Sessiz ve Sakin Bir Volkandı YÜCEL HACALOĞLU

Bu haber 24 Nisan 2018 - 0:45 'de eklendi ve 206 kez görüntülendi.

KAHRAMAN

Sessiz ve Sakin Bir Volkandı

YÜCEL HACALOĞLU

 

Ahmet B.KARABACAK

 

 

Önce bir hükümet darbesi, bir ihtilâl dönemi olan 1960 sonlarını anlatmalıyım:

Toplumun bir kesiminin, hatta çoğunluğunun HAİN diye suçlandığı, ihtilâl sonrası sanki memleket onların babalarından bir mirasmış gibi kendileri gibi düşünmeyenlerin yaşama hakkı yokmuş gibi o günün CHP’si her tarafta terör estiriyor, “milliyetçiyim” diyenleri ezmek için bahaneler icat edip duruyorlardı.  Onları himayelerine almış görülen cunta mensupları ise muhalif ne gazete ne de gazeteci görmek istemiyorlardı. Pek çok gazete ve gazeteci de çok yazık ki o günlerde iyi bir imtihan verememiş, tabir yerinde ise korkudan ve bazıları da menfaat umarak sahibinin sesi olmuşlardı. Baskı ve şiddet devam ederken elbette ki milliyetçi gazeteciler ve vatanseverler boş durmuyordu.  O günlerde siyasette ileriki zamanlarda ciddi bir figür olan Gökhan Evliyaoğlu ile Hami Tezkan’ın sol yayınlar yapan Yeni İstanbul gazetesini devir aldıklarını öğrendik. Bu bizim için, o günün şartlarında büyük bir müjde idi. Ne bir toplantı yapabiliyorduk, ne de doğru dürüst bir araya gelebiliyorduk. Gazete idealist ve genç gazetecileri bünyesine alıyor, yayınlarıyla milliyetçilere müthiş bir moral veriyordu. Fakat, bilhassa maddi baskılar yüzünden gazete çıkmaza girdi ve Balkanlardaki zulümlerden kaçarak Türkiye’ye yerleşmiş ve burada müteahhitlik yapan Uzan ailesine devredildi. Yeni patronlar gazeteyi hemen hemen bu genç gazeteci grubunun emrine verdiler. Gazete bir anda hem komünistlerin hem de masonların hedefi haline geldi. Türkiye masonlarının listesini açıklamaya başlayınca günlük yüz bin tirajın üzerine çıktı. Biz Süleyman Demirel’in Bilgi locasına kayıtlı bir mason olduğunun vesikasını bu gazeteden öğrendik.

Yücel Hacaloğlu sorumlu yazı işleri müdürü olarak bu gazetede çalışıyordu.(Sorumlu müdürlük, pek çokları gibi ona da zarar vermiş, bir yazıdan veya bir haberden dolayı hapsedilmiş, üç ay sonra çıkarılan af kanunuyla kurtulabilmişti.) Onunla zaman zaman bazı toplantılarda, folklor gecelerinde, çalıştığı gazetede ve bizim yayınevinde bir araya geliyorduk. O vakit buldukça bizim yayınevine sıklıkla uğrar, dertleşirdik. Türkeş, Türkiye’ye gelmiş, dağınık haldeki milliyetçileri bir araya toplamağa çalışıyordu. Girdiği, sonradan genel başkanı olduğu parti bu birliğin oluşmasında büyük faydalar sağlamağa başladı. Benim yayınladığım, partinin ilk siyasî dergisi olan Millî Hareket Dergisi ile biz de elimizden geldiği kadar faydalı olmağa çalışıyorduk.

Yücel Hacaloğlu beni bir gün gazetenin hazırlandığı, basıldığı merkeze davet etti ve gazeteci arkadaşlarıyla tanıştırdı. Ergun Kaftancı, genç yaşta kaybettiğimiz, bir süre partinin İstanbul il başkanlığını da yapan rahmetli Hasan Tuncay, Günvar Otmanbölük, Ahmet Güner, Rauf Tamer o zamanlar orada tanıdığım isimlerdi. Sevgili Ergun Kaftancı ileriki günlerde bizim dergimize yazılar yazarak da yardımcı oldu. Zamanın büyük gazetecisi, önemli bir yazar olan Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu ile daha önceki yıllarda yayınladığım Zeren edebiyat sanat dergisi günlerinden tanışıyordum ve beni severdi. ( Bir hatıra: Türkeş parti genel başkanı olmuş, fakat gazeteler, Yeni İstanbul dahil, hakkında ne yazı yazıyorlardı ne de haber yapıyorlardı. Gazeteye gittiğim bir gün “Üstat, Türkeş lehine bir iki yazı yazmaz mısın” dedim. “ “Bak, dedi, sizin parti hem demokrat, hem ihtilâlci görünümünde. Bunlardan birini seçmezseniz netice alamazsınız” .  Gene de gazetede, Türkeş’ in önemli bir lider olacağını belirten övgü dolu iki yazı yazdı.) Gazete idarehanesinde sık sık onları ziyaret ediyordum. Yeni İstanbul gazetesi tutumu sebebiyle komünistlerin ve ortama göre her kılığa (bazen komünist, bazen şeriatçı) giren Kürtçülerin boy hedefi oluyordu. Şimdi pek hatırlamıyorum; gazetede çıkan bir yazı veya haberden dolayı o günkü CHP’nin desteklediği bir grubun gazete idarehanesini basacağı duyuldu. O zaman bir avuç olan milliyetçi gençler Şişhane’deki gazetenin etrafında bir halka oluşturdu. Belki binden fazla bu sözde solcu grup taşlarla saldırdı. Milliyetçi gençler bu azgınları pek az olmalarına rağmen binaya yaklaştırmadı. Gazetede ise bu olaydan sonra bizler hakkında az da olsa lehimizde yazılar yazılmağa, haberler verilmeğe başlandı. Elbette bunda orada çalışan arkadaşlarımızın çok büyük katkısı vardı. Bu da o günlerden kalma bir hatıra…)

Yücel Hacaloğlu’nun vefatı üzerine bilgi dolu bir yazı kaleme alan Sadi Somuncuoğlu’nun bu yazısının bir kısmını buraya almak istiyorum:

“Yücel Hacaloğlu 19 yaşında (1955) İstanbul’ a gittiğinde (Kendisi Rize’li idi. A.B.K.) ilk önce Türk Ocağı’na üye olmuş, sonra da Atsız Bey’i ziyaret ederek tanışmıştır. Kendisi Atsız’la münasebetini şöyle anlatıyor: İstanbul’da on beş senemin haftada iki ya da üç günü Nihal Atsız’la  beraber geçerdi. Evine de, Süleymaniye Kütüphanesi’ne de giderdim.”  Demek ki, daha lise çağlarındayken Türk ülküsünü benimsemiş bir gençtir. İstanbul’da Hamdullah Suphi Tanrıöver, Abdullah Şinasi Hisar, Prof. Dr. Mümtaz Turhan, Prof. Dr. Mehmet Kaplan gibi devrin ilim ve fikir adamlarını yakından tanımak fırsatını bulmuştur.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden 1957’de mezun olduktan sonra çeşitli gazete ve dergilerde çalışan Hacaloğlu, daha sonra Rize Postası gazetesi yöneticisi ve 1967’de Babıali’de Sabah gazetesi Ankara temsilcisi oldu. 1963’te sürgünden dönen Alparslan Türkeş’ i Dedeağaç’ta karşılayanların arasında yer aldı. 1974’te Kıbrıs Harekâtını takip ederken esir düştü. 1975’te 1. MC. Adı verilen koalisyon hükümetinde Türkeş’e basın müşaviri oldu…

Yayınlanmış eserleri: Atsız’ın Mektupları, sevenlerin kalemiyle Peyami Safa, Neden Köy Enstitüleri Değil, Masonlar ve İsimler, Günümüzde Çin, Namdar Rahmi Karatay, 21. Asra girerken Doğu Türkistan Ve Türk kültürü ve Şiirler başta olmak üzere pek çok kitabı vardır.”

 

*    *      *

 

O günlerin sert havası, tabir yerinde ise milliyetçileri çelik gibi sert, eğilmez, bükülmez bir kişiliğe kavuşturmuştu. Ne bir tehdit ne de menfaatler onlara etki ediyordu. Yücel Hacaloğlu’nu ilk tanıyan, ilk konuşan yumuşak, sessiz, sakin biri olarak düşünürdü. Fakat o, millî meseleler ortaya atılınca değişir, sertleşir, en küçük bir taviz vermezdi. İnandığı kişiye tam inanır, güvenmediklerini yanına sokmazdı. Kendi anlatmadı; olay sırasında orada olan birinden dinledim. Rize’de bulunduğu bir sırada Ülkü Ocağı şubesine gitmiş. Orada, İstanbul’dan gelen, hazırladığı kitapları satan birine beni sormuş. Sorduğu kişiyi tanıyordum. Zaman zaman yanıma gelir konuşurduk. Fikirlerimiz pek uyuşmazdı ama, gene de yakınlık gösterirdim. O benim için Erbakan’ın partisine geçti, demiş . O yumuşak başlı zannedilen Yücel birden parlamış. “Ben Ahmet’i iyi tanırım, derhal burayı terk et, yoksa seni pencereden atarım,” demiş. O şahıs zaten bir daha benim yanıma yaklaşmadı, kayboldu gitti.

Hareketimizin yayılması ve özellikle Türkeş’in Türkiye için ne istediğinin öğrenilmesi için gayret ediyorduk. Muhtelif konuşmaları, konferansları bunun için yeterli olmuyordu. Bunları bir kitap içinde toplamak istiyordum. Epey bir zaman uğraştım. Son zamanında, kitabı basmak için matbaaya vermeden önce hazırladıklarımı Yücel’e gösterdim. O, matbaası yakınımızda olan, ağabeyimiz İlhan Egemen Darendelioğlu’nun yayınladığı bazı kitapları hazırlardı. Türkeş imzası ile çıkan TÜRKİYENİN  MESELELERİ adlı kitabın son düzeltmelerini o yaptı. Bu kitap, Türkeş hakkında çıkan zannediyorum ki ilk kitaptır ve büyük ilgi gördü.

1980 önceki karışık günlerde, bugün bazılarının milliyetçiliğe döndüğünü sandığı ve kim olduğu ve kime hizmet ettiği meçhul, Doğu Perinçek’in gazetesinde benim aleyhimde on beş gün süren bir röportaj yayınlandı. O gazete Türkiye’deki milliyetçilerin adını ve adresini veriyor, faşist diye hedef gösteriyordu. Pek çok milliyetçi o sırada şehit edildi. Milliyetçilerin davalarına ücret almadan giren rahmetli avukat ağabeyimiz Abdullah Mazhar Baytaz’ın da bu gazetede adı verilmiş, yazıhanesi kurşunlanmıştı. Yücel bir gün, aleyhime yapılan o röportajı görünce bizim yayınevine geldi. Senin silâhın var mı, dedi. Ben buna gerek görmediğimi söyledim. Sesini çıkarmadı. Galiba bir ay kadar sonra, Rize’den aldığı el yapımı bir tabancayı masanın üzerine koydu. Bunu yanından ayırma, dedi. Elbette bir yığın tehdit alıyordum. Oturduğum apartmanın merdiven boşluğuna 4. kattaki dairemize kadar bir ramazan akşamı teraviden gelince komünistlerin tehdit sloganları yazdığını gördüm. Gene bir akşam, eve gelirken üç gencin beni beklediğini fark ettim. Belli ki geliş saatimi biliyorlardı ve takip etmişlerdi. O hadisede Yücel’in getirdiği, uzun zaman üzerimde taşıdığım silâh zannediyorum beni belki de ölümden kurtardı…

Yücel Hacaloğlu İstanbul’da uzun bir süre kaldı, sonra Ankara’ya gitti. İrtibatım onunla hiç kesilmedi. Ankara’da Türk Ocağı’ndaki çalışmalarını yakından takip ediyordum. Ankara’ya giden milliyetçilerin uğrak yeri olan eski Türk Ocağı binamız zamanın siyasi partisi tarafından elimizden alınmıştı. Yeni bir bina yapıldığını duyuyorduk. Uzun bir süre gidemediğim Ankara’ya, Çeçenistan’dan gelen, orada tanıştığım bir parlamento heyetini, bizim siyasilerimizle görüştürmek üzere gittik. Oğlum Osman onlara Rusça tercümanlık yaparak yardım ediyordu. Gelen heyeti mecliste ve bazı bakanlıklarda bakan ve siyasetçilerle görüştürdükten sonra yeni yapıldığı söylenen Türk Ocağı binasına gittik. Epeydir sadece telefonda görüşebildiğim sevgili Yücel de orada idi ve bizi bekliyordu. Heyet görüşmeler yaparken biz bir kenara çekildik ve hasret giderdik. O zaman söyledi: Binanın yapılmasına birinci derecede uğraşan o olmuş. Gidenler bilir; çok modern, çok donanımlı, Türk Ocakları tarihine yakışan bir bina. Ankara’ya gidenlerin orası da bir dertleşme, bir buluşma, bir rahatlama mekânı.

Yücel Hacaloğlu örnek bir ideal adamı idi. Türkün dostuna dost, düşmanına düşman idi. Türkçülük-Turancılık davamıza genç yaşında gönül germişti ve o şekilde yaşadı. Genç nesillerin örnek alacağı bir kahraman idi. Sevgili Yücel, seni ve senin gibileri çok arıyorum… Mekânın cennet olsun…

 

Ahmet B.KARABACAK
Ahmet B.KARABACAKosmanbkarabacak@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments