Ayakkabı Bot ve çizme Günlük ayakkabı Bot ayakkabı modelleri Çizme ayakkabı Terlik ayakkabı Sandalet Babet Spor ayakkabı Topuklu ayakkabı İç giyim Mayo Çorap Fantezi giyim İç çamaşır takımları Sütyen Gecelik Pijama takımı Gece elbisesi Plaj giyim Giyim Büyük beden Tesettür Etek Trenckot tarz eşofman takımları bayan Mont Gömlek Pantolon T-shirt Sweatshirt Kırmızı elbiseler Ceket Çanta Çanta aksesuarlar Bebek bakım çantası Spor çanta Okul çantası Laptop çantası Portföy çanta Bel çantası Postacı çantası El çantası Sırt çanta Bebek bakım çantası Omuz çantası

ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü OcaklarıdövizakpchpmhpAhmet b.karabacakhasan külünk
DOLAR
18,5004
EURO
17,7572
ALTIN
969,44
BIST
3.265,64
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
26°C
İstanbul
26°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Açık
27°C
Perşembe Açık
27°C
Cuma Az Bulutlu
25°C
Cumartesi Az Bulutlu
25°C

OSMANLI’DAN 21.YÜZYILA “Ekonomik, Kültürel ve Devlet Felsefesine Ait Değişimler”

OSMANLI’DAN 21.YÜZYILA “Ekonomik, Kültürel ve Devlet Felsefesine Ait Değişimler”
12.07.2022
0
A+
A-

OSMANLI’DAN 21.YÜZYILA “Ekonomik, Kültürel ve Devlet Felsefesine Ait Değişimler”

ankara escort
eve gelen escort
gaziosmanpaşa escort
keçiören escort
kızılay escort
kolej escort
maltepe escort
mamak escort
ofise gelen escort
otele gelen escort
rus escort
sihhiye escort
sincan escort
tandoğan escort
tunalı escort
türbanlı escort
ulus escort
yenimahalle escort

ankara escort
bahçelievler escort
balgat escort
batıkent escort
beşevler escort
büyükesat escort
çankaya escort
cebeci escort
çukurambar escort
demetevler escort
dikmen escort
elvankent escort
eryaman escort
esat escort
etimesgut escort
etlik escort

Halim KAYA

Ahmet Güner Sayar Hoca’yı daha önce başka kitaplarından okumuş ve kendisinin yazmış olduğu kitaplardaki deruni bilgisi, üslubu ve Türkçesi beni kendisini zevkle okumaya sevk ederken hem bilgimi artırmakta hem de bana yol yordam öğretmektedir. Şu anda bu kitabıyla birlikte “Osmanlıdan Cumhuriyete Portre Denemeleri” kitabını da okumaktayım. Bu hayranlığım ve tutkum kendisinin editörlüğünü de yaptığı “İnsanlığın Huzur” kitabını Üniversiteden okul arkadaşım Muzaffer Demirbaş haber verip sonra pdf’sini göndermesine rağmen baskısını temin edene kadar yaklaşık yedi sekiz ay mücadele ettim. Sonunda elde ettim hem de iki adet, birini MHP Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’den ikincisini de emekli polis memuru ülküdaşım Mehmet Ali Keskin’den temin etmiş oldum.

Ahmet Güner Sayar Hoca’nın “Osmanlı’dan 21.Yüzyıla- Ekonomik, Kültürel ve Devlet Felsefesine Ait Değişimler” adlı kitabının oluşumu hakkında kendisinin de ifadesiyle, 15-20 yıllık zaman diliminde muhtelif dergilerde çıkan makalelerden oluşan bu yazıları, tesbih tanelerinin bir ipe dizilmesi ve bir imame etrafında toplanması için bir önsöz yazarak oluşturulmuştur. Kitaptaki bu makalelerin ortak özelliğinin “ekonomik ve kurumsal unsurların” etkilediği yazılar olmasıdır.

Ötüken Neşriyat kitabın 1. Basımını 2001 yılında yapmış, elimizdeki 3. Basım ise yine Ötüken Neşriyat tarafından 2003 yılında yapılmıştır. Kitap 23 başlık altında anlatılan konuları muhtevi olmak üzere 277 sayfadan müteşekkildir.

Ahmet Güner Sayar Hocamız kitabın birinci makalesinin hemen ikinci sayfasında Tanzimat sonrasından beri oluşup gelen ikili yapıların Osmanlıdan Cumhuriyete intikal eden birinin İktisadi Zihniyet dünyamızın özellikle Müslüman Türkler tarafından bir din telakkisi (S:10) haline getirilmiş irrasyonel zihniyet olduğu tespitini yapmaktadır. Diğeri de Batı tazyik ve yol göstermesiyle gayrimüslimler ve Levantenlerin temsil ettiği kapitalist ve rasyonel zihniyettir. Dolayısıyla bir din telakkisi olan kanaatlerin değişimi ve günün şartlarındaki ekonomik faaliyetlere adaptasyonun zor olması halkın ekonomiden uzak kalmasına sebep olmuştur. Çöken Osmanlıdan irrasyonel bir zihniyete sahip tebaa devralan Türkiye Cumhuriyeti rasyonellikten uzak duran halkın bu eksikliği problemi Devletçilik (S:11) politikalarıyla kapatmaya çalıştığını ifade eder Ahmet Güner Sayar Hoca. İrrasyonel iktisadi zihniyete sahip halk bireysel iktisadi menfaati kabul etmiş ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak rasyonelliği yerleştirememiştir. Ahmet Güner Sayar Hoca’ya göre bugün ki problemlerin temelinde “… Osmanlı’dan tevarüs eden irrasyonelliğin ekonomide bireysel çıkar esasını güdenler tarafından benimsenmesi bulunmaktadır. Ekonominin bireysel çıkar eksenine oturtulmasında başarı sağlayan Türk ekonomisi iktisadi rasyonelliği üretememiştir. Cumhuriyetin başarısızlığı buradadır.” (S:11)

Ahmet Güner Sayar Hoca, Osmanlıdan Türkiye Cumhuriyeti’ne miras kalan toplumu bir arada tutan unsurlardan İktisat Zihin Dünyasının bir din telakkisine dönüştürdüğü irrasyonel zihniyetten başka diğer miras kalan unsurun ruhi-manevi amillerin yani din ve törenin oluşturduğu kurumsal dünya olduğunu, bu manevi amiller -din ve töre’nin insanın davranışlarını etkilemede ki kuvvetli unsurlarını Cumhuriyete taşıdığını, hatta Cumhuriyetin koruması altında yaşamlarını sürdürdüklerini ifade etmişlerdir. “… 16.yüzyıl içersinde boy veren ve 17. Yüzyılın başlarında sosyal bir kavgaya dönüşen şeriat-tarikat çatışmasıdır. Bu çatışma, zaman içersinde, Cumhuriyet’in benimseyeceği laiklik ilkesine sağlam bir zemin hazırlamış, inanlara da inanç sistemlerini içselleştirmelerinin kıvılcımını çakmıştır.” (S:12)

Ahmet Güner Sayar Hoca, A. Adnan Adıvar’dan aktararak Osmanlıda ki ilmi gelişmeler hakkında ki görüşünü “… Osmanlı eğitim kurumlarında müspet ilmin kabul görmemesi A. A. Adıvar’ın da işaret ettiği gibi ‘zamanın siyasi olaylarına ve bir de bu devirde (16.asrın sonlarına doğru) gelen padişahların karakter ve eğilimleriyle’ sıkı sıkıya bağlı kalmıştı. Hatta ‘memleketin kayıtsız şartsız egemeni olan padişahların ulema sınıfının çalışmaları üzerinde de etkiden geri kalmayan, özel eğilim ve meraklarında aranabilir[di].” (S:18) şeklinde ifade ederek, bugüne kadar halkın ilmi gelişmeler karşı direndiği yönündeki bilgi ve kanaati değiştirmektedir. İlmi, özellikle dini içerikli ilmi teşvik ederek gelişimini sağlayan padişahlar müspet ilimlerde de teşvik ve talep müesseselerini kulanmış olsalardı farklı bir ilmi yol ve farklı bir toplum yapısı oluşacağı muhakkaktır. Kitaplar padişah ve devlet ricalinin ısmarlaması ile yazılınca kitaptaki sonuç, çözüm önerileri ilmi veriler de padişahin veya ricali devlet görevlilerinin istekleri, ya da kitapların talep edenin mevcut görüşünü destekleyecek şekilde yazılması da bağımsız bir kafanın ürünü ilmi bir neticeden ziyade talebin izahı mahiyetinde olmaktan öte geçememişlerdir. Bu durum öyle bir hal almış ki İsmail Müştak Mayakon’un ifadesiyle Sultan II. Abdülhamid devrinde “idari, siyasi, iktisadi, ilmi, dini ve içtimai bütün işlerin ucu saraya bağlı idi.” (S:23)

Ahmet Güner Sayar Hoca Osmanlı toplumunun dini telakkilerinin kapitalist yetiştiremediğini ve dolayısıyla sermaye biriktiremediğini, sadece el emeğiyle çalışmak ile sermaye biriktirilmeyeceğini ifadelerden sonra “Ekonomik düzlem günümüzde hiçbir zaman ilmihal sunmaz. Sunduğu ahlak ise dünyevileşmiş, sekülerize bir ahlaktır.” (S:46) diyerek ekonomik ahlakının sekülerize oluşuna dikkat çekmektedir. “Osmanlı gerçeğinde kapitalist diyemeyeceğimiz günlük ve geçimlik bir kazanç peşinde koşan insanların olduğunu görüyoruz. Bu insanların iktisadi ahlakı, mal biriktirmeye yönelik bir davranış değil.” (S:49) dedikten sonra da “Sana mı ısmarladılar bu yalan dünyayı”, “Dünya fani, Allah bâki” gibi cümlelerle toplumun anlayışını ortaya koymaya çalışmıştır. “Protestan ahlakından çok daha engin ve kapsamlı bir İslam ahlakı olmasına rağmen, ilmihal olarak İslam Tasavvufu, biz Türklerde, Osmanlı gerçeğinde sermaye birikimini engellemiştir.” (S:49) Sözleriyle de toplumda oluşan kapitalist ekonomiye uzak ahlakın müsebbibi olarak tasavvufu gösterir. Bu sebep gösterişte bir suçlama yoktur. Bu işaret ancak kanaatkâr bir insan zümresi oluşturan tasavvufun neticesini ortaya kor. Devlet ve millet kendisi açısından bu durumu yeniden gözden geçirerek tayin edeceği ve gideceği yolu kendisi seçecektir. Sermaye biriktirmek iyi mi, kötü mü? Ya da sermaye biriktirip kuracağı iş alanlarıyla çalıştırıp ekmek vereceği kişilere bu imkânı sağlaması kendisine ahiret için ne sağlar? İş verip maaş vererek geçimini temin etmek mi daha evladır yoksa sadak verip sadece karnını doyurmak mı evladır? Bu soruların cevaplarını bulduğumuz zaman bizim de sermayedarlarımız oluşmaya başlayacaktır.

“… Osmanlı’da iktisat-ahlak ilişkisinde kapitalizmin önünü tıkayan yolların en önemlisi İslam şeriatı değil, İslam tasavvufudur. Kapitalizmin önünü kesen, sadece İslam tasavvufu da değildir. İkinci noktada, Türklerin Asya’dan Anadolu’ya getirdikleri, ekonomi anlayışları var. Söylemeye gerek yok bu, ‘talan düzeni’nden başka bir şey değil.” (S:50) diyerek kapitalistleşmenin önünde engel olarak gördüğü iki etkeni saydıktan sonra bunlara Bizans’tan aldığımız “feodal ağalık” dediği herkese yediren içiren, ikram eden anlayışı ve devletin vatandaşın bireyin dolayısıyla kapitalistleşecek kişinin üzerine abanan politikalarını da kapitalistleşmenin, sermayedar oluşumunun önündeki engel olarak görür. 

Ahmet Güner Sayar Hoca insanımızın zihniyet değişimimi, “klasik şemsiyeden çıkıp, münhasıran kendi kozmosundan kopuşunu batılı tazyik ve telkinlere, yol göstermeler”e bağlamakla birlikte aslolanın devlet olduğunu ifadeyle “Devlet düzeni ise Osmanlılar’da Ortaasya geleneğinden gelen bir anlayışa sahiptir. İslami değildir. İslam’a bağlıdır. İslamiyet’le uyum içersinde olmaya aşırı özen gösterir, ancak şer’i değil, örfidir.” (S:62) dedikten sonra Türklerde “Türk kağanı halkın üstünde” anlayışının olduğunu ve babadan oğula geçtiğini vurgular. İslamiyet’te babadan oğula geçme olmadığını, Hz. Ali’den sonra Emeviler tarafından politik toplumun baba-oğul eksenine oturtulduğunu, Hz. Peygamberin anlayışının değiştirildiğini ve baba-oğul ekseninde uygulamaların Emeviler, Abbasiler ve Osmanlılar dönemlerinde uygulandığını söyler. Şu bizim bildiğimiz bir gerçektir ki İslam Baba-oğul eksenli bir yönetimi ön görmediği gibi rejim olarak başka bir yönetim şekli de önermez. Kur’an’da “devlet kurun” diye bir ayetin olmadığını söyleyen Ahmet Güner Sayar Hoca’ya göre Hz. Peygamberin kendisinden “sonrası için politik toplumun liderliği için ne yazılı ne sözlü, herhangi bir beyanı yoktur.”  Bildiğimiz kadarıyla halkın başında liyakatli ve adil yöneticilerin olmasını salık verir. Ahmet Güner Sayar Hoca ayrıca laikliğin temellerini Osmanlı’da arar. Osmanlı’da uygulanan Örfi hukukun laikliğin ilk temeli olduğuna işaret eder.

Ahmet Güner Sayar Hoca, burada bu kitabında hocası Sabri Fehmi Ülgener gibi Türk kültüründen atasözleri, divan edebiyatı şiirlerinden mısra beyitler vererek Osmanlı kültürünün, Osmanlı toplumunun anti-materyalist görüşünü ortaya koyarak, dünyaya tamah etmeyen, bir lokma bir hırka anlayışındaki iktisat zihniyetinin sermaye biriktirip yatırım yapacak sermayedarlar doğuramadığı için ekonomisini çağdaşı ülkelerin üretim tekniklerine adapte edemeyerek yıkılışını hızlandırdığını, ancak Şair Şinasi ve Namık Kemal gibi kişilerin erken dönem uyanan kişiler olduğunu şiirlerinde batıni bir aşk yerine toplumun sorunlarını şiirlerinde işlediklerini ifadeye çalışmıştır.  

Günümüz enflasyonist ortamına tam uygun gelecek bir beyt ile “Şol kadar bol oldu şeftalû i cân / Bini bir pula satıldı ol zaman” (S:97) Osmanlı devletinin fiyatlardaki serbestiyi kaldıran narh uygulamasına atıf yapar. Ahmet Güner Sayar “Fiyatların teşekkülünü narh ile sağlayan, bu yolla tüketici ana kütleyi, hatta üreticiyi de koruyan bir iktisat politikasını başarıyla sürdürmüştür.” (S:97) diyerek akabinde narh uygulamasının Osmanlının çöküşünü geciktirdiğini vurgulamaktadır. 

Ahmet Güner Sayar Hoca daha sonra Geredeli Mustafa-i Rumi Efendi’nin “Rah-ı Hak’kadır seferim / Ben bu dünyayı niderim /Bırakır bir gün giderim /Ben bu dünyadan usandım.” (S:103) dörtlüğünde ortaya koyduğu anlayışın karşısında bir anlayışı hadisi şerifte Hz. Peygamberin “Yarın ölecekmiş gibi bu ahiret için, hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için çalış” buyurduğunu ancak Ahmet Güner Sayar’ın “Osmanlıdan Cumhuriyete Portre Denemeleri” kitabında daha açık bahsettiği gibi mevzunun İslam’ın kendinden değil o dönemki Müslümanların algılamalarından ve uygulamalarından kaynaklandığını ifade etmek gerekir. 

Ekonomilerin değişim aracı olarak kullandığı bugün kâğıt para dediğimiz, banknotların ne kadar miktarda basılacağının ölçüsünü Ahmet Güner Sayar Hoca “Parasal dengenin muhafazasında ve fiyat istikrarının sağlanmasında para arzında vaki olacak genişlemelerde politikacının iradesinin ciddi bir etkinliği bulunmamaktadır. Aksine gayri safî milli hasıladaki(gelir) yıllık (çok daha hassas olmak gerekirse, otuz yıllık) artışın (aritmetik ortalaması) oransal olarak para arzındaki genişlemeye yön vermesi lüzumudur. Bu oranın altında veya üstünde bir para arzına gitmek ekonomiyi tehlikeye itmek demektir.” (S:107) olarak orta koyar. Bu para arzının miktarını tayin ederken yıllık dalgalanmaların etkisinden kurtarmak için de otuz yıllık bir artışın aritmetik ortalamasını almakla bertaraf etmeyi önerir. Ancak bu yolun izleyen ülkelerin ekonomilerinde istikrarı ve olgunluğu elde etmiş ülkeler olduğunu da ekler. 

Ahmet Güner Sayar Hoca bu kitabında temel fikir olarak “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Portre Denemeleri” kitabında bazen değindiği Osmanlı Toplumunun iktisadi zihniyeti ve bu zihniyetin sermaye ve sermayedar oluşturarak kâr amaçlı, tasarruf amaçlı kazanç için üreten bir toluma dönüşemediği, bu yönde çağdaşı ülkelere uyum sağlayamadığı için çöktüğünü vurgularken, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Portre Denemeleri” kitabında bu görüşe tezat gibi duracak bir fikri de savunur. Geçmişi korumak, geçmişin değerlerine sahip çıkmak gibi. Mesela kendi kültürel ve tarihi değerlerimizi muhafaza edemediğimizi, yol açmak vs. bahanelerle 1950-1960 yılları arsında 50-60 cami ve mescidin yıkıldığını ifade ederken bunun da muhafazakâr bir görüşe sahip olduğunu iddia eden hükümet tarafından yapıldığını ima eder. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz Ahmet Güner Sayar Hoca bizi biz yapan değerlerimizi muhafaza edelim derken, gelişmemize, kalkınmamıza engel olan taraflarımızı çağın gerektirdiği şekilde değiştirelim der. Mesela benim hemen aklıma gelen sermaye, sermayedar, kâr, faiz konusu gelişen ekonomik şartalar göre yeniden yorumlana bilir. 

Osmanlı imparatorluğu zamanının emisyon hacmi kabul edilebilecek olan altın ve gümüş paraların ayarının bozulmadan muhafazası hakkında “Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Sultan II. Mehmet’e kadar… Masarif -varidat denkliğinin sağlandığı bu dönem içerisinde sikke ayarının hiç bozulmadan muhafaza edildiğine şahit oluyoruz.” (S:108) diyerek bu başarıyı önce şer’i emirlere daha sonra da ekonominin tarıma dayalı olması dolayısıyla paranın hızlı dolaşım ve sık değişiminin olmamasıyla açıklamaktadır. II. Mehmet tarafından toprakların iki katına çıkarılması dolayısıyla genişleyen alan ve nüfus sebebiyle sikkelerin ayarlarını aşındırmak ile ödediğini, daha sonra da düşük ayar, tağşiş edilmiş sikken basımının klasik dönem Osmanlı ekonomisinde siyasi bir iktisat aleti olarak kullanıldığını ifade eder. Ekonominin fütuhat-gaza malı- toprak üçgeninde işlemesi fütuhatın kesilmesiyle dar boğaza girdi. Sıkıntı arttıkça da sikkenin ayarı her geçen gün daha bozuldu. Sahih sikke ayarına geri dönülemediğini netice olarak söyler.

Türk Kurtuluş Savaşı’nın enflasyona gidilmeden kazanılması M. K. Atatürk’ün 15 yıllık devlet başkanlığında fiyat istikrarını sürdürmede en önemli gösterge olmuştur. 1950’lerde çok partili demokrasi tecrübemizin daha işin başında fiyat istikrarını tahrib ettiğini söylemeye gerek bile yoktur.” (S:114) Aslında bu bir tercih ve ahlak meselesidir. Üniversite yıllarımızda ekonomi derslerimizde hocalarımız bize enflasyon ve emisyonun gizli bir vergi olduğunu ve halkın cebinden farkında olmadan parasının çalınmasının farklı bir yolu olduğunu söylerlerdi. Çok hızlı bir değişim olmadan çok küçük %1 veya %2 gibi değişimler ile bu hissettirilmeye bilir ancak emisyon ve enflasyonda oranlar artıp değişim %50 ve %100 gibi rakamlara çıktıktan sonra halktan gizlemek bira namümkün olur. Ülkemizde zaman zaman yüksek enflasyon ve para arzı yani emisyon problemleri yaşanmış hala da yaşanmaktadır. 5 Nisan 1994 tarihinde Tansu Çiller’in aldığı karar ile faiz oranlarını düşürmek için piyasaya sürdüğü para dövize yönelmiş ve döviz fiyatı yükselmişti. O dönem belki bir maşımızla ödeyebileceğimiz döviz borcumuzu neredeyse ehven bir ev satın alacak miktarda ödeme yaparak ancak kapatabilmiştik.

Beşir Ayvazoğlu’nun 1988 yılında Tercüman gazetesinin Kültür Sanat sayfası için Ahmet Güner Sayar Hoca ile yaptığı röportajda Ahmet Güner Sayar Hoca “Bizim insanımız iktisadi maddeyi ilk bulduğu haliyle ele alıyor, ona pek az katkıda bulunuyor” (S:116) diyerek bugün katma değer denilen iktisadi olguya dikkat çekiyor. Katma Değer olarak ifade edilen bu tabir satılacak ürüne son katılan artı değeri ifade eder, ham demiri alıp çeliğe dönüştürmek daha sonra da işleyip bilye olarak satmak gibi. Yıllardır biz Bor madeni gibi tekelimizde olan madenleri bile dışarı üç kuruşa satıp ürün olarak onlarca yüzlerce katı fiyatla geri almıyor muyuz?

Ahmet Güner Sayar Hoca Osmanlı Ahlakını etkileyen iki önemli kaynağın Ayet ve Hadis olduğunu, Ayet ve Hadislerin yön verdiği Osmanlı ahlak yapısının da İktisat zihniyetini tayin ettiğini ve bu iktisadi zihniyetin kolay kolay değişmediğini ifadeyle; ayet ve hadislerinde asıl kaynağındaki manasından koparak zaman ve tarih boyunca “İslam dışı etkilerle kaynaşarak somut gerçekteki rengini” aldığını, yani ayetlerin zaman ve tarihi etki ile insanlar tarafından Allah’ın murad ettiği mana dışında anlamlandırıldığını, tarihselci bir anlam yüklendiğini ifade eder. Bu tarihselci ayet ve hadislerin etkisiyle oluşan ahlakın iktisat zihniyeti yanında “Türk töresi, Bizansın feodal ağalık şuuru, politik düzlemin bireye imkân tanımaması, iktisadi güvensizlik” (S:119) gibi etkenlerin de Osmanlı insanının iktisadi zihniyetini etkilediğini, sahip olunan bu zihniyetin de üretin ve birikim dengesini kurmasına engel teşkil ettiğini söylemektedir. Bizim bu konuda söyleyebileceğimiz şudur ki aslında mal mülk sahibi olmak Osmanlı toplumunda yanlış anlaşılmış, mal sahibi olup onu gereği gibi yerli yerinde harcamak İslam’da tavsiye edilmişken, mala köle olmak mala sıkıca sarılmak ve harcamamak, harcamaktan kaçınmak, mala tamah dinimizce yasaklanmıştır. Toplum sahip olduğu mala köle olmak korkusuyla mal edinmekten kaçınır hale gelmiştir. Doğru olan malı edinmek ve ihtiyaçlar ile hayır hasenata yerli yerince harcayabilmek ise İslam’ın tavsiye ettiği bir durumdur.

Ahmet Güner Sayar Hoca günümüz anlatılan Osmanlı tarihi dönemlerinin “Daha çok harplerin sebep olduğu neticelerden hareketle Osmanlı Tarihinin dönemlere ayrılması” (S:134)nı Orta mektep tarihçiliğinin metodu olduğunu aslında son kırk yıllık araştırmaların verileriyle ortaya çıkan bilgiler ışığında başka saiklerle yapılması gerektiğini ve bu saiklerden birsinin de “Osmanlı iktisadi zihniyetini biçimlendirmede en mühim bir amil olan batınî tasavvufun” (S:134) olduğunu, bu batınî tasavvufun Osmanlı kültürel yapısının değişmeyen karakteriyle iktisadi zihniyet dünyasını Tanzimat’a kadar itaati altında tuttuğu tespitini yapar. Osmanlı’da ekonominin bozuluşunun işaretleri olarak da Fütuhatın durmasıyla ganimet gelirinin azalması dolayısıyla düşük ayar sikke basılarak para kalitesinin değiştirilmesi, narh uygulamasının getirilmesi, toprak düzeni olarak tımar sisteminden daha çok para getireceği düşüncesiyle iltizam sistemine geçilmesini de ekonomik tedbirler olarak öngörüldüğünü görürüz.

Osmanlı devletinde bireyin şirket kurarak ekonomik faaliyette bulunmasını “Zira devlet şirket kabul etmez” mantığına dayanarak “Tabanın iktisadi bir güç ve karar birimi olarak, ‘ilm-i tedbir-idevlet’in dışında yol alıp ekonomiyi gütmesi fikri, hukuki muhitin mensupları ve elit bürokratlarca, devletin varlığını tehdit edeceği düşüncesiyle kabul bulmamaktaydı. (S:140) bu yüzden Osmanlıda batıni tasavvuf tesirinde ekonomiyle alakasız birey devlet tarafından da “… ekonomik düzlemde birey belirleyen değil, ‘ilm-i tedbir-idevlet’ tarafından belirlenen bir konumda.” (S:140) tutuluyordu. 19. Asrın sonlarında Es’ad Dede’nin söylediği “Mâsivâ nakşına iğne kadar olma mail, / Ehl-i tecridi yolundan alıkor bir iğne” (S:141) beyti kuruluştan Tanzimat’a kadar batıni tasavvuf tesirindeki Osmanlı toplumunun iktisadi zihniyetini oluşturduğunu da söyler Ahmet Güner Sayar Hoca.

Ahmet Güner Sayar Hoca Osmanlı insanın Batı ekonomisi ile karşılaşmasının ilk “layihacılar” vasıtasıyla olduğunu, bundan sonra en ciddi karşılaşmanın ve Batı Ekonomik anlayışının kurallarının Osmanlı toplumuna yayılmasının birincisinin yüzdeyüz Osmanlı olan sefaretlerde ve kalemlerde yetişen bürokrat taifesinin teması ve Batı ekonomilerinde başarı sağlayan iktisat politikalarının aletleriyle Osmanlıda uygulanmasını savunmalarıyla başladığı tespitini yapar. Bu kişilerin başında da Sadık Rıfat Paşanın geldiğini ve “Sadık Rıfat Paşa’nın sahih sikke ayarını savunmasıyla teorik iktisatçılara yaklaşırken Osmanlı yanını sergiler, fakat, mesela ihracatın sürekli ithalattan fazla olmasını istemesiyle de Merkantilist yazarlar gibi düşün” (S:154) düğünü ifade eder. Akabinde Sadık Rıfat Paşa’nın en yakın takipçilerinin Ahmed Cevdet Paşa ile Tunuslu Hayreddin Paşa olduğunu da Ahmet Güner Sayar Hoca’dan öğreniyoruz. Ahmet Güner Sayar Hoca, Batı Ekonomik anlayışının kurallarının Osmanlı toplumuna yayılmasının ikinci yolunun ise “yabancı tazyik ve yol göstermeler” dediği batı yönlendirmeleri olarak görür. İlk olarak da Blacque Bey’in gazeteci kimliği ile çıkardığı “Le Monituer Ottoman”ın yaydığı liberal fikirlerinin olduğunu ifade eder. Ahmet Güner Sayar Hoca’dan diğer Batılı “yabancı tazyik ve yol göstermeler” kategorisi içinde sayılan unsurun bu konuda İngiliz Diplomat David Urquhart’ın gayet etkili bir kişi olduğunu hatta İngiliz Diplomat David Urquhart’ın Osmanlı devlet adamlarıyla yaptığı sohbetlerinin 1838 Baltalimanı ve 1839 Tanzimat fermanının oluşmasında “yabancı tazyik ve yol göstermeler” kategorisi içinde payı olduğunu öğreniyoruz.

Ahmet Güner Sayar Hoca günümüzde Osmanlı iktisatçısı olarak bilinen Sadık Rıfat Paşa ve özellikle de Tunuslu Hayreddin Paşa hakkındaki bazı yanlış bilinenleri düzeltiyor. Tunuslu Hayreddin Paşa’nın Cemil Meriç’ten kaynaklı olarak bir iktisatçı olarak algılanmasını, sonra gazeteci hayrettin ile karıştırılarak her iki kişinin ayrı ayrı insanlar olduğunu Tunuslu Hayreddin Paşa’dan ve gazeteci Hayretin Bey’den örnekler vererek ortaya koyuyor. Cemil Meriç’in Tunuslu Hayreddin Paşa hakkında hiçbir atıf yapmadan, eserlerinden örnek vermeden yazdıklarından etkilenerek kanat belirten Şerif Mardin, Bekir Karlığa, Ercüment Kuran, Atilla Çetin gibi düşünürlerin yanıldıkları noktaları tespitle doğrusunu Tunuslu Hayreddin Paşa’nın kitabı “Akvamü’l Mesalik”den alıntılarla ortaya koyup iddiasını destekliyor. (S:159-177)

… 1923 Cumhuriyeti ne âni bir kesiliş ne de âni bir başlangıçtır.” (S:190) diyen Ahmet Güner Sayar Hoca aslında Osmanlıdan Cumhuriyete bir aktarım ve devamlılığın olduğunu, Osmanlıda mevcut olan bazı müesseslerin Cumhuriyette döneminde devam ettiğini, yine Osmanlıda hayatiyeti bitmekte olan bazı müesseslerin de Cumhuriyette hayat bulup devam etmeye devam ederek eski ve gelenekli bir yeninin Cumhuriyeti oluşturduğunu ifade eder. Hatta Osmanlıda 1299 tarihinde Dursun Fakı’nın Osman Bey’in adına okuduğu hutbenin 1923 de Hacı Bayram Camiinde Mehmet Rıfat Börekçi tarafından okunmasıyla kıyasla bazı uygulamaların devam ettiğini örneklendirir. “Şark-İslam geleneğinde doğu toplumlarının devlet düzenine geçebilmelerinin iki esaslı ön şartı vardı. İlki zorunlu şart: Kendi adına hutbe okutmak. İkincisi ise yeterli şart: Sikke kesmek (ya da para basmak)” (S:201) Kurtuluş Savaşı boyunca Türkiye Cumhuriyeti vergileri artırarak ve yapılan bağışlarla savaşı finanse etmiş, para basarak enflasyonu artırmadan Kurtuluş savaşını kazanmıştı, ancak Osmanlı devleti de bütün imkânsızlıklara ve para basma yetkisi elinde olduğu halde ödeyemediği memur maaşlarını ödemek için bile para basmamış, sadece vergileri artırmış, para basarak Türkiye Cumhuriyetini sabote etmemiştir. Osmanlı bu yolu tercih etmesi yanında Maliye Nazırı Ahmed Reşid Rey zamanında olduğu gibi el altından nakten yaptığı yardımlar ile Milli Kuvvetleri gözeten destekleye bir tavır sergilemiştir.(S:205) Prof. Dr. Feridun Ergin göre para basıp emisyonu artırmayan Atatürk sayesinde “1938 sonlarına kadar Türk parasının iç piyasadaki satınalma gücü zedelenmeden kalmıştır.” (S:207) Atatürk emisyonu artırmadığı gibi borçlanma yolunu da tercih etmemiştir. Çünkü Ahmet Güner Sayar Hoca’ya göre Atatürk’ün “… dengeli ve tartılı bir iktisat anlayışında borçlanmanın (iç borç, dış borç, yabancı sermaye) ekonomik bağımsızlığı zedeleyeceğine olan inancı ağır basmaktaydı.” (S:208) Atatürk bu konuda 1922’de meclisteki konuşmasında şunları söylemiştir.”Bünye-i devleti yaşatmak için harice müracaat etmeksizin memleketin menabi-i varidiyatıyla temin-i idare çare ve tedbirlerini bulmak lazım ve mümkündür.” (S:208

Bundan önce çoğu dost sohbetlerimizde ve yazdığımız birkaç yazıda da belirttiğimiz, Türk İnkılâbı aceleci bir karar ile alınmış bir kararla gerçekleştirilmediğini Osmanlı aydınları tarafından 150-200 yıl tartışıldığı yönündeki düşüncemizi destekleyen fikirlere Ahmet Güner Sayar Hoca’nın daha önceki okuduğumuz eserlerinde de rastlamış ve alıntılamıştık. Bu kitabında da “Tanzimat ertesinden ortaya çıkan medrese-mektep ikilemi maarif hayatımıza damgasını vurunca, bu defa mektep doğrultusunda izlenen gelişmeler Osmanlı gerçeğinde bir üniversite tecrübesinin de yaşanmasına imkân vermişti.” (S:215) Osmanlı döneminde 1839’da okul ve eğitim de çeşitli yenilikler yapıldığını, dolayısıyla 1933 yılında yapılan Üniversite reformunun temellerinin 94 yıl önce Tanzimat devrinde atılmaya başlandığını Ahmet Güner Sayar Hoca’nın ifadesiyle “… politik toplumun üniversite reformuna gidildiği günlerde kuluçka dönemini iyi değerlendirdiğini bize göster”diğini (S:218) söyleyebiliriz. 

Ahmet Güner Sayar Hoca yazmış olduğu kitaplar ile kitapları yazarken ortaya koyduğu eleştiri ve savunmalara getirmiş olduğu yeni yorum ve yeni delillerle daha önce yaşanmış olan ve halk tarafından ‘halkı çeşitli görüşlerdeki siyasal karşıtların yanlış yönlendirmesi dolayısıyla’ eleştiri konusu yapılmış ve kabul görmemiş olayların anlaşılmasına vesile olmaktadır. Ahmet Güner Sayar Hocamız mutedil tutumu ve detaycı inceleme merakı ile akılcı, tutarlı ve uzlaştırıcı yorumlarıyla sağduyu sahibi bir bilim adamı olarak geçmiş ve günümüze vukufiyetiyle bilim alanında tebarüz etmiş ve etmektedir.

Kitabın başından buraya kadar atasözleri, şiirlerden mısralar vs. ile anlatılan, zaman zaman aynı kelimeler ile vurgulanan “İlm-i tedbir-i devlet” ve “ilm-i tedbir-i menzil” iki tabir burada daha açık ve daha yoğun, doğrudan anlatılmaya çalışmıştır. “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e akan maddi-iktisadi hayat birbiri içine dolanmış iki boyutlu bir sarmaldan ibaretti. Bunlardan ilki 1340’lar itibarıyla esasları Osmanlı hukuki muhiti tarafından belirlenmiş olan “İlm-i tedbir-i devlet”, diğeri ise Osmanlı- Türk insanın iktisadi madde karşısındaki davranışını etki ve itaati altında tutan zihniyet kalıpları idi. ‘İlm-i tedbir-i devlet’in normatif esasları Tanzimat’tan çok önce ufalanmış, hayatiyetlerini yitirmiş miri arazi rejimi, sikke tağşişi, narh ve vergiler gibi yapısal iktisat unsurlarıydı. Tanzimat ertesinde elit bürokratlar iktisadi hayatın ‘ilm-i tedbir-i menzil’e (amaca ulaştıracak bireysel iktisadi faaliyet) göre Osmanlı-Türk bireyi tarafından çekip çevrilmesi düşüncesindeydiler. Ancak iktisadi bir girişim ruhuna sahip olmayan Türklerin ekonomide bıraktığı boşluk yerini Türk olmayan unsurlara ve yabancılara bıraktı. Zira Türk insanının dünyevi olmaktan alıkoyan batıni tasavvuf onun iktisadi faaliyetlere bulaşmasına mani bir ruh haliydi” (S:229) Yukarıdaki paragraf sanki kitabın özeti, doğrudan en kısa anlatımıdır. Günümüz devlet yöneticileri özellikle yabancıya ve özelleştirilecek kurumların gerçek reel değerlerini gözetmeden elden gitsin de mantığıyla özelleştirmeden yana olanlar önce Sabri F. Ülgener hocayı daha sonra devamı mahiyetindeki Ahmet Güner Sayar hocayı okuyup, iktisadi evrimimizi iyi anladıktan sonra aldıkları, alacakları kararları ona göre almaları gerektiğini düşünmekteyiz. Zira Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyetine sermaye birikimi oluşturmak için II. Mahmut zamanında başlayıp özelleştirmelerin yapıldığı zamanlara kadar devlet destekli ya da karma ekonomik sistemi ile ne zor şartlarda sermaye ve sermayedar oluşturulduğunu toplumun ekonomik zihniyetinde hala yeterli olmasa da ne zor değişim sağlandığını, yabancıların ve azınlıkların elindeki ekonomik yapıyla Osmanlı’nın ne badireler atlattığını görmek, bilmek gerekir.

Ahmet Güner Sayar Hoca Rusya-Ukrayna savaşından daha 21 yıl önce 16.3.2001 de Ankara Ticaret Odası-Türk Ocakları arasında ortak tertiplenen “Avrupa Birliği ve Türkiye: Muhtemel Bir ortaklığın İcmaline Dair Notlar” sempozyumunda sunduğu tebliğinde “Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye bakıldığında bu ülkenin en göze batan değeri bireylerinin milli-devletin bekası için verdikleri kan vergisidir. Bu da kendisini askeri güç olarak göstermektedir. İşte bu olgu, kan vergisi-ordu ilişkisi, milli-devleti omuzlayacak güçlerden birdir ve manevi olanıdır. Bu itibarla Türkiye askersiz bir Avrupa Birliği karşısında şanslı bir konumdadır. Nitekim, askersiz bir Avrupa Birliği’nin hızla değişen siyasal konjüktürde olası, fakat şimdiki hesap dışı, bazı merkezlerin ortaya çıkışında, sözgelimi bir Rus-Çin birlikteliği veya Karadeniz merkezli Rusya- Türkiye birleşmeleri karşısında Türkiye’nin her iki olasılık için taşıdığı önem kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Türkiye’ye karşı sürekli çifte-standart uygulayan, taviz üstüne taviz koparan bir Avrupa Birliği’nin yukarıda kurgulanan hipotetik birleşmelerden birnin gerçekleşmesi karşısında Türkiye’siz ne yapabileceği cidden merak konusudur.” (S:254-255) diyerek Avrupa Birliğinin karşı karşıya olduğu tehlikeye dikkat çekmiştir. Rusya belki hipotezde yer alan Çin ya da Türkiye ile işbirliği yapmadan NATO’ya katılmak isteyen ABD dâhil bütün Batı ülkelerinin desteklediği Ukrayna’ya saldırmış, askersiz NATO ve ABD silah yardımı yapmalarına rağmen Ukrayna’yı harabeye çevirmiş ve Avrupa Birliği ülkelerini kendisine karşı uyguladıkları ambargo da sattığı doğal gaz vasıtasıyla hallaç pamuğuna çevirmiş ve sessiz kalarak Rusya’dan gelecek zararları önlemeye çalışmışlardır. Ayrıca Türkiye’nin yürütmüş olduğu diplomatik görüşmelerden medet umar durumda muhtaç kalmalarına sebep olmuşlardır. Bu savaştan önce Türkiye’ye uyguladıkları silah ambargolarını hafifleterek, F16 satışını gündeme getirerek, doğal gaz konusunda Türkiye’den destek bekleyerek, hata F35 konusunda Türkiye’nin tekrar üretim organizasyonuna dâhil edilmesini konuşur olmuşlardır. Ahmet Güner Sayar Hoca’daki üstün feraset ve ilmi bakış olacakları önceden söylemesini temin etmiştir.

Yukarıda Avrupa Birliğinin ordusunun olmadığına, devlet için ölecek, ölümü göze alacak bir temel unsurun bulunmadığına ve dolayısıyla Türkiye’nin bu probleme çözüm olabileceğine ve Avrupa Birliğine girişinde bir etken olacağına dikkat çekerken, burada da “Avrupa Birliği ‘bireysel haklar’ adı altında Türkiye’nin milli kültürel kimliğini parçalamaya yönelik uygulamasını birleşmeden sonra resmileştirecektir. Bütünlük içersinde bölünmüşlük savunulurken hâkim Türk kültüründen kopacak temayüllere Avrupa Birliği yataklık yapacaktır. Ayrıca Türkçe’nin resmi bir dil olması bile tartışılmaya açılacaktır.” (S:260) diyerek hem PKK hem de azınlıklar hususunda yaşanabilecek tehlikelerin yanında Türkçe’nin de resmi dil olmaktan çıkartılabileceğine dikkatleri çekmektedir.

Ahmet Güner Sayar Hoca sekülerizmin dil, töre, milli devlet, mezhehepler vs. her şeyi yıkacağını ancak ‘din’in aslına dokunamayacağını bunu muhafaza eden milli devletlerin tek hukuk sistemi içinde hayatiyetlerini koruyacağını ifade etmektedir. Türkiye’nin ve Türklerin, Ankaragücüspor futbol takımının ikinci lige düştüğünde 12 Eylül Cuntasının tekrar 1. Lige çıkarması gibi süper devletler liginde akılcı olarak yer alamayan ve topyekûn bağımsızlığını sağlayamayan Türk Dünyası lehine görünmez bir elin onu 1. Lige çıkarmaya çalıştığından bahisle SSCB’nin yıkılarak bağımsız Türk Devletlerinin kurulduğuna işaret etmektedir. Akıl yoluyla kendi problemlerini çözememiş Türk Dünyasının yeni durumunu “Milli Mücadelenin açıklanmasında girdiğimiz çıkmazları akılla çözememiş oluşumuz bizi, pek haklı olarak ‘Milli Mücadele’nin ilahi olduğuna inandırmaktadır. Benzer şekilde, bu defa, bugün Orta-Asya Türk devletlerinde Atatürk’ün büst ve posterleri Türk Bayrağı ile yükselirken Lenin heykelleri Rus bayrağı ile birlikte sahneyi terk etmiştir.” (S:271) olarak izah etmektedir. Türk Kurtuluş savaşında nasıl ilahi güç yardım ettiyse bu gün de Türk Dünyasına ilahi güç yardım etmektedir derken kendi problemlerimizi kendimizin çözemediği acı tespitini de yapmaktadır.

Ahmet Güner Sayar Hoca’nın “Osmanlı’dan 21.Yüzyıla- Ekonomik, Kültürel ve Devlet Felsefesine Ait Değişimler” adlı kitabını okuyana kadar bize öğretilen kapitalizm kötüdür, dine ve devlete zarar veriri. İnsanlar arsı yardımlaşmayı kaldıracağı için günah işlemeye teşvik eder ve millet olarak bağımsızlığımızı kaybetmemize sebep olarak esarete düşürür şeklindeydi. Ahmet Güner Sayar Hocadan sonra öğrendik ki kapitalizm kalkınmanın sebebi, sermaye birikiminin ve sermayedarın doğuş sebebi. Eğer kapitalizmin kişisel ekonomik hürriyet anlayışı olmasa bugün ki manada dünyada hiç kalkınmış bir ülke olmazdı. Ahmet Güner Sayar Hocanın net tespitine göre “Yeni oluşan Çin tehlikesinden Dünya ancak rasyonel ekonomisiyle Türkler tarafından kurtarılacaktır.                            

Escort Kayseri Escort Ardahan Escort Balıkesir Escort Nevşehir Escort Muş Escort Tunceli Escort Niğde Escort Şırnak Escort Giresun Escort Çanakkale Escort Manisa Escort Afyonkarahisar Escort Tekirdağ Escort Kars Escort Ankara Escort Polatlı Escort Mamak Escort Çankaya Escort Haymana Escort Sincan Escort Keçiören Escort Pursaklar Escort Etimesgut Escort Aydın Escort Kırklareli Escort Trabzon Escort Ordu Escort Konya Escort Siirt Escort Kahramanmaraş Escort Artvin Escort Kilis Escort Yalova Escort Batman Escort Van Escort Eskişehir Escort Antalya Escort Muratpaşa Escort Kemer Escort Kaş Escort Alanya Escort Konyaaltı Escort Manavgat Escort Kumluca Escort Tokat Escort Bayburt Escort İstanbul Escort Sancaktepe Escort Bağcılar Escort Kayaşehir Escort Mecidiyeköy Escort Fulya Escort Beşiktaş Escort Zeytinburnu Escort Kartal Escort Tuzla Escort Küçükçekmece Escort Üsküdar Escort Merter Escort Güngören Escort Sarıyer Escort Bayrampaşa Escort Çatalca Escort Esenler Escort Bakırköy Escort Kadıköy Escort Maltepe Escort Şerifali Escort Çekmeköy Escort Kağıthane Escort Beylikdüzü Escort Başakşehir Escort Kurtköy Escort Beykoz Escort Ataşehir Escort Sultanbeyli Escort Esenyurt Escort Fatih Escort Eyüpsultan Escort Avcılar Escort Büyükçekmece Escort Beyoğlu Escort Nişantaşı Escort Pendik Escort Bahçelievler Escort Ümraniye Escort Şişli Escort Kocaeli Escort İzmit Escort Gebze Escort Karaman Escort Ağrı Escort Rize Escort Adana Escort Seyhan Escort Çukurova Escort Amasya Escort Erzincan Escort Kastamonu Escort Malatya Escort Yozgat Escort Mersin Escort Anamur Escort Yenişehir Escort Akdeniz Escort Erdemli Escort Mezitli Escort Silifke Escort Edirne Escort Çorum Escort Gaziantep Escort Şehitkamil Escort Şahinbey Escort Nizip Escort Isparta Escort Karabük Escort Düzce Escort Gümüşhane Escort Kırıkkale Escort Bartın Escort Burdur Escort Uşak Escort Adıyaman Escort Muğla Escort Dalaman Escort Marmaris Escort Milas Escort Datça Escort Fethiye Escort Bodrum Escort Samsun Escort İlkadım Escort Atakum Escort Aksaray Escort Bilecik Escort Şanlıurfa Escort Zonguldak Escort Osmaniye Escort Sakarya Escort Bingöl Escort Kütahya Escort Elazığ Escort Bursa Escort İzmir Escort Konak Escort Çeşme Escort Gaziemir Escort Buca Escort Bayraklı Escort Karşıyaka Escort Urla Escort Balçova Escort Bornova Escort Bergama Escort Çiğli Escort Bolu Escort Bitlis Escort Diyarbakır Escort Sivas Escort Iğdır Escort Denizli Escort Sinop Escort Erzurum Escort Kırşehir Escort Çankırı Escort Mardin Escort Hatay Escort Hakkari
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.