DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

GÖLGELER KORİDORU

Yayınlanma Tarihi :
GÖLGELER KORİDORU

GÖLGELER KORİDORU

Bir Sufinin Günlüğü

Halim KAYA 

Muhyiddin Şekûr’u yıllardır “Su Üstüne Yazı Yazmak” ama Müsteşriklerin İslam hakkında besledikleri niyetleri ve İslam’ın saptırılması konusunda çoğunun yaptıklarından dolayı Muhyiddin Şekûr’u da bir müsteşrik olabileceğine verdiğim ihtimal dahilinde şu ana kadar hiçbir kitabını okumadım. Ancak bazı arkadaşlarım ve çevreden bazı kişilerin ona bir değer atfetmesi sebebiyle okumaya karar verdim. Onun “Su Üstüne Yazı Yazmak”, “Gölgeler Koridoru-Bir Sufinin Günlüğü” ve “Mercan Resiflerinin Ötesi” aldım. Ancak gördüm ki bu tercümelerinin yanında “Yazdan Kalan Son Gül” adlı bir kitabı daha Türkçeye çevrilmiş. Muhyiddin Şekûr’un İslamla sonradan tanışan Amerikalı zenci bir Müslüman olduğu anlaşılıyor. Müslüman olduktan sonra tarikatla da tanışan Muhyiddin Şekûr Hüseyni Rufai tarikatına intisap etmiş.

Muhyiddin Şekûr’un “Gölgeler Koridoru-Bir Sufinin Günlüğü” adlı kitabı Öykü Özer tarafından Türkçeye çevrilmiş, çeviri editörlüğünü meşhur televizyon program sunucusu ve dini konuların standapçısı ya da geleneksel ifadeyle Vaiz Senai Demirci yapmış. “Gölgeler Koridoru-Bir Sufinin Günlüğü” adlı kitabının ilk baskısı Nisan 2012’de İstanbul’da Sufi Kitap tarafından yapılmış, elimizdeki bu dokuzuncu baskının basım tarihi de Haziran 20220 yani sekiz senede dokuz baskı yaparak her seneye bir baskı eşiğini de aşmayı başarmış. Kitap “Muhyiddin Şekûr” adlı kısa ama çok kısa hatta Türkçeye çevrilmiş kitaplarından dahi bahsetmeyecek kadar kısa bir öz geçmiş ile başlıyor. “İçindekiler”den sonra Mevlana’dan serbest olarak “Hakikat ve Suret” adıyla tercüme edilmiş Mesnevinin birinci cildindeki “Tavşanın Düzeni” adlı şiirden alınmış bir şiir ile devam eden düzeni “Şeyh’ten Bir İhtar” ile okuyucuya sanki benim daha önceki öğütlerimden anlamıyorsan bu kitapta vereceğim yaşanmış acı gerçekler ile akıllan dercesine ifade ettiği “Şayet benim kulağa tatlı gelen fısıltılarımı işitemiyorsan, o halde hayatın acı dersleri sana öğretsin öğrenmen gerekenleri…” (S.9) cümlenin bulunduğu sayfadan sonra “Prolog” adı verilen tercüme edilerek “Ön Söz”e dönüştürülmemiş bir bölüm ile kitaba başlıyor. Kitap 319 sayfa ve anlaşıldığına göre Muhyiddin Şekûr’un yaşarken şahit olmuş olduğu acı olaylardan çıkarılan derslerden oluşmaktadır.

Muhyittin Şekûr’un Şeyhinin ondan kitabına “John Greene suç duyurusunda bulundu.” (S.13) cümlesiyle başlamasını istemesinin sebebi Amerika’da yaşayan zencilerin uğramış oldukları ırkçı muamelelere itiraz edemediğini, ancak İslam’la şereflenmiş bir kişinin ilk kez buna itiraz ederek şikayetçi olduğunun kayda geçirilmesi isteğinden kaynaklandığı anlaşılıyor. “Zira pek çok siyahîye ve farklı milletlerden, farklı ten renklerinde sahip insanlara her gün adaletsizce muamele edilmektedir. (…) o güne kadar John Greene’den başka hiçbir siyahi, ırk ayrımcılığına tabi tutulduğu için suç duyurusunda bulunmamıştı.” (S.14) Irkçılık öyle boyutlara ulaşmıştı ki sırf ten renginden dolayı insanlara düşük ücrete ödeniyordu. “1980’lerin ortalarında John’un, ailesinin geçimini sağlamak için yılda asgari 20 bin dolar kazanması gerekirken sadece 10 bin dolar kazanabildiğini öğrendim. Dahası John, işyerinde kendisinden daha çok maaş alan ya da üstü olan kişilerden belki de daha nitelikliydi. Ama ten rengiyle ilgili önyargılar bazı güney şehirlerinde kemikleşmiş durumdaydı ve Amerika Birleşik Devletleri’nde Sivil Haklar döneminden sonra dahi, bazıları hala John gibi siyahilerin sözüm ona insandan daha aşağı bir mertebede olduğunu düşünüyorlardı.” (S.18) Aslında Muhyiddin Şekûr burada kanunların değiştirilmesiyle insanların davranış ve bakış açılarını9n değişmeyeceğini, önemli olan insanların değişmesidir ki o da bir medeniyet meselesidir. Medeniyeti oluşturan zihniyet kapitalist ve de materyalist olunca kanunlar ona engel olamaz. Değişim için hem yaptırım hem de zaman gerekmektedir. Aynı John’un yaptığı gibi mücadele ve kabulleniş için geçecek zaman. İslam dini yaptırımı ilahi olarak ön görmüş ve ahiretteki mükafatı ile ödüllendirmiştir. Hz. Peygamber Efendimiz “Çalışanın ücretini teri kurumadan verin” derken hak ettiği kadar hem de hemen verilmesini salık vermiştir. Bu davranışın belki bu dünyada bir mükâfatı yoktur ama uyan kişi Allah nezdinde dost kişilerden birdir. 

Dinlenmek için tatile çıkan bir adam, yatarken sokakta saatler boyu durmadan düdük çalan bir çocuk adamı rahatsız etti. Adam düdük sesi durmayınca çocuğa seslenerek “düdük çalan sen misin” diye sorup onun çaldığını öğrenince “düdük çalmayı sevdiğini, güzel çaldığını” söyler. Ancak 10 dolar verip düdük çalmamasını ister. Tam geri yatarken de sokakta onlarca çocuğun düdük çalmaya başladığını duyar. Niçin düdük çaldıklarını sorunca da “bu sokakta düdük çalmayı bırakanlara 10 dolar veren bir delinin olduğunu” söylerler. Muhyiddin Şekûr şeyhi tam da burada “Allah hoşumuza gitmeyen bir şey gönderdiğinde, bu şeyi değiştirmeye çalışmalı mıyız?” diye sorar. Sanki der ki eğer değiştirmeye çalışırsak daha beteri başımıza gelir, Allah’tan gelene sabretmek gerekir. 

Muhyiddin Şekûr’un “Gölgeler Koridoru-Bir Sufinin Günlüğü” adlı kitabı kendi şeyhi ile aralarında geçen ve bazen diğer müritleriyle ortaklaşa yaşadıkları tarikat ve tasavvuf yolunda müridin olgunlaşması, eğitimi sırasında yaşanılan tecrübelerin misallerinden oluşmaktadır ancak bu yaşanılmış misallerin farklı mizaç ve ihtiyaç içindeki okuyucu üzerinde Muhyiddin Şekûr’un üzerinde bırakmış olduğu etkiyi bırakıp olgunlaştırmasının beklenmesi düşünülemez. Çünkü mürşidler irşad ettiklerinin anlama kapasitelerine ve mizaç ve ihtiyaçlarına göre bir yol izleyerek onların o an ki durumlarına müdahil olurlar. Yoksa ben yolun hepsini toptan anlatayım sen ihtiyaçlarını ara bul tatbik et diyemez. Onun ihtiyacını op an ki tespit edip müridin anlatılanları içselleştirip tatbik edeceği duruma getirmesine fırsat verecek şekilde aktarım yapması gerekir.

Kitapta anlatılan öğüt ve derslerden çıkarılan neticeler; yapmaktan ziyade olmak (S.21), enfüsi âlemde çıkış yolu bulma kalbimizi neye açacağımız neye kapatacağımızı bulma, hakkını vererek görmeyi öğrenmek (S.36) Buradaki tasavvuftaki “Hakkını vererek görmeyi öğrenmek” kâinat kitabını okumayı ve kendisi için dersler çıkarmayı ifade eder diye düşündürüyor. Muhyiddin Şekûr’un yazmış olduğu kitaplar Şeyhi ile aralarında geçenler ve şeyhin ona gösterdiklerinden oluşmakta, sanki tarikat yolunda yaşadıkları tecrübeleri seyri süluk’unun hatıralarından oluşuyor. 

Çevirenlerin vurgusuz anlatım tarzları ve anlatılmak istenilen husus bir cümleye konu etmeden paragrafa ya da sayfaya, yani konuyu bütüne yayma tercihleri yüzünden okuyucu yoğunlaşmaktan uzaklaşmakta kendisini “acaba ne diyor”a hapsederek duygu dolu ancak idrakten uzak bir hal üzere okumaya zorluyor.  

Şeyhin söz ile ifade ettiği geçeği kavrayamayan müride yine şeyhin yönlendirmesi ve kontrolünde ona tabiatı izleyerek nasıl aynı gerçekliğe ulaşılır olduğunu göstermekte, gece ormanda temaşa ettiği ateşböcekleri ve tabiatın gökyüzünün halleri onu alıyor şeyhin başta söylediği “çıksın, kendi enfüsi aleminde zuhur edeceğinin farkında mı peki? Telaş yüzünden farkında değil, ama çıkış yolunu kendi içinde bulmak zorunda.” (S:57) cümleye getirip hayatta her şeyin bir gölgesi vardır ya da kainattaki varlıklar aslında bir gerçekliğin gölgesidirler ve kitabın adında olduğu gibi hayat bir “gölgeler koridoru”ndan oluşmaktadır.

Evet, hakikaten görünmez bir mürşidler zincirimiz var” (S:62) öyle derin bir ifade ki insanın aklı ile tevhide ve kemale ermesinin mümkün olduğuna işaret etmektedir. Her ne kadar beşerin beşerden bir mürşide bağlanmış olması salık verilmiş olsa da insan tek başına da kâinatı okuyarak mürşid ihtiyacın giderebileceğini ima ediyor. Hikmet ve ibretle etrafa bakmak bile insanı vuslata erdirir. “Hak yolcularını ilim deryalarına götüren bir dizi adım vardır.” (S:62) Ancak “Şunu unutma ki, insanoğlunun önemli bir bölümü, dünyevi bağlılıklarını ve nefsani arzularını kendilerine mürşid edinmiştir. Bu insanlar, enelerinin ve heveskar nefislerinin rehberliğiyle ve talimatıyla hareket ederler.” (S:62) ifadelerinde olduğu gibi insan hep iyi ve güzele rehberlik eden mürşidlere tabi olmaz bazen kötüyü ve men edilmiş tavsiye eden mürşidlerin peşine takılır ve yolunu kaybeder. 

Muhyiddin Şekûr veya şeyhim dediği kişi mutlaka Ali İmran 19 “inned dîne indâllâhil İslâm – Allah katında din İslam’dır.” Ayetinden haberleri vardır. Ancak şu ifadelerinden “İslam nedir? İslam bir hareket değildir. İslam bir din de değildir.” Muhyiddin Şekûr’un ne kastettiğini anlamamız biraz zor gibi görünüyor. Aslında İslam’ın halkın anladığı manada sadece amelden ibaret olmadığını ilerleyen cümlelerinde ifade ediyor ve ekliyor “[İslam,] kendini tamamen ve kayıtsız şartsız Allah’a teslim etmektir. Allah’ı arayan kişi için başka hiçbir yol meşru ya da muteber değildir. İnsanın inandığını ilan ettiği dinin adı her ne olursa olsun, ferdi olarak izlediği yolun Allah’a itaat ve teslimiyet yolu olması gerekir. Söz konusu yolun bu manada, İslam olması gerekir.” (S.63) burada dinin İslam olduğu ve onun da sadece Allah’a teslim olmak olduğu, aslında Allah’ın da muradının Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar bütün peygamberlere din olarak İslam’ı indirdiğinin ancak bunun da sadece Allah’a teslimiyet olduğunu, amel ve ibadetlerin her şeriatta değişebilir olduğuna işaret etmektedir. Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in yazdığı “Namaz, oruç, zekât, hac Allah’a yaklaştırır, ancak bunlara ihtiyaç duymadan da Allah’a yaklaşanlar vardır.” ifadesinde anlatmaya çalıştığı gibi bir mana kastedilmiş olabilir.

Allah adının yazıldığı ağaçlara giderek mezar taşlarından nasihat aldım. Işığı ve gölgeleri müşahede edip, kalbime kemal-i dikkatle kulak verdiğimde, her bir mahlukun benimle doğrudan ve anlaşılır bir dille konuştuğunu fark ettim.” (S.68) Bu ifade de iki mana önümüze çıkıyor. Birincisi her şeyin Allah’ın birliğine dair şehadetidir ki burada ağacın Arapça Elif, Lam, Lam, Ha harflerine benzer (S:67) bir şekilde Arapça “Allah” şeklinde bir hal alması, ikincisi de Muhyiddin Şekûr’un tabiatı okuyup bunları Allah’ın birliğini açıklayacak şekilde yorumlayabilmesidir.

Şeyhi geceleyin Muhyiddin Şekûr’u mezarlığa götürmüş, ibret alsın dünya ve ahiret hayatına ait kıymetlerin ayırdına varsın istemişti. Mezarlıkta çok görkemli yapılmış bir mezar taşının üstüne göçmüş ağaç dalları onu kapatmış görünmez, fark edilmez, önemsiz bir hale koymuştur.  “Bu kişinin cesîm ve asil görünen bir mezar taşı var. Ne kadar beyhude…  Ama bilir misin ki, bu kişinin etrafında nice iyi insan da gömülü.” (S.72) bu ifadeler sanki bize “Mezar taşının görkemli yapılmasının ahirette de iyi, makbul, hayırhah adam olduğuna işaret etmez, hatta görkemli hali üzerine göçen ağacın gizlediği gibi onun görkemini gizler de kimse farkına varmaz, ancak görkemli mezar taşları olmayanların mezar taşlarını ayın ışığının aydınlatması gibi aydınlatılır da dikkat çeker hale konulurlar, görkemli mezar taşına da geceleyin ayın ışı vurmaz karanlıkta kalarak görünmez, dikkat çekmez olur” der gibidir. 

Muhyiddin Şekûr’u geceleri alıp ay ve yıldızları seyretmeye, mezarlıkta mezar taşlarını görmeye götüren, mezarlık ziyaretleri yaptıran şeyhin ona öğretmek istediği “Gördük ki ruhlar ile yıldızlar arasındaki rabıtayı hissetmişsin. Tıpkı yıldızlar gibi, bazı ruhlar parlak, bazıları sönüktür. Bazı ruhlar ışıl ışıl ve göz kamaştırıcıdır; hatta bazıları o kadar parlaktır ki, onları kelimelerle tarif etmek mümkün değildir.” (S.74) ifadelerinde anlatılan parlaklıklarının farklı oluşu kiminin çok parlak kiminin daha az parlaması, insanların da Allah katında farklı farklı kıymetleri vardır. Kimi çabasıyla Allah’ın sevgilisi olurken kimileri de yapıp ettikleriyle cezaya müstahak olurlar.

Türkiye’den Amerika’ya gittiği anlatılan Mafsat Hoca adlı kişinin Muhyiddin Şekûr’un Şeyh’inin müritleri üzerinde ifsad edici bir yol takip ederek misafir olarak bulunduğu dergâha fitne sokup kendisine bağlamaya çalışırken, kendisinin gerçek şeyh onun ise sahte olduğunu anlatır. Şeyh Muzaffer Özak’ı (S.104) da kötüleyerek şeyh olmadığını söyleyip müridlerin güvenlerini ve teslimiyetlerini kırıp içlerine şüphe düşürerek, dergâha devam eden müritlerin tek vücut halinde birlikte hareket emesinin de önüne geçmiştir. Tıpkı Türkiye’deki bazı ticaret şirketlerinin tarikat gibi görünerek aldıkları dini isimlerle halkın güvenini kazanıp sonra onları ekonomik olarak dolandırmaları sonucunda insanların dine ve dindar insana soğuk bakmasına sebep olmaları gibi bir durumla inanların güven ve heyecanları boşa çıkarılmıştır. Bu “Mafsat” kişinin kendi ismi gibi görünmüyor. Onun bozgunculuğundan dolayı Muhyiddin Şekûr’un taktığı bir isim gibi çünkü manası ifsad’dan neşet eden “ifsad eden bozan kişi” manasında ismi fail bir isme benziyor.

Hicri yılın ilk ayı Muharrem’in ilk on günü Kerbelâ Olayını yâd etmek işçin tutulan matem orucu genelde eski dünya denilen Afrika ve Avrasya kıtalarında yaşayan Şii Müslümanlar adet edindiği bir oruçtur. Ancak Muhyiddin Şekûr’un yaşadığı Amerika’da bir İslam tarikatı da bu matem orucunu tutmayı adet edinmiştir. Hatta bu matem orucunu sadece Kerbelâ’da şehit edilen Hz. Hüseyin için tutmadıklarını bütün dünya malumları için tuttuklarını söylerler ki bunların içinde bugün Filistin’de çocuk, kadın yaşlı demeden öldürüp Müslüman soy kırımı yapan hastane, okul, cami ayırmadan yerle bir eden İsrailliler yani Yahudiler de dâhildir. “Bu oruç, sadece Kerbelâ’da Ehl-i Beyt’e trajik bir şekilde hıyanet edilmesini anmak için değil, büyük insanlık ailesi içersinde yüzyıllar boyunca edilen tüm dehşetli ihanetleri hatıra getirmek için tutuluyordu. Bu ihanetlere verilebilecek misaller arasında, Kızılderililerin ve bütün dünyadaki yerli halkların soykırım trajedisi, transatlantik köle ticareti için kaçırılan Afrikalıların yaşadığı dehşet ve yürek parçalayan Yahudi soykırım da yer alır.” (S:106)

Enteresan olan İslam tasavvufunun mümessilleri kendilerini Mafsat Hoca’nın yaydığı fitneden arındırmak için “Şeyhin Benden (Muhyiddin Şekûr), 17.yüzyıl Fransız edebiyatının meşhur oyun yazarı Moliéré’in beş perdelik Tartuffe (1664) adlı oyununu baştan sona yüksek sesle okumamı istediğini söyledim.” (S.110) gibi doğrudan İslam ahlak ve kurallarıyla ilgisi olmayan ya da Müslüman bir yazarın kaleminden çıkmamış bir metinden yararlanmıştır. Söz konusu bu yararlanmanın altındaki gerçeklik evrensel ahlakın herkes için aynı olduğunun göstergesidir. Bu metnin okunmasındaki kendilerinin niyetini de Muhyiddin Şekûr “Güç ve nüfuz sahibi olmalarının yanında ahlaki çöküntü içinde olan insanları tanımak, ama onlara güvenmemek gerekir” (S.110-111) diyerek Mafsat Hoca denen Türkiye’den gitme meşhur ve nüfuz sahibi bir kişinin ahlaki çöküntü içinde olduğunu ve ona güvenilmeyeceğinin müritlere anlatılması, gösterilmesi olarak açıklar. Mafsat Hoca ile yaşanılan tecrübe ile Şeyh, Muhyiddin Şekûr ve diğer müritlerine sahte Şeyhlerin nasıl tanınacağını anlatmaya çalışmış, bu iş için Şeyhe ve kendilerine bazı sorular sormaları gerektiğini talim etmiştir. 

Muhyiddin Şekûr, kendi şeyhini “Şeyh, hem bir doktor hem de bir bilim adamı olduğundan, ama daha da önemlisi, adaletsizliği görmezden gelmeyen ve hakkı ne pahasına olursa olsun müdafaa eden bir insan” (S:143) ve “Şeyh’in farklı alanlarda pek çok kabiliyeti olduğunu biliyordum. O, aynı zamanda bir şair, tarihçi ve dilbilimciydi.” (S:144) “Şeyh, liyakat sahibi bir zattı. Donanımlı bir akademisyen ve deneyimli bir hocaydı.” (S:145) diye tarif ediyor. Şeyh’in pozitif bilimlerde kendini yetiştirmiş, hem de kontrol edilebilen, bilgi seviyesi resmi makamlarca tasdik edilmiş eğitim kurumlarında eğitimini tamamlamış bir kişidir. Şarkın şeyhleri gibi usta çırak ilişkisi içinde eğitilip belki çağın gerektirdiği ve resmi makamların onaylamadığı ölçülemeyen ve seviyesi bilinmeyen bir eğitim aldığını söyleyerek tahsilli müritlerinin yanında cahil kalan zaman zaman da manevi yönden de gayri samimi olduğu görülen bir insan tipi değil. Manevi ilerlemenin yanında zamanı bilgi silahıyla da donanmış, cahillere değil aydın kişilere şeyhlik yapan bir şeyh. Çernobil vakası ile ilgilenen mağdurlarına yardım eden ve Nükleer problemler hakkında konferans verecek kadar bilgili ve çevreci bir şeyh. (S:144). Şeyh nükleer enerji ve nükleer tehlike hakkında üniversitede dinleyenleri memnun edecek şekilde mevzuya vakıf bir konferans veriyor hem de bu konferansta “Konuşurken dini terminolojiye başvurmamış, herkesin anlayabileceği bir dil kullanmıştı.” (S:149)    

Kitapta anlatılan bazı olayların sadece yaşayanı ilgilendireceği, sıradan insanları bırak tasavvufla uğraşanlara bile bir örneklik teşkil etmeyeceği aşikardır. Çünkü tasavvufta herkesin seyri sülûku kendisine hastır. Herkes motomat aynı şeyleri yaşayarak mütekamil insan olmaz. Herkesin ruh ve mizaç yapısı başka olmasından dolayı yaşanılanlara vereceği tepki de farklıdır.

Tasavvufu yine gelenekten farklı tarif ediyor. “Şayet amel etmeden, tekkede ilahiler söylemekle yetinirsek, Şeytan’ın oyunun bozamayız. Söylediğimiz ilahiler elbette ervahı ve diğer varlıkları şad eder, ama bundan daha fazlasını yapmak boynumuzun borcu. Zira tasavvuf, insanoğluna hizmet etmektir.” (S.150) Muhyiddin Şekûr’un şeyhine göre tarikat sadece ilahi ve şiir okumak değildir. Hem ibadet etmek hem de insanlığa hizmet etmektir. Yani şeriatın hükmüne uyup emrolunan ibadetleri ve nafileleri yaparken insanlığa hizmet yolunda üzerine düşeni de yapmak, en azından tekkede miskin miskin beklememek, bir şeylerin ucundan tutmak, başkalarına faydalı olmak.

Muhyiddin Şekûr her ne kadar kendi seyri süluku sırasında şahit olduklarını anlatıyor olsa da nükleer enerji ve radyasyon, Çernobil vs. üzerine Şeyhinin verdikleri seminerler ile ilgi yaşanılmış olaylar hakkında anlatılanlar bu tarikatın hayatın içinde yaşandığını ve kesinlikle sadece inzivaya çekilip, yalnızca ibadet ve zikirle meşgul olan ve ferdiyetçi bir mantıkla kişisel kurtuluşu esas alan bir tarikat olmadığını okuyucuya gösteriyor. Şeyhin verdiği seminerler toplumu ilgilendiren ve dünyalık işlerle ilgilidir, şeyh topyekûn insanlığın bir beladan kurtuluşunu istemektedir. 

Ne ailesine, ne devlete ne de dünya sahnesindeki her hangi bir lidere döndü yüzünü” (S.164) ifadelerle şeyhini anlatan Muhyiddin Şekûr aslında onun yalnızca Allah’a teveccüh ettiğini ve ondan başka kimse, hiçbir otoriteye boyun eğmediğini, siyasete de alet olmadığını ifade etmektedir. Ya Türkiye’de böyle mi? Ne gezer. Tarikatım diyenler müritlerini mütekamil kılmaya çalışmak yerine torpille onlara iş ve makam ayarlama derdindedir. Siyaset ya yön verme ya da siyaseti kendi tarikatına hizmet eder kılmak için müdahil olmaktalar, olmazsa siyasi erkin yerine kendileri geçmeyi planlayarak ülke içinde ihtilal yapıyorlar.

Hikmetinden sual olunmaz ancak tarikata girince Muhyiddin Şekûr’un şeyhi gibi bir şey bulmalı insan kendisine, dini salt geleneksel nakil ve ezber yoluyla değil de pozitif bilimlerin işaret ettikleriyle eşleştirerek anlatacak kadar pozitif bilimlerde yetkin bir şeyh. “Aydaki kayalar çatladığında, çatlağın içinden dışarıya enerji salınır. Sonra da toz çıkar. Ayın üzerindeki çatlamalara sebep olan şey sıcaklık değişiklikleridir.” şeklinde aydaki değişikliklerden bahsedecek kadar astronomiden, “Zayıf kuvvet, güçlü etkileşim, yer çekimi kuvveti ve elektromanyetik kuvvet” (S.170) olarak Kainattaki dört çeşit kuvvetten bahsedecek kadar Fizik kanunlarından, Cebrail, İsrafil, Mikail ve Azrail’den hakkındaki açıklamalarından sonra “fizik ilmi meleklerin ve Şeytan’ın fiillerinde mükemmel bir yansımanı bulmaktadır” (S.171) diyecek kadar dini bilgi ile kesbi bilgiyi örtüştürecek kadar alim ve bilim insanı bir şeyh.

Muhyiddin Şekûr şeyhinin kendisine ödev olarak verdiği “Radyasyon kazalarında ve nükleer savaşta insanların radyasyona maruz kalarak yaralanmaları” (S:171) konusunda makale yazma görevini yerine getirirken yaşadığı tecrübeyi “Nedense kendimi pek iyi hissetmiyordum. Kendimi adeta sürükleyerek evden çıktım. Otoyolda direksiyon sallarken, bir anda sanki bir hastalık rüzgârı esti ve estiği gibi bana musallat oldu. Bu epey garip bir hastalıktı. Hissettiğim, şiddetli bir mide bulantısı, nefes darlığı, kalp çarpıntısı ve baş ağrısıydı. Çok geçmeden akut radyasyona maruz kalan hastaların gösterdiği bütün belirtileri gösterdiğimi fark ettim. Bir hafta boyunca, bu duruma mana vermeye çalıştım. Sonuçta anladım ki, Hiroşima ve Nagazaki’de radyasyonun insanlara verdiği zararları zihnimde3 evirip çevirirken bu insanlarla aramda öyle kuvvetli bir manevi rabıta hasıl olmuş ki, onlar gibi hissetmeye ve onların fiziksel tecrübelerini yaşamaya başlamıştım.” (S:171) Ben tasavvufla ilgilenmesem de buna benzer bir tecrübeyi kendim de bizzat yaşadım. Devlet hastanesinde Müdür Yardımcısı olarak çalışırken Laboratuvar Teknisyeni bir arkadaş bir gün odama geldi. Odamda sohbet ederken dedesini doktora getirdiğini ve bel fıtığı olduğundan şüphelendikleri bir bel ağrısı şikayetiyle getirdiklerini ancak dedesinin tedavisi zor bir hastalığının çıktığını anlattı. O gün akşama kadar moral bozukluğu ile çalıştım. Akşama eve gidip 23.30’da yatağa yattığımda sanki kalp krizi geçiriyormuşum gibi bir hisse kapıldım. Sol kolumda bir uyuşma, göğüste ve sırtta ağrılar hissediyordum. Gece çalıştığım hastanenin acilen gittim. EKG çekilip bir şeyim olmadığı ancak ertesi gün bir kardiyoloğa görünmem söylendi. Ben kardiyoloğa göründüm ancak ağrılarım geçmiyordu. Hatta Sol ayağıma ve belime inmişti. Bir iki gün Beyin Cerrahı, Nöroloji Uzmanı, Genel Cerrahi uzmanı birkaç doktora görünmüştüm. Tahlil ve tetkik evraklarının dosyası hayli kabarmıştı. Daha önceden ortopedik bir özrüm olmamasına rağmen üç gün içinde ben sanki ortopedik özürlü gibi yürür olmuştum. Nihayet Psikiyatri uzmanına gittim. Bu ortopedik özürden bir iki ayda bu psikiyatrik durumdan çıkmam da bir yılı bulmuştu.

Şeyh bize Hiroşima’ya atılan [nükleer] bombanın yaklaşık 140.000 insanın canına mal olduğunu hatırlattı. Şeyh’in söylediğine göre, günümüzde dünyanın sahip olduğu nükleer güç, Hiroşima’ya atılan bombanın gücünün bir milyon katına denkti. Bir nükleer denizaltıda 24 silo, her bir siloda da 10 nükleer başlık olduğunu söyledi. Her nükleer başlık 50 megatonluk darbe gücüne sahipti. Yani bir Trident denizaltısı, New York gibi 240 şehri dümdüz edebilecek güçteydi.” (S.175-176) Muhyiddin Şekûr’un yaşamış olduğu radyasyon psikolojisinden anlaşılacağı üzere sadece o an ölenler hariç maruz kalanların yaşadıkları da düşünülünce nükleer silahların yarattığı tahribatın nesillere yaygın bir katliam olduğu anlaşılır. 11 Haziran verilerine göre 18,8 milyon nüfuslu New York şehrinden 240 tane yok etmenin felaket büyüklüğünü düşünebiliyor musunuz? Sadece bir denizaltı 4 ,512,000,000 inanı katledebilecek demektir ki dünya nüfusunun 8.093.241.000 olduğu düşünülürse bir denizaltının katledeceği bu dünya nüfusunun yarısından fazlası oluyor demektir. Dünya’daki ilk nükleer Atom Bombasını kullanan ülke de Amerika’dır. Medeni denilen ülkenin gayrı medeni davranışlarından belki en büyüğü de budur. Muhyiddin Şekûr ayrıca şeyhinden “İkinci Dünya Savaşı’ndan bugüne dört büyük çağdan geçtiğimizi ifade etti. Bunlar (1) Nükleer Çağ, (2) Bilgisayar çağı, (3) Enformasyon Çağı, (4) Genetik Mühendislik Çağı’ydı. Bu çağlardan her biri insanlık tarihi açısından, toplamda 40,000 sene süren Taş, Demir ve Bronz çağları kadar büyük bir öneme haizdir.” (S.176) Ayrıca anlaşıldığına göre bu bilgi verildiği zaman bundan 44 yıl kadar önce olmalı çünkü Muhyiddin Şekûr bilgini ve dünyanın hızlandığını bilgi akışının hızına yetişemediğimizi ifade ettikten sonra “Arkamızda bıraktığımız 40 sene, tam dört çağa sahne oldu.” (S:177) gibi bir ifade kullanıyor ki bu da 2. Dünya savaşının bitiminden 2 Eylül 1945 tarihinden 40 yıl sonrası olarak 1985 yılına denk gelmektedir. Yani biz ya da ben bu bilgileri ancak verildiği günden 39 yıl sonra okuyoruz. Muhyiddin Şekûr bütün bunlar ile bize göstermektedir ki aslında tarikat, tasavvuf ve özellikle de İslam Dini ilme bilime karlı değildir. Karşı çıkanlar Müslüman kisvesindeki tutucu bağnaz insanlardır. Bu hızlı bilgi akışı ve halkımızın teknolojik bağımlılığı sayesinde belki biz de şuurlu bir şekilde olmasa da farkında olmadan bu anlayışa evrileceğiz. Çünkü dışarıdan müdahalelerle mevcut durumun düzeltilmesi pek mümkün olmamakta, bir dirençle karşılaşılmaktadır. Bunun için bütün ıslahatçılar kökten değişim yolunu tercih etmişlerdir. Mevcudu koruyarak ıslah etmek istenilen başarıyı göstermemiştir. Yapılan ıslah ve değişimler de zamanla mevcudun halini almıştır.

Yukarılarda bu kitapta anlatılanların Muhyiddin Şekûr’un tarikat ve tasavvuf yolunda seyru süluku sırasındaki yaşadıkları tecrübelerden oluştuğuna dair tahminimizi destekler açıklamasını “Kaleme aldığım ilk Akvaryum Kuarteti’nde (Su Üstüne Yazı yazmak adlı kitabımda) olduğu gibi, bütün dersler benim şahsi irşadımı ve Şeyh’in diğer müridleri ile müşterek faaliyetlerimizi de kapsıyordu.” (S.181) ifadeleriyle ortaya koymaktadır. 

Yıllardır Türkiye’de tartışılan Türkçe Kur’an ile namaz kılınır mı? İbadet edilir mi? Sorularının cevabını Muhyiddin Şekûr’un Şeyhi veriyor. Müridlerinden Sa’id’in ölümü üzerine cenaze namazından sonra Muhyiddin Şekûr’un evinde toplanan müridânın hal ve hatırını sormak için telefonla arayan Şeyh, Sai’id için hatim okumalarını istemiş, Muhyiddin Şekûr da Şeyhine herkesin yüzünden Arapça Kur’an okumayı bilmediğini söylemişti. Ancak Muhyiddin Şekûr bu arada Şeyh’ine de Arapça Yüzünden okumayı bilmeyenler İngilizce mealini okusalar olur mu?” diye “Bazılarının Kur’an’ın İngilizce mealini okumasının caiz olup olmadığını sordum; ‘Olur’ dedi.” (S:223) böylece müridân Arapça bilmeyenler İngilizce mealinden okuyarak Sa’id için hatim indirmişlerdir. Yıllarca yapılan tartışmaya da bir nokta koyarak İmam-ı Azamın Türkçe ibadet hususundaki fetvasının doğruluğunu asırlar sonra tasdiklemişlerdir.  

Muhyiddin Şekûr’un “Gölgeler Koridoru” adlı bu kitabı her ne kadar Amerika’da faaliyet gösteren bir tarikatın faaliyetlerini ve de tarikata mensup müridler ile Muhyiddin Şekûr’un  seyrü sülukunu anlatan bir kitap olsa da zaman zaman Irak işgali ve Yugoslavya’nın parçalanması sırasında Sırpların yaptığı katliam gibi bazı tarihi olaylara temas etmesi dolayısıyla da tarihi bir vesika olarak bir anlam ifade etmektedir.

Dr. Z., aynı zamanda Şeyh’in kardeşiydi.” (S:243) Bosna Hersek savaşında Zagreb’e yardım için giden Muhyiddin Şekûr ABD’de mensup olduğu Tarikatın Şeyhinin kardeşiyle bir hastanede karşılaşıyor. Buradan Muhyiddin Şekûr bağlı olduğu Şeyhin Avrupa’dan ABD’ye gitmiş bir Boşnak Müslüman olduğunu çıkarabiliriz. İnternette Hüseynî Hayatî Rufaî tarikatına mensup olduğu söylenen Muhyiddin Şekûr’un şeyhinin adı ne kitapta kendisi tarafından ne de internette verilmektedir. Muhyiddin Şekûr’un “Sevgili Bosna” (S.255-285) başlığı attığı on üçüncü bölümde anlatılanlar ise bir hatırat, bir seyahatname vasfı taşımakta ancak bu hatırat ve seyahatname tabii güzelliklerden ve hoş hatıralardan oluşmamaktadır. Bu Hatırat ve Seyahatname tamamen savaş’ın yıkıntıları, esirler, göçmenler, yaralılar, tecavüze uğramış kadın ve erkelerden bahseden batının medeniyet anlayışını göstermiş olduğu vahşeti anlatıyor.  

Ondördüncü bölümde “Altın iplik”(S.289) başlığı altında Amerika’da tarikat içinde günlük olarak yaşadıklarının kendisinin her ne kadar seyru sülukunu tamladığına yorsa da aslında dünya hayatında Nükleer enerji ve radyasyon seminerleri, tesisatçıların bulamdığı su baskını gibi hadiselerin de Bosna Hersek savaşında yardımcı olmaya çalıştığı ortama hazırladığını düşünen Muhyiddin Şekûr belki de dünya denen âlemde insanların yaşarken kendilerini ahret hayatına hazırlanışlarının temsilini aktarıyordu. Gerçi kendisi ahrete hazırlıktan bahsetmiyor ancak dünyada önceki yaşantılarımız tecrübelerimiz bizi bir sonraki yaşanacak olaya hazırlarsa bütün olarak dünya hayatı da bizi ahret hayatına hazırlanmamıza Allah tarafından sunulan bir fırsattır. Benim çıkardığım derste bu. 

Muhyiddin Şekûr kendisinin de şaşırdığı bir şekilde Türkiye’den Türk kültürüne hizmet etmesi dolayısıyla Yılın Yazarı ödülüne layık görüşmüştür. Bunu da kedisi bizzat şöyle ifade etmiştir. “Mektup, Ankara’dan Kültür Bakanlığından geliyordu. Mektupta, “Su Üstüne Yazı Yazmak” adlı kitabımla Yılın Yazarı Ödülünü alacağım bildiriliyordu. Kitabım, Türkiyeli olmayan bir yazarın kaleme aldığı, Türkiye Kültürüne tesir etmiş bir kitap olması açısından bu ödüle layık görülmüştü.” (S:306) Ya yazar Muhyiddin Şekûr ya da mütercim ısrarla Türk, Türk Kültürü demekten kaçınıyorlar. Türkiyeli(!) olmayan bir yazara Türkiye Kültürü(!)ne hizmet ödülü veriliyor. Zannedersem bu ödül sadece Muhyiddin Şekûr kitapları eski evliya menakıpnamelerine benzediği, kendisinin seyru sülukunu anlattığı için verilmişti.

Muhyiddin Şekûr “Gölgeler Koridoru” adlı bu kitabı dokuz baskı yapmış ki bir okuyucu kitlesi var demektir. Ancak kitapta anlatılan olağanüstü durumları anlamayacak ya da pozitivizm bakış açısıyla karşı çıkacaklar da vardır. Ancak kitap her halükarda Türkiye’deki tasavvuf anlayışının bazı eksikliklerini de -Şeyhin ve Mühyiddin Şekûr’un Üniversite hocası olması, pozitif bilim denilecek alanlarda da yetkin bir kişi olmaları gibi- göstermektedir.           

YORUM YAP

Bağdar Caddesi Escortmaltepe escortbostancı escortanadolu yakası escortdeneme bonusu veren sitelerhttps://www.tedxpenn.com/escort ankaraankara escorthttps://greenhousecraftfood.com/ataşehir escortMebbistrendyol indirim kodustarzbetpiabetbonusxslotmarsbahisistanbul escort bayanseobetkomimajbetportobetbetebetholiganbetbetnanobetnanoportobetFenomenbetdeneme bonusu veren sitelercasibom giriştarafbetbetturkeybetturkeystarzbetxslotxslotzbahiszbahisgrandpashabetgrandpashabetBetpas thebarbeehousewife.comcasibomJojobet güncel girişjojobetJojobet güncel girişholiganbetjojobetjojobetgaziantep escortgaziantep escortimajbethacklinkholiganbetinterbahisjojobetholiganbetmarsbahiscasibomjojobet girişcasibomgates of olympushttps://www.wcle.org/https://www.birbuketmeyve.com/sweet bonanzaMadridbet girişjojobet girişJojobetjojobetjojobetjojobetjojobetgiriş jojobetjojobetgiriş jojobetgiriş jojobetjojobetJojobet girişgiriş jojobetcasinolevant girişgrandpashabet girisgrandpashabetmatbet girişgrandpashabetmarsbahisGrandpashabetgüvenilir bahis siteleriasyabahis girişmarsbahisbetkomjojobet girişsahabet girişcasibom girişmatbetbetparkonwin girişmatbet girişholiganbet girişjojobetCasibompusulabetmarsbahisbahsegelmeritkingmatbetbetebetcasibomholiganbetcasibomjojobetdeneme bonusuMarsbahisbetmatikjojobetjojobetmarsbahishacklinkextrabet girişmatadorbetjojobetjojobet günceljojobet günceljojobet girişjojobet girişjojobet girişjojobet günceljojobet güncel216jojobetjojobetpusulabetAtaşehir Escortsahabetsahabetjojobetjojobetsahabetcasibomcasibomcasibommeritkingmarsbahismarsbahis girişjojobetgrandpashabet girişjojobetOnwinMaltepe otelkartal otelataşehir otelKadıköy günlük kiralık daireÜsküdar otelleriağva günlük kiralık daireMaltepe günlük kiralık dairependik günlük kiralık daireağva otelleriPusulabetjojobetjojobetsahabetdeneme bonususahabetmaltcasinopubg mobile ucCasibommarsbahismarsbahismarsbahismarsbahismarsbahismarsbahis giriş
escort Bağcılar escort Bahçelievler escort Bakırköy escort Bayrampaşa escort Beylikdüzü escort Güngören escort İstiklal escort Kadıköy escort Sultanbeyli escort Üsküdar escort Avsallar escort Mahmutlar escort Oba escort Mecidiyeköy escort Ölüdeniz escort Güllük escort Kültür escort Ataşehir escort Avcılar escort Başakşehir escort Esenler escort Esenyurt escort Fatih escort Gaziosmanpaşa escort Kartal escort Küçükçekmece escort Maltepe escort Pendik escort Sultangazi escort Ümraniye escort Adapazarı escort Yalıkavak escort güvenilir casino siteleri Yalova escort Muğla escort Aydın escort Çanakkale escort Balıkesir escort Tekirdağ escort Manisa escort Trabzon escort Kahramanmaraşescort Kütahya escort Osmaniye escort Sivas escort Tokat escort Çorum escort Yozgat escort Isparta escort Elazığ escort Ordu escort Edirne escort Erzincan escort Zonguldak escort Rize escort Uşak escort Kırşehir escort Erzurum escort Giresun escort Amasya escort Sinop escort Niğde escort Bolu escort Karaman escort Kırıkkale escort Bayburt escort Ardahan escort Gümüşhane escort Artvin escort Çankırı escort Bartın escort Sinop escort Bilecik escort Karabük escort Burdur escort Nevşehir escort Kıbrıs escort Kırklareli escort Kastamonu escort Düzce escort Aksaray escort Adıyaman escort Afyon escort Arnavutköy escort Bebek escort Beşiktaş escort Beykoz escort Beyoğlu escort Büyükçekmece escort Çatalca escort Çekmeköy escort Eyüpsultan escort Kağıthane escort Sancaktepe escort Sarıyer escort Şile escort Silivri escort Şişli escort Taksim escort Zeytinburnu escort Aliağa escort Balçova escort Bayındır escort Bayraklı escort Bergama escort Beydağ escort Bornova escort Buca escort Çeşme escort Çiğli escort Karşıyaka escort Fehiye escort Marmaris escort Gaziemir escort Dikili escort Menderes escort Menemen escort Torbalı escort Atakum escort Çerkezköy escort Yenişehir escort Bodrum escort Toroslar escort Tarsus escort Silifke escort Mezitli escort Erdemli escort Anamur escort Akdeniz escort Melikgazi escort Elbistan escort Lüleburgaz escort İzmit escort İlkadım escort Çorlu escort Battalgazi escort Yeşilyurt escort Milas escort Ceyhan escort Çukurova escort Kozan escort Sarıçam escort Seyhan escort Emirdağ escort Sandıklı escort Merzifon escort Suluova escort Taşova escort Altındağ escort Batıkent escort Çankaya escort Çubuk escort Etimesgut escort Haymana escort Kahramankazan escort Keçiören escort Kızılcahamam escort Mamak escort Polatlı escort Pursaklar escort Sincan escort Ulus escort Yenimahalle escort Aksu escort Alanya escort Belek escort Demre escort Döşemealtı escort Elmalı escort Finike escort Gazipaşa escort Kaş escort Kemer escort Kepez escort Konyaaltı escort Korkuteli escort Kumluca escort Lara escort Manavgat escort Muratpaşa escort Serik escort Side escort Didim escort Efeler escort Nazilli escort Söke escort Altıeylül escort Ayvalık escort Bandırma escort Bigadiç escort Burhaniye escort Dursunbey escort Edremit escort Erdek escort Gömeç escort Gönen escort Havran escort İvrindi escort Karesi escort Kepsut escort Susurluk escort Büyükorhan escort Gemlik escort Görükle escort Gürsu escort Harmancık escort İnegöl escort İznik escort Karacabeyescort Kestel escort Mudanya escort Mustafakemalpaşa escort Nilüfer escort Orhangazi escort Osmangazi escort Yıldırım escort Biga escort Çan escort Gelibolu escort Karahayıt escort Merkezefendi escort Pamukkale escort Keşan escort Aziziye escort Palandöken escort Yakutiye escort Odunpazarı escort Tepebaşı escort Araban escort İslahiye escort Karkamış escort Nizip escort Nurdağı escort Oğuzeli escort Şahinbeyescort Şehitkamil escort Yavuzeli escort Bulancak escort Espiye escort Görele escort Altınözü escort Arsuz escort Antakya escort Defne escort Dörtyol escort Erzin escort Hassa escort İskenderun escort Kırıkhan escort Kumlu escort Payas escort Reyhanlı escort Samandağ escort Eğirdir escort Yalvaç escort Foça escort Karabağlar escort Kemalpaşa escort Kiraz escort Kınık escort Konak escort Narlıdere escort Ödemiş escort Tire escort Urla escort Safranbolu escort Akhisar escort Alaşehir escort Kırkağaç escort Salihli escort Sarıgöl escort Şehzadeler escort Soma escort Turgutlu escort Yunusemre escort Akkışla escort Bünyan escort Develi escort Kocasinan escort Talas escort Yahyalı escort Gazimusağa escort Girne escort İskele escort Lefke escort Lefkoşa escort Başiskele escort Çayırova escort Darıca escort Afşin escort Dulkadiroğlu escort Göksun escort Onikişubat escort Türkoğlu escort Kızıltepe escort Mut escort Dalaman escort Gümbet escort Datça escort Kavaklıdere escort Köyceğiz escort Menteşe escort Turgutreis escort Ula escort Yatağan escort Fatsa escort Altınordu escort Ünye escort Düziçi escort Kadirli escort Ardeşen escort Akyazı escort Arifiye escort Erenler escort Geyve escort Hendek escort Karasu escort Kaynarca escort Sapanca escort Derince escort Dilovası escort Gebze escort Gölcük escort Kandıra escort Karamürsel escort Kartepe escort Körfez escort Akşehir escort Beyşehir escort Bosna escort Ereğli escort Karapınar escort Meram escort Selçuklu escort Gediz escort Simav escort Tavşanlı escort Doğanşehir escort Bafra escort Çarşamba escort Boyabat escort Kapaklı escort Süleymanpaşa escort Erbaa escort Niksar escort Turhal escort Akçaabat escort Of escort Ortahisar escort Yomra escort Armutlu escort Çiftlikköy escort Çınarcık escort Akdağmadeni escort Boğazlıyan escort Sarıyaka escort Sorgun escort Alaplı escort Çaycuma escort Devrek escort Ereğli escort Kilimli escort Kozlu escort