DOLAR
8,7847
EURO
10,4281
ALTIN
501,16
BIST
1.391
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Gök Gürültülü
26°C
İstanbul
26°C
Gök Gürültülü
Salı Gök Gürültülü
25°C
Çarşamba Gök Gürültülü
28°C
Perşembe Gök Gürültülü
27°C
Cuma Parçalı Bulutlu
27°C
TARİH TEKKERÜR EDER Mİ? Fuat YILMAZER Tarih tekerrürden ibarettir sözünün doğru olduğuna inanmıyorum. Tarih tekerrür etmez ama aynı veya benzer hataları tekrarlarsan aynı veya benzer olaylarla karşılaşmak tabidir. Bu tarihin tekerrürü değil, hataların tekrarı ile aynı veya benzer sonuca varmanın karşılığıdır. Hataların tekrarlanmaması için bilinçlenmek, bilinçli olarak hafızayı taze tutmak...
ZİYA GÖKALP MÜZESİ Kenan EROĞLU Ünlü düşünürümüz Ziya Gökalp konusuna devam ediyorum.  Bu gün Ziya Gökalp’in büyük damadı  Ali Nüzhet Göksel’in  “ZİYAGÖKALP MÜZESİ” açılışı nedeniyle 1956 tarihinde  ulusal ölçekte yayın yapan  “VATAN” gazetesine yayınlanan açıklamasını yorumsuz olarak aktarmak istiyorum.          “ Dün (23 Mart 1956) Ziya Gökalp’ın doğumunun 80. yıldönümü idi. Bu vesile ile Diyarbakır’daki evi...
SECCEDEN SEHPAYA ELMA VE BIÇAK Asena Kınacı MORAL Ş. Adnan Şenel tarafından yazılan “Secdeden Sehpaya Elma ve Bıçak”*, “ismiyle müsemma” diyebileceğimiz bir roman: Yüreği imanlı alnı secdede bir gençliğin sehpalarda, işkencelerde, falakalarda, Filistin askılarında umutlarının ellerinden alınışını anlatmış ve adına da yakışmış. Ak alınlarıyla secdeden sehpaya gidenleri en güzel anlatan...
YUNUS EMRE’YLE HASBİHAL – 13 Ahmet URFALI      Yunus, şairden çok bir filozof ve ahlâkçı idi. Düşüncelerini tasavvufa dayanarak savunmaktadır. Onda tasavvuf kaos içindeki bir toplumda kozmoza varan bir yoldur.                                                   İ.Hakkı Baltacıoğlu 37. Aşk uluları söyledi aşktan kuruldu bu yurt Gönül kardeşliğinin ışığı alınlarda şavklandı Yıldızlardan sağılan sevgiyi çoğaltıp bengisuyla Kırbalar...

İLERİ TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ İLKELERİ

İLERİ TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ İLKELERİ

SONSUZLUĞA  KANATLANIŞI’NIN  27.  YILDÖNÜMÜNDE  BÜYÜK  TÜRK MİLLİYETÇİSİ  FİKİR  VE  DAVA  ADAMI  SEYYİD  AHMET  ARVASİ  HOCAMI RAHMETLE  ANARKEN:

Seyyid Ahmet Arvası Hoca gerek fikrinin ahlâkını yaşayan örnek bir şahsiyet ve gerekse 1970’li yılların Türkiye’sinde her türlü yabancı ideolejilerin (Sovyetlerin yayılma aracı olan maksizim-Leninizm, Çin Emperyalizminin ideolojisi Moa’izm, solun şemsiyesi altına gizlenmiş her türlü darbeci, mezhepçi, bölücü fikirlerin)  at oynattığı ve  üniversite muhitlerinde, basın yayın kuruluşlarında, yüksek idari kademelerde gerekse siyasi mahfillerde geniş taraftar bulduğu bir dönemde Türk Gençliğine rehber olmuş fırtınalı bir denizde sığınılan bir liman, karanlık gecelerde yol gösteren kutup yıldızı misali aydınlık fikirleriyle önümüzü aydınlatmış büyük mücadele ve dava adamlarından biriydi.

O Ülkücü Milliyetçi Türk Gençliği  için sadece bir hoca değil bir fikir adamı ve yazar değil; bir dosttu, bir ağabeydi, bir arkadaştı. Arvası Hoca’nın Türk Milliyetçiliği davasına kazandırmış olduğu ‘Türk-İslam Ülküsü’ kavramı bile yalnız başına büyük bir hizmetti. Çileli ve büyük mücadelelerle, sürgünlerle, ölüm tehditleri ve  süikast teşebbüsleriyle, 12. Eylül cellatlarının mamak zindanlarındaki zulüm ve işkenceleriyle bedeni ve ruhu derin yaralar alan hocamız 56 yaş gibi çok genç denilenecek bir yaşda hakka yürüdü. Şüphesiz ‘ her nefis ölümü tadıcıdır’ lakin kendisinden daha büyük eserler beklediğimiz bir zamanda sevenlerini öksüz bırakıp ‘rabbine dön’ emr’i ilahisine uyarak  ahiret yurduna göç etti. Ümit ediyor ve inanıyoruz ki o şimdi büyük ceddi alemlere rahmet olarak gönderilen şanı yüce peygamberimizin yakınında, hamd sancağının altındadır.

Bugün Arvası Hoca’nın ta 1965’ de genç bir öğretmen iken kaleme aldığı Türkiye’nin, Türk Milleti’nin, İslam aleminin ve bütün insanlığın temel meselelerine çözümler manzumesi niteliğindeki ‘İLERİ TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ İLKELERİ’  kitabından bazı bölümleri aziz dostlarıma, değerli kardeşlerime hatırlatmak kabilinden takdim edeceğim.

ÖN SÖZ

 

Bugün Türkiye’miz çeşitli fikir akımlarının birbiriyle karıştığı bir alan haline gelmiştir. Ziya Gökalp’ten önceki veya Ziya Gökalp’in fikir alanına doğuşunu hazırlayan şartlara benzer bir ortam içindeyiz. Ziya Gökalp bilimsel ve milliyetçi metodlarla halkının ve aydınının içinde bulunduğu şartları inceledi ve düşüncelerinin “Türkçülüğün Esasları” adlı kitabı ile sistemleştirdi.

 

Bugün içinde bulunduğumuz kaosu böylece inceleyip değerlendirecek ve Türk milletine ışıklı bir yol açacak milliyetçi ve ileri insanlara muhtacız. Türk Milliyetçiliğini her türlü istismar ve ithamdan kurtarıp aydın Türk Gençliğine yeni baştan teslim etmenin zamanı geçmek üzeredir.

 

Bizi böyle bir sisteme ulaştıracak fikir ve bilim adamlarımızın doğuşunu beklemek yerine, bu adamları yaratmak yolunda bütün imkân ve gayretlerimizi birleştirmeliyiz.

 

Türk milliyetçiliği nedir? Ne değildir? Problemlerimize getireceği hâl çaresi nedir? Türk Milliyetçisinin her türlü küçük politika dışında Türk Milletine sunacağı program ne olmalıdır? Her türlü yuvarlak lâf ve gösterişten uzak olarak gerçekleri ve ilkelerimizi ortaya koymalıyız. Biz sırf bu endişe ile “İleri Türk Milliyetçiliğinin” ilkelerini tespite çalışacağız. Allah yardımcımız olsun.

  1. Ahmet ARVASÎ

 

İLKELERİMİZ:

 

1- Bütün insanlığın mes’ut olmasını istiyoruz.

 

2- İnsanlığın saadetini insanların (kişilerin, toplumların, sınıfların ve milletlerin) birbirlerini sömürmemesinde ve bir diğerini hiçbir suretle boyunduruk altında bulundurmamasında buluyoruz.

 

3- Güçlü milletlerin güçlü kişilerden meydana gelişine inandığımız kadar, güçlü bir insanlık camiasının güçlü milletlerden doğacağına inanıyoruz.

 

4- İnsanlık ideali milletleri ve milliyetleri öldürmekle, yok etmekle, zayıflatmakla değil, milletleri yaşatmak ve güçlendirmek suretiyle gerçekleşecektir. Tarihten öğreniyoruz ki gün geçtikçe milletlerin sayısı azalmamakta bil’akis çoğalmaktadır.

 

5- Milliyetçilik bir milletin kendini ekonomik, kültürel, sosyal, politik yönden güçlendirmesi ve başka millet ve gruplara sömürtmeme çabasıdır. Bu bakımdan milliyetçilik meşrû bir hak ve şuurdur.

 

6- İleri ve insanî milliyetçilik, kendi milletinin ve insanlık camiasının aleyhine olmamak şartı ile başka milletleri ve başka milletlerin milliyetçiliklerini de sever ve destekler.

 

7- Başka milletleri ekonomik, kültürel, sosyal veya politik baskı altında tutan ve sömüren akımı milliyetçilik olarak değil, emperyalizm olarak tarif etmek gerekir. Amaç ve iddiası ne olursa olsun her türlü emperyalizmi gayrimeşrû addederiz.

 

8- Türk Milliyetçisi olarak kendi dertlerimizi ve meselelerimizi incelerken ıstırap çeken milletlerin kaderi ile de ilgileneceğiz. Böyle olunca yeryüzünde yabancı milletlerin boyunduruğu altında bulunan ve ıstırap çeken soydaşlarımızın da insanlık haklarını ve meselelerini milletlerarası hukuk ve şartların elverdiği ölçüde savunacağız.

 

9- En önemli ve ilk amacımız bugünkü yurdumuzu ve halkımızı ekonomik, kültürel, sosyal ve politik yönden modernleştirmek, güçlendirmek, yabancı ve zararlı etkilerden kurtarmaktır.

 

10- Milliyet ve din şuurunun insanlığı böldüğü ve savaşlara sebep olduğu görüşünü reddediyoruz. Savaş güvercinler ve kelebekler için dahi vardır. Savaş insanların icadı değil, bir var olma kanunudur. Dinler ve milliyetler savunma ihtiyacından, birbirlerini sevmek ve korumak arzu ve ihtiyacından doğmuşlardır. Kaldı ki felsefeler, doktrinler, din ve milliyetler kadar çatışma sebebi olabilirler. Bu durum bütün felsefe ve doktrinlerin düşmanı olmayı gerektirmez.

 

11- Sosyal olayları tek faktörle izah etmeğe çalışan görüşlerin karşısındayız. Sosyal hayatı ve sosyal oluşları kompleks ve çok yönlü kabul ediyoruz. Sosyal olaylardan birini diğer sosyal olayların temeli yapan her türlü taassubu ilim reddeder.

 

12- Milliyetçi, kendi toplumunun meselelerine sahip çıkmalıdır. Meselelerini ilim dışı istismarcı gruplara kaptırmamalıdır.

 

13- Bütün varlığı ve kurumları ile Türk halkı cehaletin elindedir. Dini, sanatı, ekonomisi, sağlığı ilim ve aydının samimî alâkasına muhtaçtır. Türk Milliyetçiliği aydın kadrolarla takviye edilmelidir. Türk Milliyetçiliği zümrelerin tekelinde değil, bütün Türk aydınlarının kuşatıcı ileri bir hamle olarak gelişmelidir.

 

14- Biz ekonomik ve sosyal problemlerimizin çözümünde teolojik, felsefî, yahut doktriner hal çareleri yerine bilimsel metodları kullanmayı esas alıyoruz. Bütün iddia ve hükümler ilmin tasvibinden geçmelidir. Hiçbir şef, parti veya fikir adamı ilmin yerini tutamaz.

 

15- Hiçbir kişi, parti, görüş ve inanış putlaştırılamaz; ilmin tenkidinden kurtulamaz. İlim hürdür, güdülemez ve aldatılamaz.

 

16- Ne kişiler cemiyete köle olmalı ve sömürülmeli, ne de kişiler cemiyeti köleleştirmeli ve sömürmelidir.

 

17- Toplumun nizamına uymak istikrar için zarurîdir. Bunun gibi fertlerin nizamı değiştirmek arzusu da yenileşmek için şarttır. Her iki teşebbüse de fırsat ve imkân tanımak gerekir. Hatta toplum ve fert çatışmasında tarihî tekâmül ferdin ve yenileşmenin lehine gözükmektedir. Ferdin elde ettiği hak ve hürriyetlerini elinden almak, artık mümkün olamayacaktır. Ferdi yutmak isteyen komünizmin çabası boşunadır. Topluma isyan etmesini öğrenen fert kovan nizamı içinde kendi varlığından habersiz, ferdî şuurdan yoksun yaşayan amele arı durumuna döndürülemiyecektir.

 

18- Aile toplumun temelidir. Ancak aile biyolojik, psikolojik, ekonomik, sosyal ve kültürel yönleri ile güçlü olduğu müddetçe topluma sağlam bir temel olabilir. Bugünkü Türk ailesi her yönü ile geridir, güçlenmesi gereklidir.

 

19- Ailenin güçlenmesi için Türk kadını ve erkeği gerekli eğitimden geçirilmelidir.

 

20- Ailenin kuruluşunda çok ciddi ve titiz davranılmalıdır. Aksi halde boşanmayı güçleştirmekte fayda yoktur.

 

21- Doğum önlenmemelidir. Türk halkının hızlı çoğalmasını engellemek, yalnız müstehliki azaltmakla kalmaz, müstahsili de azaltır. İstihasalin temeli insandır. Türkiye’de nüfus kalabalıklığı ile ilgili bir problemimiz yoktur. Nüfusun kalitesi, eğitilmesi ve yurt hizmetine sevki problemi vardır. Aksine biz nüfusumuzun azlığından şikayet etmeliyiz. İşsizlik problemi nüfusun kalabalıklığından değil, yurt ve millet hizmetlerimizi ilmî ve yeterli şekilde plânlamamış olmamızdan doğmaktadır.

 

22- Türk Milleti köylüsü, kasaba ve şehirlisi ile bir bütündür. Millî varlık içinde köy ve şehrin kaderi birbirine bağlıdır. Köy ve şehir münasebetlerinde istismar değil, işbirliği esastır. Bilhassa köylüyü istismardan koruyucu tedbirler alınmalıdır. Köylü müstahsil (üretici E.B.) ve müstehlik (tüketici E.B.) olarak kooperatifleştirilmelidir.

 

23- Köylerimizin ve köylümüzün sayısı pek çoktur ve dağınıktır. Dâva sadece köyleri birleştirip, iskan alanlarını azaltma dâvası değildir. Köylerimizin sayısı gibi köylümüzün sayısı da azaltılmalıdır. Köylümüzün büyük bir kısmı sanayi alanına kaydırılmalıdır. Köylü millet olmak, övünülecek bir durum değildir. Medeniyet tarihi şehir (site) tarihidir. Köyler tarihte iz bırakmamışlardır.

 

24- Türkiye’de nihaî ve ideal çiftçi ve sanayi işçisi oranı tespit olunmalıdır. Çiftçimiz ihtiyaçtan çok, sanayi işçimiz azdır. Sanayi sahası açılmalı, dışarıda bulunan işçimiz anavatana dönmelidir. Gizli işsizler sanayi sahasına aktarılmalıdır. Petrolünü ve madenini yabancıya istismar ettirmekten haklı olarak ıstırap duyanlar, insanını yabancı istismarından kurtarmalıdır.

 

25- Köy dâvası rüyacı bir romantizm veya sefalet esnaflığı olmaktan çıkarılmalıdır. Köy dâvası ilmin dâvası haline gelmelidir. Her türlü göstermelikten kurtarılmalıdır.

 

26- Toprak reformu sınai ve tarımsal reformlarla beraber etüd edilmeli, plânlanmalıdır.

 

27- Kasabalar köylerin kalkınma merkezleri olmalıdır. Kasabalar çeşitli hizmetler yönünden etrafındaki köylere yetecek hale getirilmelidirler. Küçük sanayi kasabalarda toplanmalıdır. Sanat okulları ıslah edilerek ve mahallîleştirilerek tipik kasaba okulları haline getirilmelidirler.

Türkiye’de kasabaların sayısı çoğalmalı, her on köyden biri kasaba haline getirilmelidir. Hizmetler bu merkezlere teksif edilmelidir.

Şehirler temel hizmet görevlerini güçleştirmeyecek tarz ve ölçüde büyümelidir.

 

28- Türk Millî Eğitimi’nin amacı Türk Milleti’nin ve Türk Yurdu’nun problemlerini çözmek olmalıdır. Bugün programlarımızın başında bulunan amaçlar o kadar geneldir ki onları isterseniz Japon, isterseniz Amerika Birleşik Devletleri’nin programlarının başına dahi alabilirsiniz.

 

29- Her şeyden evvel yetiştirmekte olduğumuz insan tipini iyi tahlil etmeliyiz. Daha sonra yetiştireceğimiz insan tipini de iyi çizmeliyiz. Nazarî, kalem efendisi, halktan kopmuş, kafa tekâmülünden mahrum, dünya ve millet problemleri karşısında şaşkın ve ümitsiz insan tipi bizi selâmete götürmez.

 

30- Diğer hizmetlerle beraber Millî Eğitim hizmetlerini de yapmak millî ve mahallî problemleri yakından tanımak ve ele almak fırsatını bulmak için yurdumuz çeşitli ve uygun plânlama bölgelerine ayrılmalıdır.

 

31- Okullar mahallî ve millî ihtiyaçlara göre amaç, müfredat, teşkilâtlanma yönünden yeniden ele alınmalı, merkez teşkilâtı salâhiyetlerinin önemli bir kısmını bölge plânlama merkezlerine devretmelidir.

 

32- Türk Milleti’nin asırlarca okumaya fırsat ve imkân bulamamış fakir, köylü, işçi çocuklarını okutmak için her bölgede kâfi miktarda yatılı meslek okulları ve liseler açılmalıdır. Köy çocuklarını yalnız öğretmen yapmak sakat ve yanlış bir yoldur. Yatılı köy liseleri kurulmak sureti ile köy çocuklarına üniversite kapısı açılmalıdır.

 

33- Üniversite dâvası, Türkiye’nin kendisini yiyip tüketen ekonomik, sosyal, kültürel ve politik problemlerine hal çaresi bulacak birinci sınıf adam yetiştirme dâvası olarak mütâlâa olunmalıdır. Üniversiteler cemiyetin içinde ayrı bir site olmaktan kurtarılmalıdır. Bütün problemleri cehaletin ve ihmal edilmiş bir halkın elinde bırakıp; Batı – Doğu, Sağ – Sol kavgası yapan, memleket gerçekleri karşısında şaşkın, kürsüde bülbül kesilen “ilim adamları” ile dolu üniversiteye paydos denmelidir.

 

34- Islah olunmak şartı ile Türkiye’de her yönü ile tamam 20 adet üniversite kurulmalıdır. Bu konuda yapılacak yatırıma acınmaz. Kalkınmamızın temelinde gerçekçi, millî problemleri bilen ve duyan ilim adamları bulunmalıdır.

 

35- Çocuklarımızın, gençlerimizin başarıları ve kabiliyetleri ilmî ve objektif usullerle tespit olunmalı; meslekler özel isdidatlara göre seçilmelidir. Fakülte ve okullar millî ihtiyaçlara göre kontenjan açmalıdırlar. Okumuş olmak için okumak veya askerliği er olarak yapmamak için okumak yoktur. Problemlerimize çare olacak nesiller yetiştirmek mecburiyetindeyiz.

 

36- Okullar, resmî daireler ve uygun her yer muayyen zamanlarda halk eğitimine tahsis olunmalıdır. Yedek-subay öğretmenlik müessesesi bir halk eğitimi faaliyeti olarak organize edilmelidir. Askerlik görevini yapmakta olan çeşitli meslek erbabını ilkokullarda dershanelere sokmak, hiçbir suretle tanımadığı çocukla karşı karşıya getirmek doğru değildir. Bunun yerine, onu kendi branş ve mesleğinde faydalı kılmağa çalışmak gerektir.

 

37- Türk Milliyetçileri ileri, ilmî ve programlı çalışan, günü ihtiyaçlarına uygun yayın yapan; yabancı ve zehirli etkilerle şuurlu bir mücadele yapabilecek basınını kurmalı, yayın evlerini açmalı, sinemasını ve tiyatrosunu faaliyete geçirmelidir. Mücadelesini cephe yaratmadan, kin uyandırmadan, sabırla yapabilecek hale gelmelidir. Teşkilâtsız, metodsuz ve şuursuz bir savaşla zafere ulaşmak asla mümkün olmayacaktır. Türk Milliyetçisi millete ve dünyaya ne yapmak istediğini ve nasıl yapacağını açıklamalıdır. Başarılı bir mücadele programlı ve sistemli çalışmaya bağlıdır.

 

38- Mâbedlerimizi halkımıza aktüalitemizle ilgisiz, kuru ve hayatiyetsiz vaazlar veren, yaşıyanlardan ziyade ölüleri ilgilendiren müesseseler olmaktan kurtarmalıdır. Mâbedler hayat, ilim ve aktüalite dolmalı, ölü ruhları ve beyinleri diriltici tesirlerin meydanı olmalıdır. Mâbed millete yaşama gücü ve dinamizm vermelidir.

 

Mâbed vicdanlarımızı basit, küçük, kaba ve maddeye tapınmaktan, kula kul olmaktan kurtarmalı ezelî ve ebedî Yüceye döndürmelidir.

 

39- Milletlerin var oluşu kendine mahsus tipik bir kültüre sahip oluşlarına bağlıdır. Kültür ise bir milletin tarih boyunca yarattığı veya sosyal temaslarla kazanıp kendi tecrübeleri ile birleştirip yoğurduğu manevî ve maddî değerlerdir.

 

40- Modernleşmek demek milletçe millî kültürü çağdaş seviyede temsil etmek demektir. Medenileşmek demek çağdaş seviyede bir millet olmak demektir. Medeniyet bir kültürler kompozisyonu değildir; medeniyet bir kültürün derecesini ve çağdaşlık seviyesini ifade eder.

 

41- Bugün bizi biz yapan dilimiz, inançlarımız, sanatımız, folklorumuz, hukukumuz, ahlâkımız, ekonomimiz, insanımız, manevî ve maddî her türlü kıymetimiz çağdaş seviye ile mukayese kabul etmeyecek kadar geri, terk edilmiş ve güçsüz haldedir.

 

42- Halkımız ve cahil tabaka geri, terk edilmiş ve güçsüz bir halde olan millî kültürümüzün yegâne sahipliğini yapmaktadır. Aydınımız ya millî kültürümüzden iğrenmektedir, yahut millî kültürü çağdaş seviyede temsil etmek ümidini yitirmiştir. Kendini yabancı kültürlerin akıntısına terk etmiştir. Genç kuşakları ve aydınları doyuran bir millî kültür ortamı hazırlamak zarurîdir.

 

İtiraf edelim ki dilde, dinde, sanatta, hukukta, ahlâkta, ekonomide, teşkilâtta millî seviyemiz köylü seviyesidir. Köy ve aşiret zevk ve kurumlarından kurtulmak ve millet olmak yönünde gelişmek için tedbir almak şarttır. Bizde halk ve aydın çatışmasına sebep millî kültürümüzün halka ve aydına aynı zamanda yetmemesidir. Müzikte, dansta, inançta, yaşayışta bu durum devam edip gitmemelidir. Millî kültürümüzü en ileri tekniklerle geliştirmek mecburiyetindeyiz.

 

43- Milliyetçi aydın ve sanatkârın çoğalması, gelişmesi çeşitli araç ve metodlarla halk ve aydın çatışmasını azaltması, millî kültürümüzü dünya ölçüsünde ve çağdaş seviyede temsil eden dehâlara ulaşılması gerekir.

 

44- Dil, millî kültürün en önemli unsurudur. Millî dil ne kadar zengin ve yabancı etkilerden uzak olursa o kadar memnun olmak icabeder. Asırlarca ihmal edilmiş Türk Dilini geliştirmek, âdeta yeniden varetmek lâzımdır. Ancak bunu yaparken nesiller çatışmasını şiddetlendirmemek, Anadolu Türklüğünü Dünya Türklüğünden (meselâ, Kıbrıs’tan, Batı Trakya’dan, Kerkük’ten, Azerbeycan’dan v.s.) koparmamak, Türk dilini ses, cümle kuruluşu ve dilbilgisi yönünden bozmamak, milletlerarası kültür alış verişini güçleştirmemek gerekir.

 

*SEYYİD AHMET ARVASÎ : “İLERİ TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN İLKELERİ” (Doğan Güneş Yayınları, No: 18, 1965) (bu kitapçığı temin edip bize gönderen değerli kardeşim, arkadaşım M. Metin Kaplan’a sonsuz teşekkürlerimi arz etmeyi vazife biliyorum.)

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.