EKMEĞE DAİR

Efendi Barutçu

Milat “Gezi” mi?

Bu haber 20 Aralık 2013 - 22:36 'de eklendi ve 892 kez görüntülendi.

YIL 1994, Recep Tayyip Erdoğan konuşuyor:
   -Yolsuzluğu babam yapsa cezalandırırım…
   Bravo!
   Yıl 2013…
   Cumhuriyet tarihinde ilk kez, görülmemiş boyutta bir yolsuzluk, rüşvet, kaçakçılık ve bunlara bağlı diğer suçların işlendiği saptandı ve üzerine gidildi. Fakat Erdoğan‘dan herhangi bir siyasal ve idari yaptırım girişimi olmadı…
   Bakanlar Kurulu’nda değişiklik bekleniyor ama kimlerin gönderilip yerlerine kimlerin atanacağı konusunda bilgi aktarılmıyor, sızdırma da söz konusu değil, çünkü her şey Erdoğan’ın kafasında yani ayağa düşürülmemiş durumda…
   Sanıyorum 1998’de, Erdoğan’ın bir konuşması daha var, şöyle demiş:
   –Bugüne kadar evlâdından hırsızlık öğrenen baba görmedim, duymadım. Hırsızlık babadan evlâda geçer, evlâttan babaya değil. Dolayısıyla yönetimlerde hırsızlık, yukarıdaki üst yöneticilerden alttaki yöneticilere, oradan da halka yansır”
   Nasıl lâf!
   * * *
   Bu değerlendirmeye göre bakanların çocukları demek ki masum; suç olacak bir şey yaptılarsa babalarından görerek ve öğrenerek yaptılar; babalar serbest, çocuklar gözaltında…
   Yeminle söyleyim haksızlık…
   Bu mantığa göre asıl suçlu babalar değil mi!
   Babalar da çocukları gibi sorguya alınmalıydı…
   Erdoğan ve iktidarı, âdil olmak ve karar vermek zorunda. Adalete, adil olmaktan başka yol ve yöntemle ulaşılamayacağını herkes gibi o da bilmeli!
   * * *
   Başbakanın ve bakanların istifası gerektiğini söyleyenler, örnek de gösteriyor.
   Tokyo Valisi Naoki İnose, bilmem kaç bin dolar rüşvet aldığı iddia edilince derhal istifasını verdi ve hakkında soruşturma başlatılmasını istedi…
   İşte siyasal asalet, yurtseverliğe işaret, halka saygı, adalete güven bu…
   Hep de Japonya’da; böyle tabloları ülkemizde ne zaman göreceğiz!
   * * *
   Evde yedi kasa olduğunu görüyor, dolarla ve avroyla dolu ayakkabı kutularının çokluğunu fark ediyor, yaşam düzeyinin fevkalâde yükseldiğini belirliyor ama oğluna, “Bu değirmenin suyu nereden geliyor evlât” diye sormuyor; soramıyor, belki de sorma gereksinimi duymuyor…
   Ama bakanlık koltuğunda oturmayı sürdürüyor…
   Ortak mı ne! 
   Asıl şimdi Erdoğan’ın harekete geçmesi lâzım…
   1994’te söylediği “Yolsuzluğu babam yapsa cezalandırırım…” sözünü yerine getirmeli; ya İstifa ederek yeni bir kabine oluşmasına imkân tanımalı, ya da şaibeli dört bakanı saniye yitirmeden değiştirmeli.
   * * *
   AKP‘yi eriyip ufalmaktan ve giderek kaybolmaktan bu iki yol kurtarabilir…
   Meydanlara çıkıp muhalefete yüklenmekle, “Değişik odaklar devlet içinde devlet oluşturmaya çalışıyor”suçlamasıyla, hamasetle ve siyasal kabadayılıkla AKP’yi masum ve mazlum göstermek kolay değil. Bu yöndeki çabalar beyhude, masum ve mazlum rolü yapmanın da inandırıcılığı yitirildi…
   Seçmen yemiyor artık!
   * * *
   Özal‘dan sonra ANAP neden ufaldı ve dağılıp gitti…
   O günleri iyi seyretmek lâzım…
   İktidar, gayrımeşru servetlerin oluşmasına kayıtsız kaldı; hayali ihracat, haksız rekabet, ihalelere fesat karıştırmak, bankacılık sektörünü çığırından çıkarmak, rüşveti görmezden gelmek, kara para aklamak ve bu sıralamaya eklemeyi gereksiz bulduğum küçük yolsuzluklarla nihayet toplumu ayrıştırma gayretleri, sonunda ANAP’ın başını yedi, partiyibitirdi…
   ANAP ve DYP gibi kitle partilerinin bugün esamisi okunmuyor; onların başına gelen, kalanlara ibret olmalı. Her ikisinin gaybubeti, siyasal hayatımızı olumsuz etkiledi, bunu da unutmayalım.
   AKP’nin yokluğu da siyasette yeni kırılıp dökülmelere neden olur; bunu bekleyenler olduğunu gözardı etmemek ve ona göre kararlar almak lâzım…
   * * *
   AKP’li Mehmet Metiner, Başbakan Erdoğan’ın görüşüne ters bir açıklama yaptı:
   Oğullar suç işlediyse bu, bakan olan babalarının da suç işlediği anlamına gelmez. Kişilerin peşinen suçlu ilan edilmesi haysiyet cellatlığından başka anlam taşımaz…
   Bence de doğru…
   Bu beyan, öyle anlaşılıyuor ki Erdoğan’a 1998’de söylediği sözleri unutturdu…
   * * *
   Tutarsız benzer cümleler, Ankara semalarında uçuşup duruyor…
   Birinin nakledeyim:
   -Polis, operasyonu neden haber vermedi…
   Kime?
   Öncelikle Emniyet Genel Müdürü’ne, İstanbul Valisi’ne…
   İçişleri Bakanı’na, Başbakan’a; Bülent Arınç böyle yakınıyor…
   Hadi diyelim ki haber verildi, yayılıp duyulmayacağının ve karşı önlem alınmayacağının garantisi var mıydı…
   Operasyon belki de başladığı anda durdurulabilirdi…
   Bu kadar elit (!) şüpheli işe bulaşmışken operasyonun önünü kesilmesi bu yolla engellendi.
   Arınç ısrarlı:
   -Bu ülkede valiler var, İçişleri Bakanı var, Başbakan var ama…
   Hepsi var da ağız ishali olmuş tipler de var, haddini bilmez baskıncılar da…
   Operasyonu o nedenle herkesten gizli tuttular…
   İyi yaptılar söylemediler ve operasyonun gittiği yere kadar gitmesini sağlamak için önünü, ketum davranarak açtılar…
   Polisin görevi de zaten bu değil mi!
   * * *
   İnatçı bir yapıya sahip olan Erdoğan, bu operasyona ve etrafında gelişen olaylara öfke adamı olarak önümüzdeki saatlerde nasıl bir tavır koyacak merak ediliyor.
   Herhalde “Ucu dışarıda olan mihrakların uzantılar maalesef devlet içinde devlet gayretiyle bu adımları atıyorlar” demeyi sürdürecek ve operasyona polisin dışında bir başka özne arayıp duracak…
   Gezi olaylarını değerlendirirken de aynı hatayı yapmadılar mı!

Ergun KAFTANCI
Ergun KAFTANCIergunkaftanci@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments