BİR KUŞAĞIN VEFASI ve DAVASI
Gazi Karabulut
1980 sonrası Türk Milliyetçiliği Hareketinin hafızası olan “DOKSAN KUŞAĞI” fikrî mücadele şuurunun temel dinamiğidir.
Hatırlatmak açısından 1987-1997 yılları arasında teşkilatlarda bulunmuş, görev almış, mücadele etmiş ve Türk Milliyetçiliği davasına omuz vermiş kuşağa “Doksan Kuşağı” demiştik.
Bunun bir sebebi var. Görmediğimiz ama iliklerimize kadar hissettiğimiz “12 Eylül Öncesi” mücadele – Her ne kadar bazıları o döneme başka anlamlar yüklemeye çalışıp geçmişini inkâr etse de- nasıl ki bir “Varlık” ve “Kimlik İnşası” şeklinde ifade ediliyorsa 12 Eylül sonrasında da “Yeniden Diriliş ve Direniş” mücadelesini “Doksan Kuşağı” vermiştir.
Peki “Neyin mücadelesini, nasıl verdiler?”
Elbette ilk yapılan “yeniden teşkilatlanmak ve fikrin tekamülünü sağlamak” oldu.
Bu, hiç de kolay olmadı.
“Ülkücü” olduğunu söylemeyi bırakın ima etmek bile en hafifiyle yalnız kalmanız için yeterliydi.
Devamını anlatmak ise mübalağasız bir kitap hacmini kaplar.
Tenkitler, tehditler, karakollar, sürgünler…
Saymakla bitmez o kuşağın yaşadıkları…
Peki neden hatırlattım bu “Doksan Kuşağı”nı?
O kuşağın en genci 45 yaşında, kimisi de 55’in üstünde…
İşte o kuşağın AMASYA MEZUNLARI BULUŞMASI’na bu sene Kahramanmaraş’taki Ülküdaşlarımız ev sahipliği yaptılar.
İman tazeledik…
Geçmişi yâd ettik…
Hâli değerlendirdik…
Geleceğe ait tasavvurlarımızı paylaştık…
En çok da emanete, adalet ve liyakat şuuru ile sahip çıkmayı konuştuk.
Kavramları; bir yaşam ve eylem anlayışı içinde değerlendirmek ve anlam kaymasına sebep olacak tavırlara, tutumlara, pragmatist yaklaşımlara karşı Türk Milliyetçiliği Temel Görüşlerin muhafazası için beklentisiz, riyasız bir FİKRİ KADRO’ya duyulan ihtiyacı dile getirdik.
Yani basit politik tavır ve tutmlardan ziyade Milliyetçi Mütefekkirlerin, vazgeçmeyi düşünmeden vermesi gereken mücadele istişare edildi.
Sözün Özü kanaatler odur ki:
Milliyetçi mütefekkirin ilk duruşu kaleminin ve fikrinin namusunu millet namına korumak olmalıdır. Yazdığı Türk milletinin kökleri, inançları, ülküleri ile örtüşmeli ve ona yarının Milliyetçi Büyük Türkiye’sini göstermelidir.
Milliyetçi mütefekkir, kalemini ve fikrini Türk milliyetçiliği idealinin emrine vermelidir. O idealler, Türk milletine bunalımdan çıkış yollarını göstermelidir.
Milliyetçi mütefekkir, milletinin tarihi birikimlerine sahip çıkarken yaşananları da objektif bir şekilde tahlil ederek yarınlar adına tarihe şerh düşmelidir.
Milliyetçi mütefekkir, itirazlarını ahlaklı bir isyanla ortaya koymalı; milli ülkülerin, hali hazırdan daha mükemmel olması için çaba sarf etmelidir.
Velhasıl Milliyetçi mütefekkir, milli şuuru yeni nesle asli dinamikleri ile aktarmak adına fikir iskeletinin omurgası olma mecburiyetini unutmadan yazmalı, çizmeli, söylemeli ve uygulamalıdır.