
Osman B.Karabacak
Bosna Hersek taraftarlarının Filistin için attığı sloganlar, sıradan bir tribün tezahüratı olarak görülmemelidir. Bu ses, yalnızca bir futbol kalabalığının politik refleksi değildir. Bu ses, tarihin en ağır acılarından geçmiş bir milletin, bugün benzer bir yıkımın altında ezilen başka bir millete uzattığı vicdani selamdır.
Boşnakların Filistin için ayağa kalkması değerlidir. Çünkü Boşnaklar, dünyanın uzun süre seyrettiği bir vahşetin ne anlama geldiğini en iyi bilen halklardan biridir. Srebrenitsa’da, Prijedor’da, Foça’da, Vişegrad’da, Saraybosna kuşatmasında yaşananlar yalnızca Boşnakların değil, bütün insanlığın hafızasına kazınmış kara sayfalardır. Sırp güçlerinin Boşnak Müslümanlara karşı işlediği suçlar, uluslararası mahkemeler tarafından soykırım olarak kayda geçirilmiştir. Bu gerçek, Boşnak halkının hafızasında yalnızca tarihî bir bilgi değil, nesilden nesile aktarılan derin bir yaradır.
2026 Dünya Kupası B Grubu’nun son maçında üst tura yükselme mücadelesi veren Bosna Hersek ile Katar karşı karşıya geldi. Bosna Hersek, 29. dakikada Alajbegovic ve 34. dakikada Dzeko’nun golleriyle öne geçti. Katar, 42. dakikada Al Haydos’un golüyle farkı bire indirse de ikinci yarıda üstünlüğünü koruyan Bosna Hersek, 80. dakikada Mahmic’in golüyle skoru belirledi. Mücadeleyi 3-1 kazanan Bosna Hersek, sahadan büyük bir sevinçle ayrılırken Katar kupaya veda etti.
Fakat bu galibiyeti değerli kılan yalnızca skor değildi. Bosna Hersek taraftarları, zafer sevincinin içinde Filistin’i unutmadı. Tribünlerde, sokaklarda, kutlama alanlarında yükselen Filistin sloganları, futbolun geçici heyecanını aşan bir vicdan mesajına dönüştü. Boşnaklar hem ABD sokaklarında hem tribünlerde hem Saraybosna’da hem de Almanya’da galibiyet sonrası eğlencelerde Filistin’i hatırlattılar. Bu tavır, onların Filistin meselesini yalnızca politik bir başlık olarak değil, tarihî ve insani bir sorumluluk olarak gördüklerini gösterdi.
Bu dayanışmanın arkasında yalnızca bugünün acıları değil, geçmişten gelen ortak bir tarihî kader de vardır. Bosna Hersek de Filistin de Osmanlı bakiyesi iki coğrafyadır. Asırlar boyunca aynı büyük medeniyet havzasının içinde yer almış, aynı devlet düzeninin, aynı şehir kültürünün, aynı vakıf anlayışının, aynı adalet fikrinin izlerini taşımışlardır. Osmanlı sonrası dönemde ise her iki coğrafya da büyük güçlerin hesaplaşmalarına, etnik ve dinî gerilimlere, sınırların yeniden çizildiği sancılı süreçlere maruz kalmıştır.
Bu bakımdan Bosna ile Filistin arasındaki bağ yalnızca din kardeşliğiyle açıklanamaz. Bu bağ, aynı tarihî evin farklı odalarında yaşamış halkların, o ev yıkıldıktan sonra benzer fırtınalara savrulmasının sonucudur. Osmanlı’nın çekilmesinden sonra Balkanlar’da Boşnakların yaşadığı yalnızlık ile Filistinlilerin kendi topraklarında yaşadığı sahipsizlik, farklı coğrafyalarda ortaya çıkmış olsa da aynı büyük tarih kırılmasının parçalarıdır.
Boşnakların Filistin için attığı her slogan bu yüzden daha derin bir anlam taşır. Onlar yalnızca bugünkü Gazze’yi değil, aynı zamanda kendi geçmişlerini, kendi yıkılmış mahallelerini, kendi kuşatılmış şehirlerini, kendi unutulmuş acılarını da hatırlamaktadır. Saraybosna’nın hafızası Gazze’nin acısını tanır. Srebrenitsa’nın sessizliği, Filistinli çocukların çığlığında yankısını bulur. Bu yüzden Boşnakların Filistin’e sahip çıkması, uzak bir coğrafyaya duyulan sempati değil, aynı tarihî kaderin içinde yoğrulmuş bir vicdan refleksidir.
İşte bu yüzden Boşnakların Filistin için attığı her slogan, tarihî bir hafızanın sesidir. Onlar yalnızca maç günlerinde değil; diasporada, meydanlarda, tribünlerde ve galibiyet kutlamalarında da Filistin’i unutmadılar. Bosna Hersek’in galibiyet sevincini yaşarken dahi Gazze’yi hatırlamaları, bu duyarlılığın geçici bir gündem tepkisi olmadığını gösteriyor. Sevinç anında bile mazlumu hatırlamak, ancak derin bir vicdan terbiyesiyle mümkündür.
Bu tavır son derece kıymetlidir. Çünkü çoğu zaman insanlar kendi sevinçlerine gömülür, başkalarının acısını ise uzaktan izler. Fakat Boşnaklar, kendi tarihî yaralarını başkasının yarasını anlamak için bir vesileye dönüştürüyor. ABD’de, Almanya’da, Saraybosna’da ya da tribünlerde yükselen Filistin sloganı, aynı ahlaki çizginin devamıdır: “Biz bu acıyı tanıyoruz, bu yüzden susamayız.”
Bugün Filistinlilerin yaşadığı acıya Boşnakların duyarsız kalmaması bu yüzden çok anlamlıdır. Çünkü zulmün dilini en iyi zulme uğrayanlar tanır. Evinden çıkarılmanın, kuşatma altında yaşamanın, dünyanın sessizliğine terk edilmenin, çocukların, kadınların, yaşlıların hedef olduğu bir vahşetin ne demek olduğunu Boşnaklar çok iyi bilir. İşte bu yüzden tribünlerden, meydanlardan ve gurbet şehirlerinden yükselen “Filistin” sloganı, yalnızca bir destek çağrısı değil; “Biz bu acıyı tanıyoruz” diyen tarihî bir şahitliktir.
Filistin meselesi bugün yalnızca bölgesel bir çatışma başlığı değildir. Gazze’de yaşanan yıkım, sivil ölümleri, zorla yerinden edilmeler, açlık, abluka ve şehirlerin sistematik biçimde yok oluşu, insanlığın vicdanını sınayan büyük bir meseledir. Uluslararası hukuk kurumlarının gündemine taşınan soykırım iddiaları, artık dünyanın görmezden gelebileceği bir tartışma olmaktan çıkmıştır. İsrail’in Gazze’de yürüttüğü saldırılar karşısında birçok halkın, hukukçunun ve insan hakları kuruluşunun yükselttiği itiraz, bu yüzden yalnızca politik değil, ahlaki bir itirazdır.
Bosna Hersek taraftarlarının Filistin’e destek sloganı, bu ahlaki itirazın en samimi örneklerinden biridir. Çünkü bu sloganın arkasında yalnızca öfke değil, hafıza vardır. Yalnızca politik tarafgirlik değil, yaşanmış acının doğurduğu empati vardır. Boşnakların Filistinlilerle kurduğu bağ, aynı dine mensup iki toplumun dayanışmasının ötesine geçer. Bu bağ, mazlumun mazlumu anlamasıdır. Tarihte yalnız bırakılmış bir halkın, bugün yalnız bırakılan başka bir halk için sesini yükseltmesidir.
Dahası, bu ses tek bir coğrafyaya sıkışmış değildir. Saraybosna’da yankılanan sloganla Almanya’daki kutlamalarda açılan Filistin bayrağı aynı duygunun parçasıdır. ABD sokaklarında Filistin için yürüyen Boşnaklarla tribünlerde Gazze’yi unutmayan taraftarlar aynı tarihî bilincin temsilcileridir. Nerede olurlarsa olsunlar, Boşnakların Filistin’i hatırlaması, diasporanın da bu hafızayı diri tuttuğunu göstermektedir.
Srebrenitsa’da dünya çok geç kaldı. “Bir daha asla” denildi; fakat bu söz çoğu zaman tören cümlesi olmaktan öteye geçemedi. Bugün Gazze’de yaşananlara bakıldığında, insanlık aynı imtihanla yeniden karşı karşıyadır. Eğer “bir daha asla” sözü gerçekten bir anlam taşıyorsa, bu söz yalnızca geçmişteki kurbanları anmak için değil, bugünün kurbanlarını korumak için de söylenmelidir.
Bu sebeple Bosna Hersek taraftarlarının Filistin için slogan atması, sporun siyaset üstü olması gerektiğini savunan yüzeysel yaklaşımlarla küçümsenemez. Bazı meseleler siyasetin değil, insanlığın meselesidir. Soykırıma uğramış bir halkın çocuklarının, bugün soykırım suçlamalarıyla anılan bir yıkımın mağdurları için ses vermesi, tribün kültürünün değil, insanlık onurunun konusudur.
Boşnakların sesi bize şunu hatırlatıyor: Acı, yalnızca hatırlanmak için değil, başka acıların önüne geçmek için de vardır. Eğer Srebrenitsa’nın hatırası bir anlam taşıyorsa, bu anlam Filistinli çocukların ölümü karşısında susmamakla tamamlanır. Eğer Saraybosna kuşatmasının hafızası hâlâ diri ise, bu hafıza Gazze kuşatmasını görmezden gelemez.
Bugün Boşnakların attığı slogan, mazlum milletlerin ortak vicdanıdır. O slogan, “Biz yalnız bırakıldık, Filistin yalnız bırakılmasın” diyen bir hafızanın sesidir. Bu yüzden değerlidir. Bu yüzden tarihe not düşülmelidir. Çünkü bazen bir tribünden, bir sokaktan, bir meydandan ya da bir galibiyet kutlamasından yükselen tek bir kelime, diplomatik açıklamalardan daha sahici, daha cesur ve daha insani olabilir.
Filistin için yükselen Boşnak sesi, yalnızca Filistinlilere destek değildir. Aynı zamanda insanlığa yapılmış bir çağrıdır: Geçmişin acılarını anmak yetmez; o acılardan ahlak üretmek gerekir. Boşnakların yaptığı da tam olarak budur. Kendi yaralarından başkasının yarasına merhamet taşımak.
Bosna Hersek ile Filistin’in ortak kaderi bize bir kez daha şunu gösteriyor: Osmanlı bakiyesi coğrafyaların acıları birbirinden kopuk değildir. Balkanlar’da dökülen gözyaşıyla Kudüs’te, Gazze’de, Nablus’ta, Ramallah’ta dökülen gözyaşı aynı tarihî hafızanın içinde buluşur. Bu yüzden Boşnakların Filistin’i unutmaması yalnızca bugünün politik tavrı değil, geçmişten geleceğe taşınan bir vefa borcudur.
Ya biz?

