
TÜRKEŞ AÇIKLADI: Türk Doktrini Dokuz Işık
Daha önce Türk halkına özeti açıklanmış olan Türk Doktrini Dokuz Işık’ın geniş izahı 27-28 Nisan tarihlerinde İstanbul Üniversitesi Öğrenci Lokalinde C.K.M.P. genel başkanı Alparslan Türkeş tarafından yapıldı. Gereğince duyurusu yapılmadığı halde ikibin kişilik salonda ayakta duracak kadar bile yer yoktu. Bu yüzden, Türklüğün hayatında önemli bir yer tutacak ve Türklüğe yeni bir yön verecek Dokuz Işık prensiplerinin açıklanmasını dinlemek için gelen pekçok kişi ya geri dönmek, ya da Hürriyet Meydanına doğru yöneltilmiş hoparlörden bu açıklamaları dinlemek zorunda kaldılar.
Konuşma iki günde, üçer saatten 6 saat devam etti. Dinleyicilerin yüzde doksanını teşkil eden üniversiteli öğrenciler, yeni Türklüğün kuruluş ve kurtuluş felsefesinin temeli olacak Dokuz Işık prensiplerini büyük bir dikkatle dinlediler.
İkibin kişinin “Başbuğ… Başbuğ…” diye tezahürat arasında Alparslan Türkeş, Türk Doktrini Dokuz Işık’ın dokuz maddesini açıkladığı ilk gün söze: “Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durumu izah ederek başladı. İnsanları aydınlatan yönetildiği, fakat bu yönetici aydınların fildişi kulelerde oturan, halktan habersiz kişiler olamayacağını, halkla beraber, halk için, halk gibi yaşamaları gerektiğini anlattı. Türkiye’nin Üçüncü Selimden beri kalkınma hamleleri içinde olduğunu, bizden sonra çok milletin, özellikle Japonya’nın bu hamlelerinde çoktan başarıya ulaştıklarını, izah eden Türkeş bunun sebebini şöyle açıklamıştır:

“Benim sizlere kısaca bunların başarısızlığa uğramasının sebebi olarak ifade edeceğimin bir-iki cümle ile şunlardır:
Batı medeniyetini, ve ileri Batı memleketlerinin yükselişini, gücünü meydana getiren manevi ilmi ve maddi sebepleri, fikirleri, idealler hakkıyla kavranamamıştır. Bunlar incelenmemiştir. Bunlara göre Türk milleti, Türk devletinin kalkınması için Türkiye’nin kendi bünyesine uygun milli bir görüş meydana getirilerek bunun uygulanmasına gidilmemiştir. Batı dünyasının dış görünüşü kabaca taklit edilmeye çalışılmıştır. Bu kabaca taklit sayesinde her işin özümleneceği ve kalkınmanın sağlanacağı zannedilmiştir. Bu kabaca taklitler nelerdir?.. Kabaca taklitler kıyafet taklidi olmuştur. Kabaca taklitler onların uyguladığı siyasi idare sisteminin taklidi olmuştur…
Bugünkü Türk aydının da aynı hatayı işlediğini izah eden Türkeş, bunun bir çıkar yolu olmadığını; Türkiye’nin milli coğrafyası, milli tarihi milli gerçekleri gözönüne alınmadan başka bir milletin sisteminin bizim milletimize tatbik edilmek istenmesinin büyük hata olduğunu söylemiştir.
Türk halkına hamle gücü verecek bir felsefeye ihtiyaç olduğu ve bu yeni felsefenin, yeni hayat görüşünün şu esasları içine alması gerektiğini anlatmıştır:
“Başkalarına zarar vermeden kazanmak. Diğer insanlara faydalı olmak. İyilik ederek yaşamak. İyilik ederek ve başkalarını rahatsız etmeden eğlenmek. Türk milletinin yükselmesi için dikkatli olmak. Türk milletinin yükseltilmesi için, ona yararlı olmak için gayret göstermek. Refahı, mutluluğu diğer vatandaşlarla paylaşmak. Hakka, hakikata ve ilme bağlanmak, bunlara hürmetkar olmak. İnsan haklarına saygılı olmak, milleti sevmek, insan sevgisine sahip olmak. Çalışmadan, alınteri dökmeden kazanç elde etmeyi, başkalarının sırtından geçinmeyi reddeden bir görüşe sahip olmak, bu görüşü yaymak, bu görüşü hakim kılmak. Miskinlik ve hareketsizliğe karşı olmak.”
Bu geniş girişten sonra Türkeş, Dokuz Işık doktrinini açıklamaya şöyle başlamıştır:
“Bize göre Türkiye’yi hızla kalkındıracak milli doktrin, Dokuz Işık doktrinidir. Dokuz Işık görüşüdür. Bu görüş, Dokuz ana ilkeye dayanmaktadır, ve Türkiye’nin Tarihi, milli gerçeklerini, milli ruhunu, dinini, ahlakını esas olan ilimle, modern ilmi rehber edinmiş olan bir görüştür.”
Bundan sonra prensipleri teker teker açıklamaya geçen Türkeş, Dokuz Işık’ın birinci prensibinin Milliyetçilik olduğunu şöyle söyledi ve bunu şöyle açıkladı:
“Milliyetçilik demek, Türk milletini sevmek, ona bağlı olmak, Türk devletine ve Türk devletine bağlı olmak, hizmet ülküsüne sahip olmak ve gönülde yabancı bir milletin özlemini, özentisini taşımamak duygusu ve şuurudur. Türk milliyetçiliği demek; Türkiye’de veya Türkiye dışında dünyanın herhangi bir yerinde cereyan eden olayları Türk gözüyle görmek, değerlendirmek ve yorumlamak şuuru ve duygusudur. Türk milliyetçiliği Türkiye’de ve Türkiye dışında girişilecek her çeşit faaliyetlerin Türk milletinin yararına olacak şekilde yürütülmesini istemek, yürütülmesini sağlamaya çalışmak duygusu ve şuurudur.”
Sonra geniş izahlarla Türk milliyetçiliği meselesinin detaylarına inen Türkeş, bundan sonra Dokuz Işık doktrininin ikinci ilkesi ülkücülük, üçüncü ilkesi Ahlakçılık anlatılarak dördüncü ilke olan “Toplumculuk”a geçti:
“Toplumculuk prensibi; Türk milletinin kalkınması için, Türk toplumunda yapılacak olan herşeyin toplum yararına olmasını istemek, toplum yararına göre düzenlenmesini istemek, toplum yararına uygun olmayan şeyleri kabul etmemektir.”
Diyen Türkeş, bu prensibin, iki ana bölüme ayrıldığını, bunların birincisinin toplumsal düzen, diğerinin ekonomik görüş olduğunu söyleyerek geniş izahatlar verdi.
Beş görevlerin kendilerini beğenmişlikle, evet ama, bunların iktisadi görüşü yok demelerini bilgisizlik olarak gösteren Türkeş, Dokuz Işık iktisat görüşünü geniş bir şekilde açıkladı.
İlimcilik ve Hürriyetçilik ilkelerinde anlatan Türkeş, Türkiye’nin ana davalarından olan köycülük ilkesine geçti. Bu ilkenin en önemli hedefinin 43 bin köyü 4300 tarım kentine getirilmesi olduğunu söyledikten sonra, bunun plân ve hesaplarının yapıldığını, bütçeye konacak cüz’i bir miktarla bu işin beş yılda halledileceğini izah etti. Köycülük ilkesinin içinde olan kooperatifleşme meselesinde belirterek, geniş bir şekilde anlattı.
Sekizinci ilke olan Gelişmecilik ve Halkçılık da geniş bir şekilde izah edildikten sonra, dokuzuncu ve son ilke olan Endüstricilik ve Teknikçilik’e geçti, ve şöyle dedi:
“Türkiye’nin kalkınması için, Türkiye’yi hızla sanayileştirmemiz lazımdır. Sanayileştirince ne olacak?.. Traktörümüzü, harman makinamızı, otobüsümüzü, kamyonumuzu, lokomotiflerimizi, uçaklarımızı, füzelerimizi, her şeyimizi kendi çocuklarımızın eliyle, kendi çocuklarımızın ilmiyle, bilgisiyle, planlarıyla ve kendi fabrikalarımızda, kendi topraklarımızda yapar hale geleceğiz. Zaman zaman kulaklarımıza birtakım sözler çalınır: ‘Türkiye sanayileşmez! Türkiye tarım memleketidir; tarımın geliştirmeye çalışmalıdır. Sanayi bırakmalıdır. Ancak tarımla ilgili hafif sanayi kurmağa bakmalıdır.’ Biz bu sözleri söyleyenleri ya gafil, veyahutta düşman namı hesabına hareket eden insanlar olarak görüyoruz. Türkiye kudretli, refahlı bir memleket, bir devlet haline gelecekse mutlaka süratle sanayileşecektir ve ağır sanayi sahibi olacaktır… Türkiye’nin her şeyi kendi yapacak hale gelmesinin yolu sanayi sahibi yapmaktan, endüstrileştirmek olacaktır.”
İki günlük konuşması burada biten Türkeş, ikinci gün, iç politika, iç birlik, iç barış, iç güvenlik ve dış politika meseleleri üzerinde de geniş izahatlarda bulundu. Konuşmasının son bölümünde Türk milliyetçiliğinin manasını ve gayesini anlatarak geniş izahatlarda bulundu.
Büyük ilgi toplayan bu altı saatlik seri konferans ikibin kişinin “Başbuğ… Başbuğ…” tezahüratı arasında son buldu.

______________
Milli Hareket Dergisi, 1 Haziran, 1967

