SAKIN VURMA!

Asena Kınacı Moral

ŞEHİR VE İNSAN

Ahmet URFALI

İcraat budalalığı

Bu haber 22 Nisan 2014 - 11:43 'de eklendi ve 665 kez görüntülendi.

   ENERJİ Bakanı kuraklık nedeniyle su kaynaklarımızın elektrik üretemez hale geldiğini, dolayısıyla Gürcistan, İran ve Bulgaristan gibi komşularımızdan elektrik alacağımızı açıkladı…
   İzlediğimiz yanlış politikalardan biri de enerji politikası…
   Elektrik üretimini iki şekilde yapıyoruz; biri hidrolik, diğeri termik usulle…
   Nükleer santrallerle de elektrik üretmek mümkün ama biz henüz o aşamaya gelmiş değiliz…
   ……………………….
   Elektrik enerjisi sadece aydınlanma açısından değil, sanayi açısından da önemli bir enerjidir.
   Termik santral, elektriği yenilenebilir kaynaklardan değil, zaman içerisinde tükenen kaynaklardan üretir. Bu kaynaklar kömür, petrol, doğalgazdır…
   Hidrolik usulle elektrik üretiminde ise temel kaynak sudur; suyun akışıyla elektrik üretilir ve bu sistem de barajların önemini ortaya çıkarır…
   Su, komür, petrol ve doğalgaz gibi kaynaklarla kıyaslandığında yenilenebilir kaynaktır…
   ………………………
   Ancak onun da iyi kullanılması gerekiyor…
   Su biriktirme yeterince sağlanmaz, üstüne üstlük kuraklık söz konusu olursa elektrik üretimi yetersiz kalır; bütün üretim yükü de termik santrale biner…
   Bu durumda sıkıntı ortaya çıkar ve böyle konudan komşudan elektrik ithali mecburiyeti doğar…
   ……………………….
   Bu yakınlarda termik santrallerin özel sektöre devri konusunda çalışmalar yapıldığı söylentisi var. Bir yazar -Necati Doğru- köşesinde termik santrallerde çalışan işçilerin sıkıntılarına tercüman olurken, elektirk üretimine ilişkin bazı rakamlar vermiş. 
   Bu enerji kolundaki manzarayı gözlerimizin önüne sermiş…
   Termik santral yoluyla üretilen elektriğin kilovat/saat maliyeti 9 kuruştur. 
   Bu üretim özel sektörün elinde yine kilovat/saat olarak 26.53 kuruşa çıkar. 
   Bunun temel nedeni ise Kemerköy, Yeniköy, Yatağan, Çatalağzı ve diğer termik santrallerde kömürün kullanılmasıdır. Kilovat/saat bedelinin 26.53 kuruşa yükselmesi ise özel sektörün doğalgaz kullanarak elektrik üretmesinden kaynaklanmaktadır…
   Durum bu iken termik santralleri, hidrolik kaynakların kullanılamaz duruma gelmesini fırsat bilerek özel sektöre vermek, halkın ve sanayi kuruluşlarının elektriği daha pahalı kullanmak zorunda kalmalarına yol açar. 
   Unutmadan onu da kaydedelim; elektrik ithali de aynı kapıya açılır…
   Hidrolik kaynakların çoğaltılmamış olması, izlenen enerji politikasının yanlış olduğunu göstermektedir…
   Kentlere lale dikerek ve makyajlar yaparak icraat budalalığına düşenler, akıllarında biraz da “Enerji üretim kaynaklarını nasıl çoğaltırız” sorusunun yanıtını arasalardı ne enerji sıkıntısı çekerdik ne de  pahalı enerji kullanırdık… 
   * * *
  YANLIŞ hatrılamıyorsam üç buçuk ay önce Başbakan “Balyoz Davası” dahil Silivri’de görülen davalarda kullanılan delillerin ve CD’lerin düzmece olduğunu, askerlerin kurulan kumpas sonunda sanık sandalyesine oturtulduğunu, bütün bunları da “Paralel devlet” diye işaret ettiği cemaat anlayışının tezgâhladığını söylemişti…
   Ne oldu?
   Bu hinoğlu hinliğin açtığı yaralar sarıldı mı?
   Özgürlükleri ellerinden alınmış olan her rütbeden şerefli askerimiz, yeniden yargılanmak suretiyle iade-i itibar bulacak yerde mahpusluğu sürdürmektedir. 
   Hukukun üstünlüğünü gösterme günü gelmişken hükûmetin bundan kaçmasına anlam vermek zor…
   Bu yönde herhangi bir yasama görevinin yapılmaması da manidar…
   Böyle düzmece bir dava tezgâhını haliyle kabullenmek hem yasama, hem yürütme, hem de yargı erkleri açısından bakıldığında sadece talihsizliğin değil, aynı zamanda bilinçsizliğin de işaretidir.
   Hukuku ısrarla göz ardı eden bu anut davranışı nasıl yorumlarsınız bilemiyorum ama bence bu tavır, yani gerçekleri gösterip vurdumduymaz görünmek ve “Paraleller” diye tarif edilen cemaatin sahtecilikle üstlendiği karalama marifetine ses çıkarmamak, ona her şekilde ortak olmak anlamına da gelir…
   * * *
   Askerlerimiz bu çirkin oyunun bitirilmesini bekliyor…
   Bir siyasal irade, oyuna getirilen kişi ve kurumların haklarını teslim edemeyecek kadar çaresiz olamaz…
   Olursa o zaman “İçten pazarlıkçı” bir yapıya sahip demektir ki öylesinin başımızda yeri yoktur!
   * * *
   1 MAYIS yaklaşıyor; şimdiden alan kavgası başladı…
   Sendikacılar “İlle de Taksim” diyor…
   A’dan Z’ye bütün yetkililer homurdanıyor:
   -Taksim olmaz, Yenikapı…
   Maltepe‘yi, Kadıköy‘ü, Kazlıçeşme‘yi işaret edenler var; hatta başka alanları önerenler de…
   Ne musır insan şu sendikacılar:
   -Yoook, asla olmaz, Taksim’den başka alan istemiyoruz… 

   Sonunda İşçi Bayramı diye kabul ettirilen o gün, İstanbul gibi büyük kentlerde olaylara, dolayısıyla hayatın durmasına yol açıyormuş işçiye gam değil ama yurttaşa gam…
   Dibinde defolup giden komünizmden kalmış hevesler yattığı içindir ki toplantı hangi alanda yapılırsa yapılsın kalabalığa sızacak anarşist ruhlar olay çıkarmadan duramayacaktır…
   Geçmiş 1 Mayıs toplantılarına bakın…
   Birinde dahi iş yerlerine ve insanlara saldırı yapılmadı diyebilir misiniz!?
   ………………………..
   Taksim’i bu açıdan dokunulmaz ilan etmenin demek ki bir anlamı da kalmıyor…
………………………..
    Oysa Başbakan Taksim Meydanı‘nın düzenlendikten sonra etkinliklere açılabileceğini söylemişti ve “Herkes alandaki düzenleme çalışmalarının bitmesini beklemeli” demişti…
   1 Mayıs’ta Taksim’de buluşmak isteyen işçilere bu laflar âdeta müjdeydi…
   Ama Başbakan maalesef o müjdeyi yedi yuttu…
   Onca lâfın özeti şu değerli okurlar; alanı düzenleme bitti, Erdoğan’ın sözleri havaya gittiiiii !
………………………………….
    Taksim’i ve Gezi Parkı’nı halkın yüzüne kapatmanın ardında ne yatıyor acaba, darbe vehmi filan mı!?
   Eğer öyleyse seyredin komediyi!   

Ergun KAFTANCI
Ergun KAFTANCIergunkaftanci@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments