ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü Ocaklarıdövizakpchpmhp
DOLAR
8,4396
EURO
10,0747
ALTIN
492,32
BIST
1.393
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Sıcak
36°C
İstanbul
36°C
Sıcak
Pazar Sıcak
35°C
Pazartesi Sıcak
36°C
Salı Sıcak
38°C
Çarşamba Sıcak
37°C
MHP Lideri Devlet Bahçeli Türkgün gazetesine verdiği röportajda ezber bozdu. Suriyeli göçmenler konusunda yapılması gerekenleri sıraladı. Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Devlet Bahçeli, ”Ülkemizde 500.000’e yakın Afgan mülteci olduğu tahmin ediliyor. Elbette önümüzdeki riskli ve tehlikeli süreçte göç dalgasının sınırlarımıza iyice dayanacağı, ülkemizi zorlayacağı görülüyor. Düzensiz göç, adı konmamış bir istiladır,...
Gazi KARABULUT İbn-i Haldun’un  coğrafyanın insan, kültür ve ekonomi üzerindeki etkilerini ihtiva eden Mukaddime’sinden hareketle (1377) özetie dönüşmüş olan “Coğrafya kaderdir,”  sözü Türkistan topraklarıyla ne kadar da örtüşmektedir. Mukaddime, coğrafyanın belirleyici bir etken olduğunu ve insanlığın yaşadığı coğrafyaya göre bir medeniyet inşa ettiğini detaylandırır.  Asırlarca Türk medeniyetine ev sahipliği yapan...
Fuat Yılmazer     Kıymeti tam bilinmemiş ilim adamlarımızdan Prof. Dr. Doğan Aydal’ın maden ve petrollerle ilgili olan eserlerini kitaplığımdan çıkardım. Önceden okuduğum ve altını çizdiğim bölümlere tekrar bakmaya başladım.     Yıllar önce idi. Doğan Aydal hocanın kitaplarını okumaya başlamıştım. Okuma sırasında kendisiyle görüşmem gerektiği kanısına varmım, e posta adresinden mesaj...
Atilla Çilingir        1974 Kıbrıs zaferimizin 47’nci yıldönümü geçtiğimiz 20 Temmuz’da KKTC’de törenlerle kutlanırken, Lefkoşa’daki tören alanından liderlerin vermiş olduğu mesajlar çok çarpıcıydı.        Özellikle son dönemde Türk tarafının adada anlaşmaya odaklı girişimlerinin Rumlar tarafından her defasında ret edilmesinin yol açtığı çözümsüzlük, Türkiye’nin çözüm adına Kıbrıs’ta bir 60 yıl daha Rum tarafını...

SÜMEYYE’NİN İMANI

SÜMEYYE’NİN İMANI

SÜMEYYE’NİN İMANI

Asena Kınacı MORAL

Ben milletim uğruna adamışım kendimi
Bir doğrunun imanı, bin eğriyi düzeltir.
Zulüm Azrail olsa, hep Hakk’ı tutacağım
                                                          Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir.

Hayatım boyunca bir kez açık hava sinemasına gittim. Babam Afyon’un Çay ilçesinde Çay Lisesi’nde edebiyat öğretmeniydi. Ben o sırada beş yaşındaydım. Lisenin duvarına asılan koskocaman beyaz perdeye yansıtılan görüntülerin büyüsünde kayboldum. Tüm ilçe halkı ile birlikte o gece lisenin duvarına asılan büyük beyaz perdede Çağrı filmini izledik. Çağrı filminin çoğu sahnesinde gözlerimi ellerimle kapatsam da korkudan  titresem de olup biteni de görüp anlayabilmek için can atıyordum. O gün o filmde izlediklerimin benim hayatımda bıraktığı etki çok büyüktü. Tüm dünyada insanlığa peygamberimizin mesajını vermeye çalışan Çağrı filmi açık hava sinemasında izlediğim ilk ve son film oldu. 

Çağrı, Mustafa Akkad’ın yönettiği, İslamiyet’in doğuşunu konu alan 1976 yapımı filmdir. Film İslamiyet’in peygamberimiz Hazreti Muhammed’in önderliğinde doğup yayılmasını anlatmaktadır. Çekildiği ve yayınlandığı yıldan beri izleyici için de önemini yitirmeyen hiç eskimeyen bir filmdir. Benim bu yazımda anlatmak, yazmak, paylaşmak  istediklerim ise o gün beş yaşındaki küçük bir  kızın filmin bir sahnesinden etkilenerek hayatına yön vermesinin hikayesidir.

İslamiyet’in ilk kadın şehidi Hz. Sümeyye’dir. Sümeyye, Ebû Cehil’in amcası Ebû Huzeyfe’nin kölesidir. Sümeyye’nin kocası Yemenli Ans kabilesinden olan Yâsir, kaybolan kardeşini aramak amacıyla kardeşleri Hâris ve Mâlik ile birlikte Mekke’ye gelmiş, buraya yerleşebilmek için bir kişinin himayesini alması gerektiğinden Benî Mahzûm kabilesinden Ebû Huzeyfe’nin himayesine girmiştir. Ebû Huzeyfe bir süre sonra câriyesi Sümeyye’yi Yâsir’le evlendirmiş ve bu evlilikten Ammâr dünyaya gelmiştir. 

İslâmiyet’in ilk dönemlerinde dine davet gizlice yürütüldüğünden Müslümanlar kimliklerini açığa vurmamışlardı. Dinin ilân edilmesi emri gelince Müslümanlar Mekke’de yeni dine girdiklerini açıkladılar. Resûl-i Ekrem ile Ebû Bekir dışındakiler kendilerini koruyacak kimseleri bulunmayan köle durumunda olduklarından İslâm’ın ilk dönemlerinde ağır işkenceler gördüler. Sümeyye ve Yasir Ebu Cehil tarafından işkence edilerek evlatları Ammâr’ın gözünün önünde şehit edildi.

Çağrı filminde Peygamberimizin çağrısına icabet eden ilk Müslümanlardan olan Sümeyye ve eşi Yasir ile oğulları Ammâr ile ilgili sahneye sıra geldiğinde sinemada filmi izleyen o küçük kız Ebu Cehil’in işkencesinin şiddetini artıracağını ve hatta Sümeyye’yi işkence ile öldüreceğini anlamıştı. Küçük kızın yüreği  Ebu Cehil’in  Sümeyye, Yasir ve Ammâr’a yaptığı eziyetlerin ve tehditlerin korkusuyla küt küt atıyordu. Açık hava sinemasında gökyüzünde dolunay ve binlerce yıldızın altında beyaz perdenin büyüsüne kapılmış küçük kız korku ve hüzünle Sümeyye’nin kurtulmasını tüm kalbiyle istiyordu. Ebu Cehil’in Sümeyye’yi öldürmemesi için istenileni yapmasını yani Allah’ı ve Muhammed’i inkar etmesini bekliyordu. Elleriyle gözlerini açtığı bir anda Sümeyye’nin “Lailaheillallah” diyerek silah, zenginlik ve hâkimiyet-güç elinde olan Ebu Cehil’e karşı cevap verdiğini, Allah ve Muhammed’i inkâr etmediğini gördü. Gözleri Sümeyye’nin iman ile çakmak çakmak parlayan gözlerinde takılı kaldı. Sümeyye’ nin gözlerinde korku yoktu. Sümeyye’nin dilinde korku yoktu. Sümeyye’nin kalbinde korku yoktu. Eli kolu bağlanmış, işkence edilen Sümeyye’ydi ama güçlüydü. İmanlıydı. Mağrurdu. Silah, zenginlik, güç-hâkimiyet elinde olan Ebu Cehil’di ama zavallıydı. 

 Gelelim bugüne… Yeryüzü hak ile batılın mücadele alanıdır. Dünya var olduğu günden yok olacağı güne kadar da daima haklı mazlumların ve batıl zalimlerin savaş meydanı olacaktır. Yüce Allah,  hâk ile batıl,  mazlum ile zalim mücadelesinin sonsuza kadar devam edeceğini Kur’an-ı Kerim aracılığı ile bize haber veriyor. Ancak mazlum ya da zalim olmak kudretini, tercihini ise insana bırakıyor. 

Zalim, bir kişi, bir topluluk veya bir devlet olabilir. Mazlum da bir kişi, topluluk, anlayış ya da devlet olabilir. Tüm dünya nimetleri zalimin kudretini oluşturur. Zalimin sahip olduğu dünya nimetleriyle dolu zenginlikler, çoğunlukla haksızlık ve zulüm ile hak eden mazlumdan çaldığıdır. Zalim elinde tuttuğu bu beşerî kudretin büyüsüne kapılarak mazlumu ezmek için daima çalışır, uğraşır. Bazen mazluma küçük bir tebessümü bile çok görürken bazen de mazlumun yaşam hakkına göz diker. Dünya nimetleriyle var olan kudretini, mazlumun gülümsemesini yüzünden, yaşam hakkını elinden almak için kullanır. Dünya zenginliğinin içinde sevgisizlik ile kalbi katılaşmış, taşlaşmıştır. Zalim mazluma yaptığı kötülüklerle de nefsini doyuramaz. Dünyada mutlu olamaz. Ahireti ise karanlıktır. 

 Zalimin etrafındakiler beşerî kudretin korkusuyla sessizleştikçe zalim işkencesinin şiddetini artırır. Mazluma yaptığı eziyet ve işkencelerin şekli de şiddeti de can yakmanın zevkiyle artarken kendisi için de çevredekiler için de zamanla normalleşir. Yaptığı zulümlerin başkalarına acı, üzüntü ve  ızdırap verdiğini umursamaz. Yaptıklarının bir başkasının hayatının sınırlarını ihlal ettiğini görmezden gelir.Mazluma kendisi karşısında diz çöktürmek ister. Mazlumun da kendi gibi dünya nimetleri karşısında diz çökmesini bekler. Herkese ve her şeye karşı kin ve nefret ile imanını besler. Güzel olan her şeye düşmandır. Hakaret ve küçük düşürücü davranışlar onun silahıdır. Bu silahları kullanarak mazlumun insanlık onurunu çiğner. Dünya nimetlerinin gücüyle zalim mutlaka dünya şartlarında kendi nefsini tatmin edecek bir mazlum bulur. Bu mazlum zalimin zulmüne katlanır, mücadele verir, yaralanır, örselenir, incinir ya da ölür. Ama mazlumun zalim karşısında haklılığı erinde gecin de açığa çıkar. 

 Zalimin etrafındakiler saltanat menfaatlerine ortak olabilmek için, paylaşabilmek için yada bu menfaatlerden bir miktar nasiplenebilmek için zalimle gezer, dolaşır. Bu menfaatler için zalimin zulmüne ortak olur. Onun yaptıklarına karşı sessiz kalır. Çalıntı ya da emanet dünya nimetlerinin ışıltısı etrafında pervane gibi dönen menfaat kalabalığı ile zalimin gözleri mânâ alemini göremeyecek kadar kördür. Zalimin gerçek dostu yoktur. Zalimi gerçekten seven yoktur. Zalim koltuğundan düştüğü gün hep yalnız, çaresiz ve acizdir. Ve her zalim o saltanat koltuğundan bir gün düşecektir. Belki yarın, belki yarından da yakın…

Ebu Cehil zalim, yetim ve ümmi Muhammed ile sahabesi mazlum değil miydi? Ebu Cehil’e rağmen yetim Muhammed Mekke’nin hâkimi olmadı mı? Mekke’de Sümeyye karşısında soyuna, kabilesine develerine, kervanlarına, altınlarına ipeklerine güvenen Ebu Cehil ölmedi mi? Sümeyye cennetle müjdelenmedi mi?

 Açık hava sinemasında gökyüzünde dolunayın ve binlerce parlayan yıldızın altında Sümeyye’nin gözlerindeki cesaret ve iman yüzyıllar sonra beş yaşındaki bir çocuğun gözünde can buluyorsa zalimler hep kaybedecek ve mazlumlar daima kazanacaktır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.