaş yapılacak…
    ………………………….
    Bu tabloyu gören Diyarbakırlı Bakan Mehdi Eker “Türkiye normalleşiyor” demez mi…
    Der…
    Dedi de…
    Koskoca bakan, normalle anormal arasındaki farkı bilmez mi…
    Biliyordur da bilmez gözükmek işine geliyor…
    Türkiye normalleştirilmiyor, anormalleştiriliyor…
    ………………………….
    Gösteri güzeldi…
    Bismilde yaşandı…
    Erdoğan ve Arınç halkın karşısına el ele çıktı, üstelik elleri havada…
    Yüzlerde tebessüm; ancak Arınç‘ın yüzündeki acı, Erdoğan‘ın yüzündeki tatlı tebessümdü…
    İkinci baharı değil ama yalancı baharı yaşıyorlardı!
    “AKP’de çatlama yok” mesajı bundan daha güzel (!) bir tabloyla gözler önüne serilemezdi…
    * * *
    AVRUPA Parlamentosu Türkiye Raportörü bir kadın, adı önemli değil…
    Erdoğanın kulağını çekerek diyor ki:
    -18 yaşın üstündekilere hükümet karışamaz…
    Çağdaş demokratik toplumlarda bir temel kural da bu…
    Bizde değil; olmasına imkân yok, zira biz demokrasiyi, demokratik hakların ne ve nasıl olduğunu, bireyin temel hak ve özgürlüklerine ne zaman dokunulmayacağını henüz öğrenmiş değiliz. Üstelik bu bilgisizliğimizi sıkılmadan imanımızın kriteri haline getirip inancımızın içine sokuyoruz…
    Hata yapıyor, hatta günah işliyoruz!
    …………………………
    Hadi hepsi bir yana…
    Ülkemizde 18 yaşındaki her gencin seçme hakkı var; seçilme hakkını da vermek üzereyiz…
    Ehliyet veriyor ve bir başına yurt dışına gitmesine olanak tanıyoruz ama bir evde kızlı erkekli yaşamalarını yasaklamaya kalkıyoruz…
    Bu ülkede birey 18 yaşına geldiğinde kimseden izin almadan evlenip yuva kurma hakkına sahiptir ama bir çatı altının kirasını okul arkadaşıyla paylaşma hakkına sahip değildir…
    Toplumu çağdaşlığa ve ileri demokrasiye bu kafa taşıyacak öyle mi?
    Geçiniz!
    Ne olur biraz da akıllı olunuz!
Ergun KAFTANCI
Ergun KAFTANCIergunkaftanci@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments