buca escort

Ayakkabı Bot ve çizme Günlük ayakkabı Bot ayakkabı modelleri Çizme ayakkabı Terlik ayakkabı Sandalet Babet Spor ayakkabı Topuklu ayakkabı İç giyim Mayo Çorap Fantezi giyim İç çamaşır takımları Sütyen Gecelik Pijama takımı Gece elbisesi Plaj giyim Giyim Büyük beden Tesettür Etek Trenckot tarz eşofman takımları bayan Mont Gömlek Pantolon T-shirt Sweatshirt Kırmızı elbiseler Ceket Çanta Çanta aksesuarlar Bebek bakım çantası Spor çanta Okul çantası Laptop çantası Portföy çanta Bel çantası Postacı çantası El çantası Sırt çanta Bebek bakım çantası Omuz çantası

beylikdüzü escort
ilbet
ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü OcaklarıdövizakpchpmhpAhmet b.karabacakhasan külünk
DOLAR
18,8282
EURO
20,1099
ALTIN
1.130,80
BIST
4.508,03
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
3°C
İstanbul
3°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Çok Bulutlu
5°C
Perşembe Çok Bulutlu
5°C
Cuma Çok Bulutlu
6°C
Cumartesi Az Bulutlu
8°C
Antalya Kumluca Konyaaltı Manavgat Muratpaşa Kaş Alanya Kemer aksu Döşemealtı kepez demre elmalı finike gazipaşa korkuteli serik

RUMELİ’DE BİZDEN NE KALDI?

<strong>RUMELİ’DE BİZDEN NE KALDI?</strong>
30.12.2022
0
A+
A-

RUMELİ’DE BİZDEN NE KALDI?

Halim KAYA

Oğuzhan Saygılı Hocanın yıllar önce Gaziantep’te Türkiye Kamu Çalışanları Kalkınma ve Dayanışma Vakfı TÜRKAV’da başlattığı “Kitap Okuma ve Okuduğun Kitabı Anlatma” kampanyasını ben de TÜRKAV Samsun Şube Başkanlığı yaptığımdan beri takip ederim. Bizi sevindiren bir faaliyet olarak Oğuzhan Saygılı Hocanın bu çabaları zaman içinde büyüdü ve Türkiye geneline yayıldı. Bu kampanyaların birinde çoktan beri merak ettiğim İslam’ın Modernleşmesi konusunu üzerine yazılmış bir kitabın okumak isteyenlere gönderileceği ilanını okudum ve hemen ilanın altına “Okumak İsterim” diye bir açıklama yazdım. Sağ olsun Oğuzhan Saygılı Hoca telefon ile arayarak kargo ücretini ödersem kitabı göndereceğini, yanında da “Çelebi Dergisi” ve daha önce Samsun Türk Ocağında verdirdiğimiz konferansı dolayısıyla tanımak bahtiyarlığına eriştiğim ağabeyi Hasip Saygılı Hocanın “Rumeli’de Bizden Ne Kaldı” kitabını göndereceğini ifade etti. Ben de Hasip Saygılı Hocanın “Rumeli’de Bizden Ne Kaldı” kitabını okunacak kitaplar sıralamasında en öne aldığımı, ilk fırsatta bu kitabı okuyacağımı ifade ettim. Her ne kadar kargodan İslam’ın Modernleşmesi hakkındaki kitap çıkmasa da Hasip Saygılı Hocanın “Rumeli’de Bizden Ne Kaldı” kitabı konu olarak Türk olan herkesi, her milliyetçiyi ilgilendirecek bir kitap olması dolayısıyla okumaya başladım.

Kitabın birinci baskısı İlgi Kültür Sanat Yayıncılık tarafından 1919 yılında yapılmış, kitap “Sunuş”tan sonra “Türk’ten Daha Türk” Boşnaklar, “Kosova Türklerinin Türkiye Algısı”, “Kosova’da Bayrağımız Niçin Çiğnenir”, “Rumeli Türklüğünü Göçler Bitirdi” gibi yirmi sekiz alt başlıktan ve Ekler “Bosna ile Küpurlar”, “Keşiş Ksnefont ile Yazışmalar”, “Miloş Anıtı” gibi üç al başlık altında yazılmış 248 sayfadan oluşmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene…” sözünün beş yüz sene önce yaşamış şair, muallim ve kadı Suzi Çelebi tarafından söylendiğini ancak bugün kabrinin metruk bir halde bırakıldığını Hasip Saygılı Hocanın “Rumeli’de Bizden Ne Kaldı” kitabının Sunuş bölümünde öğreniyoruz. Bir kere daha anlıyoruz ki; biz Türkler Türklük şuurundan bahseden Türklere pek sahip çıkmıyoruz. Sunuş bölümündeki bu özet bilgi benim yıllardır savunduğum Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken yapmış olduğu inkılapları ve söylemiş olduğu çoğu şeyleri öyle köksüz ve dayanaksız yapmadığı, söylemediği, aksine yaptığı inkılaplar ile söylediklerin tarihin derinliklerinden beri söylenip, tartışılıp, düşünüldüğünü ancak hayata geçirilemediğini, hayat geçirilmesinin de Mustafa Kemal Atatürk’e nasip olduğunu göstermektedir. Ayrıca Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Kültür ve Tarihine ne kadar vakıf birisi olduğunun da işaretidir.

Yazarımız Hasip Saygılı 1996 Eylül’ü ile 1997 Mart ayları arasında Saraybosna’da Kurmay Binbaşı olarak NATO kapsamında teşkil edilen karargahta Harekat Subayı olarak görev yaptığı sırada Saraybosna’nın tarihi ve kültürü üzerine yaptığı araştırmalardan elde ettiği bilgileri Türkiye’den ilgili ve yetkili bir takım kişilere de mektup ve rapor olarak gönderir ancak bu mektuplarına bazı kişilerden tepkisi müspet mi, menfi mi olduğu anlaşılamayan, suya sabuna dokunmayan “ilginç” şeklinde tepkiler alır. Sadece mektup yazılan iki kişi bu mektuplara gereği gibi alaka göstermiş, mektup yazılanlardan birisi olan Prof. Dr. Tuncer Gülensoy gelen mektubu 1996 Aralık ayında Ortadoğu Gazetesinde “Saraybosnadan Mektup var!… ‘Baş vererim, Bir Taş Vermen’” (S:17) başlığıyla yayınlar. İkinci kişi de Hüseyin Mümtaz nam ile tanıdığımız Emekli Albay Mümtaz Bayazıtoğlu “Bosna Hiç Düşer mi?” başlığıyla Türk Edebiyatı dergisinde mektubun 1997 Şubat ayında 280. sayısında yayınlanmasını sağlar, bu mektuptan da halk arasında yaygın olan “Önce Türkler geldi, sonra Ruslar, sonunda tekrar Türkler gelecek” (S:22) bir inancı ifade eden sözü öğreniyoruz. Bu mektupların birincisi bir Türk valilinin uluslararası bir anlaşma gereği ve sultan buyruğu dahi olsa olsa vatan Saraybosna’dan bir taş bile vermeyeceğini dile getirmesinin karşılığı olsa gerek Saraybosna’da hala insanların Türklerin geri döneceğine inanarak onları beklediklerini görüyoruz. Tufan Gündüz Hocanın literatüre kazandırdığı “Türk beklenendir” ifadesinin tarihi dayanaklarını göstermesi bakımından önem arz eden bir gerçektir. Hasip Saygılı Boşnaklar için şu “Çetnikler masum Boşnaklar’ı boğazlarken niçin “Türklere ölüm” çığlıkları atarlar? Avrupalılar Boşnaklara niçin “Türk’ten daha ziyade Türk” diyorlardı?” (S:27) tespitleri de yaparak milletleşmenin sadece ırka dayalı bir sosyolojik olay olmadığını, Kültürün milletleşmede önemli olduğunun örneklerini sıralamıştır.

Hasip Saygılı 1739 yıllarında Habsburglara karşı yapılan Hekimoğlu Ali Paşa sevk ve idaresindeki Bosna Savaşında bulunan Kadı Ömer Efendi tarafından yazılan kitapta savaşta Boşnak kadınlarının göstermiş olduğu kahramanlıkları “… kadınlar da eski Bosna adetleri üzere yiğitlere yaraşır bir heyecan ile gayrete gelip, kadınca giysileri atarak savaş elbiseleriyle cenk meydanında boy gösterdiler. Başlarına savaş erlerine özgü kalpaklar, keçe külahlar, sırtlarına çabuk ve çevik yürümelerine yarayacak poturlar giyerek hizmette bulunmak üzere, yiğitçe bir tavır takınıp durdular. …erkelerinden çok kadınlar ve kızlar yürekli yiğit, bahadır, uzun boylu, aslan yürekli, korkusuz, gayretli hatun kişilerdi. Çoğu kez erkeklerin işlerini onlar görürlerdi. Savaşta ve dövüşte düşmana karşı durmada, çatışmada, öldürmede de kesinlikle sayılı savaşkan erkeklerinden ayrılıkları ve eksiklikleri yoktu.” (S:32-33) diyerek kayıt altına almış, Boşnak kadınlarının ırken Türk olan hatunlardan geri kalmadıklarını, savaşta bile erkeklerinin yanında yer alarak Türk kültürünün her zerresini özümseyip yaşadıklarını tespit etmekle kalmamış bu günlere aktarmıştır. Cevdet Paşa kurmak istediği “Boşnak Alayları” sırasında her ne kadar 40 yıldır Osmanlı ordusuna asker vermeseler de “Öteden beri şecâ’at ve bahâdırlıkla mar’uf gazi Boşnaklar” sırf “Irk-ı hamiyetlerine taze kan verecek ve asab-ı salâbetlerine hissiyyat-ı hubb-ı vatan getirecek” (S:34) milletlerine kuvvetli bir vatan sevgisi kazandıracağını inanan Boşnakların bu alaylarda görev aldığını söylemektedir.

Hasip Saygılı Boşnaklar’daki bu ruhun kökünün Fatih Sultan Mehmet Saraybosna’yı fethettiği gece acaba bu şehir gelecekte İslamların elinden çıkar mı diye vesveseye düşmüş, Rüyasında Hz. Peygamber’i gören Fatih Sultan Mehmet’e “hayır, bu şehir ebediyen Müslüman yurdu olarak bakidir” (S:35) müjdesini verir. Bu müjdeye hürmet Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan “Baki Mescid” 1992-1995 Bosna Savaşında Boşnaklar tarafından Fatih’e yapıldığına inanılan vaadin yaktığı ruhun merkezi olarak moral motivasyona kaynaklık etmiştir. Hasip saygılı 1996-997 yıllarında Türkiye’den gelen bazı kişilerin “Biz de Türküz” diyen Boşnaklara “hayır, siz Türk değilsiniz, Slav asıllısınız” (S:36-37) diyerek ideoljik bir körlükle önyargılı bir tepki verdiklerini ifade etmektedir. Bu kişiler Boşnaklara iyilik yaptığını zannederken asıl onlara direnme gücü veren “Biz de Türküz” anlayışını sadece bir ırk taassubuyla Türklük düşmanlığıyla yıkmaya çalışmalarının doğuracağı vahim sonucu tahmine etmedikleri gibi, umurlarında bile olmayacaktır. 

Hasip Saygılı 1. Dünya Savaşından sonra Kosova’da Sırpların kontrolünde tesis edilen krallık ve sosyalist rejimde Kosova Türklerinin “Silah tehdidi dışındaki diğer sebeplerin başında kendi inanç ve değerlerini artık askerin ve bayrağın olmadığı coğrafyada yaşamanın mümkün olmadığını gören Türkler ve diğer Müslümanlara göç dışında bir çıkış yolu maalesef bulunamamıştır” (S:39) diyerek millet ve devlet olarak bağımsızı olmadan dinin yaşanmasının mümkün olmadığını, işgalcilerin buna müsaade etmediğini yakın zamanda ve uzun bir zaman diliminde devam ederek zamana yayılmış bir halde cereyan eden göçlerle ispatlandığını göstermiş, sanki Türklerin Anavatanı Türkiye’nin kurtuluşunu hafife alan, “nerede yedi düvel, bir Yunanla savaşıldı” gibi saçma sapan zırvalar söyleyenlere bir cevap vermiş gibidir. Yapılanların sadece Türklere yapılmadığı Müslüman olan herkese uygulandığı da ülkemizdeki Kurtuluş Savaşını hafife alan muhalifleri tarafından dikkate alınmamaktadır. Hasip Saygılı günümüz problemlerini ve bu problemlerin çözümü için neler yapılması gerektiği hususundaki gözlemlerini de kısaca aktarmakta ve görevli olduğu sıralarda yazdığı rapordaki problemlerin hala devam ettiğini vurgulamaktadır.

“91 yıllık gecik bir terhis merasimi” başlıklı bölümde Hasip Saygılı 1912 yılında Balkan Savaşı ile sınırlarımız dışında kalan bir bölgeden 4 Şubat 1997 tarihinde askere alınan Prizren’in Kulu Köyü’nden 1891 doğumlu Nazif oğlu Hamdi’nin 15.Fırka, 56. Alay, 1. Tabur, 4.Makinalı Tüfek Bölüğünde numara eri olarak Galiçya ve Bakü’de muharebelere katıldıktan sonra19 Aralık 1918 günü terhis olduğunu elinde okunmayacak kadar hırpalanmış bir Osmanlıca yazı ile gelen ailesinin ne olduğunu öğrenmek istemesiyle okuyup tercüme ederek ortaya çıkarmış ve bağları güçlendirmek adına bu durumdaki iki askere 91 yıl gecikmiş birer terhis merasimi organize etmiştir. (S:42-44)

Ülkenin en fazla Türk yaşayan şehri Prizren’de faaliyet gösteren (Kosova Demokratik Türk Partisi) KDTP partinin yönetimine girmek için yarışan  ileri yaşlardan gençlere kadar varken seçimlerde aday listesini dolduramadığını gözlemleyen Hasip Saygılı “Bu durum parti ön saflarına  çıkma mücadelesinin Türk toplumunun sosyo-kültürel seviyesini düzeltme ve yükseltme hedefinden ziyade partinin üst seviye yöneticilerine Türkiye’den sağlanan itibar ve kolaylıklara erişim için vasıta olarak görüldüğü algısını güçlendirir.” (S:56) bir durumun ortaya çıkmasına sebep olduğunu ifade etmektedir. Türkiye bu yönde yapacağı yardımları ve eğitimleri bütün Türk toplumunu hedef alarak planlamalı, buradaki siyasi hedeflerin Türk toplumu dışındaki ekalliyete de yansıtılması gerektiği telkin edilmeli, demokratik yoldan ülkeyi top yekûn yönetmeye talip olmaları gerektiği anlatılmalıdır. Çünkü hedeflerin yüksek olması ulaşılacak sonucun da büyümesine sebep olacaktır. Parti yöneticilerinin başka yerlerdeki sonuçlarını bilmediklerini, bilmek gibi bir çaba içinde olmadıklarını gören Hasip Saygılı “Bu durum partinin birçok idarecisi için siyasi hedefin Türklerin hak ve çıkarlarını sağlayacak siyasi bir organizasyon sahibi olmayıp kendilerine özlük hak sağlayacak bir araç olarak görüldüğünü gösterir.” (S:57) demekte, maddi yardımların kendilerine yapılmasını isteyenlerin “para yoksa biz Türk değiliz” dediklerini de istemeyerek ifade etmektedir. Bir an önce yardımları şahsi değil toplumsal ortak kullanım ve Türklük bilincinin yaşatılmasının gereği yapıldığının, bireyselliğin kendilerini ve Türk İslam kültürünü muhafaza etmelerini sağlamayacağının anlatılması gerekir. Türkçe konuşma ve Türkçe eğitiminin bir problem olarak ele alınmasını isteyen Hasip Saygılı bu hususta yaptığı tespitlerden sonra çözüm yolları hakkında da birtakım öneriler sunmaktadır. Kısacası buradaki takip edilecek strateji Türklüğü ve Türkçeyi korumak, Türk toplumuna en rahat ortamı hazırlamak, dini eğitim ve Türkçe eğitim konularında halkı bilinçlendirerek sahip çıkmak ve sahiplenmelerini sağlamak üzere olmalıdır. 

Hasip Saygılı ile KFOR çerçevesinde görev yapan askeri birliğimizin karargahının isminin “Sultan Murat Kışlası” olmasını istemeyen Keşiş Ksenofont arasında yapılan yazışmalardan sonra Keşiş Ksenofont’un 600 yıllık Sırp tarihi perspektifiyle bakarken Türk tarafının konuya bakış sığlığını göstermesi bakımında “Papazlarla iyi geçinin, boya badana işleri varsa yardımcı olun” direktifleri acı ama cahil, tarihinden bihaber kamu görevlilerinin durumunu göstermesi bakımından enteresandır. (S:62-73) Bereket verisin Sırp Ortodoks Kilisesinin “Sultan Murat Kışlasının” adının değiştirilmesi için NATO’ya yazdığı memorandum aynı adrese hiçbir işlem yapılmadan iade edildi. Sanmayın ki bu konuda kolunu bile kımıldatmayan Türk yetkililerinin girişimleri başarılı oldu da ismin değiştirilmesi önlendi, aksine NATO (S:73) bu işi dikkate almadığı için sonuç akim kaldı. Daha sonra “… zünnar bağlayıp ücra manastırda yıllardır keşişlik yapan Peder Ksenofont’un da Sırp Ordusunda Özel Kuvvetler Subayı olduğunu” (S:74) duymak şaşırtmamıştır bizi. Çünkü bir Keşiş olarak Hasip Saygılı ile sosyal medya üzerinden girmiş olduğu askeri kışlanın adının değiştirilmesi hususundaki yazışmalardaki din adamına yakışmayan fanatik tutumunun din adamlığından çok öte olduğunu da göstermekteydi.

Sırplar işgal ettikleri ve güçlü olduklarını hissettikleri yerlerde hemen camilerden ezan okunmasını yasaklamışlar ancak Recep Hulusi Efendi Kültür ve Eğitim Vakfı Melami tekkesi Şeyhi Hacı Adnan Nurko buna müsaade etmemiştir. “Son Kosova savaşında Prizren’de diğer tüm camiler ile Sinan Paşa (Cami)’sinde susturulan ezan rahmetli (Recep Hulusi Efendi Kültür ve Eğitim Vakfı Melami tekkesi Şeyhi Hacı Adnan Nurko)’nun müezzini olduğu Kâtip Sinan Camisi’nde devam etmiştir. Kendisini ezan okumakta ısrar ederse öldürüleceklerini söyleyen Sırplara ‘öyleyse durmayın’ diyebilmiş soyumuzun kahraman evladıdır” (S:75)

Bugün için Kosova Türkleri için en öncelikli tehdit olan kültürel gerileme olarak gören Hasip Saygılı “Türkçe sınıflarının öğrenci sayısının her geçen gün aşağı düşmesi[ni], üniversitelerdeki Türkçe azınlık kotasının asla dolmaması[nı] ve bunlardan daha vahimi dilimizi uygun bir imla ile yazabilenlerin sayısının çok çok azalması[nı]” (S:89) kültürel gerilemenin en acil alanları olarak saymaktadır. Burada kontenjanların boş bırakılması eğer nüfus azlığından değilse o zaman Türk olanların Türk diline rağbet göstermemesi asıl tehlike olarak görülmesi gerekmektedir.

Hasip saygılının Kosova ile Türkiye arasında kültürel bağın sürmesini sağlayacağını düşündüğü tarihi eserlerin bakım ve restorasyonu hususunda Diyanet İşleri başkanlığı da dahil Türkiye’deki ilgili kurumlardan resmi kanaldan istediği kültür eserlerini yaşatmak hususundaki yardımlara yönelik işlere olumsuz cevap vermelerinin yanında yetkili kişilerin sanki kendisi Türk değilmiş gibi “Türklere güvenmiyoruz.” (S:90) gibi tamamen ecnebice bir cevap vermeleri de Türkiye’deki görevlilerin de ne kadar Türlük şuurundan uzak, gaflet içinde olduklarını gözler önüne sermektedir. 

Sancak Yenipazar’da Cerrahi Dergâhı Şeyhi olan Taceddin Bütüçi Efendi’den Hasip Saygılının dinlediğine göre; Taceddin Efendi ve bir grup arkadaşı Sultan Murad Hüdavendigâr’ın Meşhedini ziyaret etmek istemişler. Bu gruba Türk karşıtı bir arkadaşları da katılmış. Türbeye gelmişler o kişi orada da Şehit Sultan aleyhinde konuşur, diğerleri onu ikaz ederler. Ziyaret esnasında Türk düşmanının bacaklarında bir iki kasılma olmuş, grup Türbeden ayrılıp topluca Üsküp’e gelmişler. Gece otelde konaklarken yattıktan bir müddet sonra Türk düşmanı arkadaşlarının açıl feryadıyla hepsi kalkmışlar. Ne oldu demişler. “Sultan Murad beni uyutmuyor.” demiş. Nasıl demişler. “Uyuyorum, rüyamda meşhedi ziyarete gidiyorum. Tam türbenin kapısından içeri girmek üzereyim padişah içeride maiyetiyle toplantı halindedir… Beni görmesin diye süratle geri dönmeye çalışırken başını kaldırıp beni fark ediyor. Bana ‘aleyhimizde konuşan p…k sen misin?’ diye bağırıyor. Kaçmaya çalışıyorum. Oturduğu yerden elini uzatarak ayak bileklerimden yakalıyor…” (S:93) Türk düşmanı gen oradakiler ayak bileklerini gösterir, ayak bilekleri mengeneye alınmış gibi kızarmıştır. O günden sonra bu Tiranlı kişi bir daha Sultan Murad hakkında kötü konuşmamıştır. 

Hasip saygılı Kosova’da Osmanlı’dan sonra da tekkelerin yaşamaya devam ettiğini, devam eden tekkeler arsında da Sinani, Halveti, Bektaşi, Melami, Kadiri tekkelerini saymaktadır. Prizren Melami tekkesinin Raif [Virmiça] Efendi Baba Tekkenin postnişini olarak devam ettiğini ve kurulmuş olan Prizren Recep Hulusi Efendi Kültür ve Eğitim Vakfının da başkanlığın yürütmektedir. Bütün kültürel faaliyetleri bu vakıf vasıtasıyla yapmaktadırlar. Raif Virmiça Efendi Baba “hukukçu, eğitimci, gazeteci, bir dönem siyasetçi [milletvekili] gibi çok yönlü bir şahsiyet olmasının yanında 50 yıl boyunca sanat ve kültür faaliyetlerine ara vermemiştir. Saz ve ses sanatçısı, derlemeci, bestekar olması yanında 25 kadar ciddi yayınlanmış kültür eserinin sahibidir. Bu eserler arasında Kosova Vakfiyeleri, El Yazmaları ve Kitabeleri; Kosova’da Osmanlı Mimari Eserleri ve Kosova Tekkeleri, Türbeleri sahasında başvuru kaynağı olarak bilinmektedir” (S:104) postnişinin ne kadar çok yönlü olduğunu ne kadar çağın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde kendini yetiştirdiğini, ne kadar Türk ve İslam kültürlerini yaşatacak ve aktaracak birikime sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Raif Virmiça Efendi Baba Melamiliğin Arapça “levm” kınanmak ve kınamak kökünden geldiğini, Melamilikte taç ve post olmadığını, Melamilikte şeyhin evladiye (Babadan Oğula) değil, erbabiye yani liyakat ve ehliyet esaslı seçildiğini, Mürşitlerden keramet ve doğaüstü güçlere sahip olması beklenmediğini, Allah ile kul arasına mürşit de dahil kimsenin giremeyeceğini, Allaha ulaşmanın yolu Hakk’a bağlanmakla, cemiyet içinde yaşayarak halka hizmet etmek, tevazu ve aşkla olduğunu (S:105) da Hasip Saygılıya aktarmaktadır.  

Kosova Diyanet Teşkilatının başında olan kişi Gilasn’ın Türk köyü Doburçan’da 19. Yüzyıldan kalma Zekirler Camisinin 6 Haziran 2010 yılında greyderlerle yıkılması (S:117) üzerine kendisine yapılan şikâyete verdiği cevapta Türklerin camilerinin zaten “kümes” gibi olduğunu (S:122) ifade etmekten hiç haya etmemiştir. 

Hasip Saygılı haklı olarak Türkiye’de yerleşmiş Arnavut kökenli bazı dernek yöneticilerinin kültürel faaliyet adı altında Türk ve Türk Kültürüne düşmanlık ettiklerini ve “örtülü, gizli açık Türk düşmanlığını Arnavutlara hizmet zanneden birilerinin siyasete, bürokraside büyük grubun temsilcisi olarak kabul görüyor olmaları sıkıntı yaratmak” (S:125) ta olduğunu ifade etmekte ve bazı örnek olaylarla söz konusu durumu izaha çalışmaktadır.

Hasip Saygılı nöbet değişimi sırasında nöbetçi Türk askerine tokat atan ve memurlara askerimize ahaliye “Domuz Türkler” diyen Rus diplomatı Rostkovski’yi öldüren jandarma eri Halim’in Rusya’nı işgal ile tehdit etmesi üzerine Osmanlı tarafından idam edilmesi ve Manastır’daki mülki ve askeri makamlarda görev yapanlardan bir çok kimsenin cezalandırılmasını Osmanlının mahalli Müslüman ahali nezdinde itibar kaybetmesine sebep olduğunu ve bu itibar kaybı dolayısıyla da Balkanların kaybedilmesinin (S:129) hızlandığını ifade etmektedir. Rumeli toprakları elimizden çıktıktan 4-5 yıl sonra halkın söylediği “Aman Sultan Reşad gel bizi kurtar” ağıtını söyleyen halkın ileri gelenleri Rumeli şehirlerimizin düşmana harp edilmeden verilmesi için toplu dilekçe verdikleri de ayrı bir problemdir. Bunların yanında Osmanlı devleti askerine yeterli iaşe sağlayamadığı için dağlarda iaşe temin edebilmek için elindeki tüfeğini ve cephanesini çatıştığı terörist çetelerine satmak (S:131) gibi utanç verici hallere düştüğünü de Hasip Saygılı Rumeli topraklarını kaybetmemiz sebepleri arsında görmektedir. Vatansız kendi kültürünü muhafaza eden ve 2000 yıl yaşatan tek ve yegâne millet İsrailoğlulları yani Yahudilerdir. (S:146)

devletsiz olduğumuz yerlerde kültürümüzü kaybedip yok olmaya yüz tutarız” (S:133) hem bir tehlikeye dikkat çekmekte hem de Türk milletinin devlete verdiği önemin bir sebebini açıklamaktadır. Türkler devlet kurmakta mahir oldukları gibi tarih boyunca kendi devletlerinin yıkılmasına sebep olacak olayların gelişmesinin de müsebbibi olmuşlardır. Balkanlarda her ne kadar Türk kültürü tamamen silinmemiş olsa da istediği gibi kendi kültürünü yaşayamayan Müslüman ve Türk ahali Türkiye’ye göçlerle Balkanlardan adeta kaçmıştır.  

Sultan Abdulhamid 1903 yılında dış devletlerin baskısıyla reform yapmak zorunda kalınca Arnavutlar Mitroviça’da murtat oldu (mürted=Dinden döndü) diyerek Türk askeri tümenine saldırmışlardır. Bu saldırı sırasında da birbirlerini “Hakiki Türkoğlular hücum!…” (S:143) diyerek teşvik etmeleri Müslümanlığı Türklük gibi algılamalarının işaretidir. Kendilerini Türk’den daha Türk olarak görmek….

Hasip Saygılı Balkanlardaki Türk ve Müslüman nüfusun azalmasında ilk yıllarda Osmanlı zamanında Sırp, Bulgar, Yunan çetecilerin baskıları sonucu göçenler, Türkiye Cumhuriyeti döneminde nüfusu artırmak maksadıyla kabul edilen göçler ve çeşitli sebeplerle bir veya iki çocuktan daha fazla yapmayan Türk aileler Türk Nüfusunun azalmasına sebep olduğunu düşünmektedir. Hasip Saygılı “Nüfus bilimcilerin [herhangi bir ülkede yaşan] bir grubun nüfusunun aynı [sabit] kalabilmesi için aile başına 2,7 çocuk yetiştirilmesi gerektiğini” (S:169) söylediklerini aktararak Balkanlardaki Türk nüfusu bekleyen, kendimizin sebep olduğu yok olma tehlikesine dikkat çekmektedir. Bu tespitlerle yıllar önce sınırlarımız dışında kalan Türklerin Türkiye’nin savunmasının başladığı yerler olduğunu, sınır dışında kalan Türklerin problemlerini oldukları yerlerde çözerek orada tutmamız gerektiğini söyleyen Başbuğ Alparslan Türkeş’in ne kadar haklı olduğu ortaya çıkmaktadır.

Hasip Saygılı’nın yüzelli kişiden oluşan arkadaş gru7buna gönderdiği “Evlad-ı Fatihan nasıl evlad-ı perişan oldu?” yazan posta gönderdiği arkadaşlarından sadece 2-3 kişi bu postaya “postanın altında ekli açıklama yok” diyerek cevap verdiğini (S:215), geriye kalan 148-147 kişinin postanın başlığını bile okumamaları bu etkili ve yetkili yerlerde oturan zevatın vatan millet gibi bir derdi olmadığını göstermiştir. Türk milletinin bu ilgisizliği ve aymazlığı da bugün içinde bulunduğu durumun sebebidir ancak kazandığı paralarla hangi ülkede tatil yapsam, hangi ülkeye eğlenmeye gitsem diye düşünenler hiçbir zaman bu konulardan haberdar olmuyorlar.

Priştine de mecnun olduğu malum bir Kosovalı 13 Ekim 209 günü eğitim tatbikatından dönen birçok ülkenin askeri araç konvoyuna yol kenarından çeşitli el, kol ve ayak hareketleri yapar ancak üzerinde Ayyıldızlı Türk bayrağı olan araç geçerken alkışlaya başlar. 

Hasip Saygılı’nın problemlerin tespit ve çözüm önerileri, hatıralar, aktarımlar ve örneklerle bezediği tarih anlatışı kuru bir kronolojik tarih anlatışından farklı olması dolayısıyla okuyucuyu her an zinde ve algılamaya hazır tutuyor. Yalın kronolojik tarih anlatımındaki monoton ve donukluktan insanı kurtarıyor.

Kitap değişik zaman ve yerlerde dergi, gazete, rapor vs. yazılan yazılar ve verilen konferans, yapılan röportajların metinlerinin çözümlenmiş yazılarından oluşması dolayısıyla anlatılan konularda ve problemlere yönelik yapılan tespitlerde ve çözüm önerilerinde tekrarlara düşmüş gibi görünüyor. Bu tekrarlar ayrıca röportajlardaki sözlü anlatım sırasında irticalen konuşma dolayısıyla meydana gelen kelime tekrarlarının olduğu gibi deşifre edip cümle yapısı düzeltilmeden baskıya geçilmesinden kaynaklanmaktadır. Ancak kitabın akademik bir kitap olmadığı dikkate alınırsa bu tekrarların halka yönelik ve halkın anlamasını artırıcı yönün öne çıkarılması gibi bakmak gerekir kanımca tekrarlara…  

Hasip Saygılı askeri bir görevden gelerek akademisyen olmuş bir kişi olarak yazdığı kitaplarda askeri resmi söylem ve savunulan tezin aksine daha sivil ve gerçekçi yol izleyerek (S:134) yüzyıllık problemlerin üstünü örterek çözülmeyeceğini göstermeye çalışmıştır. Hasip Saygılı “Rumeli’de Bizden Ne Kaldı” kitabında günümüzdeki ve tarihte yaşanılan problemleri acısıyla tatlısıyla ortaya koymaya çalışmış, aklı selimle düşünerek bunları bertaraf etmemiz gerektiğini ifade etmiştir. Sadece hamaset ifadeleriyle durumu olduğundan daha iyi göstermediği gibi sadece olumsuzlukları dile getirerek mevcut olumsuzlukları büyütüp problemi içinden çıkılmaz bir hale sokmaktan kaçınarak daha gerçekçi bir bakış ile yaklaşmıştır. Zaman zaman gezilen yerlerde gördüklerini de anlatan Hasip Saygılının bu kitabı anlatılan yerler hakkında yeterince bilgili ve şuurlu bir seyyahın gözünden seyahatnameleri, zaman zaman da hatıralarından bahsetmesi dolayısıyla da bir hatırat kitaplarını andırmaktadır.       

Escort Kayseri Escort Ardahan Escort Balıkesir Escort Nevşehir Escort Muş Escort Tunceli Escort Niğde Escort Şırnak Escort Giresun Escort Çanakkale Escort Manisa Escort Afyonkarahisar Escort Tekirdağ Escort Kars Escort Ankara Escort Polatlı Escort Mamak Escort Çankaya Escort Haymana Escort Sincan Escort Keçiören Escort Pursaklar Escort Etimesgut Escort Aydın Escort Kırklareli Escort Trabzon Escort Ordu Escort Konya Escort Siirt Escort Kahramanmaraş Escort Artvin Escort Kilis Escort Yalova Escort Batman Escort Van Escort Eskişehir Escort Antalya Escort Muratpaşa Escort Kemer Escort Kaş Escort Alanya Escort Konyaaltı Escort Manavgat Escort Kumluca Escort Tokat Escort Bayburt Escort İstanbul Escort Sancaktepe Escort Bağcılar Escort Kayaşehir Escort Mecidiyeköy Escort Fulya Escort Beşiktaş Escort Zeytinburnu Escort Kartal Escort Tuzla Escort Küçükçekmece Escort Üsküdar Escort Merter Escort Güngören Escort Sarıyer Escort Bayrampaşa Escort Çatalca Escort Esenler Escort Bakırköy Escort Kadıköy Escort Maltepe Escort Şerifali Escort Çekmeköy Escort Kağıthane Escort Beylikdüzü Escort Başakşehir Escort Kurtköy Escort Beykoz Escort Ataşehir Escort Sultanbeyli Escort Esenyurt Escort Fatih Escort Eyüpsultan Escort Avcılar Escort Büyükçekmece Escort Beyoğlu Escort Nişantaşı Escort Pendik Escort Bahçelievler Escort Ümraniye Escort Şişli Escort Kocaeli Escort İzmit Escort Gebze Escort Karaman Escort Ağrı Escort Rize Escort Adana Escort Seyhan Escort Çukurova Escort Amasya Escort Erzincan Escort Kastamonu Escort Malatya Escort Yozgat Escort Mersin Escort Anamur Escort Yenişehir Escort Akdeniz Escort Erdemli Escort Mezitli Escort Silifke Escort Edirne Escort Çorum Escort Gaziantep Escort Şehitkamil Escort Şahinbey Escort Nizip Escort Isparta Escort Karabük Escort Düzce Escort Gümüşhane Escort Kırıkkale Escort Bartın Escort Burdur Escort Uşak Escort Adıyaman Escort Muğla Escort Dalaman Escort Marmaris Escort Milas Escort Datça Escort Fethiye Escort Bodrum Escort Samsun Escort İlkadım Escort Atakum Escort Aksaray Escort Bilecik Escort Şanlıurfa Escort Zonguldak Escort Osmaniye Escort Sakarya Escort Bingöl Escort Kütahya Escort Elazığ Escort Bursa Escort İzmir Escort Konak Escort Çeşme Escort Gaziemir Escort Buca Escort Bayraklı Escort Karşıyaka Escort Urla Escort Balçova Escort Bornova Escort Bergama Escort Çiğli Escort Bolu Escort Bitlis Escort Diyarbakır Escort Sivas Escort Iğdır Escort Denizli Escort Sinop Escort Erzurum Escort Kırşehir Escort Çankırı Escort Mardin Escort Hatay Escort Hakkari
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.