EKMEĞE DAİR

Efendi Barutçu

TÜRK SİNEMASININ DEV İSMİ: YÜCEL ÇAKMAKLI

Bu haber 26 Nisan 2014 - 2:11 'de eklendi ve 3.957 kez görüntülendi.

ÜÇ HİLÂLİN KAHRAMANLARI:

 

TÜRK SİNEMASININ DEV İSMİ

YÜCEL ÇAKMAKLI

Ahmet B.KARABACAK

 

Devleti idare etmek iddiasında olan kadrolar, sosyal hayatın her sahasında kendilerini temsil edecek insanlara ihtiyaç duyarlar, duymalıdırlar. Türk milliyetçileri çok uzun bir süredir bunun farkındadırlar. Fakat farkında olmaları ne yazık ki yeterli kadroların yetişmesine imkân sağlamamıştır. Bunun elbette pek çok sebebi vardır. İhtiyaç duymamak, nemelâzımcılık, yeterli usta bulunmayışı, aile anlayışları, Anadolu insanının kırsal alan kültür anlayışı, yanlış bir gelenek anlayışı, şehirleşmede geç kalış, vs. En fazla ilgi duyduğumuz edebiyatın şiir dalında bile, saymağa başlasak birkaç milliyetçi şairden başkası aklımıza gelmez. Hemen kendimizi eski şairlerin şiirlerine atarız. Peki yeni olan?

Roman gene öyle, hikâye gene öyle.  Tiyatro? Yok! Ressam yok!  Sinema dersen son zamanlarda biraz belki kıpırdadı. Onların çoğunda da millî motifler ancak mercekle bakılırsa görülebiliyor. Eline tabanca alıp, insanları öldüren, ama kendisi ölmeyen, polise yakalanmayan, mahkemeye çıkmayan, hapse girmeyen kahramanları (!) her hafta televizyon başında, yanlarında bir paket çekirdekle sabırla seyreden bir kitle… Türk milliyetçileri bu açıklarını hızla kapatmak, siyasette gelinmekte olan güzel noktalara yardım etmek zorundadırlar. Sadece siyasetle olmaz. Şimdiye kadar hiçbir ülkede olmadı; bizde de olmayacaktır…

Bu sıkıntıları elbette herkes bir nebze görüyor. Ben bu yazıda, bu sıkıntıları, bu ihtiyacı yarım asır önce görebilen birinden, millî sinemanın öncüsü birini, Yücel Çakmaklı’yı tanıtacağım, anlatacağım:

1960 hükümet darbesi sonunda, o günkü serbestlik ortamında komünistler ve bölücüler, dışarıdan aldıkları desteklerle sosyal hayatın her dalına el attılar. Dergiler, gazeteler, tiyatro, sinema sanki bunların eline geçti. O sırada milliyetçilerin gazetesi sayılan Yeni İstanbul gazetesinde Yücel Çakmaklı sinema konusunda yazılar yazıyordu. Kendisi ile, İmam Hatip Okulları Mezunları Cemiyeti’nin yayınladığı Tohum adlı derginin yönetim yerinde tanıştık. Cemiyetin başkanı, o sırada ilâhiyat fakültesinde okuyan arkadaşım Ahmet Semiz, pek amatörce çıkan dergiye yardım etmemi istedi. Beş altı sayı yardım ettim onlara. Dergiye Yücel Çakmaklı da sinema konusunda yazılar yazıyordu. Kendisiyle hemen dost olduk. Partinin genel idare kurulu üyesi olan Kemal Cabioğlu’nun akrabası olması bu dostluğumuzu perçinledi.  Sinema yazıları yazarken, bir taraftan da rejisör asistanlığı yapıyordu. Genç olmasına rağmen çok geniş ufuklu, müthiş idealist, sinemanın topluma etkisini kavramış, bu sanatı sürdürme iddiasında olan biriydi. Bir senaryo hazırlamıştı o sıralar: İki Alman turist genç Türkiye’ye gelip Anadolu’yu gezecek. Bu gezişlerden etkilenerek biri Müslüman olacak, diğeri ise tereddütler içinde ülkesine dönecekti. Finans meselesini halletmeğe çalışıyordu. Filmin maliyeti 200 bin lira falan olacaktı. Bunun 140 bin lirasını söz olarak halletmişti. 60 bin lirasını da,

o zamanın Müslüman zenginlerinden biri finanse edeceğini, fakat şeyhine sorması gerektiğini söylemiş. Yücel filmi yapacağına çok inanıyor, heyecanlanıyordu. Fakat bu gerçekleşmedi; en büyük finans kısmını karşılayacağını söyleyen şahıs, şeyhinin buna izin vermediğini söylemiş. O proje öylece kaldı… Sonraları buna pek benzemese de, röportaj şeklinde bir Hac filmi çekti. Bunu konuştum kendisiyle, hizmet ettiğine inanıyordu…

Yücel’le vaktimiz oldukça sık sık görüşüyorduk.. Bana, kendisinin rejisör yardımcısı olarak başlayacakları bir filmi, çekilme sırasında baştan sona takip etmemi ve artistlerle röportaj yapmamı teklif etti. O zamanın önemli oyuncusu Belgin Doruk, Hüseyin Baradan ve o sırada pek amatör olan Ajda Pekkan bu filimde idiler. Sadece onlarla değil, diğer tanınmış sinemacılarla da röportaj yapmak için on soru hazırladım. Hüseyin Baradan rahmetli, röportaj sözünü duyunca çok sevindi. Boş bir anda bir köşeye çekilerek, bir kâğıda yazdığım soruları verdim. Okuyunca yüzü asılmağa başladı. “Ben, dedi, bu çeşit konuları gazetelerde bile okumam.” Sıkıntı içinde özür diledi. Belgin Doruk rahmetli de hemen hemen aynı cevabı verdi. O sorulara, pek çok sözde sinemacının, sanatçının içinde sadece, bir kültür adamı olan rahmetli Halit Refiğ cevap verdi. Verdiğim yazılı sorulara, bir mektupla cevaplarını bana gönderdi. Bizim röportaj isteğimiz böylece başarısızlıkla sona erdi. Yücel ile bu konuyu çok konuştum. O “seviye bu” diyordu. Bütün arzusu Türk Milliyetçilerinin çok yüksek seviyede sinema filimleri yapmasıydı. Türk sineması o seviyeye hiçbir zaman, bazı ufak tefek sıçrayışlar hariç, gelemedi. Ama Yücel, Birleşen Yollar filmiyle kendini önce tanıttı. Sonra, rahmetli Tarık Buğra’nın romanını senaryolaştırarak, millî mücadelenin bir kesitini anlatan Küçük Ağa’yı, sonra ise Osmanlı Türk Devleti’nin kuruluşunu konu alan Kuruluş adlı filmi, televizyon için çekti. Birer şaheser olan bu dizi filimlerin seviyesine, teknik imkânlar sınırsız bir şekilde geliştiği halde yeni denenen filimler, gelemiyor. Sanatçı, ruhunu, gönlünü eserine katmazsa, sadece teknikle zaten olmuyor. Çok zor olmalarına rağmen üstat Necip Fazıl’ın Bir Adam Yaratmak ve sadece diyaloglardan meydana gelen Mümin ile Münkir adlı eserlerini sinema ve televizyon için uyarladı ve büyük başarı kazandı…

Yücel, az tanıyanlar için, dış görünüş bakımından sessiz, sakin, konuşmaları yavaş, herkese karşı yumuşak biri idi. Ama Çakmaklı’nın içi bir volkan gibi kaynardı.  O zamanın tehlikesi komünistlere karşı, Komünizmle Mücadele Birliği Genel Başkanı rahmetli İlhan Egemen Darendelioğlu ve  İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği başkanı Ufuk Şahri’nin önderliğinde Taksim meydanında bir tel’in toplantısı düzenlendi. Bütün meydanı dolduran müthiş bir kalabalık içinde, hemen önümde Yücel Çakmaklı’yı gördüm. Avazı çıktığı kadar bağırıyor, komünist ve bölücülere lânetler yağdırıyordu…

Sevgili dostum Yücel Çakmaklı verimli çağında vefat etti. Daha çok hizmet edebilecekti; olmadı. Gönlüm, sevgili dostumu aratmayacak milliyetçi sanatçıların ortaya çıkması. Millet mücadelesi, Türk milletinin ileriye gitmesi sanatçılarımızın da yetişmesiyle olacaktır. Bunu genç nesillerden beklemek zannediyorum ki, bizlerin hakkıdır…

 

……………………………………………………………………………………………………………………

 

İmza kampanyasına ben de imzam ile iştirak ediyorum.

                                                                                                                         A.B.K.  

 

http://www.turklukicinimzala.org/

…………………………………………………………..………………………………………

Ahmet B.KARABACAK
Ahmet B.KARABACAKosmanbkarabacak@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments