EKMEĞE DAİR

Efendi Barutçu

Faruk Bal: Artık yargıya güven kalmamıştır

Bu haber 11 Aralık 2013 - 23:43 'de eklendi ve 654 kez görüntülendi.

Faruk Bal: “Misakımillî hudutları içinde yaşayan halkın adı olarak ve bir millî kimlik olarak tanımlanan, uluslararası hukukta ve iç hukukta tanımlanan bu milletin adı Türk milletidir.”

faruk-bal-koruma

MHP Konya Milletvekili Faruk Bal, 11 yılda AKP’nin her alanda olduğu gibi yargıda da hayal kırıklığı yarattığını savundu.

Anayasa Mahkemesi’nin, Danıştay ve idare mahkemeleri yandaşlaştırıldığını öne süren Bal, “Artık yargıya güven kalmamıştır” dedi.

Bal, güvensiz yargının terörle mücadelede de görevini yerine getiremediğini ve “AKP politikalarına aynen uyarak görevini terk ettiğini” öne sürdü.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Kanunu Tasarısı ile 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştayla ilgili bütçesi hakkında MHP Grubu adına konuşan Bal, şunları söyledi:

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştayla ilgili bütçe hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini sunmak üzere huzurunuzdayım. Yüce heyetinizi ve başta Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, ilk derece mahkemeleri olmak üzere oralarda çalışan değerli yargı mensuplarını saygıyla selamlıyorum.

AKP on bir yıldır iktidardadır. On bir yılda 11 tane bütçe yapıldı. Bu, 12’nci bütçe. On bir yılda AKP, her alanda olduğu gibi, yargıda da hayal kırıklığına uğrattı. Hâkiminden savcısına; icra müdüründen, yazı işleri müdüründen seçim müdürüne; kâtibinden mübaşirine, teknik personeline kadar hepsinin bir hayali vardı. Hayalleri eşit işe eşit ücretti; nöbet, iş riski, adalet tazminatı, teknik hizmet tazminatıydı; hayalleri kreş, servis, yiyecek yardımıydı; hayalleri, 4/B’li ve 4/C’li olanların ise, sorunlarının giderilmesiydi. Bu hayallerin hepsi hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Özellikle genel idare hizmetleri sınıfına geçmek isteyen mübaşirler, adliyelerin ciddi sorunlarını çeken mübaşirler de bu hayal kırıklıklarının içerisindeydi.

Adalet ve Kalkınma Partisi toplumun her kesimi gibi yargı mensuplarını da aldattı ve kandırdı. Yargının temel sorunları içerisinde bulunan otomasyon, dokümantasyon, reorganizasyon ve motivasyon projeleri ortada kaldı.

Değerli Başkanım, sayın milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi bu on bir yıl süre içerisinde yargıda başka işler yaptı ve onlarda başarılı oldu. Balık avlamak için önce suyu bulandırdı. Temel kanun niteliğindeki Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu gibi diğer kanunları 2004 yılında değiştirdi. Bu değişiklikle hukuk hafızası ortadan kaldırıldı ve netice itibarıyla yargının elindeki dosyalar iş yükü olarak 4’e katlandı.

Vaziyet böyle ve yargı iş yükü altında ezilir iken, 2007 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi şaşılacak bir iş yaptı. Yargıtayda, Danıştayda işler perperişan ama Adalet ve Kalkınma Partisi buradaki Danıştay ve Yargıtay üyelerinin yaklaşık beşte 2’sini tasfiye etmek üzere bir kanun tasarısı hazırladı, 250 olan Yargıtay üyesi sayısını 150’ye düşürmek için. Onca iş yükü altında bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu derken mesele anlaşıldı. AKP yargıdaki muarız gördüğü, muhalif gördüğü kişilerden ve üyelerden kurtulmak istiyordu ve bu bir tasfiye kanunuydu. Bunu beceremedi. Beceremedi ama aradan bir süre geçtikten sonra tam tersi bir gerekçeyle AKP 2010 referandumundan sonra mührü eline alınca, dizginleri ele alınca, direksiyonun başına geçince 250 olan Yargıtay üyesini 387’ye çıkarmak üzere, 95 olan Danıştay üyesini ise 152’ye çıkarmak üzere bir kanun hazırladı ve bu kanun AKP’nin milletvekillerinin parmaklarıyla kabul edildi. Netice itibarıyla, Türkiye’de dünya rekoru kırılan obez bir mahkeme yaratıldı. Dünyanın hiçbir ülkesinde 387 üyeli bir yüksek mahkeme bulunmamaktadır.

Obez hâle gelen yargı ve Danıştayda işler buna rağmen yürümedi. 387 üyeli Yargıtayda ve 152 üyeli Danıştayda işler, maalesef, 2002 yılı rakamlarına göre tam tersine gitti. Örnek: Ceza dairelerinde 2002 yılında bir dosyanın bekleme süresi 138 gün iken 2012 yılında 306 güne çıktı, yani vatandaşın işinin sürüncemede beklemesi yüzde 221 oranında arttı. Hukuk dairesinde 2002 yılında bir davanın bekleme süresi 67 gündü, 2012 yılında vatandaşın hukuk dairesindeki dosyanın bekleme süresi 176 güne çıktı, yani bekleme süresi yüzde 262 oranında arttı. Danıştay 2012 yılında iş yükünün sadece yüzde 40’ını çıkarabildi, yüzde 60 gibi bir dosya grubu 2013 yılına aktarıldı.

Bunun anlamı şu: Obez mahkeme yaratılmasına rağmen obez mahkeme işlevini yürütemedi ve yargının sorunlarına, vatandaşın adalet bekleyen dileklerine cevap olamadı. Bu süreç içerisinde elbette ki yargıda siyasallaştırma süreci, çoğunluğu sağlama süreci böylece elde edilmişti, olumsuz gelişmeler de görüldü; örnek, yandaş olmayan hâkimler tehdit edildi. Telefon dinlemeleri, teknik takip, soruşturma, sürgün ve buna ilaveten havuç, sopa politikasıyla yargı susturuldu. Hiç korkmaması gereken hâkimdi. İmanımızda, itikadımızda, hukuk tecrübemizde ve elimizdeki yasalarda hiç korkmaması gereken kişi bu ülkede hâkim olmalıydı çünkü hâkim hâkimdi, çünkü hâkim fehimdi, çünkü hâkim müstakimdi, çünkü hâkim emindi, çünkü hâkim mekîndi ve hâkim metîndi. Bizim kültürümüz hâkime böyle bir görev vermişti; AKP, bu değeri sıfırladı ve suskun, siyasallaşmış, Adalet ve Kalkınma Partisinin otoritelerine kulak dayayan bir mesleğin mensubu hâline geldi.

Sonuç: Değerli arkadaşlarım, yasamayı ve yürütmeyi de hukuk devletinde ancak ve ancak yargı kontrol eder, hukuk devletinin temel prensibi budur. Görüştüğümüz Anayasa Mahkemesi, Meclisin çıkardığı kanunların hukuka uygunluğunu denetleyecek bir mahkemedir; Anayasa Mahkemesi yandaş mahkeme hâline getirilmiştir. İdare mahkemesi, yürütme organının Başbakanlıktan en alttaki kamu gücünü, kamu görevini yürüten memuruna kadar denetleyecek olan idari mahkemelerdir ve Danıştaydır. Danıştay ve idare mahkemeleri yandaşlaştırılma, korkutulma ve siyasallaştırılmanın sonucunda hukuku değil, AKP otoritelerinin kulağına kulağını vererek sesini dinler hâle gelmiştir. Bu değerler, maalesef, şu sonuçları da yaratmıştır: Bir güvensizlik durumu ortaya çıkmıştır. Bunu Avrupa Yargıçlar Birliği, Avrupa Yargıçlar ve Savcılar Birliği en sonunda Adalet Bakanlığı ve HSYK da kabul etmiştir ki artık yargıya güven kalmamıştır. Güvensiz olan bu yargının daha da yandaş hâle getirilmesi ve süper obez bir yargı organı yaratılarak AKP hâkimiyetinin tam tersi için yeni bir hazırlık içerisindesiniz. Orada da 387 olan Yargıtay üyesi sayısını beğenmiyorsunuz, belki bine kadar çıkaracaksınız; ne kadar çoğunluğu elde edeceksek o kadar bir rakama çıkacaksınız anlamı çıkmaktadır. Danıştayda da ortada, Danıştayın da aynı şekilde üye sayısını artırmak istiyorsunuz.

Tabii ki, bu güvensiz yargı terörle mücadelede de görevini yerine getirememiş, Adalet ve Kalkınma Partisinin politikalarına aynen uymak suretiyle terörle mücadeleyi de onlar terk etmiştir, şimdi sizin gibi belki dershanelerle mücadele noktasına gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bu süreç içerisinde Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanı Anayasa Uzlaşma Komisyonundaki gelişmeleri dikkate alarak kendisini evlenme vaadiyle kandırılmış birisine benzetmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi Anayasa Uzlaşma Komisyonunda ne düşündüyse onu söylemiştir, Milliyetçi Hareket Partisi neye inanmışsa onu savunmuştur; eğilmemiştir, bükülmemiştir, kırılmamıştır, kıvırtmamıştır. Ancak, Milliyetçi Hareket Partisinin insan onuruna yaraşan, herkesi hukuk önünde eşit kılan, hiç kimseye, hiçbir sebeple ayrımcılık yapılmayacağına ilişkin görüşleri önce tüm partiler tarafından paylaşılmış, sonra zaman içerisinde alınan talimatlar nedeniyle geri çekilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi Anayasa Uzlaşma Komisyonunda iyi işleyen, vatandaşa hizmet eden bir devlet anlayışını, bağımsız ve tarafsız bir yargıyı tesis edebilmek için bireysel özgürlükleri bütün vatandaşlarımızın evrensel değerlere ulaştırılabilmesi için büyük bir çaba vermiş, büyük bir katkıda bulunmuştur. Bu katkıların maalesef Adalet ve Kalkınma Partisinin başkanlık takozuyla önü kesilmiştir. Başkanlık sistemi ile önü kesilen Anayasa Uzlaşma Komisyonunun uzlaşma kültürü, Sayın Meclis Başkanı alet edilmek suretiyle, nihayete erdirilmek istenmekte ve AKP, anayasa yapımı masasından kaçmak istemektedir. Gerekçe olarak da partilerin kırmızı çizgileri var… Var, Milliyetçi Hareket Partisinin kırmızı çizgisi var. Kırmızı çizgisi nedir? Şu soruyu iyi anlayın, iyi cevap verin.

Soru bir: Biz, yeni anayasa ile yeni bir devlet mi kuruyoruz yoksa Kurtuluş Savaşı’yla kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti devletine bir anayasa mı yapıyoruz?

Milliyetçi Hareket Partisinin cevabı tektir ve nettir: İstiklal Harbi’yle kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletine, kuruluş felsefesine uygun bir yeni anayasadan yanayız. Yeni devlet arayışı içerisinde olanlara ve yeni devleti toprak bütünlüğü, millet bütünlüğünü bozacak şekilde, etnik dilimlere ayrılacak şekilde, gelecek nesillere paramparça bir Türkiye bırakmak isteyen heveslilere ilan ediyoruz ki önünde bu düşüncenin göğsümüzü siper edeceğiz, Kürt milletinin bütünlüğünü, Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığını ve gelecek nesillere emanetini hiçbir şart altında riske atmayacağız, hiçbir şart altında tehlikeye atmayacağız.

Değerli arkadaşlarım, ikinci soru şu: Biz, bu anayasayı kime yapıyoruz?

Bu soruya verilecek Anayasa hukuku açısından üç tane cevap vardır. Devlet açısından, MHP diyor ki: Biz, bu anayasayı Türkiye Cumhuriyeti devletine yapıyoruz. Başka devlet hayali içerisinde olanları ihtar ediyoruz ki Kurtuluş Savaşı’yla kurulmuş olan bu devletin kılına zarar getirtmeyeceğiz.

İki: Biz, bu anayasayı anayasa hukuku çerçevesi içerisinde millete yapıyoruz. Bu anayasa, yüzde 85’i “Ben Türk’üm.” diye kendini beyan eden ve onun bünyesi içerisinde farklı inanç ve gruplardan oluşmuş olan büyük Türk milletine yapılmaktadır. Bu milletten millet çıkarmak isteyenlere, bizim tarih içerisinde oluşturduğumuz bin yıllık kardeşlik hukukumuzu bozmak isteyenlere ilan ediyoruz ki Türk milletinin millî bütünlüğü ve beraberliği binlerce yıl boyunca dökülmüş olan kanla, dökülmüş olan terle, dökülmüş olan gözyaşıyla yoğrulmuştur. Bu hamuru bozdurmayız, bozdurtmayacağız.

Üçüncü olarak, bu anayasayı hangi vatandaşa yapıyoruz? Adıyla sanıyla belli ve besbelli, Türk vatandaşına yapıyoruz. Fransa’nın Fransız vatandaşı dediği gibi, Almanya’nın Alman vatandaşı dediği gibi, bütün demokratik ülkelerin kabul ettiği gibi, bu devletin, bu milletin hür bireylerine yani Türk vatandaşlarına bu anayasayı yapıyoruz. Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi, anayasa yapımı konusunda tarihin ve millî değerlerin, bize söyletmiş olduğu değerlerin sonuna kadar arkasında olacaktır, sonuna kadar savunucusu olacaktır. Bütün vatandaşlarımızı hiçbir ayrım gözetmeksizin, hiçbir ayrımcılığa tabi tutmaksızın evrensel temel hak ve hürriyetlerden sonuna kadar yararlandırmak için anayasa yapımına katkıda bulunacağız diyor, hepinize saygılarımı beyan ediyorum.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments