betexper
ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü Ocaklarıdövizakpchpmhp
DOLAR
8,6790
EURO
10,1809
ALTIN
491,77
BIST
1.392
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
31°C
İstanbul
31°C
Parçalı Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
25°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Sağanak Yağışlı
18°C
Cuma Parçalı Bulutlu
21°C

FED’İN FAİZ SATRANCI: Birilerinin altın oyunu mu var?

FED’İN FAİZ SATRANCI: Birilerinin altın oyunu mu var?

Safter TANIK

 -4-

Altının yükselişi, sadece parasal genişlemeye bağlı bir şey değildir.

Altının yükseliş ve düşüşü; arz ve talebe, çıkarma maliyeti ile gerçek değerine bağlıdır.

Arz ve talebi ise; parasal genişleme-daralma, enflasyon, yeni altın madeni rezervi keşfi, hurda altın satışı, bazı altın madeni ocaklarının işletmeye açılması-kapanması, merkez bankalarının yüklü alışı-satışı, küresel ekonominin daralması-genişlemesi, spekülasyon ve manipülasyon gibi birçok nedene dayanır.

ABD’nin; 1971’de, Bretton Woods Anlaşmasını terk etmesi ile altın fiyatı dalgalanmaya bırakıldı.

1971 öncesinde, ons başına; 35 dolar olan altın fiyatı, 1973’te; ABD devalüasyonu ile 123 dolara, 1975’te de; parasal genişleme sonucu,  160 dolara kadar yükseldi.

Hunt biraderlerin gümüş spekülasyonu sonucu, 1976’da; 140 dolardan başlayan, 1980’de de; 850 dolarla son bulan bir ralli yaşadı. Ancak; Hunt biraderlerin batışı, merkez bankalarının yüklü altın satışı ile de 2001’de; 240 dolara kadar düştü.

2002’den itibaren; küresel büyüme, enflasyon korkusu, merkez bankalarının alışa geçmesi, özellikle Çin Merkez Bankası (PBOC) alışları sonucu; bir yükseliş trendine girdi.

2008’de; 870 dolara ulaşırken, parasal genişleme, banka ve yatırım fonlarının alışa geçmesi, spekülasyon ve manipülasyon ile de 2011’de; 1922 dolarlık bir fiyatla zirveye ulaştı.

2012’den itibaren, altına endeksli fonlar ve hurda altın satışları ile düşmeye başladı; günümüzde de, 1050-1130 dolar fiyat aralığında sıkıştı.

Altın arz ve talebinde, bir düşme var mı?

Dünya Altın Konseyi’nin, 2013 yılı sonu verilerine göre; dünya üzerinde, çıkarılmış altın miktarı; 177.200 ton, çıkarılmayı bekleyen altın miktarı ise; 52.000 tondur.

2014’te; 2013’e göre, altın arzının; 4.273 tondan, 4.278 tona çıktığı; altın talebinin ise 4.088 tondan, 3.924 tona düştüğü görülmektedir. Haliyle düşüş; altın arzı ile değil, talebi ile ilgilidir.

Arz edilen altının; 3.045 tonu çıkarılmış altın olmasına karşılık, 1.233 tonu ise hurda altın ile ilgilidir.

2008’den bu yana; çıkarılan altın miktarı artarken, hurda altın satışı düşmüştür.

Altın talebinde; 2014’te görülen azalışın, 2015’te de devam ettiği görülmektedir. Bu da; bunu endüstride kullanan Çin’le, mücevherat işleri ve yatırım aracı şeklinde değerlendiren Hindistan’daki talep azalışı ile ilgilidir. Buna karşılık; merkez bankalarının, altın alışını sürdürdüğü gözlenmektedir.

Kısaca, çıkarılan altın miktarında; önemli bir değişme olmamasına karşılık, altın talebinde; bir düşüş yaşanmaktadır.

Altın üretiminde; hangi ülkeler, öne çıkmaktadır?

Dünya altın üretiminde, Çin; % 14, Avustralya; % 8,5, Rusya +Özbekistan; % 8, ABD; % 7,5, Güney Afrika; % 5,8, Peru; % 5,7, Kanada; % 4, Meksika; % 3,35, Gana; % 3,27, Endonezya ise; % 3,1 gibi bir paya sahiptir.

Ortalama çıkarma maliyeti, ne kadar?  

Altının ortalama çıkarma maliyeti, Çin’de; 824 dolar, Avustralya’da; 715 dolar, Rusya’da; 824 dolar, ABD’de; 598 dolar, Güney Afrika’da; 957 dolar, Peru’da; 710 dolar. Altının dünya ortalama çıkarma maliyeti de 775 dolar.

Dünyanın belli başlı merkez bankalarının, altın rezervi ne kadar?

Merkez bankaları arasında, ABD; 8,133 tonla 1. sırada yer alırken, O’nu; Almanya, İtalya, Fransa, Çin takip ediyor. 2012’de; 1054 ton altın rezervi olan Çin Merkez Bankası’nın (PBOC); bunu, günümüzde 1,658 tona çıkardığı, 2.000 tonluk bir hedefi olduğu, bununla birlikte sıralamanın değişmeyeceği anlaşılmaktadır.

Altının gerçek fiyatı, ne kadar?

Altının gerçek fiyatı; ABD’nin Bretton Woods Anlaşması’ndan çekilme öncesindeki 35 dolar/ons fiyatı temel alınıp, üzerine ABD enflasyonu ilave edildiğinde; 471 dolar, spekülatif hareket başlangıcındaki 160 dolar esas alındığında ise 534 dolardır. Dünya enflasyon ortalaması dikkate alındığında da; 1000 doları bulmaktadır.

Altının dip fiyatı, ne olabilir?

Altının gerçek fiyatının; 1000,  534, 471 dolar mı olduğu; bir tartışma konusudur. Ancak, çıkarma maliyeti; 400 dolar olan ocak var ise de, dünya ortalama çıkarma maliyeti; 775 dolardan az değildir.

Yani altının ons başına fiyatının; 775 dolar altına düşmesi,  birçok altın maden ocağının işletmeye kapanması gibi bir sonucu doğurur. Bu da arz ve talebi dengeler, düşüşe de önemli bir engel oluşturur.

Birilerinin altın oyunu mu var?

Bir altın oyunundan söz edilmesi için; altın kartellerinin üretim artışı ile bir bolluk yaratması, rezervi yüksek merkez bankalarından birinin satışa geçmesi, altına endeksli fonların portföyünü boşaltması gibi bir olayın yaşanması gerekir.

Yani altın fiyatının, 800 dolar ve altına düşmesi gerekir.

FED’in faiz artışı sürecini başlatması, talepteki düşme dışında; altın fiyatının düşüşüne neden olacak bir olay yok. Merkez bankalarının alışı devam ediyor, dünyada var olan ekonomik belirsizlik de belli bir fiyat aralığında dalgalanmasına neden oluyor.

Altın fiyatı, yükselir mi?

Altın;  1971’den bu yana, yatırımcısına; dolar bazında, en az 30 kat para kazandırmış. En azından, yapılan tasarrufun değerini korumuş. Bunun için; Ayşe teyzeyi, bu eğilimden dolayı tebrik etmek gerekir.

Altının 1971-2015 dönemindeki dalgalanmasına bakıldığında; kısa vadede kaybettirse bile, uzun dönemde her zaman kazandırdığı ve kazandıracağı anlaşılıyor.

FED’in; faizi artırmasının, Türkiye’ye etkisi ne olur?

FED’in, faiz artışı sürecine girmesi; sermayenin gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru yönelmesine, yönelmesi; gelişmekte olan ülkelerdeki sermayenin daralmasına, sermayenin daralması; döviz kurlarının yükselmesi ve hisse senedi borsasının düşüşüne, sermaye açığının “yüksek risk, yüksek getiri” fonları ile kapatılmak istenmesi de;    faizin yükselmesine yol açar.

Kısaca; FED’in, faiz artışı sürecine girmesi; Türkiye’nin de içinde yer aldığı gelişmekte olan ülkelerin, mali ve ekonomik açıdan sıkıntılı bir döneme girmesine neden olur.    

Türkiye; dış borç ve yabancı sermayeye, ne kadar bağımlı?

Türkiye, 2001’de; 3,7 milyar dolar cari fazla verirken, 2002’de; 0,6, 2003’te; 7,5,  2004’te; 14,4,  2005’te; 22,3,  2006’da; 32,2,  2007’de; 38,4, 2008’de; 41,5,  2009’da; 13,3,  2010’da; 46,6,  2011’de; 77,  2012’de; 49, 2013’te; 65,  2014’te; 45,8,  2015’te de; 34,7 milyar dolar cari açık verdi.

 Son 13 yılın; cari açık toplamı, 487,7 milyar dolar.

Bütçe açığı ise, 2001’de; 29, 2002’de; 40, 2003’te; 40,2, 2004’te; 30,3, 2005’te; 9,7, 2006’da; 3,9, 2007’de; 13,8, 2008’de; 17,4, 2009’da; 52,2, 2010’da; 39,6, 2011’de; 17,8, 2012’de; 28,8, 2013’te; 18,4, 2014’te; 22,7, 2015’te de; 22,6 milyar TL oldu.

Son 13 yılın; bütçe açığı toplamı, 317,4 milyar TL.

“ikiz açık” denilen; hem cari, hem de bütçe açığı veren ülkelerden biriyiz.

2001’de; 18,7 milyar dolar, 2002’de; 26,7 milyar dolar olan TC Merkez Bankası brüt döviz rezervi; 2013’te,135,6 milyar dolarla zirveye çıktıktan sonra; 31 Aralık 2015’te,  92,9 milyar dolara düştü.

2001’de; 113,5 milyar dolar, 2002’de; 129,6 milyar dolar olan brüt dış borç stoku; 2015 Eylül sonunda, 406milyar dolara ulaştı. Bunun; 289,6 milyar doları özel, 114,8 milyar doları kamu, 1,6 milyar doları ise TC Merkez Bankası ile ilgilidir.

Merkezi yönetim iç borç stoku, 2002’de; 155,2 milyar TL iken, Ağustos 2015’te; 435 milyar TL’dir.  

2003-2015 döneminde;

Brüt dış borç stoku artışı (2015 Eylül sonu), 276,4 milyar dolar.

Merkezi yönetim iç borç stoku artışı (2015 Ağustos), 279,8 milyar TL.

Özelleştirme geliri, 53,8 milyar dolar.

Gelen doğrudan yatırım sermayesi, 148,2 milyar dolar.

Kaynağı belirsiz para girişi (Eylül 2015’e kadar); 46,5 milyar dolar.

Yabancı tahvil stoku ( 2015 Eylül sonu) , 32,7 milyar dolar.

Yabancı hisse senedi stoku (2015 Eylül sonu), 42,4 milyar dolar.

Yurtdışı yerleşiklerin döviz mevduatı (2015 Kasım sonu), 39,9 milyar dolar.

Yurtdışı yerleşiklerin TL mevduatı (2015 Kasım sonu), 15,5 milyar dolar.

Kısaca; mali açıdan, New York ve Londra’nın yönlendirdiği dış kredi ve sermaye ile dış kaynağa göbekten bağlıyız. Ekonomisi en kırılgan olan ülkelerin; başında, yer almamızın nedeni de bu tablodur.        

Sermaye çıkışı, var mı?

Mevcut verilere göre, 2001’de; sermaye çıkışı, 2002’den; 2014’e kadar da, artan ölçüde bir sermaye girişi var. 2014’ten itibaren; bir sermaye çıkışının başladığı, haliyle oluşan sermaye açığının ise; “yüksek risk, yüksek getiri” fonları ile kapatılmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır.

TC Merkez Bankası brüt döviz rezervinin azalışı, yabancı tahvil ve hisse senedi satışı, Dolar/TL kurunun; 2’den, 3’lere çıkışı, piyasadaki kaynak sıkıntısı da bunu gösteriyor.

Türkiye; “yüksek risk, yüksek getiri” yatırım fonları için, halen cazip bir ülke mi?

İsminden de anlaşılacağı üzere, bu tür fonlar; yüksek getiriyi hedefleyen fonlardır. Haliyle bu tür fonlar; olağanüstü bir durumu hissetmeden de bir ülkeden kolay, kolay çıkmazlar. Riski sevmeyen fonların ise; dövize dönme ya da ülkeden çıkış gibi bir eğilimi sürdüreceğini düşünüyorum.

İran’a olan yaptırımların kalkması, Türkiye’yi nasıl etkiler?

İran Devleti ile İran kökenli kişilerin; Türkiye’de, ne kadar parası olduğu bilinmiyor. Kaynağı belirsiz paranın bir kısmının, İran ile ilgili olduğunu söyleyenler de var. Eğer söylendiği gibi ise; İran kaynaklı fon çıkışının, bir sermaye sıkıntısı yaratacağı görülüyor. Ancak; bu açığın, Katar ve Suudi fonları ile giderilmeye çalışıldığını düşünüyorum. Zira bunun, bir de siyasi yönü var.

Döviz kurunun; yeni yılın ilk üç ayında, artış göstermesinin nedeni ne?

2003-2014 döneminde, yabancı yatırım fonlarına; 111,2 milyar dolar faiz ödedik. Yabancı sermayenin satın aldığı banka ve şirketlerin, kar transferi ise 87,8 milyar dolar oldu.

Faiz ödemeleri; yıla ve yıllara yaygın olmasına karşılık, kar transferleri; daha ziyade yeni yılın ilk üç ayında yapılıyor. Bu da; dış ödeme dengesini bozan bir olay.

Yıllar itibariyle; kar transferi, neden artıyor?

2003-2015 döneminde, 148,2 milyar dolarlık doğrudan yatırım sermayesi geldi. Haliyle arazi, arsa, konut dışında; kamu ve özele ait, ülkenin önde gelen ne kadar banka ve şirketi varsa; ya yabancıya sattık, ya da yabancıyı ortak ettik.

Ekonomik büyüme hızında, bir sorun mu var?

Türkiye’nin; yıllık ortalama büyüme hızı, 1946-2002 döneminde; % 5,1, 2003-2014 döneminde ise; % 4,7.

Yıllık ortalama büyüme hızı; son sekiz yılda, % 3,3’e düştü; 2015’te de,  % 3 civarında olması bekleniyor.

Oysaki Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkenin, % 6-7 gibi bir ekonomik büyüme hızına ulaşması gerekir.

Ekonomik büyüme hızı, neden düştü?

Türkiye’nin; tüketim-hizmetler sektörü (inşaat, inşaat-taahhüt işleri, gemi inşa, turizm, iletişim, ulaşım, lojistik, perakende ticaret, transit ticaret,   bankacılık hizmetleri vb)-ithalat ve dış borçlanma ile yabancı sermaye eksenli bir ekonomik ve mali yapısı var.

Haliyle büyüme hızı da dış kredi teminine ve yabancı sermaye girişine bağlı. Bu nedenle dış kredi temininin kolaylaştığı, sermaye girişinin hızlandığı yıllarda; büyüme hızı artmakta, aksi halde de azalmaktadır.

İç tasarruf-yatırım dengesi nasıl?

İç tasarrufun; milli gelire olan oranı, 1998’de; % 24, 2002’de; 19,1, 2014’te; % 14, 2015’te ise; % 13,2.

Yatırımın; milli gelire olan oranı ise, 1998’de; % 24,3, 2002’de; 17,3, 2014’te; % 20.

Yani 1998’de; yatırımın tamamı iç tasarruf ile finanse edildi, 2002’de; iç tasarruf fazlası oluştu, 2014’te ise; yatırımın 6 puanlık kısmı dış kaynak ile karşılandı. Ancak; yatırımın büyük bir kısmı, imalatla değil, hizmetler sektörü ile ilgili. Ekonomik büyümedeki aksaklığın, temel nedeni de bu.

Şikâyetçi olan yok mu?

Eski ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan; ekonomik ve mali yapıdaki bozukluktan ilk söz eden yetkili oldu. 2016 bütçesinin de tasarrufu ve imalat sektörünü teşvik eden bir yönü var. Bununla birlikte; tüketim-rant-borçlanma eksenli ekonomik modelden, üretim-tasarruf-yatırım-ihracat eksenli bir ekonomik modele geçiş ile ilgili bir işaret yok.  Zira bu dönüşümün, borçlanmayı alışkanlık haline getirmiş hükümet-banka-şirket ve halk için acı bir faturası var.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Porno Gratuit Porno Français Adulte XXX Brazzers Porn College Girls Film érotique Hard Porn Inceste Famille Porno Japonais Asiatique Jeunes Filles Porno Latin Brown Femmes Porn Mobile Porn Russe Porn Stars Porno Arabe Turc Porno caché Porno de qualité HD Porno Gratuit Porno Mature de Milf Porno Noir Regarder Porn Relations Lesbiennes Secrétaire de Bureau Porn Sexe en Groupe Sexe Gay Sexe Oral Vidéo Amateur Vidéo Anal