YAŞAMA İZ BIRAKANLAR…

Atilla ÇİLİNGİR

Pranga kimin boynunda

Bu haber 21 Şubat 2014 - 15:14 'de eklendi ve 983 kez görüntülendi.

   ESKİ İnönü Üniversitesi Rektörü Prof Dr. Fatih Hilmioğlu, Anayasa Mahkemesi’nin jet hızıyla verdiği karar sonrası tahliye edildi, hem de şipşak!
   Hilmioğlu, beş yıldan beri tutukluydu ve Ergenekon şüphelilerinden biriydi.
   Anayasa Mahkemesi bu kararı, Hilmioğlu kanser hastası olduğu için verdi. Çünkü raporlar hocanın cezaevinde değil bir hastanede ya da hekim gözetiminde evinde tedavi olması gerektiğini söylüyordu…
   Bu vesileyle öğrendik ki içeride Hilmioğlu kadar hasta olanlar da var; tıbben onların da tahliye edilmeleri gerekiyor. Herhalde avukatları bu konuda hemen harekete geçecektir. 

Ergun KAFTANCI

Ergun KAFTANCI

   * * *
   Fatih Hoca‘nın tahliyenin ardından yaptığı hatırlatma çok önemli. Onun da dediği gibi, darbeyle suçlananların ipini çekmeye kalkan güç madem ki “Paralel devlet”, o halde bütün davalar düşmeli…
   Malûm bunu da Başbakan açıkladı…
   Bu güç AKP’ye destek verirken paralel devlet değildi, böyle suçlanmıyordu…
   Ne zaman ipler koptu işte o zaman cemaat çete oldu, dış mihrakların adamı oldu, gide gide paralel devlet oldu ve tamamen dışlandı, vatan haini bile ilan edildi…
   * * *
   Şimdi, ortaya çıkan gerçeğe bakalım…
   Fatih Hoca’ya katılıyoruz; bu durumda görülmekte olan davaların hepsi düşmeli!
   Hükme bağlananlar da yeniden yargılama safhasına getirilmeli…
    Bu nasıl sağlanır bilemiyorum; tarafların ortak hareket ettiği süreçte, göze kestirilen askerleri ve ülkenin aydınlarını kumpas kurarak içeri attırmaları bir demokrasi ve hukuk ayıbıdır ve mutlaka düzeltilmelidir. 
   Silivri’de yaşanan kanunsuzlukların faili sadece cemaat değil onun kadar da AKP’dir. 
   Evet, Silivri’de yaşatılan ezada ve cefada AKP iktidarının da, “Paralel devlet” kadar katkısı var…
   O devlet zaten AKP’nin eseri!
   Sözde, birlikte iktidarın elini güçlendireceklerdi, darmadağın oldular…
   * * * 
   Erdoğan eski ortağı cemaati “Paralel devlet gücü” olarak gösterdiğine göre şimdi de gereğini yapmak zorundadır.Bizzat yaptığı “Hepsi tezgâh, kumpası kuran da paralel devlet” açıklaması, görülmüş ve görülmekte olan davaların külliyen düşmesini gerektiriyor.
   Eğer bu yapılmazsa, paralel devlet prangası sadece cemaatin değil AKP’nin de boynuna geçmiş olacak!

MARİFET İLTİFATA TÂBİ AMA…
—————————————
   BÖYLESİ marifet, iltifata tâbi değildir… 
   Nedenine gelince…
   Ülkeye, yargının yapısını, konumunu, yürüyüşünü ve adalet anlayışını yani hukuku bozan hükümleri getirmek marifet sayılmıştı, hepsini bir çırpıda göndermek marifet değildir. 
   Terörle Mücadele Kanunu‘nun 10.maddesi uyarınca kurulan Ağır Ceza Mahkemeleri’nin kaldırılmasına ve çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasını sağlayan kanun teklifi, bazı değişikliklerle kabul edildi.
   Meclis Genel Kurulu’nda, özel yetkili mahkemelerin (ÖYM) tamamen kaldırılmasını sağlayan yeni paket, 20 ret oyuna karşı 200 oyla kabul edildi…
   Teklif, 14 saat içerisinde Meclis’ten geçti…
   Galiba marifet bu; bir tasarının Meclis’ten bu kadar kısa sürede çıkarılması!
   * * *
   Bu kanunla herhalde özel yetkili savcı ve özel yetkili yargıç kurumu da kaldırılmış olacak…
   Mahkemesi olmayacak da savcısı ve yargıcı mı olacak…
   Sanmıyorum!
   Pekiii, görülmekte olan davalar?
   Herhalde hepsi normal mahkemelere aktarılacak…
   Değişik hükümlerle gelen tasarının en dikkate değer bölümlerinden biri de gözaltı ve tutuklama konusundaki hükümleri. İnsanlar bundan böyle somut delil olmadan gözaltına alınamayacak ve tutuklanamayacak… Sadece polisin değil savcıların da dikkatli olmaları gerekiyor; kimse “Keyfen” gözaltı ve tutuklama kararı veremeyecek, “İçeri atayım da belki akıllanır” diyemeyecek…
   Tutukluluk süresi 10 yıldan beş yıla indirildi. 
   Ancak bu sürenin dahi uzun olduğu kabul ediliyor. 
   Yargı hızlandırılmadıkça tutukluluk ceza olarak kalacak gibi. 
   Oysa bu süre azami bir yıl olarak saptanmalıydı. Yargıya düşen yurttaşın bekletilmek suretiyle de cezalandırılması durumu ortadan kaldırılmış olurdu…

YENİ TÜRKİYE BUYSA ESKİSİ DAHA İYİ
————————————————-
   İKTİDARI destekleyen bir televizyon kanalında “Yeni Türkiye” konusu konuşuluyordu…
Gazetecilik işte öyle bir meslek; onaylasanız da, onaylamasanız da konuşulanları can kulağıyla dinlemek zorundasınız; habercilik yanınız bunu emreder…
   Öyle yaptım, programı başından sonuna kadar izledim…
   Üzerinde bir şey söyleyecek değilim; ama o program beni “Eski Türkiye” ile beylerin sahiplendiği “Yeni Türkiye” yi kıyaslama zorunda bıraktı…
   Bahçeleri, parkları, laleleri, beton yığınları, mantar gibi biten AVM’leri, toplu açılışları, kaldırım yapımları, rögar ihaleleri, devlet mallarının özelleştirme ayağıyla el âleme peşkeş çekilmesi filan bir kenara, adamların hakkını teslim ettim.
   Geldikleri günden beri bu yaptıklarını bırakıp düşündüm…
   Eski Türkiye’de demokrasi vardı, Yeni Türkiye’de var mı?
   Yargı bağımsız ve tarafsızdı, bugün nasıl?
   Asker kışlasındaydı, bugün neden içeride?
   Basın hürdü, bugün değil; yandaş ve yalaka gazeteci yoktu, bugün çoğu yalama!
   Üniversiteler bilim yuvalarıydı ve özgürlüklere sahipti; bilim özgürce yapılırdı, şimdi tam tersi…
   Eski Türkiye’de işçinin sendikal hakları vardı, Yeni Türkiye’de hak, hukuk, grev hakkı nerede!
   Eskiden bu ülkede “Andımız” okunur, 10. yıl Marşı söylenir, milli bayramlar coşku içerisinde kutlanırdı; bugün bunlara izin var mı?
   Ders kitapları gerici anlayıştan arındırılmış olarak hazırlanırdı, Yeni Türkiye’de nasıl hazırlanıyor?
   Eski Türkiye’de siyasetçiler çalmazdı, bakan çocukları rüşvet almazdı, kazara yargıya düşen başbakan yeğeni gider ifadesini verir ve yargılanırdı.
   Ayakkabı kutuları kasa görevi görmez, evdeki kasalar devlet hazinesi yerine kullanılmazdı…
   Eski Türkiye’de köhneyip yıkılan hanedanın yerine genç, laik, sosyal, hukuk devleti kuruldu; Yeni Türkiye‘de ise kumpas kuruldu, paralel devlet kuruldu, teröristle ortaklık kuruldu, cemaatle ilişki kuruldu, şikecilik kuruldu, yeni hanedan kuruldu…
   Başbakan çocukları vakıf kurmaz, bağış almaz, şaibeli işlere bulaşmazdı…
   Bugün?
   Meçhul!
   Daha kıyaslanacak çok durum var ama yerim bu kadar! 

ALIŞKANLIK ERBAKAN’DAN BU YANA…
———————————————–
   MERHUM Necmettin Erbakan Başbakanlık koltuğuna oturur oturmaz bir âdet getirmişti. Devlet ihalelerine girmek isteyenler önce partiye bağışta bulunmak zorundaydı. Bağış yapmayan kişi ya da firmanın dosyası ihaleye sokulmazdı…
   Kısacası “Önce fiş, sonra iş” anlayışı yaygın hale getirilmişti…
   Yalan ve yanlıştan korkarım; bilmediğim bir şeyi söyleyecek değilim, o nedenle “Bağışta bulunana mutlaka bir iş ihale edilirdi” diyemiyorum…
   Ama usûl böyleydi…
   O günler çok geride kalmadı, herkes hatırlayacaktır…
   Yeni Türkiye’de galiba iş böyle değil, tam tersi. Bağış yapan ihale kapabilir diyorlar. 
   Ben de başkalarının yalancısıyım değerli okurlar!

Ergun KAFTANCI
Ergun KAFTANCIergunkaftanci@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments