“BEKÂ SORUNU” NE DEMEK?

Bu haber 01 Mart 2017 - 9:57 'de eklendi ve 153.660 kez görüntülendi.

         Ali BADEMCİ

           alibademci@gmail.com

 

 

Türkiye  tarihi boyunca veya yakın bir zamana kadar hep “İmperyal” bir güç olmuştur. Deyimi çirkin hale batılılar getirmiştir.  “Bekâ Sorunu” bu değilse bile böyle anlamak zorundayız. Başkaları için  demokrasiye aykırılık teşkil etmeyen “İmperyal” düşünceler bizim için neden  tehlike olsun! Ortada bir şey olsa da olmasa da  Türk genci, aydını ve milleti “İmperatorluk” şuurunu kaybetmemelidir! O sebeble sınır ötemizi korumak  sınırlarımızın bekası için bir mecburiyettir! Herkes istediği şekilde anlasın; Türkiye böyle olmak zorundadır; bu bir tarih ödevidir.

 

“BEKÂ SORUNU” NE DEMEK?

 

Arapça bir kelime olan “Bekâ”nın  sözlük anlamı “Kalıcı-Varlık-Var olmak- Ölmezlik-Sonu bulunmamak” demektir. Tasavvufta “ Bekâ Billah” gibi bir deyim vardır ki insanın beşeri nite­liklerden arınarak ruhanî niteliklerle donanması durumudur.  İslâm âlimleri “Tarikatlar”ın varlığını da bu deyimle  açıklamışlardır; ama  terim günümüzde  sanki  uluslararası siyaset deyimi olarak  canlanmıştır. Bu kullanım şekli  Türk kültüründe “Devlet-Ebed-Müddet” yani  “Sonsuz olan devlet” demektir. Deyim sanki değişmeyen anlamında  “Töz” ile de ilgili bir anlam da içerebilir. Yakın zamanda  Cumhurbaşkanı  bu deyimi 15 Temmuz sonrası Türkiye için  telâffuz etti ama, kasdedilen şey  iç siyaset veya  olaylara yönelik değildir. Daha geniş bir çerçevede  devletlerin var olmaları ve varlıklarını korumaları için  stratejik proje ve hedefleri  işaret edilmektedir.

 

Almanca “Hinterland” deyimi  ilk olarak XIX. yüzyıl sonlarında coğrafî bir deyim olarak kullanıldı ve  ülkeler arasındaki; önünde arkasında veya yanlarında  bulunan toprak parçası olarak  düşünüldü ve İngilizce’ye de  bu anlamı ve  şekli ile geçti. Hinterland, “Tampon Bölge-Güvenli Bölge” deyimleri ile ne kadar ilgilidir, bu husus çalışılmış mıdır, şahsen bilgi sahibi değiliz! Lâkin Türk  kültüründe “Şuğur-Uç” diye  bir coğrafi terim vardır ki, bununla   savaşta varılan son noktasının bir  evvelki  durumu veya muharip güçlerin duracağı çizgi kasdedilmektedir. Eski savaş teknolojisinde  “Uç Ötesi” tedarikçi unsurlar alanıdır;  bizde  savaşçı “Türkmenler”e  başta yiyecek olmak üzere, önce geçici, sonra da kalıcı barınaklar  sağlayan “Piyade-Yürüyen-Yörükan” taifenin  görevi işte budur.  Dolayısiyle  “Geleneksel Oğuz Sosyolojisi”nde  “Türkmen-Yörük” nüansı  bir derece kendini göstermektedir. Bir çok coğrafyada  Oğuzlar “Uç” deyimi ile “Köprü” deyimi arada herhangi bir engel olmamasına rağmen  yan yana kullanmışlardır.

 

XIX ve XX. yüzyıl elbette  yeryüzünün   fiilden evvel,  fikren paylaşım yıllardır, o  sebeble bir çok savaş stratejileri bu dönemde ortaya çıkmıştır. Devletlerin asıl vatanlarının bütünlüğünü korumak için  değişik coğrafyalarda, değişik toplulukları destelemek veya çökertmek amacıyla  uyguladıkları  politikalar cephe savaşları  ötesinde   başvurulan çok eski  fakat daima uygulanan  bir savaş oyunudur. İşte  bugünkü “Bekâ Sorunu”nda  uluslararası siyaset sosyolojisi veya stratejilerinde bu anlam üzerinde durmalıyız. Artık devletler kendi sınırlarını korumak için sınır ötesinde  bir “Hinterland” oluşturmak zorundadırlar. Adına ne derseniz deyin  “Soğuk Savaş” döneminin başından itibaren iki süper güç arasında  böyle bir çizgi daima var olagelmiştir. İngiltere, Avrupa dahil Balkanlar’dan başlayıp İran-Afganistan  üzerinden  Doğu Türkistan’a dayanan   nüfuz çizgisini böyle  ve bu amaçlarla  tutmuştur. Günümüzde ABD  bu çizgi üzerinde  “Devamlı Savaş”ı daima ayakta tutmaktadır. Bu savaş  din motifleri ile süslenmiş ve İslâm eksenlidir!

 

Aslında klâsik “Hinterland”  da aşılmış  ve  yerini  deniz aşırı psikolojik veya  sıcak savaşlara bırakmıştır. O sebeble savaşların tarafları  kendi topraklarında değil de  “Hinterland” da savaş vermektedir. Dolayısiyle  kilometrelerce uzaktan kumanda edilen savaşların  küresel güçlere hiçbir zararı olmamakta ve nihai amaç olan hakimiyet ve  emperyal düşünceler yerli yerine  oturmaktadır. Bu şartlar altında hedef devlet ve ülkelerin daima teyakkuzda olması gerekiyor, ki işte  bizim anladığımız “Bekâ  Sorunu” budur.  Küresel emperyal güçler istedikleri kadar  küçük devletçikler  oluşturmayı sürdürsünler,  dünya siyasi haritasının  hiç de  böyle küçük organizelere sığacak kadar  geniş olmadığını  tesbit etmek için uzman olmaya gerek yoktur.

 

Ayakta  kalmak isteyen her devlet “İmperyal” olmak zorunda ve karşıt  tedbirleri  almak mecburiyetindir. Böyle bir güç olmayı kendi kültürümüz yönünden “Sömürgeci” olmak anlamında  düşünmemeliyiz. Büyük devlet ve büyük  millet olma şuuru olarak tasavvur etmeliyiz! Herhalde “İmperyal” ve “Emperyel” deyimleri  arasında böyle bir nüans bulunmaktadır. Zamana ve zemine göre  siyaseten söylenmiş  bazı şeyleri  kalıcı düstur olarak görmenin  anlamsızlığını  idrak etmek gerekiyor. Türkiye kendi yurdunda “Sulh”u  sağlasın da  varsın “Cihan Sulhu”nu başkaları düşünsün!

 

Türkiye  tarihi boyunca veya yakın bir zamana kadar hep “İmperyal” bir güç olmuştur. Deyimi çirkin hale batılılar getirmiştir.  “Bekâ Sorunu” bu değilse bile böyle anlamak zorundayız. Başkaları için  demokrasiye aykırılık teşkil etmeyen “İmperyal” düşünceler bizim için neden  tehlike olsun! Ortada bir şey olsa da olmasa da  Türk genci, aydını ve milleti “İmperatorluk” şuurunu kaybetmemelidir! O sebeble sınır ötemizi korumak  sınırlarımızın bekası işin bir mecburiyettir! Herkes istediği şekilde anlasın; Türkiye böyle olmak zorundadır; bu bir tarih ödevidir.

 

Hoşçakalın.

İlgili Makaleler:

BEKA SORUNU NEDİR?

 

BEK MESELESİ

 

 

Ali BADEMCİ
Ali BADEMCİalibademci@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments