
Nejdet SANÇAR
İnsanların gönül verdikleri fikirler, dâvâlar vardır. Yine, insanları birbirlerine bağlayan içtimaî ve siyasî inançlar, meslek teşekküleri, sanat toplulukları, spor kulüpleri gibi çeşitli
müesseseler vardır. Bunların hemen hepsinin, insan toplumları için, derece derece, faydalı olduğu kabul edilebilir. Fakat bütün bu fikirler, dâvalar, inançlar, teşekküller ve benzerleri arasında, bir milletin bütününe seslenen ve millet fertlerinin hepsini tek bir odakta toplama gücüne sahip bulunan, sadece, milliyetçiliktir.
Milliyetçilikten başka hiçbir fikirde; hiçbir dâvâ, inanç, teşekkül veya müessesede,
toplayıcılık ve birleştiricilik gücü yoktur. Aksine; dağıtıcılık, parçalayıcılık, hattâ toplumun bazı parçalarını karşı karşıya getiricilik vardır.
Kendi toplumumuzun bu gibi fikir, inanç ve müesseselerinden bazılarının üzerine şöyle bir eğilmek, gerçeğe ulaşmak için yetecektir:
Türk milliyetçiliğini düşünelim: Türk milliyetçiliğinde temel fikir, Türk’ü sevmektir. Nerde yaşarsa yaşasın, hangi içtimaî veya siyasî mevki ve seviyede olursa olsun, nasıl düşünürse düşünsün, her Türk, bu sevgi halesinin sınırları içindedir. Milletimizin bütün fertlerini bu sevgi odağında toplamayı gaye edindiği içindir ki, Türk milliyetçiliği, Türkler için, birleştirici fikirdir.
Başka hiçbir fikir, hiçbir inanç ve hiçbir müessese, bu toplayıcı ve birleştirici özelliğe malik değildir.
Meselâ, siyasî partiler… İnsan toplumlarının hayatları için zarurî sayılan siyasi partilerde, millet fertlerini birleştirici özellik yoktur. Siyasî partiler, iktidara gelip memlekete hizmet etmek veya muhalefette kalıp iktidarı doğru ve faydalı hareketlere yöneltmek gibi mühim vazifeleri olması gereken teşekküllerdir. Fakat, bu memleket vazifesinin yapılması sırasında, partilere mensup vatandaşlar, hem de kütleler halinde, birbirlerine karşı olmaktadırlar. Daha kötüsü, bu mücadeleler sırasında, gönüllerde ihtiras fırtınaları estikçe, hele siyasi terbiyenin kökleşmediği toplumlarda, fertler ve kütleler, birbirlerine düşmân gözü ile bakacak hale gelmektedirler.
Meselâ hemşehricilik fikri… Kendi şehirlisine, kasabalısına, köylüsüne bağlanmak, onu tutmak, onun iyiliğine çalışmak düşüncesi.. Hemşehricilik fikrindeki iyilik ve fayda isteği, bir
bölgenin dar sınırları içerisine hapsedilmiştir. Onun içindir ki bütün memleketi kucaklaması, yani toplayıcı olması imkânsızdır. Ayrıca, çok kere, bazı kimselerin lâyık olmadıkları yerlere getirilmesi gibi, hem ahlâk dışı, hem de memlekete zararlı bir yönü vardır.
Sonra meslek teşekkülleri.. Bu teşekküller, bir mesleğe mensup insanların ilgili bulundukları meseleleri ele almaları, onları halletmeye çalışmaları gibi tutum ve davranışları ile, elbette ki, faydalı müesseselerdir. Fakat, bu fayda da, ancak, bir mânevi çatı altında toplanmış insanlar içindir.
Ve nihayet spor kulüpleri.. Kendi açımızdan düşünürsek, Türk gençlerinin sağlam yapılı ve karakterli insanlar olarak yetişmelerini sağlamaları gereken spor kulüpleri (bunları sağlayıp sağlayamadıkları bir tarafa), toplum hayatımızda toplayıcı bir rol oynayabiliyorlar mı? Kulüpler arası rekabetin doğurduğu birçok acı hadiseler malûmdur. Bir Fenerbahçe-Galatasaray maçında, en yakın arkadaşların tekmeleştikleri, hattâ döğüştükleri görülmüyor mu? Sonra, tribünlerde iki
takımdan birini tutan seyircilerin kendi takımlarını alkışlar veya diğerini yererken, öbür takımı tutanlar ile kapıştıkları olmuyor mu? Sözün kısası şu ki, fenerbahçelilik, galatasaraylılık, beşiktaşlılık, sadece sarı-lacivert, sarı-kırmızı, siyah-beyaz renklere gönül vermek gibi dar bir çerçevede kalmamakta, bazan, nerdeyse, Türk-Moskof düşmanlığını hatırlatacak durumlar yaratmaktadır.
Şu çeşitli örnekler gösteriyor ki, hangi fikir, inanç, siyasî veya siyasî olmayan teşekkül ele alınsa, hiçbirisinde bütün milleti ve toplumu kucaklamaya çalışan toplayıcı, birleştirici bir taraf bulmak mümkün olmamaktadır: Bir siyasî parti, ancak, kendi mensuplarını bir gayede birleştirebiliyor. Bir içtimaî inanç veya bir meslek teşekkülünde de durum başka türlü değildir. Bir
spor kulübü, sadece, kendi rengini tutanları bir araya getirebiliyor. Bu gerçeğin dışında bir husus da, bunların çoğunda şahsî çıkarların rolüdür. Bir partiye hizmet edenlerden kaç kişi, bu hizmeti sadece parti menfaatı için yapar? Bir meslek teşekkülü, gayesi meslek mensuplarını düşünmek olması bakımından, aynı zamanda küçük bir grubun şahsî menfaatları üzerine kurulmuş değil midir?
Fakat milliyetçilik? Milliyetçilikte, diğerlerinde görülen küçük hesaplardan bir iz bulunmadıktan başka, onların hiçbirisinde bulunmayan bir özellik olarak toplayıcılık ve birleştiricilik vardır.
Yine kendi milliyetçiliğimizi düşünelim: Türk milliyetçiliğinde şahsî hiçbir düşünce yoktur. Tek düşünce Türk’e hizmettir. Bu hizmet yapılırken de en küçük bir karşılık bekleme bahis konusu değildir. Türk milliyetçiliği bütün millet fertlerini, bütün Türkleri bir sevgi halesiyle saracak fikirdir. Bunun için de, toplumumuzu; sağlam, kayalaşmış, şuurlu ve bölünmez bir bütün haline getirebilecek tek fikirdir.
Karşılıklı saflar kurup birbirleriyle kıyasıya mücadele eden partilileri, gruplara ayırılıp birbirlerini vurmaya çalışan meslek mensuplarını, ne bahasına olursa olsun şehirlisini kayırmaya çalışan hemşehriciyi, forma rengi ayrıldığından dolayı birbirlerine giren gençleri ve taraftarları, bütün bu küçük ve lüzumsuz hesaplardan, yersiz düşmanlıklardan ve diğer ayrılık düşüncelerinden ayırmak, ancak milliyetçilik fikrinin ve ruhunun varlığı ile mümkün olur. Gözlerini ihtiras bürümüş particileri, forma rengiyle gözleri dönmüş kulüpçüleri ve diğerlerini, hem içinde bulundukları o dar çerçeveden, hem de şahsî çıkarlar ardında ömür tüketen insanlar olmaktan kurtaracak tek kuvvet, millî ruhun büyülü atmosferidir, milliyetçiliktir.
Bir kahramanlık şiirleri veya millî şiirler gününde, çeşitli karakter, görüş, inanç, mevki ve seviyedeki insanları, aynı duygular etrafında birleştiren, günün millî atmosferidir. Kıbrıs meselesinin alevlendiği yıllarda, memleket dâvâlarına karşı en ilgisiz kimselerden en aşırı particilere ve benzerlerine kadar, milyonlarca Türk’ün tek kalb haline gelmesi de bunun neticesi değil mi idi? Çünkü bir milletin türlü siyasî düşünce, içtimâi inanç, meslek, öğrenim ve terbiyedeki fertlerini ve gruplarını toplayacak, birleştirecek, onları insan kalabalıkları seviyesinden kurtarıp bir millet haline getirebilecek tek kuvvet, millî ruhtur, milliyetçilik fikridir.
Millî Hareket Dergisi, 15 Kasım 1966

